#6 Tolga Ciğerci

Yeri geldiğinde bende Tudor'u savundum

Ama şampiyon olmuş bitmiş,gitmiş davayı neden güdüyorsun ki ?

Hele sana 7 tane şampiyonluk kazandırmış,belki de Galatasaraylı olmana vesile olmuş bir adam hakkında sizin Terim'iniz diye bahsetmen hoş değil Hakan
Bu dava tudorun veya terimin davası değil. Tudor sadece çok çarpıcı bir örnek ülkedeki yabancı karşıtlığı, yeniliklere açık olamama, aidiyet duygularından arınamama sorunu olan zihniyeti tartışıyorum ben burda ve twittterda. Ve evet terim 20 yıl önce modern bir hocaydı ve benimde terimimdi hatta 5-6 yıl öncede benim terimimdi. Ama bu ülkedeki zihniyeti gördükçe terimden soğumaya başladım terim artık demode ve kendini geliştirmeyen Türk zihniyetli bir hoca.

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
Adamın kendini geliştirmemiş hali 7 şampiyonluk almış.

Geliştirse neler yapardı acb
 
Bu dava tudorun veya terimin davası değil. Tudor sadece çok çarpıcı bir örnek ülkedeki yabancı karşıtlığı, yeniliklere açık olamama, aidiyet duygularından arınamama sorunu olan zihniyeti tartışıyorum ben burda ve twittterda. Ve evet terim 20 yıl önce modern bir hocaydı ve benimde terimimdi hatta 5-6 yıl öncede benim terimimdi. Ama bu ülkedeki zihniyeti gördükçe terimden soğumaya başladım terim artık demode ve kendini geliştirmeyen Türk zihniyetli bir hoca.

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
Okursan sevinirim
bu yazı tüm gelişmelerden bağımsızdır.

kendi ise tanışıklığım bir alt yapı organizasyonu sırasında küçük bir futbolcu iken 15 yaşında oldu. futbolu konuşan bir adam olduğunu o zaman gördüm. yardımcıları ile sürekli diyalog halindeydi.

bizi köyümüze geri döndük, o muhteşem işler başardı.

yıllar geçti, ben futboldan kopamadım ve onun 1998-2000 yılları arasında oynattığı oyunun bitirme tezi olarak sundum...

şu gaz mevzusuna bir son vereyim istiyorum.
başka bir amacım da yok zaten.

fatih terim, piontek ile çalışırken (ki piontek 3'lü defans kurgusunu avrupa'ya geri getiren adamdır. çoğu kişi bunu bilmez. carlos bilardo'nun maradona'ya daha fazla yer açmak ve onu serbest oyuncu kullanmak için 86'da başvurduğu ve o günden sonra özellikle arjantin'li teknik direktörlerin mütemmim cüzü olan sistem) öğrenmişti bu sistemi.

piontek 1980'lerin tamamında danimarka'nın başındaydı ve elindeki meşhur orta saha rotasyonunu nasıl kullanabileceğini düşünüyordu. sonunda 3'lü oynamayı seçti. ve avrupa onun bu oyunu sayesinde 3'lü ye dönüş yapmaya başladı.

1998 dünya kupasında hırvatlar, kanatlarda jarni ve stanic’in, savunma üçlüsünde de bilic, stimac ve simic’i koyarak yarı final yapınca 3'lü ciddi anlamda kullanılmaya başlanan bir sistem halini aldı ve bir zamanlar anti-tezi olarak piyasaya çıkan ve ingiltere'de arsene wenger'in uygulayarak 1998'de sürpriz bir şekilde şampiyon olmasına sağlayan 4-4-2'yi ezen bir sistem olmuştu.

terim'in 3'lü savunmayı öğrendiği avrupa'daki en iyi uygulayacılarından biri olan piontek sonrası 3'lü ve 4'lü arasında bir sistem üzerinde uzun süre çalıştı.

96 avrupa şampiyonası sonrası geldiği galatasaray'da bunu denemenin zamanıydı, çünkü sistemin özünü oluşturan formasyon değil pres'ti. ve bu pres oyunu ancak uzun süreli tekrarlardan sonra doğru işleyebilirdi. bunu da bir kulüp takımında yapabilirdi. fatih terim onu şu şekilde açıklıyordu

"topun olduğu yer bizim için pozisyon" ...

aynı videoda yer alan (her ne kadar ofsayt taktiği yok demek için kullandığı) "taktik maktik yok bam bam bam" sloganı dillere pelesenk olsa da fatih terim aslında felsefesini çok net anlatmıştı. o büyük başarılar kazandığı hatta italya'da bir sezonda unutulmazlar arasına sokan da bu sistemiydi. (yönetim ile tartışmadan önce 15. hafta'da lider inter'in 8 puan gerisinde ligin en az kaybeden dört takımında biriydi)

2000'li yılların ortalarında klinsman ve ekibi tarafından ortaya atılan ama asıl uygulayacısı dortmund'un başına geçtiğinde dikkatleri üzerine çeken jurgen klopp olan gegenpressing'in ilk uygulayıcısı olduğu unutulur.

zira bam bam bam demek yerine felsefik bir kaç cümle ile açıklamaya çalışsaydı derdini belki de gegenpressing'in mucidi oluverecekti. ama bunu yapamadı ne yazık ki..

arif ve hakan şükür'ün forvet olarak yazıldığı 4-4-2 diamond olarak sahaya çıkan takım hiç bir zaman formasyonunu 4-4-2'ye göre ayarlamadı. oyun başladığı andan itibaren pres gücü ile rakibi bozan ve bekleri ile birlikte ileriye çıkmasıyla bir anda 2-5-3 oynayan bir takımdı. fatih terim bu sistemi 96'da milli takımın başındayken düşünmüştü. üç'lü oynamayı futbolculuk hayatından da iyi bildiği için tersini oynamanın nasıl bir şey olacağı konusunda fikri vardı.

