cumhuriyet gazetesinin fb yandaşlığı

O mallardan biri.

İlker Başbuğ: "Ben ilk kez kongreye geldim, ilk kez oy kullanıyorum. Aziz Yıldırım'a verilen her oy, adaletsizliğe karşı isyandır."

₪tapa
 
Turkiye'de belli bir kesim var bu kesim entellektuel ve solcu gecinip kisaca gerizekali . Bunun nedeni bazen insanlar okuma aliskanligina sahip olurlar ve cok sey bilirler fakat sorgulama ve dusunme onlara gore degildir . Toplu hareker ederler . Bazi seyleri moda gibi savunur sonra da pisman olurlar . Dunun yetmez ama evetcileridir bunlar . HDP'yi bariscil - esitlikci - demokrat bir parti sanarlar . Aziz Yildirim'i cumhuriyetci Fenerbahce'yi de cumhuriyetin kalesi gorurler . Koklerine kibrit suyu :) .

Ben bunlara kısaca "kara aydınlar" diyorum. Genelde kavram karmaşası yaşayan, ölü sevicilik yapan, mikro faşist zihniyetler. Bilgili olmak ile yorum gücüne sahip olmak aynı şey değil. Ya bunlar siyasi argümanlarını ön plana çıkarıyorlar ve rol yapıyorlar ya da net gerizekalılar. Değerleri olmayan insanlardan değerlere saygı göstermesini beklemek polyannacılık olur. Bunlar yeni akım hümanist tayfanın kırma nesilleri. İnsanlık namına pek birşey beklememek gerek. Hümanist diye takılıp ırkçılığın alasını yapıyorlar altan alta.
 
Laik cumhuriyetin son kaleleri Aziz Yıldırım'ın Fenerbahcesi ve Cumhuriyet gazetesi
 
kaale almaya değmez. başında fanatik fenerli bir spor müdürü var, he he deyin geçin
 
Tayyip Erdoğan'ı eleştiripte azizi savunmak kadar büyük bir çelişki yok hatta basın toplantısında çapulcu dedi muhalefete.
Ben her zaman söylüyorum Türk basınına inanmayın çünkü hepsi birilerinin adamı ve çıkar peşinde artık eskisi gibi tarafsız bir kanal yada gazete yok
 
Tayyip Erdoğan'ı eleştiripte azizi savunmak kadar büyük bir çelişki yok hatta basın toplantısında çapulcu dedi muhalefete.
Ben her zaman söylüyorum Türk basınına inanmayın çünkü hepsi birilerinin adamı ve çıkar peşinde artık eskisi gibi tarafsız bir kanal yada gazete yok
Türk basını diye bir şey yok hepsi dışarıdan kontrol ediliyor

Tapınakçı aydın doğan'ın medya baronu olduğu yerde Türk basını diye bir şey olamaz R'das
 
Miğde bulantısı ulusalcılar ak lardan farkları yok
 
Son düzenleme:
Fenerbahçe taraftarı olup, üstüne bir de gazeteci olanlar kadar orijinal mal başka hiç bir kulüpte yok. Bizde 4 tane var 4'ü de belli tipler ve Galatasaray taraftarı tarafından sevilmiyen adamlar. Ama bunların taraftarlarına bakın: Ergun Babahan, Ömer Çavuşoğlu, Gürcan Bilgiç, Tahir Kum, Rıdvan Dilmen, Ertuğrul Özkök, Bedri Baykam, Ümit Özat, Lube Ayar, Cengiz Çandar, Ömer Güvenç, Mehmet Yılmaz... Yok yok yani...
 
Fenerbahçe taraftarı olup, üstüne bir de gazeteci olanlar kadar orijinal mal başka hiç bir kulüpte yok. Bizde 4 tane var 4'ü de belli tipler ve Galatasaray taraftarı tarafından sevilmiyen adamlar. Ama bunların taraftarlarına bakın: Ergun Babahan, Ömer Çavuşoğlu, Gürcan Bilgiç, Tahir Kum, Rıdvan Dilmen, Ertuğrul Özkök, Bedri Baykam, Ümit Özat, Lube Ayar, Cengiz Çandar, Ömer Güvenç, Mehmet Yılmaz... Yok yok yani...

