Bugün 4 Nisan 1953

Murat Kayanda

GalataSarayı Efendileri
GalataSarayı Efendileri
Katılım
13 Temmuz 2011
Mesajlar
9.038
Tepkime puanı
5
Puan
1.023
“Vatan Sağ Olsun!”



1953 yılı… 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece, Dumlupınar denizaltısı Ege'de katıldığı NATO tatbikatından geri dönüş yolunda, Çanakkale Boğazı'ndan içeriye giriyordu. Sisli ve rüzgârlı gecede su üstü seyri yapan denizaltının rotası Gölcük'teki Denizaltı Komutanlığı ana üssüydü. Dumlupınar; manevralar boyunca iki gün sualtında kalmış, üstün başarı gösteren gemi personeli yerli yabancı tüm komutanların takdirini kazanmıştı.



Yorgun, ama bir o kadar da gururlu 86 denizci, kendilerine yeni bir görev verilinceye kadar sevgilileri olan denizden ve gemilerinden ayrılıp, eşlerine, ailelerine kavuşmanın heyecanı içerisindeydiler. Ne var ki saatler 02.15 i gösterdiği sırada, Çanakkale Boğazı'ndaki Nara Burnu dönülürken, Türk denizaltıcılık tarihinin belki de en acı kazası yaşandı. Dumlupınar, İsveç bandıralı Naboland Şilebi ile Boğaz ın orta yerinde çarpıştı.



Dumlupınar'ın parçalanan baş bodoslamasından hücum eden karanlık sular, baş üstü dikilen koca denizaltıyı 81 denizciyle birlikte birkaç dakika içinde yutuverdi. Zıpkın yemiş bir balina gibi acı dolu sesler çıkaran Dumlupınar son dalışını yaparken, çarpışma sırasında nöbet tuttukları köprü üstünden denize düşen 5 denizci hayatta kalmaya çalışıyordu...



Dumlupınar denizatlısının Naboland'la çarpışmasının ardından su üstünde 8 denizci sağ kalmıştı ancak bu sayı kısa bir süre sonra 5'e düştü. 2 gözcü, Er Hüseyin Akış'ın gözleri önünde Naboland'ın pervanesinde parçalanarak can verdi. Bu şoku atlatamadan arkadaşı Astsubay Şaban Mutlu\'nun cesedi akıntıyla kucağına geldi. Bu sırada gemi komutanı Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Hasan Yumuk ve Üsteğmen Kemal Ünver de dalgalarla boğuşuyorlardı. Hüseyin İnkaya da büyük bir gayretle balıkçı teknesi zannettiği ışıklara doğru yüzdü; ancak yanılmıştı…



O günkü teknik ve imkânlarla çok uğraşılmasına rağmen gemiyi ve içindeki 81 kişiyi çıkartmak mümkün olmamıştı. O gün için Türkiye nin elinde 91 metre derinlikten bu denizaltıyı çıkartacak imkânlar yoktu. Denizaltı battıktan sonra battığı yerin bulunabilmesi için aşağıdan bir haberleşme şamandırası fırlatmıştı. Bu şamandıranın içinde irtibatı sağlamak için bir de telefon hattı vardı. Şamandırayı bir balıkçı motoru görmüştü. Şamandıranın içinden bir de telefon ve bir yazı çıktı: “Dumlupınar burada battı, kapağı açın ve irtibat kurun! '' .



Günün ilk ışıkları etrafı aydınlattığında, Boğaz\'ın 90 metre derinliğindeki soğuk karanlıkta korkunç bir can pazarı yaşanıyordu. Aldığı yara sonucu batan ve manevra dairesinde yangın çıkan Dumlupınar'ın kıç torpido bölümündeki 22 denizci sağ kalmayı başarmış, kurtarılmayı bekliyordu.



Facianın üzerinden yaklaşık dört saat geçmişti. Denizaltının yerini belli eden ve kazazedelerle telefon irtibatı sağlamak üzere yüzeye bırakılan denizaltı battı şamandırası balıkçılar tarafından bulunmuştu. Konuşma gemidekilerle bu telefon vasıtası ile yapılıyordu, radyo işte bu konuşmayı veriyordu, kalabalık bunun için toplanmıştı. İlk telefon bağlantısında “Oğlum merak etmeyin... Sizi kurtaracağız... '' .