o günler de gegenpressing diye bir terim olmadığı gibi bunu uygulayan bir takımda yoktu. 2000 yılındaki o takımın bu akımın ilk uygulayıcısıydı. galatasaray bekleri öne çıkartarak orta sahayı beşlediğinde arif'in sağ tarafa, hakan'ın merkeze, hagi'nin ise sol tarafa kaydığı (bazen buraya direkt bek gelirdi) popescu ve bülent'in takımın boyunu 35 metreye çektiği düzene geçiyordu.

topu kaptırdığı anda yaptığı gegenpressing ile birlikte topu kazanıp aynı anda kontra atağa çıktığı bir sistem kurmuştu. (klopp ne diyor bu konuda; topu kazanmak için en doğru an topu kaptırdığın andır). bu sistemde arif ikinci forvet değil bir kanat forveti gibiydi. bunun benzerini oynatan adamlara "dahi" dendiği bir dünyada fatih terim'e "gazcı" denmesini anlayamıyorum.

sistemin oturduğu ilk sezon olan 97/98 sezonunda 86 gol atmış takım.
ondan sonra en çok gol atan takımın 68 golü var. 96-97 sezonunda 90 golü var bu takımın. galatasaray'ın gegenpressing ile rekor kırdığı dört sezonda gol ortalaması 85 ki son sezon uefa kupası ile ligin biraz geri plana atılması nedeniyle 77 gol'de kalmış takım. hakan şükür'ün 30 gol ortalaması ile oynadığı 3 sezonun ardından dördüncü sezonda attığı 20 gol bir şeyler anlatır diye düşünüyorum.

fatih terim'in hagi'yi serbest oynatmak adına kalan dokuz oyuncudan istediği üst düzey baskı ve pres yapmaktan çekinmeyen forveti ile sistemin tam olarak işlemesini sağladı. ayrılıp fiorentina'ya gitmeseydi muhtemelen şampiyonlar ligi yarı finali görebilirdi takım. ancak bu olmadı.

benzer bir etkiyi 2008'de de yaptı ancak ufak değişiklikler ile.
elmander sayesinde aynı etkiyi 2011-12 ve sonraki sezonda yapabildi. ancak sistemin bazı eksikleri o bölgede oyuncu bulamamasından dolayı sorun yaşadı. bir hagi arayışında oluşu ve kaka'yı özellikle istemesine rağmen kesinlikle farklı bir oyun oynamanıza neden olacak sneijder'in gelişi ile aslında sistemi komple değiştirmesine neden olacaktı. burak'ı üç maç yanında oturtup "ondan pres yapmasını bekliyorum" diyerek aslında felsefesinden hiç vazgeçmediğini göstermişti.

orta sahadaki emre'nin yerine selçuk ile suat kaya'nın yerine de melo ile doldurmuştu. okan'ın işini yaptırdığı engin baytar ile ise sistem yeniden işler vaziyetteydi. eboue'nin capone etkisi, bir hakan ünsal bulanamaması yüzünden sekteye uğrasa da reiara'nın inisiyatif alarak etki göstermesi sol kanatta işleri biraz değiştirdi.

gegenpressing denen şok presin avrupa'daki ilk uygulayıcısı olan bu adam ister sevin, ister sevmeyin saygıyı fazlasıyla hak ediyor. özellikle şampiyonlar ligi eskiden çok daha zorlu olduğu düşünülürse ikincilerin üst tura çıkamadığı zamanlarda yaptıkları takdir edilmeli.

zira 1 galibiyet 5 beraberlikle grubu lider tamamlamış bir juventus varken (98-99) bunu söylemek çok saçma olmaz sanırım. başkalarının yaptığında dahi dediğimiz şeyi bizimkiler yaptığında farklı şeylerle açıklamak yerine olduğu gibi anlatmayı ve takdir etmeyi bilmeliyiz.
 
Okursan sevinirim
bu yazı tüm gelişmelerden bağımsızdır.

kendi ise tanışıklığım bir alt yapı organizasyonu sırasında küçük bir futbolcu iken 15 yaşında oldu. futbolu konuşan bir adam olduğunu o zaman gördüm. yardımcıları ile sürekli diyalog halindeydi.

bizi köyümüze geri döndük, o muhteşem işler başardı.

yıllar geçti, ben futboldan kopamadım ve onun 1998-2000 yılları arasında oynattığı oyunun bitirme tezi olarak sundum...

şu gaz mevzusuna bir son vereyim istiyorum.
başka bir amacım da yok zaten.

fatih terim, piontek ile çalışırken (ki piontek 3'lü defans kurgusunu avrupa'ya geri getiren adamdır. çoğu kişi bunu bilmez. carlos bilardo'nun maradona'ya daha fazla yer açmak ve onu serbest oyuncu kullanmak için 86'da başvurduğu ve o günden sonra özellikle arjantin'li teknik direktörlerin mütemmim cüzü olan sistem) öğrenmişti bu sistemi.

piontek 1980'lerin tamamında danimarka'nın başındaydı ve elindeki meşhur orta saha rotasyonunu nasıl kullanabileceğini düşünüyordu. sonunda 3'lü oynamayı seçti. ve avrupa onun bu oyunu sayesinde 3'lü ye dönüş yapmaya başladı.

1998 dünya kupasında hırvatlar, kanatlarda jarni ve stanic’in, savunma üçlüsünde de bilic, stimac ve simic’i koyarak yarı final yapınca 3'lü ciddi anlamda kullanılmaya başlanan bir sistem halini aldı ve bir zamanlar anti-tezi olarak piyasaya çıkan ve ingiltere'de arsene wenger'in uygulayarak 1998'de sürpriz bir şekilde şampiyon olmasına sağlayan 4-4-2'yi ezen bir sistem olmuştu.

terim'in 3'lü savunmayı öğrendiği avrupa'daki en iyi uygulayacılarından biri olan piontek sonrası 3'lü ve 4'lü arasında bir sistem üzerinde uzun süre çalıştı.

