#19 Lorik Cana (ARŞİV)

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Cevap: #19 Lorik Cana



LORIK CANA: Arnavut Deschamps



24 yaşında Marsilya’da, geldiğinin ertesi günü Sunderland’de takım kaptanı olmak. Ribery’nin ardından en iyi ikinci Marsilyalı oyuncu seçilmek… Bunlar Lorik Cana’nın ne kadar isabetli bir nokta transfer olduğuna dair sadece birkaç veri…



Yıllar önce Marsilya’da bizim halı sahaların sentetik yerine doğal çimle kaplı bedava versiyonu olan bir “halk sahası”nda duymuştum Lorik Cana’nın adını… O halk sahasındaki maçta, doğma büyüme Marsilyalı olan orta yaşlı Arap esnaf abiye biraz sertçe bir müdahalede bulunmuştum. Bizim Türkiye’deki halı sahalarda benzer bir müdahalede bulunsam sahadan “Takoz Recep” sesleri yükselirdi, o cinsten oyun kuralları dâhilinde normal ama orta yaşlı ağabeylerle oynanan bir maçta “hayat kuralları bağlamı”nda biraz fazla sert bir müdahaleydi. Marketçi Arap abiyi yerden kaldırırken bana “Sen kendini Lorik Cana mı sanıyorsun, aslanım!” diye serzenişte bulunmuştu…

Sonra Marsilya’nın mabedi Velodrome’a ilk kez gitme mutluluğunu yaşadığımda, Lorik Cana’nın Marsilya taraftarı için bir oyuncudan çok daha ötesi olduğunu fark ettim. Cana’nın sahadaki en teknik ve yaratıcı oyuncu olmadığı herkesin malumuydu ama henüz 24 yaşında koca bir şehir için hayatla eş anlamlı olan takımın kaptanlığına getirilen bu Kosovalı Arnavut genç, onlar için bir futbol zanaatkarından daha ötesiydi. Paris’tekilere göre fazlasıyla geçim sıkıntısı çeken % 90’ı etnik Fransız olmayan Marsilya âşıklarının oturduğu tribünde neredeyse herkesin Cana ile bir anısı vardı: “Geçen hafta bizim mahalledeki pub’a geldi, şarap içtik” diyordu Martinik göçmeni bir genç. Hemen yandan Zidane formalı Cezayirli bakkal abi itiraz etti: “Cana Müslümandır, alkol içmez.” Hemen arkasındaki bir diğer Marsilya delisi, Cezayirli abinin tezini anında çürütüverdi: “Cana Kosovalı Arnavut ama aynı zamanda da ruhsal açıdan doğuştan Marsilyalı! Şarap da içer, cuma günü namaza da gider. Ne yapsa Cana’ya yakışır. O bizim büyük kaptanımız!”



O gün Cana, her zamanki gibi Marsilya formasıyla % 101’lik bir performans sergilemişti. Sanki Kosova savaşında Sırplarla savaşıyormuşçasına tekmeye kafa uzattı, hatta bir pozisyonda yerdeyken driplinge devam eden rakibinin ayağına kafasını uzatarak topu kesti ve tüm Velodrome ahalisi sanki Marsilya, ezeli futbol düşmanı PSG’ye gol atmışçasına kendinden geçerek ayağa kalktı. Ne de olsa Cana beş yıl PSG forması giydikten sonra aynı zamanda menejeri de olan babasının yönlendirmesiyle 2005 yazında Marsilya’ya transfer olmuş ve “Kalbimdeki kulübe geldim” demişti.