Ercan Saatçi?
 
gazetelerini almaz, web sitelerini takip etmezseniz sıkıntı cıkmaz. en güzel cevap böyle verilir heralde.

misal ben 4-5 yıldır ne fanatik alırım nede web sitesine giyerim, bir kere uyuzluk kaptım. yandaslar kardesim.
 
Uğur Dündar

Bilinmeyen Aziz Yıldırım!..
Eski yöneticilerden, Fenerbahçe sevdalısı Köksal Özbek anlatıyor:
“Aziz Yıldırım’ın 1 oy farkla ilk kez Başkan seçildiği kongrede, listesinden yönetime giren tek kişi bendim. Göreve geldiğimizin ilk haftasında 7 milyon dolar ödememiz gerekiyordu. Oysa kasa bomboştu! Hepimiz bu parayı nasıl bulacağımızı düşünürken Başkan “Merak etmeyin buluruz” dedi. Nereden bulacağımızı sorduğumuzda ise gülmekle yetindi. Nitekim o para bulundu. 7 milyon doların nereden geldiğini merak ediyorduk, ama o söylemiyordu. Çok sonra öğrendik ki kendisi vermiş. Üstelik karşılıksız, hibe olarak... Bana göre bugüne kadar tam 30 milyon dolar bağışladı Fenerbahçe’ye...”

* * *

Aziz Yıldırım’ın yönetim kurullarında 17 yıldır görev alan, gerek alçakgönüllü tavırları, gerekse tek kişilik ordu gibi çalışmasıyla tüm Fenerbahçe camiasının sevgi ve saygısını kazanan Y. Mimar Nihat Özbağı anlatıyor:
“Uğur Bey, sizin de yönetimde olduğunuz 2000’li yılların başında, eski stadyumun yerine yenisini yapmaya karar verdik. Zira iki açık ve iki de kapalı tribünü bulunan eski stadyum, 21 bin seyirci kapasiteli olmasına karşın ancak 18 bin kişi alabiliyordu. Rüzgar bir açıktan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Bu nedenle kış aylarında tribünlere dondurucu bir soğuk egemen oluyordu. Altyapı yetersizliğinden her taraf tuvalet koktuğu için de aileler pek gelmiyordu. Gelenler de “bitse de gitsek” diyerek, maçın sonunu iple çekiyordu. Daha da ürkütücü yanı, eski teknolojiyle inşa edildiğinden, ilk depremde yıkılacak kadar dayanıksızdı.

* * *

Eskisini tamamen yıkmadan modern, göz kamaştırıcı yeni bir Şükrü Saracoğlu Stadyumu yapacaktık ama nasıl? Çünkü para yoktu. Ekonomik kriz nedeniyle bankalar da kredi musluklarını kapatmıştı. Ama Başkan kararlıydı. “Her ne pahasına olursa olsun yapacağız” diyordu. Neyse kolları sıvayıp, projeyi kendi firmamda parasız çizdirdim. Migros da 2 milyon TL (o tarihte 2 trilyon) vererek sponsor oldu. Gösterişsiz, bir temel atma töreniyle işe başladık.
Geceli gündüzlü çalışıyorduk. Hiç unutmam, bir kış gecesi uyku tutmadı. Sabaha doğru kalkıp giyindim, lapa lapa yağan kar altında şantiyeye geldim. Hava koşulları nedeniyle işe ara verilmiş, işçiler istirahate çekilmişlerdi. Ama bir de ne göreyim? Aziz Bey adeta kardan adama dönmüş durumda inşaatta çalışmıyor mu?
O anı hiç unutmam. Gözyaşları arasında sarılıp kucaklaşırken, ikimizin de ağzından aynı sözcükler döküldü:
“Biz bunu başaracağız dostum...”