96 avrupa şampiyonası sonrası geldiği galatasaray'da bunu denemenin zamanıydı, çünkü sistemin özünü oluşturan formasyon değil pres'ti. ve bu pres oyunu ancak uzun süreli tekrarlardan sonra doğru işleyebilirdi. bunu da bir kulüp takımında yapabilirdi. fatih terim onu şu şekilde açıklıyordu

"topun olduğu yer bizim için pozisyon" ...

aynı videoda yer alan (her ne kadar ofsayt taktiği yok demek için kullandığı) "taktik maktik yok bam bam bam" sloganı dillere pelesenk olsa da fatih terim aslında felsefesini çok net anlatmıştı. o büyük başarılar kazandığı hatta italya'da bir sezonda unutulmazlar arasına sokan da bu sistemiydi. (yönetim ile tartışmadan önce 15. hafta'da lider inter'in 8 puan gerisinde ligin en az kaybeden dört takımında biriydi)

2000'li yılların ortalarında klinsman ve ekibi tarafından ortaya atılan ama asıl uygulayacısı dortmund'un başına geçtiğinde dikkatleri üzerine çeken jurgen klopp olan gegenpressing'in ilk uygulayıcısı olduğu unutulur.

zira bam bam bam demek yerine felsefik bir kaç cümle ile açıklamaya çalışsaydı derdini belki de gegenpressing'in mucidi oluverecekti. ama bunu yapamadı ne yazık ki..

arif ve hakan şükür'ün forvet olarak yazıldığı 4-4-2 diamond olarak sahaya çıkan takım hiç bir zaman formasyonunu 4-4-2'ye göre ayarlamadı. oyun başladığı andan itibaren pres gücü ile rakibi bozan ve bekleri ile birlikte ileriye çıkmasıyla bir anda 2-5-3 oynayan bir takımdı. fatih terim bu sistemi 96'da milli takımın başındayken düşünmüştü. üç'lü oynamayı futbolculuk hayatından da iyi bildiği için tersini oynamanın nasıl bir şey olacağı konusunda fikri vardı.

o günler de gegenpressing diye bir terim olmadığı gibi bunu uygulayan bir takımda yoktu. 2000 yılındaki o takımın bu akımın ilk uygulayıcısıydı. galatasaray bekleri öne çıkartarak orta sahayı beşlediğinde arif'in sağ tarafa, hakan'ın merkeze, hagi'nin ise sol tarafa kaydığı (bazen buraya direkt bek gelirdi) popescu ve bülent'in takımın boyunu 35 metreye çektiği düzene geçiyordu.

topu kaptırdığı anda yaptığı gegenpressing ile birlikte topu kazanıp aynı anda kontra atağa çıktığı bir sistem kurmuştu. (klopp ne diyor bu konuda; topu kazanmak için en doğru an topu kaptırdığın andır). bu sistemde arif ikinci forvet değil bir kanat forveti gibiydi. bunun benzerini oynatan adamlara "dahi" dendiği bir dünyada fatih terim'e "gazcı" denmesini anlayamıyorum.

sistemin oturduğu ilk sezon olan 97/98 sezonunda 86 gol atmış takım.
ondan sonra en çok gol atan takımın 68 golü var. 96-97 sezonunda 90 golü var bu takımın. galatasaray'ın gegenpressing ile rekor kırdığı dört sezonda gol ortalaması 85 ki son sezon uefa kupası ile ligin biraz geri plana atılması nedeniyle 77 gol'de kalmış takım. hakan şükür'ün 30 gol ortalaması ile oynadığı 3 sezonun ardından dördüncü sezonda attığı 20 gol bir şeyler anlatır diye düşünüyorum.

fatih terim'in hagi'yi serbest oynatmak adına kalan dokuz oyuncudan istediği üst düzey baskı ve pres yapmaktan çekinmeyen forveti ile sistemin tam olarak işlemesini sağladı. ayrılıp fiorentina'ya gitmeseydi muhtemelen şampiyonlar ligi yarı finali görebilirdi takım. ancak bu olmadı.

benzer bir etkiyi 2008'de de yaptı ancak ufak değişiklikler ile.
elmander sayesinde aynı etkiyi 2011-12 ve sonraki sezonda yapabildi. ancak sistemin bazı eksikleri o bölgede oyuncu bulamamasından dolayı sorun yaşadı. bir hagi arayışında oluşu ve kaka'yı özellikle istemesine rağmen kesinlikle farklı bir oyun oynamanıza neden olacak sneijder'in gelişi ile aslında sistemi komple değiştirmesine neden olacaktı. burak'ı üç maç yanında oturtup "ondan pres yapmasını bekliyorum" diyerek aslında felsefesinden hiç vazgeçmediğini göstermişti.

orta sahadaki emre'nin yerine selçuk ile suat kaya'nın yerine de melo ile doldurmuştu. okan'ın işini yaptırdığı engin baytar ile ise sistem yeniden işler vaziyetteydi. eboue'nin capone etkisi, bir hakan ünsal bulanamaması yüzünden sekteye uğrasa da reiara'nın inisiyatif alarak etki göstermesi sol kanatta işleri biraz değiştirdi.

gegenpressing denen şok presin avrupa'daki ilk uygulayıcısı olan bu adam ister sevin, ister sevmeyin saygıyı fazlasıyla hak ediyor. özellikle şampiyonlar ligi eskiden çok daha zorlu olduğu düşünülürse ikincilerin üst tura çıkamadığı zamanlarda yaptıkları takdir edilmeli.

zira 1 galibiyet 5 beraberlikle grubu lider tamamlamış bir juventus varken (98-99) bunu söylemek çok saçma olmaz sanırım. başkalarının yaptığında dahi dediğimiz şeyi bizimkiler yaptığında farklı şeylerle açıklamak yerine olduğu gibi anlatmayı ve takdir etmeyi bilmeliyiz.
o eksik kalan kısmı tamamlamak lazımdı.
özellikle taraftarlar olarak 4-4-2’ye olan bağımlılığımız yüzünden.

birkaç yıl evvel, can sıkıntısı ile geçen bir hafta sonunda, bielsa kadar olmasa da arşivdeki eski maçları izlemeye başladım. ve fark ettim ki herkes gibi bende yanılmışım. izlediğim ilk maç leeds united’ı 2-0 yendiğimiz istanbul’daki maçtı. o maçı izlerken fark ettiğim bir şey beni rahatsız etti. o ana kadar kendimden o kadar emindim ki. steve jobs’un time dergisine kapak olamadığında yıllarca suçladığı daniel kottke’nin aslınsa bir suçu olmadığını 1998’deki imac launch’ı öncesinde fark ettiği gibi yıllardır inandığım şeyin doğru olmadığını fark ettim.