Herkes ağlıyordu, dakikalar geçiyor kurtarma çalışmaları sonuç vermiyordu, aşağıdan konuşmalar, ezan ve tekbir sesleri geliyordu, Kurtaran Gemisi kazadan on saat kadar sonra olay yerine gelmişti ve çalışmalar başlamıştı, akıntı çok kuvvetliydi dalgıçlar 11 dalış yaptılar ve kurtarma halatını denizaltıya bağlamaya çalıştılar. Fakat teknik yetersizdi, en son dalgıç 80 metreye kadar inebildi ve baygın halde yukarı aldılar. 15 saat sonra basınç odasında hayata döndürüldü. Hâlbuki gemiye ulaşmaya daha 11 metre vardı; başarılamadı.



Baba ne olur gitme…"



Berke İnel - Şehit Astsubay Sait Yıldırım'ın kızı: “O gün okula gidecektim. Tam çıkacağım sırada geriye döndüm ve koşa koşa babamın yanına gelip sarıldım. 'Babacığım ne olur gitme. Ben senin gitmeni istemiyorum.' dedim. Bana dönerek 'Gitmem gerek. Bir gün anlayacaksın. Vazife çok kutsaldır ve ben bir askerim gitmem gerek.' dedi. Gidiş o gidiş… '' .



Bütün çabalar sonuçsuz kaldı…



Radyo ve gazeteler vasıtasıyla facia haberleri kısa zamanda tüm yurtta duyuldu. Milli Savunma Bakanlığı'nın yayınladığı 7. ve son tebliğ ise tüm ümitleri tüketti: “Çanakkale de Nara önünde batan Dumlupınar denizaltı gemisinde kalmış olan personelin kurtarılmasından tamamen ümit kesilmiştir '' .



İnatla akan sular kazandı…



Kazadan yaklaşık on saat sonra olay yerine gelen Kurtaran gemisi personeli aşağıdaki arkadaşlarını kurtarmak için büyük gayret gösterdi. Ancak daha çalışmanın ilk adımında denizaltının battı şamandırası koparıldı ve Dumlupınar la irtibat kesildi. Çan kılavuz teli olmayan denizatlıya ulaşmak daha da imkânsız bir hal aldı. O anı yaşayanlardan Dalgıç Astsubay Yılmaz Süsen; “Eğer Dumlupınar ın şamandırası kopmasaydı dalgıçlar telefon kablosuna tutunarak aşağıya inecek ve Kurtaran gemisindeki çan telini denizaltının kurtarma kapağına takabilecekti. Ancak şamandıranın teli kurtarma çalışmalarının ilk adımında koptu '' .



Denizcileri kurtarma şansı kalmadı...



Eğer Dumlupınar'ın şamandırası kopmasaydı dalgıçlar telefon kablosuna tutunarak aşağıya inecek ve Kurtaran gemisindeki çan telini denizaltının kurtarma kapağına takabilecekti ama olmadı.



Aşağıdan gelen son sesler:

— Alo Dumlu.

— Evet, Dumlu.

— Ben Üsteğmen Suat.

— Evet, efendim ben Selami

— Selami nasılsınız, biz geldik, şimdi bana durumu anlat.

— Efendim dizellerden yara aldık, manevra dairesinde yangın çıktı, bataryayı

sıfıra alarak kıç torpido dairesine geçtik, şimdi manevra dairesi su ile dolu.

— Kaç kişisiniz orada?

— 22 kişiyiz.

— Diğer dairelerle irtibatınız var mı?

— Yarım saat evvel kıç batarya dairesi ile konuştum, şimdi cevap vermiyorlar.

— Merak etmeyin 'Kurtaran' geldi biz buradayız.

— Efendim manometre 267 kadem gösteriyor doğru mu?

— Selami Kurtaran geldi şimdi kurtarma işine başlanıyor, ben biraz sonra yine gelirim.

— Peki efendim...




Denizaltındaki subay ve astsubay ve erlerin tümüne korkunç gerçek söylendi; kendilerini su yüzüne çıkaramayacaklarını buna imkân olmadığını bildirildi. Artık kendilerine başta söylenen “gerekmedikçe konuşmayın ve sigara içmeyin '' telkininin yerine “konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve isterlerse sigara da içebilirler '' denildi. Bunu duyan kahraman denizcilerimizin son sözleri “Sizler sağ olun! Vatan sağ olsun! '' oldu. O andan itibaren oksijen bitinceye kadar 72 saat hayatta kaldılar ve “Ah, bir ataş ver cigaramı yakayım, sen sallan gel ben boyuna bakayım… '' türküsünü söyleyerek büyük bir tevekkülle son nefeslerini verdiler.



Son sözleri “Vatan Sağ Olsun! '' diyerek şehit olan 81 denizcimiz bugün Çanakkale Boğazı nın derinliklerinde ebedi uykularındalar.