* * *

Parasal sorunun yanı sıra, aşmamız gereken yığınla güçlük vardı. Örneğin zeminle mücadele ediyorduk. Çünkü Saracoğlu’nun zeminini 8-10 metre kazdığınızda deniz suyu çıkıyordu. Şu kadarını söyleyeyim; Fenerium Tribünü’nün bulunduğu yere, toplam uzunluğu 40 kilometreyi bulan sayısız kazık çaktık. Böylece hafif bir sarsıntıda bile yıkılma riski bulunan eski tesisin yerine-hem de maçlar devam ederken 9 büyüklüğündeki depreme dayanıklı ve bugün seyirci kapasitesi 52 bin kişiye ulaşan muhteşem bir stadyum inşa etmeyi başardık. Hem de devletten kuruş almadan.
O kış gecesi, sabaha doğru lapa lapa yağan kar altında kucaklaşarak birbirimize verdiğimiz sözü tutmuştuk.

* * *

Bu başarıda Aziz Bey unutulmaz bir liderlik sergiledi. Sıkıştığımızda kendi parasını cömertçe harcadı ama, sıra kulübün bütçesini kullanmaya gelince, adeta kılı kırk yararak sarf etti. Öylesine titizdir ki, halen kulüp binasından en geç kendisi çıkar
ve tüm ışıkları elleriyle kapatır. Fenerbahçe’nin beş kuruşunun boşa gitmesine izin vermez. Yaptığı bağışların miktarını da asla söylemez. Bizler, yani yönetimdeki arkadaşlarım da onu örnek aldığımızdan, projelere kim ne kadar para vermiştir, bilmeyiz. Ama şundan herkes emindir: Kulübün geleceği için büyük bir yatırım mı yapılacak, örneğin değerli bir arsa mı alınacak, biliriz ki en büyük maddi katkıyı o, sessiz sedasız yapmıştır. Bırakın parayı, Aziz Bey, hayatını kulübüne adamış bir Fenerbahçelidir...”
Şükrü Saracoğlu’ndan söz ederken taraftarımızın muazzam katkısına teşekkür etmeden ve onları alkışlamadan geçemeyiz. O büyük taraftar unutulmaz özveriyle 5 yıllık kombine biletleri 30 milyon TL ödeyerek almamış olsaydı, Şükrü Saracoğlu projesi bugünkü görkemli görünümüyle bitemezdi.”

* * *

Sohbetimizin sonunda Nihat Özbağı’ya “Olmaz ama, diyelim ki Aziz Yıldırım sizden yüklü bir miktar borç para istedi, verir misiniz?” diye sordum. Güldü.
“Tereddütsüz veririm. Hatta gözümü kırpmadan servetimi bile emanet ederim” dedi.

* * *

Büyük Fenerbahçelilerden eski yönetici Önder Fırat anlatıyor:
“İtalya’da UEFA Kupası için Lazio ile oynadığımız maçta Başkan’la yan yana oturuyordum. Bizimkiler golü atınca sevinçle ayağa fırladık. Aziz Bey yüzünü başka tarafa çevirince eğilip baktım; ağlıyordu... Almanya’da Mönchengladbach’ı yendiğimizde de aynı şekilde duygulanmıştı. Başkanın Fenerbahçeliliği sadece sevgi sözcüğüyle anlatılamaz. Onunki aşktır...”

* * *

Bu izlenimler de benden:
Hataları yok mudur? Elbette vardır. Zira serttir, asabidir, bazen hoşgörüsüzdür, en son söylenecek lafı, daha başta dile getirdiğinden çoğu kez kırıcıdır. Hatta kimilerine göre sevimsizdir. Bu nedenle sevenleri kadar, sevmeyenleri de çoktur.
Ama dostu için de, düşmanı için de o, Fenerbahçe tarihinin tartışmasız en büyük Başkanı’dır.
Hayatını sarı lacivertli renkle hizmete adamış, gerçek bir Fenerbahçe, Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısıdır.
Değerli meslektaşım Aytunç Erkin’in “Sarı Lacivert Öfkeli Adam - Aziz Yıldırım” (Kırmızı Kedi Yayınları) kitabında da belgeleriyle anlattığı gibi, bu özellikleri nedeniyle kumpaslara uğramış, zindana atılmış ama Fenerbahçe, Cumhuriyet ve Atatürk sevdasından en ufak bir taviz vermemiştir.

* * *

Bana göre Aziz Yıldırım sadece bu dönem için değil, göreve talip olduğu sürece Fenerbahçe’ye Başkanlık yapmalıdır.