“biz gerçekten 4-4-2’i mi oynadık??” (96-2000 ve 2011-13 arası)

o gece bu soruyu sormuştum ve kendimi olabildiğince rahatsız etmiştim.
artık geri dönüşü yoktu. o hafta sonu ile birlikte 1 ay boyunca yaklaşık 100 (galatasaray ve fiorentina) maç izledim. ve sonunda fark ettim ki arsene wenger bir noktaya kadar haklıydı..

schalke 04 ile oynanacak top 16 maçı için eurosport’a “büyük usta” köşesinde şampiyonlar ligi için yorumlarda bulunuyordu arsene wenger… daha öncesinde yine eurosport’a euro 2008 öncesinde yaptığı yorumda da “benim bildiğim terim, takımı 4-3-3 düzeninde sürer ve başarılı olur”.. aynısını schalke 04 eşleşmesi öncesi de söylemişti.

peki “futbolun profesörü” 4-3-3 dediği düzene biz nasıl yıllarca 4-4-2 dedik??
bunun cevabı “hagi”’de ve asimetrik düzende saklıydı.. (mehmet demirkolcuğumun kaos futbolu dediği şey aslında tam olarak budur)

daha evvel, carlos bilardo’nun maradona’ya özgürlük vermek için 3’lü oynadığından bahsetmiştim. fatih terim’de hagi’ye özgürlük vermek ve de onu mevkiye bağlamamak için asimetrik düzeni tercih etmişti. böylece hagi serbest hale gelirken, bir kişi eksik yapılan savunmanın zafiyeti en aza inecekti. dahası, hagi ve diğer oyuncular (hakan şükür hariç) demarke pozisyona geçecekti hücumda. zira, bizlerin 4-4-2 baklava (ecnebiler diamond diyor) arsene wenger’in ise 4-3-3 (hoca’nın ise söylediği gibi 2-5-3) diye düşündüğü şeyin aslında temelinde asimetrik bir 4-1-4-1 olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz.

bunu ikinci gelişindeki maçların neredeyse tamamında görürken felipe’nin asimetrik düzene uyum sağlayamaması ve de forvet ile kanatların sadece hızlı olup pozisyon bilgisinden yoksun olması onu başarısızlığa itti. yoğurabileceği, yeninden şekillendirebileceği bir oyuncu kadrosu yoktu elinde. ama üçüncü gelişinde bu sorunu halletti.

sezona başakşehir yenilgisi ile başlamıştı ki takım. melo’nun yanında sabri oynuyordu ve hoca elmander’e sıcak değildi.. biraz da ona sorulmadan yapılan bir transfer olduğu için mesafeliydi. ancak antep’e içeride 4-2 kaybedilen maçın ardından 4-4-2 gibi duran ama elmander’in biraz daha geride oynadığı 4-1-4-1 asimetrik düzene geçince seri galibiyetler gelmeye başladı.
insanların 4-4-2 oynadığını düşünmesi çok doğal ancak sorun şu ki galatasaray aslında çift forvet gibi görünen asimetrik bir oyun oynamaktaydı.. zaten baros’un bu oyuna uyum sağlayamaması (sonrasında neler neler söylediğini hepimiz biliyoruz) ve necati ateş’i (necati, elmander'in açtığı alanı da kullandığı gibi on numara gibi oynadığı da oldu. ve hiç bir zaman yan yana görünmediler) alarak şampiyonluğu kolaylaştırdığını düşününce aslında tam anlamıyla 4-4-2 (bildiğimiz klasik 4-4-2) oynamamış demek daha doğru bir tanım olur.

şu anda da aslında eren – gomis ikilisi ile yürümüyor oluşu da aslında hiç bir zaman 4-4-2 klasik (iki forvetin yan yana oynadığı) oynamadığımızın, sistemin asimetrik bir 4-1-4-1 olduğunun açık göstergesi (ki fatih hoca ısrarla bunu deniyor). çünkü en iyi sistem o... çünkü hocanın alametifarikası bu.. yani 4-1-4-1 asimetrik formasyon.

üçüncü döneminin ilk sezonunda sağ ve sol açıklara aynı zamanda iç oynayabilen bir nevi yeni bir 2-5-3 yapabildiği emre çolak ve engin baytar’ı ters ayaklı olarak ters kanatlara koyması da ayrı bir taktik bilgeliktir.

bu oyunun benzerini alves’in bir açık gibi oynadığı barcelona’nın 3-4-3’e dönen 4-3-3’ü olarak gösterebiliriz.

http://www.clker.com/...L/G/M/K/3-4-3-hi.png

4-1-4-1 asimetrik düzenin benzerini hamza hamzaoğlu ile kazanılan şampiyonlukta da görebilirsiniz.
burak’ı biraz geri alarak umut’un arkasına yerleştirmek kimin fikriydi sizce??? ve nasıl bir 4-4-2'dir o?? (ayrıca drogba transferi ile burak'ı biraz kenara atıp aslında kanat forveti gibi değil necati ateş gibi kullandığı günleri de unutmayın!)

fatih terim’in temelinde oynanması gereken oyunu işaretlediği, sneijder’in gelişi ve onun sola deplase olması yüzünden tam olarak işlemeyen ve 4-3-3’e mecburen evrilen sistemin sıkıntıları üçüncü sezonda ortaya çıkmıştı aslında. 5. hafta beşiktaş deplasmanında alınan galibiyet ile 2 galibiyet 3 beraberlik ile 9 puanı vardı takımın. beşiktaş maçında 72. dakikada golü bulduktan hemen sonra bile burak – umut değişikliği ile pres gücünü arttırıp, drogba’yı ileride tek, umut’u ise birkaç metre arkasına ve soluna yerleştirmişti. sneijder’i biraz sağa kaydırıp, engin baytar’ı değiştirdiği bruma ile maçı koparmıştı.
4-4-2 diamond’dan 4-1-4-1 asimetriğe döndüğü gibi maç alıp yürümüştü...

sonra rakip seyirci sahaya indi filan.. uzun hikaye orası.

günümüzde ise 4-2-3-1 için kurulan bu takımın hücreleri şu anda 4-4-2’nin herhangi versiyonunu kabul etmiyor ne yazık ki... çünkü onun için gerekli olan şey bir arif erdem, bir necati ateş ancak elimizde bir saffet sancaklı var. bu yüzden hocanın “deplasman problemi mayıstan sonra çözülür” demesi normal.

