Alpay Asma
Şef Gümüş Kıvrım
- 23 Kasım 2008
- 73.940
- 23.499
- 3.723
Sevgili forum ahalisi ve yüreğinde sarı-kırmızının asaletini hisseden bütün Galatasaraylılar. Bildiğimiz gibi hepimizin ortak sevdası olan Galatasaray'ımız son yıllarda haddinden fazla bir şekilde yapılmaya başlanan bir seçim döneminden geçti, ve nihayet bugün seçimden bir başkan ve yönetim kurulu seçildi.
Seçim sürecinde, yeni yönetimden beklentilerden tutunda, eski yönetimin doğru ve yanlışlarına kadar pek çok şey konuşuldu. Şahsi fikrim bugün bir geçiş dönemi yönetimi seçilmiştir, ve başlığıma ilham veren ''devrim'' kelimesinin ağırlığını sadece 7-8 ay iktidar da olacak bir yönetimin omuzlarına yüklemek en hafif tabir ile hayalcilik olur.
Beklentiler çokça konuşuldu tartışıldı zaten o sebeple buna bir kez daha değinerek, kafanızı çokta şişirmek istemem ama devrim'e uygun şartları hazırlamak da çok önemli bir sorumluluktur ve en azından bunu beklemekte hakkımızdır diye düşünüyorum.
PEKİ YA NEDİR BU ''DEVRİM'' ?
Aslında öyle çokta somut ve başarıya endeksli bir tablo değil bu. Ne yeni bir Derwall ne de Kalli beklentisi de olmamalı bence. Evet, geçmişten bugüne kazanılan bütün başarılarda kurucu olarak adı geçenlerin başındadır bu iki adam. Sonuna kadar da hakkediyorlar zaten başardıkları ile.
Ancak bizim artık kurtarıcıya, yangından önce ki son çıkış butonu Denizli ve Terim'lere, son durak Lucescu'lara değil, Türk futbolunda ki bu kirli ortamı da değiştirebilecek bir sinerjiye ihtiyacımız var.
Literatüre Türk Usulü olarak geçen, uçlarda yaşayan, çabuk demoralize olan, kulisçi ve hizipçi zihniyeti temelinden sarsıp yıkan bir güce erişebilecek muktedirliğe sahip bir profesyonel uyum, yol gösterici bir şablon, örnek bir düzen ve işleyişe.
Artık ''Little, little right into middle'' demeyeceğimiz bir ortama ihtiyaç var.
84'te bir adam geldi, çamur deryası idman sahalarının yerine çim sahalarda idman yaptırmaya başladı, zihniyeti değiştirdi uzun vadede kazanan biz ve Türk futbolu oldu.
Ama Derwall 40 yılda 1 olacak bir düşeşti ne şanslıyız ki bize vurdu. En büyüş şansı 11 sene şampiyon olamamış bir takıma gelmesiydi belkide.
Şimdi ise futbol düşeş atmayı bekleyemeyeceğiniz kadar pahalı bir spor oldu. İçinde finans, endüstri, akıl oyunu, disiplin ne ararsan var.
Yani artık tek adamlık yapılanma dönemlerini ve arayışlarını bırakmanın vakti gelmiştir.
ÇÖZÜM ise AYSAL'ın sürekli vurgulayıp ALATURKA BİR ZİHİN ALT YAPISI İLE YANLIŞ KURGULADIĞI PROFESYONELLEŞME'yi GERÇEKTEN TESİS ETMEK ile mümkün.
Nedir bu yapı?
Avrupa'nın üst düzey takımlarını inceleyin hepsinin belirli bir ortak algoritması vardır.
1. Futbolu futboldan anlayanlar yönetir. Ne Tulun'lar, ne CEO'lar, ne de atanmış profesyoneller ile bunu bir standarda oturtmak mümkün değil. Oraya kulüpte herkes tarafından saygı gören KARİZMA, DURUŞ SAHİBİ, ÜLKE FUTBOLUN'DA da saygısı büyük güçlü bir lider şart. Nasıl Münih'in BECKENBAUER'i varsa Galatasaray'ın da bir futbol aklı olmak zorunda.
2. Mali işler profesyonel ve finans ekiplerinin işidir. Bu işi yapacak ekiplerin futbol-finans ilişkisinde tecrübeli ve uluslararası bilgisi olan, Avrupa'da belirli kontakları olan, ve üst düzey ve baş altı kulüplerin finansal modellerine hakim kişilerden oluşması şart.
3. Al Yapılar kulüplerin madenidir. Oraya bu işin uzmanı ULUSLARARASI SCOUT'LAR kazandırılması, alt yapıda çalışan HOCA'LARIN AHBAP ÇAVUŞ İLİŞKİLERİ İLE DEĞİL YETERLİLİKLERİ İLE ORAYA GELMESİ ŞARTTIR. Terim gelince Erkasap, XX gelince YY gelir saçmalığına bir son verilmeli. Ekip lideri gerekirse yine Türk olabilir ama mutlaka PSİKOLOJİK DESTEK EKİPLERİ, FİZİK GELİŞİM UZMANLARI, TEKNİK BİLGİSİ VE AKTARIM GÜCÜ KUVVETLİ ANTRENÖRLER vb... bir çok donanımlı birim bulunması şart.
Bunları oturtamadıkça hayalini kurduğumuz Şampiyonlar Ligi Kupası'nı, sürdürülebilir başarıları kazanmamız da, demeç savaşları arasında kaybolan futbol ruhunu tekrar yakalamamızda Kaf Dağı'nın ardında bir serap bence.
Sizce de artık, dışı allanıp pullanmasına rağmen içi leş gibi kokan bu futbol ortamını değiştirmenin vakti gelmedi mi?