Ugur Dündar'in asagi kalir yani yok.Aziz'i cumhuriyet bekcisi ilan etmis utanmadan..

☆$☆
 
Yazarlar kitapları
Sözcü Kitabevi'nde
Uğur Dündar
Paylaş

Paylaş


Güncel Yazısı
Diğer Yazıları
Küçült

Büyüt
Bilinmeyen Aziz Yıldırım!..
Eski yöneticilerden, Fenerbahçe sevdalısı Köksal Özbek anlatıyor:
“Aziz Yıldırım’ın 1 oy farkla ilk kez Başkan seçildiği kongrede, listesinden yönetime giren tek kişi bendim. Göreve geldiğimizin ilk haftasında 7 milyon dolar ödememiz gerekiyordu. Oysa kasa bomboştu! Hepimiz bu parayı nasıl bulacağımızı düşünürken Başkan “Merak etmeyin buluruz” dedi. Nereden bulacağımızı sorduğumuzda ise gülmekle yetindi. Nitekim o para bulundu. 7 milyon doların nereden geldiğini merak ediyorduk, ama o söylemiyordu. Çok sonra öğrendik ki kendisi vermiş. Üstelik karşılıksız, hibe olarak... Bana göre bugüne kadar tam 30 milyon dolar bağışladı Fenerbahçe’ye...”

* * *

Aziz Yıldırım’ın yönetim kurullarında 17 yıldır görev alan, gerek alçakgönüllü tavırları, gerekse tek kişilik ordu gibi çalışmasıyla tüm Fenerbahçe camiasının sevgi ve saygısını kazanan Y. Mimar Nihat Özbağı anlatıyor:
“Uğur Bey, sizin de yönetimde olduğunuz 2000’li yılların başında, eski stadyumun yerine yenisini yapmaya karar verdik. Zira iki açık ve iki de kapalı tribünü bulunan eski stadyum, 21 bin seyirci kapasiteli olmasına karşın ancak 18 bin kişi alabiliyordu. Rüzgar bir açıktan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Bu nedenle kış aylarında tribünlere dondurucu bir soğuk egemen oluyordu. Altyapı yetersizliğinden her taraf tuvalet koktuğu için de aileler pek gelmiyordu. Gelenler de “bitse de gitsek” diyerek, maçın sonunu iple çekiyordu. Daha da ürkütücü yanı, eski teknolojiyle inşa edildiğinden, ilk depremde yıkılacak kadar dayanıksızdı.

* * *

Eskisini tamamen yıkmadan modern, göz kamaştırıcı yeni bir Şükrü Saracoğlu Stadyumu yapacaktık ama nasıl? Çünkü para yoktu. Ekonomik kriz nedeniyle bankalar da kredi musluklarını kapatmıştı. Ama Başkan kararlıydı. “Her ne pahasına olursa olsun yapacağız” diyordu. Neyse kolları sıvayıp, projeyi kendi firmamda parasız çizdirdim. Migros da 2 milyon TL (o tarihte 2 trilyon) vererek sponsor oldu. Gösterişsiz, bir temel atma töreniyle işe başladık.
Geceli gündüzlü çalışıyorduk. Hiç unutmam, bir kış gecesi uyku tutmadı. Sabaha doğru kalkıp giyindim, lapa lapa yağan kar altında şantiyeye geldim. Hava koşulları nedeniyle işe ara verilmiş, işçiler istirahate çekilmişlerdi. Ama bir de ne göreyim? Aziz Bey adeta kardan adama dönmüş durumda inşaatta çalışmıyor mu?
O anı hiç unutmam. Gözyaşları arasında sarılıp kucaklaşırken, ikimizin de ağzından aynı sözcükler döküldü:
“Biz bunu başaracağız dostum...”

* * *

Parasal sorunun yanı sıra, aşmamız gereken yığınla güçlük vardı. Örneğin zeminle mücadele ediyorduk. Çünkü Saracoğlu’nun zeminini 8-10 metre kazdığınızda deniz suyu çıkıyordu. Şu kadarını söyleyeyim; Fenerium Tribünü’nün bulunduğu yere, toplam uzunluğu 40 kilometreyi bulan sayısız kazık çaktık. Böylece hafif bir sarsıntıda bile yıkılma riski bulunan eski tesisin yerine-hem de maçlar devam ederken 9 büyüklüğündeki depreme dayanıklı ve bugün seyirci kapasitesi 52 bin kişiye ulaşan muhteşem bir stadyum inşa etmeyi başardık. Hem de devletten kuruş almadan.
O kış gecesi, sabaha doğru lapa lapa yağan kar altında kucaklaşarak birbirimize verdiğimiz sözü tutmuştuk.

