Galatasaray'ın Genleri ve Prandelli

Alpay Asma

Şef Gümüş Kıvrım
Katılım
23 Kasım 2008
Mesajlar
73.982
Tepkime puanı
23.533
Puan
3.723
Öncelikle bu yazıyı kaleme almadan önce pek çok ayrı kaynaktan, çok beğenerek bir solukta okuduğum yazılardan büyük ilham aldığımı belirterek yazıma başlamak isterim.



Başlıktan'da anlayabileceğiniz gibi her ne kadar sürekli sistemimiz , ekolümüz yok gibi söylemleri sık duysak da gerek medya da gerek de taraftarlar arasında ki geyik muhabbetlerinde bu ülke de ekolü olan da bir sistemi olan da tek futbol kulubü Galatasaray'dır. Peki, nedir ona son 25 yılda diğer kulüplerden daha fazlasını kazandıran bu sistem. Cevabını aramak için Derwall'in gelişine yani 1984'te Almanya'dan-Türkiye'ye uzanan bir futbol filozofunun bu ülke topraklarına ayak basışına dönmek lazım evvela. Kendisi hakkında pek çok şey duyduk bugüne kadar. Bu konuda benden çok daha bilgili kişiler olduğundan bir kez daha buraya değinmek istemiyorum. Ama ilgisini çekenler olursa, aşağıda ki vereceğim linkte ki yazıyı okuyabilirler.



Bir Efsane: Jupp Derwall



Evet, Derwall bir efsaneydi bu kulüp için, çünkü ta 25-30 yıl öncesinde bugün tekrar yükselişte olan baskı, hucüm ve toplu defans, toplu hucüm felsefeli akıcı bir futbol kültürünü Galatasaray'da 3 sene sabrederek deneyen ilk kişiydi o. O günden beri hem Türk futbolu hem de Galatasaray'ın kazandığı bütün başarılarda bu felsefenin izlerini gördük.



Bu sistemden ne zaman vazgeçsek bu takım başarısız oldu. Çünkü takımın DNA'sı ve taraftarın karakteri en çok bu agresif ve coşkulu oyun ile örtüşüyordu. Saftig, Souness, Lucescu, Rijkaard gibi başka ekollerin teknik direktörlerinin oynattığı futbol bu yüzden hep yavan geldi taraftarın çoğuna, bir kısmı başarılı işler yaptığı halde.



2002'de şampiyon yapan Lucescu'nun yerine Terim'in 2. kez getirilişinin altında yatan da buydu, 73 yaşında ki Feldkamp'ın 2. kez takım başına getirilme kararının arkasında ki gerekçede.



Galatasaray son 7-8 yılda bu düzenden ne zaman çıkmaya çalışsa başarısız olmuştu çünkü. Rijkaard'ın olgunlaşmayan bol yan ve geri paslı oyunu, Mancini'nin hat müdaafalı alan daraltan futbolu da benimsenmedi hiç bir zaman, ve benimsenmesi de zordu zaten çünkü bu takımın bir DNA'sı var aslında 1984 yılından beri.



Peki, Prandelli bu DNA'nın neresine konumlandırabileceğimiz bir isim. Sanırım şu an herkesin cevabını en çok merak ettiği soru bu olsa gerek.



Kendisinin aslında şu an da tam da yeniden geçerli olmaya başlayan bir futbolun temsilcisi olduğunu söylersek yanlış olmaz herhalde. Günümüz futbolunun başarı için iki temel şartı, önde koordineli baskı ile rakibi mümkün olduğunca sistem dışında çıkarıp bloklar arası iletişimini kesmek, ve iyi top tekniği sayesinde yüzdeli pas yapabilen bir takıma sahip olmak.



Prandelli'nin yönettiği takımlar da bu 2 temel unsur da çokça görülür. Onun sisteminde Melo gibi isimlere de yer vardır Selçuk, Pirlo gibi isimlere de bu nedenle. Önemli olan ise bunu bizle ne kadar başarabileceği. Çünkü takımda bir çok deneyimli isim de olsa 2'sini bir arada yapabilecek kapasitede olmayan bir çok isim de mevcut hala.



Kısaca Prandelli'nin kafasında ki sistemi sahaya yansıtıp başarılı olabilmesi için sadece tek bir yönü ile öne çıkan değil, iki yönü de belli standardın üzerinde olan isimlere ihtiyacı olduğu kesin.



Ne gibi derseniz? Melo gibi, Selçuk gibi, Burak gibi, Sneijder gibi, bir kaleci olmasına rağmen Muslera gibi isimlere. Takıma dinamizm katıp, zeka oranını da düşürmeyecek ve hatta mümkün olduğunca yukarı da çıkarabilecek isimler şart.



Yoksa yine yavan bir futbol oynayarak( Rijkaard,Mancini dönemlerinde ki gibi), hayal kırıklığına uğramak da hiç düşük bir ihtimal değil. Çünkü Türk futbolcusunda en büyük eksik olan şey- pas ile baskı futbolunu aynı anda yapabilecek oyun zekası-, tam da ihtiyacımız olan şey şu an.



Saygılarımla,
 
Geri
Üst Alt