özellikle necati ateş’in 2011-12 sezonu devre arasında transferi deplasman maçlarında kendini göstermişti. normal sezonda antep deplasmanında bir gol, mersin deplasmanında iki gol bir asist, sivas deplasmanında iki gol bir asist, fenerbahçe deplasmanında bir asist (maç 2-2 bitti) manisa deplasmanında bir asist ve süper finalde trabzonspor deplasmanında iki gol attı (8 gol 5 asist) . hocanın neden bu cümleyi kurduğunu bu istatistikten anlayabilirsiniz. zira, bu formasyon (asimetrik 4-1-4-1) özellikle deplasman maçlarında elinizi rahatlatan en önemli unsur..

hocanın kafasındaki oyun buydu.
ama n’diaye’nin mecburiyetten doğan ayrılığı ile presi orta sahaya ile değil ön alana yaptırmaya mecbur etti. bu bir mecburiyet ve herhangi bir ffp cezası gelmezse (ki ben geleceğini hiç ama hiç düşünmüyorum) yaz aylarında transfer için 5-6 oyuncu (gönderilmeden) kadro, şampiyonlar ligi ve lig için fazlasıyla yeterli olacaktır. özellikle ikinci forvet, merkez orta saha (selçuk inan yerine) ve belhanda’nın montpellier performansının benzerini vermeye başladığı şu dönemdekini sezon boyuna yaydığı an seviye olarak top 16’ya çıkmak hiçte zor değil.

önemli olan şeyin burada asimetrik 4-1-4-1 oynatacak necati ateş bulmakta. ilk onbire yapılacak bir merkez orta saha, bir ikinci forvet (feghouli’nin yerine yani) ve bir stoper ile sistem kusursuz çalışır hale gelebilir. ancak, umut bulut – burak yılmaz ikilisinin benzerini gomis – eren ikilisinden aramaya son vermek lazım... zira eren burak yılmaz’lık yapabilir mi? kesinlikle hayır.

hocanın, şansı elindeki oyuncu grubundan iki üst düzey oyuncuyu satarak cebine koyacağı nakit ile (garry ve sofiane) daha ucuza (maaş bütçesini de aşağı çekerek) yepyeni bir takım kurabilecek olması. genç türk oyuncular, alt yapıdan geleceklerle birlikte iki sene boyunca bu sistemi uygulayabilirse bir seri şampiyonluklar zinciri daha eklenebilir.

hocanın, sistemin dışında yaptığı ve düşündüğü en önemli şeyin “huzurun” sadece galatasaray’da olduğunu bir kere daha fark etmesidir..

asimetrik 4-1-4-1 (yalancı 4-4-2) ile gelen 6 şampiyonluk ve bu sezonu idare ederken ayağına gelen fırsatı değerlendirip 7. şampiyonluğu haneye eklemek ve sonraki sezonda istediği transferleri yapıp, yeni bir çağ açmak hiçte zor değil. önemli olan sistemin oturması, zira hocanın oyuncuları maça hazırlamak, konsantrasyon kaybı gibi dertleri yok…

yazar notu :

hocanın italya’da özellikle fiorentina’da ne oynattığına hatta milan’da da ne oynattığına bakarsak asimetrik 4-1-4-1’in neler yapabildiğini söylemeye gerek duymuyorum. kaos futbolu diye adlandırılan asimetrik düzenin (mehmet demirkol’a göre kim nerede belli değil? –ne güzel kafalar bunlar-) ortaya çıkma nedeni hagi’ye alan açmak ve elinde ki oyunculara pres yaptırmak için gerekli alanı parsellemektir.

şu anda ;

https://i.hizliresim.com/Pl0XVN.jpg

olması gereken ;

https://i.hizliresim.com/Md1Mq9.jpg

not :
bazı oyuncuların satılması gerekli.
zira artık oyuncu satmadan almak, ffp'nin bizim gibi takımlara sağladığı bir kolaylık değil. bu nedenle gerekli bazı ayrılıklar olacaktır. önemli olan sistemin işlemesini sağlayan yeni oyuncuların isimli ya da isimsiz olduğuna bakmadan destek görmesidir. çünkü, yaşanacak bu birliktelik beraberinde şampiyonlar ligi yarı finali getirebilir.

edit :

hocanın bu oyunu üç farklı teknik direktörün oynattığı oyunun birleşimidir.
sepp piontek, arrigo sacchi ve carlos bilardo...
 
Kardeş kusura bakma ama derbilerde ve deplasmanlarda çok sönük bir takım haline gelmiştik ve insan ilişkileri 0 dı. Tek taktiği top rakipteyken topu kapıp 18 bölgesinde gomisi topla buluşturmaktı. Rakipler topu bizim ayağımıza verirken hiçbir planlanmış hücum kurgusu yoktu kusura bakma ama tek bildiği pres yapmaktı bu takımın. Ayrıca oyun temposunu ayarlaymıyorduk sürekli yüksek tempoda oynuyorduk bu yüzden deplasmanda yenilgiler arka arkaya geldi ve rakip pres oyunu oynayınca topla ne yapacağımızı şaşırıyorduk. Kusura bakma ama şuan için vasat bir hoca .Biliyorum seni allahı gelse vazgeçiremez tudor dan ama bunu görmelisin. Ayrıca Tudor un çeşit çeşit fantezileri de vardı buyur Malatya maçı
Ekli dosyayı görüntüle 25024
Birincisi biz hemen hemen her maç 3 4 3 oynadık zaten bu dizilişte yanlış ayrıca belhandayı sol forvete koyup fernandoyu 2 stoperin arasından çıkartıp ileri itmiştik dikine futbolun gerekliliği olan hızlı geçişi yaparken zaten sol bek ve sol stoperimiz yokken marianonun sakatlanması geçişi yapamamazı sağlayan bir unsurdu. Burada herhangi bir fantezi ürünü yok adam sadece fernandoyu ortasahaya alıp denayeri onun yerine koydu.bunun nedeni ise topu 1. Bölgeden çıkartamamamız marianonun yokluğunda.