* * *

Bu başarıda Aziz Bey unutulmaz bir liderlik sergiledi. Sıkıştığımızda kendi parasını cömertçe harcadı ama, sıra kulübün bütçesini kullanmaya gelince, adeta kılı kırk yararak sarf etti. Öylesine titizdir ki, halen kulüp binasından en geç kendisi çıkar
ve tüm ışıkları elleriyle kapatır. Fenerbahçe’nin beş kuruşunun boşa gitmesine izin vermez. Yaptığı bağışların miktarını da asla söylemez. Bizler, yani yönetimdeki arkadaşlarım da onu örnek aldığımızdan, projelere kim ne kadar para vermiştir, bilmeyiz. Ama şundan herkes emindir: Kulübün geleceği için büyük bir yatırım mı yapılacak, örneğin değerli bir arsa mı alınacak, biliriz ki en büyük maddi katkıyı o, sessiz sedasız yapmıştır. Bırakın parayı, Aziz Bey, hayatını kulübüne adamış bir Fenerbahçelidir...”
Şükrü Saracoğlu’ndan söz ederken taraftarımızın muazzam katkısına teşekkür etmeden ve onları alkışlamadan geçemeyiz. O büyük taraftar unutulmaz özveriyle 5 yıllık kombine biletleri 30 milyon TL ödeyerek almamış olsaydı, Şükrü Saracoğlu projesi bugünkü görkemli görünümüyle bitemezdi.”

* * *

Sohbetimizin sonunda Nihat Özbağı’ya “Olmaz ama, diyelim ki Aziz Yıldırım sizden yüklü bir miktar borç para istedi, verir misiniz?” diye sordum. Güldü.
“Tereddütsüz veririm. Hatta gözümü kırpmadan servetimi bile emanet ederim” dedi.

* * *

Büyük Fenerbahçelilerden eski yönetici Önder Fırat anlatıyor:
“İtalya’da UEFA Kupası için Lazio ile oynadığımız maçta Başkan’la yan yana oturuyordum. Bizimkiler golü atınca sevinçle ayağa fırladık. Aziz Bey yüzünü başka tarafa çevirince eğilip baktım; ağlıyordu... Almanya’da Mönchengladbach’ı yendiğimizde de aynı şekilde duygulanmıştı. Başkanın Fenerbahçeliliği sadece sevgi sözcüğüyle anlatılamaz. Onunki aşktır...”

* * *

Bu izlenimler de benden:
Hataları yok mudur? Elbette vardır. Zira serttir, asabidir, bazen hoşgörüsüzdür, en son söylenecek lafı, daha başta dile getirdiğinden çoğu kez kırıcıdır. Hatta kimilerine göre sevimsizdir. Bu nedenle sevenleri kadar, sevmeyenleri de çoktur.
Ama dostu için de, düşmanı için de o, Fenerbahçe tarihinin tartışmasız en büyük Başkanı’dır.
Hayatını sarı lacivertli renkle hizmete adamış, gerçek bir Fenerbahçe, Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısıdır.
Değerli meslektaşım Aytunç Erkin’in “Sarı Lacivert Öfkeli Adam - Aziz Yıldırım” (Kırmızı Kedi Yayınları) kitabında da belgeleriyle anlattığı gibi, bu özellikleri nedeniyle kumpaslara uğramış, zindana atılmış ama Fenerbahçe, Cumhuriyet ve Atatürk sevdasından en ufak bir taviz vermemiştir.

* * *

Bana göre Aziz Yıldırım sadece bu dönem için değil, göreve talip olduğu sürece Fenerbahçe’ye Başkanlık yapmalıdır.






Ugur Dündar'in asagi kalir yani yok.Aziz'i cumhuriyet bekcisi ilan etmis utanmadan..

