Cevap: #19 Harry Kewell
Şu Kewell'ın önemini hala anlamıyorlar mı, delirmemek elde değil. Taktılar bir yaşına, taktılar ciğerine, taktılar bokundaki boncuğa, ezbere söylenegelen şeyleri söylüyorlar da söylüyorlar. Yok fubol hayatı bitmiş, yok bir daha oynayamaz, yok bir daha kendine gelemez, boşuna paraları alacak da yok bilmem daha neler. Devesinin nalı derler adama. Hagi bu takımdan içeri girdiğine kaç yaşındaydı? Geçin şu yaş meselesini, hastalık meselesini arkadaş! Adam sakatlanana kadar kaç maç üst üste 90 dakika oynadı ve takımın her şeyi idi. Ali Sami Yen'deki son maçların hiçbirini boş geçmedi. Eksik olmadı attığı golden sonra ona söylenen marşlar.
Kewell'daki ustalık, bitiricilik, profesyonellik ve olgunluk şu an Galatasaray'ın hiçbir oyuncusunda yok. Ondaki bitiricilik, doğru yerlere koşma, doğru pozisyon olma ve olmadık şapkadan tavşan çıkartmak kimsede yok takımda.
Oldu olası sürekli kıyaslamalar olmuştur, Galatasaray ve Fenerbahçe arasında. Bu kıyaslamalar içinde en çok yer tutanı Galatasaray'ın kendisine ait bir ruh bilinci taşıması ve hepsinin toplamda Galatasaray Ruhu olarak anılmasıdır. Bu anlam takıma bağlı olmayı ve aidiyet duygusunu getirir. Galatasaray kendi içindeki futbolcuların aidiyet duyguları ile başarılı olmuş, kendine has karakterini ve ruhunu yansıtmıştır. Bu durum Galatasaray'ı her daim diğer takımların önünde tutmuş, diğer rakiplere oranla daha düşük kadro değerini bile ırgalamamış, bu ruhla şampiyonluklara gitmiştir, rakibi sayısız önemli isimi kadrosunda içerirken. Yıllarca bu ruh konuşuldu, hala da bu ruh konuşuluyor.
Fenerbahçe'nin kendi içinde yabancılarının ruhsuzluğundan büyük sorunlar yaşadığını görmeyen yok mu? Anelka neden tutunamadı? Fenerbahçe'ye aidiyet duygusu ile bağlı olmadığı için. Keza bir çok kaliteli yabancı isim de öyle. Peki Alex? Alex neden Fenerbahçe'nin gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncusu, en katkı verenidir? Çünkü Alex Fenerbahçe'nin ruhudur. Alex Fenerbahçe'ye aidiyet duygusu ile bağlıdır. Budur takıma yön vermesinin, yeri gelince takımı uçurmasının ve kendi taraftarlarınca el üstünde tutulmasının.
Ya Galatasaray?
Hagi'si, Popi'si, Tafi'siyle bağlıydı Galatasaray'a. Aidiyet bağları ile sıkı sıkı bağlıydılar takıma. Bu öyle bir bağ ve ruhtu ki önlerine çıkan tüm engelleri aşıyorlardı. Ne zaman onlar gitti, ne zaman takım içinde takıma büyük bir bağ ile bağlı olan oyuncuların sayısında azalma oldu, o zaman bilindik Galatasaray Ruhu gitti ve bu oyuna da sirayet etti. Fleurquin, Perez ve Victoria'ları da başarılı kılan bu bağlarıydı.
Şimdi Galatasaray'da bu ruhu en had safhada taşıyan, takıma büyük bir bağla bağlı olan ve en kalbine gömen yabancılar Kewell ve Baros'tur. Siz eğer yürekten mücadele eden, sembol olan bu iki isimi yollarsanız Galatasaray Ruhu'nu, şahsiyetini ve yüreğini söküp atarsınız. Performansları düşmediği sürece bu adamlar her daim bu kadroda olmalı. Futbolda duygusallık olmazmış, yok profesyonellikmiş, yemişim arkadaşım. Bal gibi olur. Hem de hiç olmadığı kadar... Aklıbaşında olan bir Galatasaray yönetimi, kendi ruhunu ve taraftarların ruhunu an itibariyle bir kenara atamaz..
Kewell bu takımın ulu bilgesi ve Buda'sıdır.
Şu aşağıdaki fikirlere de sonuna kadar katılıyorum arkadaş. Olay budur:
borges: Scholl,Piplica, Kewell ve Dos Santos.!