Vatan sağ ve onlara minnettardır, huzur içinde uyusunlar!



‘Dumlupınar ismi uğursuz mu?



1931 yılında hizmete giren İtalyan yapımı 1. Dumlupınar denizaltısı Karadeniz'deki bir tatbikattan dönerken dümeni arızalanmış ve Haydarpaşa'da bir gaz tankeriyle çarpışmıştı. 1950 yılında hizmete giren 2. Dumlupınar S–329 (Ex USS Blower, SS 325); 4 Nisan 1953 tarihinde Nato tatbikatından dönerken, Çanakkale Nara burnunda İsveç bandıralı Naboland gemisiyle çarpıştı ve 81 denizcimizin çelik mezarı oldu. 1972 yılında hizmete giren 3. Dumlupınar S–339 (Ex USS Cayman, SS 323); 1 Eylül 1976 tarihinde Marmara'dan Çanakkale Boğazı'na gireceği sırada Sovyet bandıralı Sızik Vavilov gemisiyle çarpıştı. Denizaltı mucize eseri batmaktan kurtuldu, ancak daha sonra tersanede tamirdeyken yandı. Ve bundan sonra hiçbir gemi veya denizaltına Dumlupınar adı verilmedi.



Dumlupınar denizaltısına batışından 5 yıl sonra bir deneme dalışı ile zar zor inilebilmiştir. Kazadan elli yıl sonra gelişen sualtı teknolojisi böylesi zor dalışlar için yeterli gelişmişliğe ulaşmış ve bir belgesel çekimi için ‘Dumlupınar a inilmiştir. 30 Mart 2003 tarihinde Dumlupınar a inen ekip resimler çekmiş ‘Vatan Size Minnettardır yazılı bir onur plaketini de gemiye çakmışlardır… Her yıl 4 Nisan da İstanbul, Çanakkale ve Gölcük te Dumlupınar şehitlerini anmak için tören düzenlenir ve denize yeşil çelenk bırakılır.



Şimdi, “Ah, bir ataş ver cigaramı yakayım… '' türküsünü dinleyerek onları unutmadığımızı bir kez daha gösterelim.

( Dumlupınar Denizaltısı "Vatan Sağolsun"|DenizHaber 07 Nisan 2009 Salı 18:36 )

 
Alparslan Türkeş'i anıyoruz sandım
 
Albay Hakkı Burak, Amerika’ya gidecekken, eşinin “Orası çok uzak” diye istemeyişi üzerine Dumlupınar’daki bir arkadaşıyla yer değiştirir. Dumlupınar battığında “ Neyse ki o Amerika’da” diye buruk bir sevinç duyarken yakınları, geç gelen ve “Ben Amerika’ya gitmekten vazgeçtim Dumlupınar’da görevdeyim” satırlarını içeren mektubu hepsini yasa boğdu.







***



Genç kız dev bir karaltı görür. Güneyden gelen bir denizaltı… Pencereyi açar ve mesajını gönderir : “ Seni Seviyorum … ”



Kulede bulunan, I. İnönü denizatlısı komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser: “Hay Allah, bu kız denizatlıları şaşırdı. Nişanlısının denizatlısı bizim önümüzdeydi.” Bir anlık tereddütten sonra yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek, karşılık verilmesini söyler. Ne gönderileceği sorulunca şunu söyler: “Ebediyete kadar…”



O gece Dumlupınar’da şehit düşen İsmail Türe, onu ebediyete kadar sevecekti…



Genç kız rahat bir nefes alarak yatağına uzandı ve yorgun gözlerini kapadı.



***



Kazadan sonra derhal Gölcük Denizaltı Filosu Komutanlığı uyarıldı. Komutan Fahri Korutürk’tü. Maltepe önlerinde demirlemiş olan Gölcük Muhribi hemen Hereke’ye hareket etti ve Orgeneral Fahri Korutürk’ü alıp, Çanakkale’ye doğru yola çıktı.



***



Eceabat limanında demirli bulunan Gümrük Motoru personeli, birinin kaza haberini vermesi üzerine derhal kaza yerine gider. Denizin üzerini ararken tahsiliye sandalındaki beş denizciye rastlar. Onları alıp Çanakkale’ye götürür. Beş denizci buradan vasıtalarla Çanakkale Devlet Hastanesine götürülür.



Saat 8 sularında, balıkçıların battı şamandırasını bulduğu haberi gelir.10 Numaralı Gümrük Motoru derhal şamandıranın bulunduğu yere gider. Gümrük Motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz şamandırayı kaldırdı ve yazıyı okudu : Dumlupınar denizatlısı burada battı. Kapağı açın ve irtibat kurun.