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
Ikide bir zihniyet sorgulamak bayağa popüler oldu.
Kendi kurduğu takım tarafından bile istenmeyen bir Teknik Direktör için bunca uğraş nedir bir türlü çözemedim.
 
o eksik kalan kısmı tamamlamak lazımdı.
özellikle taraftarlar olarak 4-4-2’ye olan bağımlılığımız yüzünden.

birkaç yıl evvel, can sıkıntısı ile geçen bir hafta sonunda, bielsa kadar olmasa da arşivdeki eski maçları izlemeye başladım. ve fark ettim ki herkes gibi bende yanılmışım. izlediğim ilk maç leeds united’ı 2-0 yendiğimiz istanbul’daki maçtı. o maçı izlerken fark ettiğim bir şey beni rahatsız etti. o ana kadar kendimden o kadar emindim ki. steve jobs’un time dergisine kapak olamadığında yıllarca suçladığı daniel kottke’nin aslınsa bir suçu olmadığını 1998’deki imac launch’ı öncesinde fark ettiği gibi yıllardır inandığım şeyin doğru olmadığını fark ettim.

“biz gerçekten 4-4-2’i mi oynadık??” (96-2000 ve 2011-13 arası)

o gece bu soruyu sormuştum ve kendimi olabildiğince rahatsız etmiştim.
artık geri dönüşü yoktu. o hafta sonu ile birlikte 1 ay boyunca yaklaşık 100 (galatasaray ve fiorentina) maç izledim. ve sonunda fark ettim ki arsene wenger bir noktaya kadar haklıydı..

schalke 04 ile oynanacak top 16 maçı için eurosport’a “büyük usta” köşesinde şampiyonlar ligi için yorumlarda bulunuyordu arsene wenger… daha öncesinde yine eurosport’a euro 2008 öncesinde yaptığı yorumda da “benim bildiğim terim, takımı 4-3-3 düzeninde sürer ve başarılı olur”.. aynısını schalke 04 eşleşmesi öncesi de söylemişti.

peki “futbolun profesörü” 4-3-3 dediği düzene biz nasıl yıllarca 4-4-2 dedik??
bunun cevabı “hagi”’de ve asimetrik düzende saklıydı.. (mehmet demirkolcuğumun kaos futbolu dediği şey aslında tam olarak budur)

daha evvel, carlos bilardo’nun maradona’ya özgürlük vermek için 3’lü oynadığından bahsetmiştim. fatih terim’de hagi’ye özgürlük vermek ve de onu mevkiye bağlamamak için asimetrik düzeni tercih etmişti. böylece hagi serbest hale gelirken, bir kişi eksik yapılan savunmanın zafiyeti en aza inecekti. dahası, hagi ve diğer oyuncular (hakan şükür hariç) demarke pozisyona geçecekti hücumda. zira, bizlerin 4-4-2 baklava (ecnebiler diamond diyor) arsene wenger’in ise 4-3-3 (hoca’nın ise söylediği gibi 2-5-3) diye düşündüğü şeyin aslında temelinde asimetrik bir 4-1-4-1 olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz.

bunu ikinci gelişindeki maçların neredeyse tamamında görürken felipe’nin asimetrik düzene uyum sağlayamaması ve de forvet ile kanatların sadece hızlı olup pozisyon bilgisinden yoksun olması onu başarısızlığa itti. yoğurabileceği, yeninden şekillendirebileceği bir oyuncu kadrosu yoktu elinde. ama üçüncü gelişinde bu sorunu halletti.

sezona başakşehir yenilgisi ile başlamıştı ki takım. melo’nun yanında sabri oynuyordu ve hoca elmander’e sıcak değildi.. biraz da ona sorulmadan yapılan bir transfer olduğu için mesafeliydi. ancak antep’e içeride 4-2 kaybedilen maçın ardından 4-4-2 gibi duran ama elmander’in biraz daha geride oynadığı 4-1-4-1 asimetrik düzene geçince seri galibiyetler gelmeye başladı.
insanların 4-4-2 oynadığını düşünmesi çok doğal ancak sorun şu ki galatasaray aslında çift forvet gibi görünen asimetrik bir oyun oynamaktaydı.. zaten baros’un bu oyuna uyum sağlayamaması (sonrasında neler neler söylediğini hepimiz biliyoruz) ve necati ateş’i (necati, elmander'in açtığı alanı da kullandığı gibi on numara gibi oynadığı da oldu. ve hiç bir zaman yan yana görünmediler) alarak şampiyonluğu kolaylaştırdığını düşününce aslında tam anlamıyla 4-4-2 (bildiğimiz klasik 4-4-2) oynamamış demek daha doğru bir tanım olur.

şu anda da aslında eren – gomis ikilisi ile yürümüyor oluşu da aslında hiç bir zaman 4-4-2 klasik (iki forvetin yan yana oynadığı) oynamadığımızın, sistemin asimetrik bir 4-1-4-1 olduğunun açık göstergesi (ki fatih hoca ısrarla bunu deniyor). çünkü en iyi sistem o... çünkü hocanın alametifarikası bu.. yani 4-1-4-1 asimetrik formasyon.