Belki bunu Türkiye’de Fenerbahçe-Galatasaray transfer hattında söylemiş olsa aklımıza “Gerzek Şaban”da sürekli aldığı paraya göre damarında akan kanın rengi değişen kaleci Bülent karakteri gelirdi ama Cana’nın hayatı zaten bir film gibiydi ve maalesef Kemal Sunal’inkiler gibi komediden çok dram tarzında bir filmdi. En dramatik olan da onun PSG’den Marsilya’ya gelmesini isteyen babası Agim Cana, 20 Ocak 1989 günü yaşanan elim kaza esnasında kulübü Samsunspor tarafından kadro dışı bırakılmış olmasaydı henüz 5 yaşındayken Lorik Cana öksüz kalacaktı. Belki de hiçbir zaman Marsilya’ya ya da babasının Alim adını alarak vatandaşı olduğu Türkiye’ye gelemeyecekti.

Lorik Cana’nın kaderini belirleyen yine fazlasıyla dramatik bir dönüm noktası da adeta Emir Kusturica filmlerinden aramıza sızmış bir kare misali: Aslında 10 yıldır dünyanın kalanının pek haberi olmayan bir etnik savaşın yaşandığı Kosova’dan 1992’de Yugoslavya’nın resmen dağılmasından sonra kaçan Cana ailesi, bu kez İsviçre’ye sığındı. Agim Cana, İsviçre’de oğlunu Lausanne-Sport’un altyapısına yazdırırken bir süre sonra dünyanın en büyük genç futbolcu kâşifi Arsene Wenger’in kapılarını çalacağını rüyasında bile görse inanmazdı. Ancak o zamanlar İsviçre ve Fransa vatandaşı olmayan Lorik, İngiltere’deki çalışma izni bürokrasisine takıldı ve Wenger’in çok istemesine rağmen Arsenal’e transfer olamadı. Bunun üzerine Lorik henüz çocuk sayılabilecek bir yaş olan 16’sında kendisini Fransa’nın başkenti Paris’te buldu. Tüm olup biten sanki Kusturica'nın “Çingeneler Zamanı” filminin futbol versiyonu gibiydi. Tabii arada çok önemli bir fark vardı: Lorik Cana, Paris varoşlarında büyük isyanın koptuğu günlerde ilk kez profesyonel sözleşmeye imza atarak sürekli olarak PSG forması giymeye başlarken Paris varoşlarında büyüyen bir başka futbol efsanesi Pascal Nouma şöyle buyuracaktı: “O sokaklarda büyüyenler ya arabaları ateşe verirler ya da Zidane olurlar!” Cana’nın Zidane’ın yarısı kadar teknik yaratıcılığa sahip olmadığı kesin ama modern zamanlarda saha içinde kendi mevkisinde “Zidane’ın önlibero” versiyonu gibi ruhani bir etki yarattığından da şüpheniz olmasın! Bana ve Marsilya halkına inanmayanlar Galatasaray’a efsanevi bir şampiyonluk yaşayan Marsilya’nın eski hocası Eric Gerets’e ya da bir başka eski dost olan Cana’nın PSG’deki hocası Vahid Halilhodziç’e kulak kabartsınlar! Behrami gibi İsviçre forması giymenin kolaylığının ve avantajlarının tadını çıkarmak yerine Arnavutluk forması giymeyi hatta FIFA’nın Kosova Milli Takımı’nı resmen tanıması halinde anavatanı için oynamak istemeyi tercih eden Lorik Cana, sözde değil özde bir futbol savaşçısı. Eğer Cana biraz daha yaşlı olsaydı “Futbol ateşli silahlar kullanmadan yapılan bir savaştır” sözünün sahibi rahmetli Bobby Robson, Arnavut yıldızı ezeli rakipleri Sunderland’den çok daha önce Newcastle formasıyla İngiltere’ye getirir ve tıpkı Sunderland’in hocası Steve Bruce gibi hiç düşünmeden ona geldiğinin ertesi günü kaptanlık pazubandını verebilirdi.