Selim Yoludüz kapağı açar ve korkarak seslenir



- Alo



- Buyrun, ben Astsubay Selami.



- Nasılsınız? Kaç kişisiniz?



- 22 kişiyiz. Neredeyiz? Ne oldu?



- Nara’dasınız geminiz battı. Endişelenmeyin. Kurtaran yolda sizi kurtaracağız.



- Ailelerimize selam söylüyoruz… Bizi kurtaracağınıza eminiz… Vatan Sağ olsun.







Bu sırada botun içinde bir nefer ve Çanakkale Deniz Komutanı Zeki Adar’da vardı. O da metin olmalarını ve dışarıya çıkmaya çalışmamalarını tembihledi. Bundan sonra, Dumlupınar’la beraber yolculuk eden, fakat olayı fark etmeden geçip giden, olayı haber alıncada hemen geri dönen I. İnönü denizaltısın ikinci komutanı Üsteğmen Suat ikinci bir konuşma yapar. Teselli ve tembihlerde bulunur. Sanra durumu haber vermek üzere kıyıya döner ve rapor verdikten sonra dönüp bir konuşma daha yapar.



- Alo… Dumlu…



- Evet… Dumlu…



- Selami, nasılsınız.



- Efendim, hava biraz fenalaştı.



- Morallerinizi bozmayın, o hava size iki gün yeter. Sen çocukları yatır. Sigara içmeyin.



- Yok efendim, hepsi yatıyor. Sigara içmiyoruz. Işıkta yok, karanlıktayız.



- İhtiyaç lambalarınıkullanmayın, ileride lazım olacak.



- Kullanmıyoruz zaten, birinin ışığı çok zayıfladı.



Yarım saat sonra denizaltıyla tekrar bağlantı kuruldu ancak bu sefer ezan ve Allah seslerinden başka bir şey duyulmadı.



***



Bu sıralarda su üzerinde bir şehit bulundu. her şeye rağmen, bir kaza anında kapağı açacağını ve su üzerine çıkacağını söyleyip duran Ulvi Erhazar’ın cansız bedeni su üzerinde yüzüyordu. Sözünü tutmuştu.





***



Saat 11 gibi Kurtaran gemisi geldi ve çalışmalara başladı. Çalışmalar Amiral Sadık Atılcan, Vali Safaeddin Karacacı, Savunma bakanı vs. devlet adamlarınca izlendi.

Olay yerinde I. İnönü denizatlısı, iki muhrip, Kurtaran, motorlar ve Naboland bulunuyordu.

Manevralar için İstanbul’da bulunan Amerikan 6. filosuna ait bir gemide çalışmalara katılır.



Kazadan yaklaşık 10 saat sonra olay yerine gelen kurtaran, ancak 25 saat sonra Dumlupınar’ın üzerine sabitlenebilir.



Dumlupınar’ın can kılavuz teli yoktur. Bunun için dalgıçlar şamandıra kablosunu takip ederek denizaltıya ulaşıp, can kılavuz telini kaportaya takacak ve çan yardımıyla, sağ kalan 22 denizciyi kurtaracaktı. Fakat saat 15:00 sularında Kurtaran gemisi yanlışlıkla şamandıra kablosunu kopardı. İrtibat kesildi ve kurtarma umudu azaldı.



Artık iş dalgıçlara kalmıştı, fakat fırtınalı hava dalgıçları yaprak gibi savuruyordu. Bu haldeyken tam on bir dalış yapıldı. Maalesef hiç birinde başarıya ulaşılamadı.

Yinede Yılmaz Süsen adlı dalgıç, tüm olumsuzluklara rağmen, canını tehlikeye atarak, 80 metre daldı: Dumlupınar’la arasında 11 metre kalmıştı. Fakat basınca dayanamayıp aniden kendinden geçti ve şuurunu kaybetti. 15 saat tedavi altına alınan ve vurgun yemekten kıl payı kurtulan kahraman denizci için, kurtarma çalışmalarına katılan Amerikalılar şöyle demişti : “Ölümle arasında hiçbir şey kalmadı ! ! !”



Maalesef üç gün süren çalışmalardan hiçbir netice elde edilemedi. 7 Nisan sabahı Milli Savunma Bakanlığı olayla ilgili yayınladığı tebliğlerin yedincisini, aynı zamanda sonuncusunu radyo aracılığıyla halka duyurdu. Tebliğ şöyledir :







1) Çanakkale’de Nara Burnunda batan Dumlupınar denizatlısında kalmış olan personelin kurtarılmasından tamamen umut kesilmiştir.



