- 12 Şubat 2010
- 4.835
- 1.248
- 1.723
Avrupa futbolunun büyük bölümünde genç oyuncu gelişimi artık yalnızca akademi seviyesinde yürütülen bir süreç değil; profesyonel lig sisteminin doğrudan içine yerleştirilmiş yapısal bir model hâline geldi. Türkiye’de ise hâlâ U19 ile A Takım arasında devasa bir boşluk bulunuyor. Bu nedenle birçok genç oyuncu ya fiziksel ve taktik olarak hazır olmadan A Takım seviyesine itilmek zorunda kalıyor ya da profesyonel futbola geçiş yapamadan kayboluyor. Modern futbolun geldiği noktada ise oyuncu gelişimindeki en kritik aşama tam da bu geçiş dönemi.
İspanya, Almanya, Hollanda ve Portekiz gibi futbol üretim merkezleri bu sorunu yıllardır B, C hatta bazı durumlarda D takımlarıyla çözüyor. Real Madrid Castilla, Barcelona Atlètic, Jong Ajax veya Werder Bremen II gibi ekipler profesyonel lig sisteminin içinde mücadele ediyor. Bu yapıların amacı yalnızca maç oynatmak değil; genç oyuncuyu kulübün oyun kültürü içinde profesyonel futbola hazırlamak.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta, bu modelin klasik “pilot takım” sisteminden tamamen farklı olduğudur. Türkiye’de yıllardır uygulanan pilot takım veya kardeş kulüp modeli çoğu zaman yalnızca oyuncu kiralamaya dayalı gevşek bir ilişki şeklinde işliyor. Oyuncu başka bir kulübe gönderiliyor, farklı teknik direktörlerle çalışıyor, farklı tesislerde antrenman yapıyor, farklı oyun sistemlerine adapte olmaya zorlanıyor ve çoğu zaman kulübün uzun vadeli gelişim planından kopuyor. Hatta birçok durumda kiralık gönderilen genç oyuncu düzenli süre dahi alamıyor.
Oysa Avrupa’daki B takım modeli doğrudan ana kulübün kendi organizasyonunun parçası. Teknik yapı, antrenman metodolojisi, oyun prensipleri, atletik hazırlık sistemi ve hatta kulüp kültürü bile A Takım ile entegre şekilde ilerliyor. Oyuncu hafta içi A Takım ile çalışıp hafta sonu B Takım’da profesyonel maç oynayabiliyor. Teknik heyet oyuncuyu her gün takip ediyor. Bu nedenle geçiş süreci kopuk değil, kontrollü oluyor.
Örneğin Ajax sisteminde Jong Ajax yalnızca bir “uydu kulüp” değil; doğrudan Ajax futbol modelinin profesyonel seviyedeki devamı niteliğinde. Aynı şekilde FC Barcelona için Barcelona Atlètic veya Real Madrid için Castilla, A Takım’ın uzantısı gibi çalışıyor. Oyuncular aynı oyun anlayışı içinde gelişiyor. Bu yüzden genç oyuncular A Takım’a çıktığında yabancı bir sisteme değil, zaten yıllardır içinde bulundukları yapının üst seviyesine geçmiş oluyorlar.
Almanya’daki “II”, “III” veya “IV” takımları da aynı mantıkla çalışıyor. Borussia Dortmund II, Bayern Munich II veya Werder Bremen II gibi ekipler genç oyuncular için profesyonel geçiş laboratuvarı görevi görüyor. Bu yapı sayesinde oyuncu, U19 seviyesindeki sınırlı rekabet ortamından çıkıp gerçek profesyonel futbolun fiziksel ve mental sertliğini kontrollü şekilde deneyimleyebiliyor.
Türkiye’de ise mevcut model genç oyuncuyu doğrudan uçuruma atıyor. U19 seviyesi artık profesyonel futbol için yeterli hazırlık sağlamıyor. Çünkü genç oyuncunun gerçek gelişimi; deplasman baskısı, puan stresi, fiziksel mücadele, deneyimli profesyonellere karşı oynama ve sonuç baskısı altında gerçekleşiyor. Avrupa’nın büyük kulüpleri bunu gördüğü için rezerv takım sistemlerini yıllardır profesyonel futbolun merkezine yerleştirmiş durumda.