üçüncü döneminin ilk sezonunda sağ ve sol açıklara aynı zamanda iç oynayabilen bir nevi yeni bir 2-5-3 yapabildiği emre çolak ve engin baytar’ı ters ayaklı olarak ters kanatlara koyması da ayrı bir taktik bilgeliktir.

bu oyunun benzerini alves’in bir açık gibi oynadığı barcelona’nın 3-4-3’e dönen 4-3-3’ü olarak gösterebiliriz.

http://www.clker.com/...L/G/M/K/3-4-3-hi.png

4-1-4-1 asimetrik düzenin benzerini hamza hamzaoğlu ile kazanılan şampiyonlukta da görebilirsiniz.
burak’ı biraz geri alarak umut’un arkasına yerleştirmek kimin fikriydi sizce??? ve nasıl bir 4-4-2'dir o?? (ayrıca drogba transferi ile burak'ı biraz kenara atıp aslında kanat forveti gibi değil necati ateş gibi kullandığı günleri de unutmayın!)

fatih terim’in temelinde oynanması gereken oyunu işaretlediği, sneijder’in gelişi ve onun sola deplase olması yüzünden tam olarak işlemeyen ve 4-3-3’e mecburen evrilen sistemin sıkıntıları üçüncü sezonda ortaya çıkmıştı aslında. 5. hafta beşiktaş deplasmanında alınan galibiyet ile 2 galibiyet 3 beraberlik ile 9 puanı vardı takımın. beşiktaş maçında 72. dakikada golü bulduktan hemen sonra bile burak – umut değişikliği ile pres gücünü arttırıp, drogba’yı ileride tek, umut’u ise birkaç metre arkasına ve soluna yerleştirmişti. sneijder’i biraz sağa kaydırıp, engin baytar’ı değiştirdiği bruma ile maçı koparmıştı.
4-4-2 diamond’dan 4-1-4-1 asimetriğe döndüğü gibi maç alıp yürümüştü...

sonra rakip seyirci sahaya indi filan.. uzun hikaye orası.

günümüzde ise 4-2-3-1 için kurulan bu takımın hücreleri şu anda 4-4-2’nin herhangi versiyonunu kabul etmiyor ne yazık ki... çünkü onun için gerekli olan şey bir arif erdem, bir necati ateş ancak elimizde bir saffet sancaklı var. bu yüzden hocanın “deplasman problemi mayıstan sonra çözülür” demesi normal.

özellikle necati ateş’in 2011-12 sezonu devre arasında transferi deplasman maçlarında kendini göstermişti. normal sezonda antep deplasmanında bir gol, mersin deplasmanında iki gol bir asist, sivas deplasmanında iki gol bir asist, fenerbahçe deplasmanında bir asist (maç 2-2 bitti) manisa deplasmanında bir asist ve süper finalde trabzonspor deplasmanında iki gol attı (8 gol 5 asist) . hocanın neden bu cümleyi kurduğunu bu istatistikten anlayabilirsiniz. zira, bu formasyon (asimetrik 4-1-4-1) özellikle deplasman maçlarında elinizi rahatlatan en önemli unsur..

hocanın kafasındaki oyun buydu.
ama n’diaye’nin mecburiyetten doğan ayrılığı ile presi orta sahaya ile değil ön alana yaptırmaya mecbur etti. bu bir mecburiyet ve herhangi bir ffp cezası gelmezse (ki ben geleceğini hiç ama hiç düşünmüyorum) yaz aylarında transfer için 5-6 oyuncu (gönderilmeden) kadro, şampiyonlar ligi ve lig için fazlasıyla yeterli olacaktır. özellikle ikinci forvet, merkez orta saha (selçuk inan yerine) ve belhanda’nın montpellier performansının benzerini vermeye başladığı şu dönemdekini sezon boyuna yaydığı an seviye olarak top 16’ya çıkmak hiçte zor değil.

önemli olan şeyin burada asimetrik 4-1-4-1 oynatacak necati ateş bulmakta. ilk onbire yapılacak bir merkez orta saha, bir ikinci forvet (feghouli’nin yerine yani) ve bir stoper ile sistem kusursuz çalışır hale gelebilir. ancak, umut bulut – burak yılmaz ikilisinin benzerini gomis – eren ikilisinden aramaya son vermek lazım... zira eren burak yılmaz’lık yapabilir mi? kesinlikle hayır.

hocanın, şansı elindeki oyuncu grubundan iki üst düzey oyuncuyu satarak cebine koyacağı nakit ile (garry ve sofiane) daha ucuza (maaş bütçesini de aşağı çekerek) yepyeni bir takım kurabilecek olması. genç türk oyuncular, alt yapıdan geleceklerle birlikte iki sene boyunca bu sistemi uygulayabilirse bir seri şampiyonluklar zinciri daha eklenebilir.

hocanın, sistemin dışında yaptığı ve düşündüğü en önemli şeyin “huzurun” sadece galatasaray’da olduğunu bir kere daha fark etmesidir..

asimetrik 4-1-4-1 (yalancı 4-4-2) ile gelen 6 şampiyonluk ve bu sezonu idare ederken ayağına gelen fırsatı değerlendirip 7. şampiyonluğu haneye eklemek ve sonraki sezonda istediği transferleri yapıp, yeni bir çağ açmak hiçte zor değil. önemli olan sistemin oturması, zira hocanın oyuncuları maça hazırlamak, konsantrasyon kaybı gibi dertleri yok…

yazar notu :

hocanın italya’da özellikle fiorentina’da ne oynattığına hatta milan’da da ne oynattığına bakarsak asimetrik 4-1-4-1’in neler yapabildiğini söylemeye gerek duymuyorum. kaos futbolu diye adlandırılan asimetrik düzenin (mehmet demirkol’a göre kim nerede belli değil? –ne güzel kafalar bunlar-) ortaya çıkma nedeni hagi’ye alan açmak ve elinde ki oyunculara pres yaptırmak için gerekli alanı parsellemektir.