“Peki, Cana bu kadar iyi de neden İngiltere Premier Ligi’nde daha iyi bir takıma gitmedi de Galatasaray’a geldi?” diye soranları duyabiliyorum. Cana’nın kariyer tercihlerine baktığımızda Galatasaray tercihi son derece tutarlı ve başka “duygusal” sebeplere indirgenemeyecek kadar anlamlı. Çünkü aynı Cana daha 21 yaşında Real Madrid ve Bayern Münih’ten aldığı teklifleri reddederek neredeyse yarı maaş karşılığı Marsilya’yı tercih etmiş bir isim. Günümüz futbolunda nesli fazlasıyla tükenmiş bir biçimde köklerine bağlı kalan ve para sihirbazları yerine öz babasını menejeri yapan Lorik Cana için Türkiye ve Galatasaray harika bir tercih. Aynı şekilde de Lorik Cana, Galatasaray ve Türkiye için çok iyi bir tercih. Şöyle bir karşılaştırma yapmak gerekirse, son 5 yılda Galatasaray forması giymiş en yetenekli ve sansasyonel isim olan Franck Ribery, “Marsilya’da yılın oyuncusu” seçildiğinde, Lorik Cana “yılın en iyi ikinci Marsilya oyuncusu” ödülüne layık görülmüştü. Marsilya’nın diğer efsanevi kaptanlarından en ünlüsünün bir başka “önliberoların Zidane’ı” etkisi yaratan Didier Deschamps olduğunu da not düşmek lazım. Didier Deschamps da Lorik Cana misali az kart gören bir oyuncu değildi ancak onun da tüm kariyeri boyunca oyundan atıldığı maçların sayısı Cana gibi bir elin parmaklarını dahi geçmez. En azından şunu söyleyebiliriz, eğer beklenmedik bir adaptasyon sorunu yaşanmazsa Galatasaray Lorik Cana’yı alırken Didier Deschamps’ın Arnavut versiyonunu transfer etti.



Eğer Cana Kosovalı Arnavut değil de mesela önliberoda asla Cana’nın yarattığı etkinin % 70’ini dahi yaratmayı başaramayan Lucas Leiva gibi Brezilyalı olsaydı, İstanbul’a ayak bastığı gün havalimanında en az 20 kamera daha olurdu. Ancak İtalyan aşçı-Türk aşçı diyalektiğinde olduğu gibi bazen yemeğin lezzetinden çok aşçının milliyetinin geçer akçe sayıldığı ülkeler genellikle hesap ödenirken kazık yerler! Bu yüzden Simon Kuper’in “Futbolun Şifreleri” kitabında altını çizdiği gibi en büyük yıldızların bir araya geldiği 11’ler doğru bir kimyayla oluşturulan biraz daha az parlak yıldızların bir araya geldiği “doğru 11’ler”e yenilirler. Geçen yıl da Galatasaray buna benzer bir hayal kırıklığı yaşamamış mıydı zaten? O yüzden Lucas Neill’ın önlibero versiyonu olan Marsilya ve Sunderland’in eski kaptanı Lorik Cana’nın olduğu bir takım, Jo gibi “kendine forvet”lerden medet umulan takımlardan her zaman daha başarılı olmazlar mı zaten?



Ali Ece



Güzel yazmış üstad :tiphat:



(2 ay önce yazmış normalde ama bugün ekledi bloguna)
 
Cevap: #19 Lorik Cana



aslaninnesesiyerinde921.jpg
[/URL][/IMG]
 
Cevap: #19 Lorik Cana



Cana: Gel lan buraya o bicimsiz saclarini kesecegim (sag elinde makas var ama gorunmuyor)

Sabri: Oyle birsey yaptigin taktirde t....klarini orta yaparim zira tam menzilimde

Cana: Lan yabma!! Yapican mi? Yapma
 
Cevap: #19 Lorik Cana



Büyük oyuncu.Gerçekten büyük oyuncu.Helede Fener maçında o gelen topa yıkılmayıp 2 defa müdahale etmesi varyaa. :)
 
Cevap: #19 Lorik Cana



Sarp'a gelen şut pozisyonu Cana'ya gelseydi daha etkili olabilirdik orada.
 
Cevap: #19 Lorik Cana



Reis adamlarsınız, eyvallah.Cana ne eylemiş oyle, pff inanılır gibi değil.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri
Üst Alt