Bu nedenle Türkiye’de de kulüplerin B ve C takımlarıyla profesyonel lig sistemine ve hatta güçlü altyapı organizasyonlarına sahip yapılar için D takımıyla amatör liglere entegre olmasına izin verilmesi gerekiyor. Bu yalnızca altyapı reformu değil; Türk futbolunun oyuncu üretim modelini modernleştirecek yapısal bir dönüşüm olur. Çünkü mesele birkaç genç oyuncunun süre alması değil; sürdürülebilir biçimde futbolcu yetiştirebilen bir sistem kurabilmek.
Bu konuda kulüplerin ve özellikle büyük altyapı yatırımı yapan yapıların TFF nezdinde ciddi bir savunuculuk yürütmesi gerekiyor. Daha önce çeşitli dönemlerde gündeme gelen rezerv takım modeli, alt lig kulüplerinin siyasi ve ekonomik baskıları nedeniyle rafa kaldırıldı. Çünkü birçok alt lig kulübü bu sistemi kendi ekonomik alanı açısından tehdit olarak görüyor. Pasta daralacak, yayın ve sponsorluk gelirleri daha fazla bölünecek, rekabet sertleşecek ve özellikle yükselme yarışındaki kontenjan baskısı artacak düşüncesiyle bu modele karşı direnç gösteriliyor. Ayrıca büyük kulüplerin B takımlarının alt liglerde mücadele etmesi hâlinde sportif seviyenin yükseleceği ve mevcut düzenin değişeceği endişesi de ciddi bir muhalefet yaratıyor.
Ancak Türk futbolunun geleceği birkaç kulübün kısa vadeli konfor alanına teslim edilemez. Avrupa’nın büyük futbol ülkeleri bu dönüşümü gerçekleştirdiyse, bunu romantizmden değil zorunluluktan yaptı. Modern futbol artık yalnızca transfer yaparak değil, oyuncu üreterek ayakta kalınabilen bir düzene dönüştü. Türkiye de bu gerçeği kabul etmek zorunda.
Bu nedenle başta Süper Lig kulüpleri olmak üzere altyapıya yatırım yapan tüm yapıların, rezerv takım sisteminin hayata geçirilmesi için TFF nezdinde açık, kararlı ve sert bir mücadele vermesi gerekiyor. Çünkü bugün sessiz kalmak, yarının oyuncu krizini kabullenmek anlamına gelir. Türk futbolunun Avrupa ile rekabet etmek istiyorsa genç oyuncusunu U19 seviyesinden sonra boşluğa bırakma lüksü yoktur. B, C ve gerektiğinde D takım sistemleri artık bir tercih değil; futbolun çağdaş gerçekliğinin zorunlu sonucudur.
İspanya, Almanya, Hollanda ve Portekiz gibi futbol üretim merkezleri bu sorunu yıllardır B, C hatta bazı durumlarda D takımlarıyla çözüyor. Real Madrid Castilla, Barcelona Atlètic, Jong Ajax veya Werder Bremen II gibi ekipler profesyonel lig sisteminin içinde mücadele ediyor. Bu yapıların amacı yalnızca maç oynatmak değil; genç oyuncuyu kulübün oyun kültürü içinde profesyonel futbola hazırlamak.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta, bu modelin klasik “pilot takım” sisteminden tamamen farklı olduğudur. Türkiye’de yıllardır uygulanan pilot takım veya kardeş kulüp modeli çoğu zaman yalnızca oyuncu kiralamaya dayalı gevşek bir ilişki şeklinde işliyor. Oyuncu başka bir kulübe gönderiliyor, farklı teknik direktörlerle çalışıyor, farklı tesislerde antrenman yapıyor, farklı oyun sistemlerine adapte olmaya zorlanıyor ve çoğu zaman kulübün uzun vadeli gelişim planından kopuyor. Hatta birçok durumda kiralık gönderilen genç oyuncu düzenli süre dahi alamıyor.
Oysa Avrupa’daki B takım modeli doğrudan ana kulübün kendi organizasyonunun parçası. Teknik yapı, antrenman metodolojisi, oyun prensipleri, atletik hazırlık sistemi ve hatta kulüp kültürü bile A Takım ile entegre şekilde ilerliyor. Oyuncu hafta içi A Takım ile çalışıp hafta sonu B Takım’da profesyonel maç oynayabiliyor. Teknik heyet oyuncuyu her gün takip ediyor. Bu nedenle geçiş süreci kopuk değil, kontrollü oluyor.