şu anda ;

https://i.hizliresim.com/Pl0XVN.jpg

olması gereken ;

https://i.hizliresim.com/Md1Mq9.jpg

not :
bazı oyuncuların satılması gerekli.
zira artık oyuncu satmadan almak, ffp'nin bizim gibi takımlara sağladığı bir kolaylık değil. bu nedenle gerekli bazı ayrılıklar olacaktır. önemli olan sistemin işlemesini sağlayan yeni oyuncuların isimli ya da isimsiz olduğuna bakmadan destek görmesidir. çünkü, yaşanacak bu birliktelik beraberinde şampiyonlar ligi yarı finali getirebilir.

edit :

hocanın bu oyunu üç farklı teknik direktörün oynattığı oyunun birleşimidir.
sepp piontek, arrigo sacchi ve carlos bilardo...
Sadece tek birey söyleyeceğim ben terime gaz futbolu oynatıyor demedim. Ben terime 20 yıl öncenin aktif dinlenmesini, 20 yıl öncenin oyun yapısını, yanpasını , set hücümunu, oynatıyor dedim. Bu adam artık demode bir hoca oldu benim için. GS gibi 2.sınıf takımlarda başarı modern futbola öncülük etmekle gelir, artık ülkece bizim 20 yıl öncenin futbolundan kurtulup hızlı oyunun dikine futbolun geçiş hucumunun ve modern anlayışın olduğu futbol anlayışına geçmemiz şart oldu.

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
Alıntı yaptığım yazılar Galatasaray sözlüktendir Kim olduğunu biliyorsunuz zaten
 
Sadece tek birey söyleyeceğim ben terime gaz futbolu oynatıyor demedim. Ben terime 20 yıl öncenin aktif dinlenmesini, 20 yıl öncenin oyun yapısını, yanpasını , set hücümunu, oynatıyor dedim. Bu adam artık demode bir hoca oldu benim için. GS gibi 2.sınıf takımlarda başarı modern futbola öncülük etmekle gelir, artık ülkece bizim 20 yıl öncenin futbolundan kurtulup hızlı oyunun dikine futbolun geçiş hucumunun ve modern anlayışın olduğu futbol anlayışına geçmemiz şart oldu.

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
Hepsini okudun ve bundan terim in yanpas futbolu yaptığı sonucuna mı vardın Erdoğan a bağlı AKP seçmeni gibisin ...
 
Bir almanci icin degmez yaw bosuna tartismayin

Tolga hainin tekidir,sampiyonluk yolunda ben sakatim diyen kriz cikarmak isteyen ve sezon basi kampina keyfine göre katilmayan bir hain

Muhtemelen oturdugu yerden para kazanmayi baska bir almanci kardesimiz Tarik camdal'dan ögrenmistir
 
Adamın kendini geliştirmemiş hali 7 şampiyonluk almış.

Geliştirse neler yapardı acb
4 tanesi modern bir tdyken, 2 tanesinde daha dikine futbol ve geçiş hücumları yaygınlaşmamışkrn(yani modern sayılabilir) 1 tanesi ise Tudorun 2 ayda bizi vasat futboldan kurtarıp 10 or*suyu kovup 10 tane modern futbolcu alıp ilk yarıda bütün büyük maçları deplasmanda oynayarak 1 puanla liderkrn(Malatya maçından önce kovuldu ve yanlış hatırlamıyorsam biz ilk yarıyı göztepeyi yenerek lider kapatmıştık o maçıdu tudorun dikine futboluyla oynadık) ligin yarısını kendi demode sistemiyle oynatan bir Galatasaray büyük maçlar hariç oynanan b*k gibi bir futbol (Trabzon ve Antalya maçı hariç onlarda tek kelimeyle muhteşem dikine futbol oynadık) konyaya karşı yüzde 70 topla oynayan(bu nasıl bir zihniyette olduğumuzu gösterir) kendi evinde b*k gibi oynayarak Alanya gibi deplasmanlarda ligin son 6 7 küçük(!) maçında b*k gibi oynayarak kazandığımız Aykut kocaman fenerin 2. Olduğu sezon. Ama ben öngörürümki bundan sonra belki 18-19 da olabilir ama aslaa diğer sezonlarda başarılı olamayacak heleki fener bir devrim yapmaya çalışırken...

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
Hepsini okudun ve bundan terim in yanpas futbolu yaptığı sonucuna mı vardın Erdoğan a bağlı AKP seçmeni gibisin ...
Hepsini okumadım kardeşim konuya terimin "gaz futbolu konusunu kapatayım" diye girdiğin için bu cevabı yazdım terim 20 yıl öncenin modern tdsi ama günümüzün demodesidir ve ben ona gaz futbolu oynatıyor demedim ve yanpasçı, aktif dinlenme oynatan bir td olduğunu kendi gözlerimle izliyorum zaten.

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
O öngörü değil de olmasını istediğin şey olmasın?
Bak çok boş yapıyorsun kardeşim.
Ben sadece Jurgen kloppun başlattığı modern futbol akımını takımıma görmek ve yeniliklere açık olmanızı istiyorum.
Ben futbolun keşfedilmemiş derinliklerini desteklediğim takımıma izlemek istiyorum. Ben terimi hh nu Şenolu Aykutu ersunu istemiyorum. Sadece bu

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
Hoca gittikçe geliştirdi kendini artık daha modern bir hoca esasında. Önceden oyuncu takıntıları vardı, artık kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. Eski Terim olsa bu sene Selçuk'u mutlaka 11'de başlatırdı her maçta.

Bu sene "ben her maçta haldır haldır saldırırım" demedi mesela, eski Terim olsa her yerde full açık futbol oynatırdı. Kadıköy deplasmanında beklemeyi bildi, kontrollü oynadı, mutlak kazanmamız gereken Başakşehir ve Beşiktaş maçlarında da eski Terim'e göre çok daha kontrollü oynadı. Artık elindeki kadronun neyi yapıp neyi yapamayacağını çok daha iyi analiz ediyor bence ve rakibe göre de bir şeyler koyuyor sahaya.
 
Bir almanci icin degmez yaw bosuna tartismayin

Tolga hainin tekidir,sampiyonluk yolunda ben sakatim diyen kriz cikarmak isteyen ve sezon basi kampina keyfine göre katilmayan bir hain

Muhtemelen oturdugu yerden para kazanmayi baska bir almanci kardesimiz Tarik camdal'dan ögrenmistir
Ben burada tolgayı savunmuyorum futbolun sadece gol vuruşu çalım yeteneği ve pas isabeti olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

RNE-L21 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
Geri
Üst Alt