Mayıslar bizimdi, umarım 2015 Mayıs'ı bizlere sadece sistemin kokuşmuş şampiyonluk kupalarından birini daha kuru kuru kazanmayı değil, bu kabulleniş ve futbol esaretini kökünden kazıyacak bir anlayışı da getirir.
Saygılarımla,
Seçim sürecinde, yeni yönetimden beklentilerden tutunda, eski yönetimin doğru ve yanlışlarına kadar pek çok şey konuşuldu. Şahsi fikrim bugün bir geçiş dönemi yönetimi seçilmiştir, ve başlığıma ilham veren ''devrim'' kelimesinin ağırlığını sadece 7-8 ay iktidar da olacak bir yönetimin omuzlarına yüklemek en hafif tabir ile hayalcilik olur.
Beklentiler çokça konuşuldu tartışıldı zaten o sebeple buna bir kez daha değinerek, kafanızı çokta şişirmek istemem ama devrim'e uygun şartları hazırlamak da çok önemli bir sorumluluktur ve en azından bunu beklemekte hakkımızdır diye düşünüyorum.
PEKİ YA NEDİR BU ''DEVRİM'' ?
Aslında öyle çokta somut ve başarıya endeksli bir tablo değil bu. Ne yeni bir Derwall ne de Kalli beklentisi de olmamalı bence. Evet, geçmişten bugüne kazanılan bütün başarılarda kurucu olarak adı geçenlerin başındadır bu iki adam. Sonuna kadar da hakkediyorlar zaten başardıkları ile.
Ancak bizim artık kurtarıcıya, yangından önce ki son çıkış butonu Denizli ve Terim'lere, son durak Lucescu'lara değil, Türk futbolunda ki bu kirli ortamı da değiştirebilecek bir sinerjiye ihtiyacımız var.
Literatüre Türk Usulü olarak geçen, uçlarda yaşayan, çabuk demoralize olan, kulisçi ve hizipçi zihniyeti temelinden sarsıp yıkan bir güce erişebilecek muktedirliğe sahip bir profesyonel uyum, yol gösterici bir şablon, örnek bir düzen ve işleyişe.
Artık ''Little, little right into middle'' demeyeceğimiz bir ortama ihtiyaç var.
84'te bir adam geldi, çamur deryası idman sahalarının yerine çim sahalarda idman yaptırmaya başladı, zihniyeti değiştirdi uzun vadede kazanan biz ve Türk futbolu oldu.
Ama Derwall 40 yılda 1 olacak bir düşeşti ne şanslıyız ki bize vurdu. En büyüş şansı 11 sene şampiyon olamamış bir takıma gelmesiydi belkide.
Şimdi ise futbol düşeş atmayı bekleyemeyeceğiniz kadar pahalı bir spor oldu. İçinde finans, endüstri, akıl oyunu, disiplin ne ararsan var.
Yani artık tek adamlık yapılanma dönemlerini ve arayışlarını bırakmanın vakti gelmiştir.
ÇÖZÜM ise AYSAL'ın sürekli vurgulayıp ALATURKA BİR ZİHİN ALT YAPISI İLE YANLIŞ KURGULADIĞI PROFESYONELLEŞME'yi GERÇEKTEN TESİS ETMEK ile mümkün.
Nedir bu yapı?
Avrupa'nın üst düzey takımlarını inceleyin hepsinin belirli bir ortak algoritması vardır.
1. Futbolu futboldan anlayanlar yönetir. Ne Tulun'lar, ne CEO'lar, ne de atanmış profesyoneller ile bunu bir standarda oturtmak mümkün değil. Oraya kulüpte herkes tarafından saygı gören KARİZMA, DURUŞ SAHİBİ, ÜLKE FUTBOLUN'DA da saygısı büyük güçlü bir lider şart. Nasıl Münih'in BECKENBAUER'i varsa Galatasaray'ın da bir futbol aklı olmak zorunda.
2. Mali işler profesyonel ve finans ekiplerinin işidir. Bu işi yapacak ekiplerin futbol-finans ilişkisinde tecrübeli ve uluslararası bilgisi olan, Avrupa'da belirli kontakları olan, ve üst düzey ve baş altı kulüplerin finansal modellerine hakim kişilerden oluşması şart.
3. Al Yapılar kulüplerin madenidir. Oraya bu işin uzmanı ULUSLARARASI SCOUT'LAR kazandırılması, alt yapıda çalışan HOCA'LARIN AHBAP ÇAVUŞ İLİŞKİLERİ İLE DEĞİL YETERLİLİKLERİ İLE ORAYA GELMESİ ŞARTTIR. Terim gelince Erkasap, XX gelince YY gelir saçmalığına bir son verilmeli. Ekip lideri gerekirse yine Türk olabilir ama mutlaka PSİKOLOJİK DESTEK EKİPLERİ, FİZİK GELİŞİM UZMANLARI, TEKNİK BİLGİSİ VE AKTARIM GÜCÜ KUVVETLİ ANTRENÖRLER vb... bir çok donanımlı birim bulunması şart.
Bunları oturtamadıkça hayalini kurduğumuz Şampiyonlar Ligi Kupası'nı, sürdürülebilir başarıları kazanmamız da, demeç savaşları arasında kaybolan futbol ruhunu tekrar yakalamamızda Kaf Dağı'nın ardında bir serap bence.
Sizce de artık, dışı allanıp pullanmasına rağmen içi leş gibi kokan bu futbol ortamını değiştirmenin vakti gelmedi mi?
Mayıslar bizimdi, umarım 2015 Mayıs'ı bizlere sadece sistemin kokuşmuş şampiyonluk kupalarından birini daha kuru kuru kazanmayı değil, bu kabulleniş ve futbol esaretini kökünden kazıyacak bir anlayışı da getirir.
Saygılarımla,