Örneğin Ajax sisteminde Jong Ajax yalnızca bir “uydu kulüp” değil; doğrudan Ajax futbol modelinin profesyonel seviyedeki devamı niteliğinde. Aynı şekilde FC Barcelona için Barcelona Atlètic veya Real Madrid için Castilla, A Takım’ın uzantısı gibi çalışıyor. Oyuncular aynı oyun anlayışı içinde gelişiyor. Bu yüzden genç oyuncular A Takım’a çıktığında yabancı bir sisteme değil, zaten yıllardır içinde bulundukları yapının üst seviyesine geçmiş oluyorlar.
Almanya’daki “II”, “III” veya “IV” takımları da aynı mantıkla çalışıyor. Borussia Dortmund II, Bayern Munich II veya Werder Bremen II gibi ekipler genç oyuncular için profesyonel geçiş laboratuvarı görevi görüyor. Bu yapı sayesinde oyuncu, U19 seviyesindeki sınırlı rekabet ortamından çıkıp gerçek profesyonel futbolun fiziksel ve mental sertliğini kontrollü şekilde deneyimleyebiliyor.
Türkiye’de ise mevcut model genç oyuncuyu doğrudan uçuruma atıyor. U19 seviyesi artık profesyonel futbol için yeterli hazırlık sağlamıyor. Çünkü genç oyuncunun gerçek gelişimi; deplasman baskısı, puan stresi, fiziksel mücadele, deneyimli profesyonellere karşı oynama ve sonuç baskısı altında gerçekleşiyor. Avrupa’nın büyük kulüpleri bunu gördüğü için rezerv takım sistemlerini yıllardır profesyonel futbolun merkezine yerleştirmiş durumda.
Bu nedenle Türkiye’de de kulüplerin B ve C takımlarıyla profesyonel lig sistemine ve hatta güçlü altyapı organizasyonlarına sahip yapılar için D takımıyla amatör liglere entegre olmasına izin verilmesi gerekiyor. Bu yalnızca altyapı reformu değil; Türk futbolunun oyuncu üretim modelini modernleştirecek yapısal bir dönüşüm olur. Çünkü mesele birkaç genç oyuncunun süre alması değil; sürdürülebilir biçimde futbolcu yetiştirebilen bir sistem kurabilmek.
Bu konuda kulüplerin ve özellikle büyük altyapı yatırımı yapan yapıların TFF nezdinde ciddi bir savunuculuk yürütmesi gerekiyor. Daha önce çeşitli dönemlerde gündeme gelen rezerv takım modeli, alt lig kulüplerinin siyasi ve ekonomik baskıları nedeniyle rafa kaldırıldı. Çünkü birçok alt lig kulübü bu sistemi kendi ekonomik alanı açısından tehdit olarak görüyor. Pasta daralacak, yayın ve sponsorluk gelirleri daha fazla bölünecek, rekabet sertleşecek ve özellikle yükselme yarışındaki kontenjan baskısı artacak düşüncesiyle bu modele karşı direnç gösteriliyor. Ayrıca büyük kulüplerin B takımlarının alt liglerde mücadele etmesi hâlinde sportif seviyenin yükseleceği ve mevcut düzenin değişeceği endişesi de ciddi bir muhalefet yaratıyor.
Ancak Türk futbolunun geleceği birkaç kulübün kısa vadeli konfor alanına teslim edilemez. Avrupa’nın büyük futbol ülkeleri bu dönüşümü gerçekleştirdiyse, bunu romantizmden değil zorunluluktan yaptı. Modern futbol artık yalnızca transfer yaparak değil, oyuncu üreterek ayakta kalınabilen bir düzene dönüştü. Türkiye de bu gerçeği kabul etmek zorunda.
Bu nedenle başta Süper Lig kulüpleri olmak üzere altyapıya yatırım yapan tüm yapıların, rezerv takım sisteminin hayata geçirilmesi için TFF nezdinde açık, kararlı ve sert bir mücadele vermesi gerekiyor. Çünkü bugün sessiz kalmak, yarının oyuncu krizini kabullenmek anlamına gelir. Türk futbolunun Avrupa ile rekabet etmek istiyorsa genç oyuncusunu U19 seviyesinden sonra boşluğa bırakma lüksü yoktur. B, C ve gerektiğinde D takım sistemleri artık bir tercih değil; futbolun çağdaş gerçekliğinin zorunlu sonucudur.