2) Bundan sonra tebliğ yayınlanmayacaktır.



3) Hayatından umut kesilen personelin ismi aşağıdadır:



Subaylar:

Kurmay Albay Hakkı Burak, Makine Kıdemli Yüzbaşı Naşit Öngören, Makine Yüzbaşı Affan Kayalı, Güverte Üsteğmen İsmail Türe, Makine Üsteğmen Fikret Coşkun, Güverte Teğmen Bülent Orkun, Güverte Teğmen Macit Şengün

Astsubay Kıdemli Başçavuşlar:

Şevki Özsekban, Ali Tayfun, Emin Akan, Ömer Öney, Mehmet Denizmen, Sait Yıldırım

Astsubay Başçavuşlar:

Cemaleddin Denizkıran, Salahaddin Çetindemir, Zeki Gider, Kemal Acun, Hüseyin Uçan, Cemal Kaya, Naci Özaydın

Astsubay Çavuşlar:

Bahri Serseren, İhsan İçdemir, Selami Özben, İbrahim Altıntop, Şaban Mutlu, İhsan Coşkun, Hamd Reis, Samim Nebioğlu, Mustafa Doğan, İhsan Aral, Zeki Açıkdağ, Necdet Yaman, Tuğrul Çabuk, Mehmet Ali Yılmaz

Mükellef Çavuşlar:

Karasulu Veysel Saygılı, Rizeli Ramazan Yurdakul

Mükellef Onbaşılar:

Milaslı Niyazi Giritli, İstanbullu Züğfer Ceylan, İstanbullu İbrahim İşlemeci, Trabzonlu Murat Yıldırım, Bodrumlu Mehmet Kızılışık, Bodrumlu Emin Süzer

Erler:

Çanakkaleli Mehmet Demirel, Bigalı Ali Gökçü, Antalyalı Nurettin Alabacak, Bandırmalı Ömer Yalçın, Edremitli Ali Aslan, Lapsekili Ülfeddin Akar, Şileli Bekir Sarı, Sürmeneli Yusuf Demir, Rizeli Mehmet Aydın, Sökeli Mustafa Özsoy, Marmarisli NUri Acar, Çorlulu Hüdai Çağdan, Lapsekili Kadir Demiroğlu, Tekirdağlı Fikri Ulaştırıcı, Bigalı Hüseyin Sayım, Bartınlı Hüseyin Kayan, İzmirli Kenan Odacıoğlu, Lapsekili Ahmet Günal, Bartınlı Mustafa Taşçı, Çanakkaleli Hasan Bozoğlu, Bursalı İbrahim Aksoy, İzmirli Feridan Kırcalı, Ordulu İsmail Özdemir, Çarşambalı Hasan Arslan, İnebolulu Ahmet Özkaya, Çanakkaleli Enver Uçar, Foçalı Necati Kalan, İnebolulu Murat Suyabatmaz, Giresunlu Mehmet Demir, Giresunlu Galip Yılmaz, Göreleli Hasan Kelleci



Tören



7 nisansaat 15'te Başaran Gemişi üzerinde tören düzenlendi ve şehit denizciler için denize çelenk bırakıldı. Denizaltı Filosu Komutanı Fahri Korutürk törende, şehitlerimze şu sözlerle veda etti :"Komutan sıfatıyla sizlere bir çok emirler verdim. Bir çok mesajlar yolladım. Bu size son mesajımdır. Aziz isimlerinizi tüm denizciler kalplerimize gömdük."

( 1953 Dumlupınar Faciası - Kazadan Sonra- Kurtarma Çalışmaları )
 
TCG_Dumlup%C4%B1nar_%28D-6%29.jpg


400px-Ak%C5%9Fam_-_Dumlup%C4%B1nar.jpg
 
[media]https://www.youtube.com/watch?v=Op0xtVUAxIY[/media]



[media]https://www.youtube.com/watch?v=fmjMbyso65c[/media]
 
Ruhları şad olsun.

Karşıdaki beyaz binalar benim işyerim...



1252675062_p1080600ruhiyeni.jpg
 
Mekanları cennet olsun , çok üzüldüm.

Tüm Türkiye'yi yasa boğmuştur eminim.

günümüzde değeri bilinmiyor artık vatanseverliğin asker ocağının yeri eskisi gibi değil.

başımızda askere kelle diyenler var ne yaparsın..
 
Geri
Üst Alt