☆$☆

o kadar sakil duruyor ki aziz gibi bir megolomanın üstünde bu sıfatlar/sözler...tek birisi bile doğru değildir anlatılanların adım gibi eminim.
 
Sadece Cumhuriyet mi?

Fenerbahçe'nin başına gelmeyen kalmadı - Fanatik

Öyle bir anlatılmış ki sanırsın bu olayların hiçbirinde kabahat yok Fenerlilerde.Öncesinde hiçbirşey olmamış.
Mesela birileri durup dururken gitmiş saldırmış Emreye veya ıslıklamış Volkanı...
Hani ben yazının sonunda " İşte tüm bu sebeplerden dolayı şampiyonluk Fenere verilmeli" cümlesi bekledim

VOLKAN DEMİREL ISLIKLANDI
EMENIKE FORMAYI ÇIKARTTI
OTOBÜSÜ KURŞUNLANDI
KAPTAN’A SALDIRI
 
Bu mantıktan gidersek Beyaz Futbol ekibini de izlememek lazım ama hepiniz (bende dahil) saati gelince tv başında dikiliyoruz. Daha önce dediğim gibi bunlar başından beri tutumları FB yandaşlığı özellikle şike konusunda ama Beyaz Futbol gibi kanallar 3 temmuzdan beri şike şike ağlayanlar, şimdi ağız değiştirdi hiç adını anmıyor, FB yalakalığı yapıyor ayrıca neredeyse o günlerde şike dedikleri için özür dileyecekler.
 
Yav medyanın çoğu zaten fb yalakası maşası vs... onu biliyoruz da herşeyi geçtim uğur dündar gibi adamın yazdığı yazıya bak yav yazıklar olsun!! RTE muhalifiyiz diye dolanırsın, dikta karşıtıyız diye dolanırsın orasını anladık ama şu aziz denen kepazeyi Atatürkçülüğün Cumhuriyetçiliğin bekçisi ilan etmekten utanmaz mısın? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu :red: Hiç mi akıl yok hiç mi izan kalmadı bunlarda? Düzgün dürüst dediğimiz saygı gösterdiğimiz adamların bile yaptığı işe bak yazıklar olsun yav...
 
Bu mantıktan gidersek Beyaz Futbol ekibini de izlememek lazım ama hepiniz (bende dahil) saati gelince tv başında dikiliyoruz. Daha önce dediğim gibi bunlar başından beri tutumları FB yandaşlığı özellikle şike konusunda ama Beyaz Futbol gibi kanallar 3 temmuzdan beri şike şike ağlayanlar, şimdi ağız değiştirdi hiç adını anmıyor, FB yalakalığı yapıyor ayrıca neredeyse o günlerde şike dedikleri için özür dileyecekler.
Valla kusura bakma ama seyirciye saygisi olmayan,bagirmaktan baska br boka yaramayan bu programi izlemem..Yani mesele fb yandasligindan cok seyirciye yapilan saygisizliktir..Bir iki kere izliyeyim dedim ama bas agrisindan baska bir getirisi olmadi..

☆$☆
 
Uğur Dündar

Bilinmeyen Aziz Yıldırım!..
Eski yöneticilerden, Fenerbahçe sevdalısı Köksal Özbek anlatıyor:
“Aziz Yıldırım’ın 1 oy farkla ilk kez Başkan seçildiği kongrede, listesinden yönetime giren tek kişi bendim. Göreve geldiğimizin ilk haftasında 7 milyon dolar ödememiz gerekiyordu. Oysa kasa bomboştu! Hepimiz bu parayı nasıl bulacağımızı düşünürken Başkan “Merak etmeyin buluruz” dedi. Nereden bulacağımızı sorduğumuzda ise gülmekle yetindi. Nitekim o para bulundu. 7 milyon doların nereden geldiğini merak ediyorduk, ama o söylemiyordu. Çok sonra öğrendik ki kendisi vermiş. Üstelik karşılıksız, hibe olarak... Bana göre bugüne kadar tam 30 milyon dolar bağışladı Fenerbahçe’ye...”

* * *

Aziz Yıldırım’ın yönetim kurullarında 17 yıldır görev alan, gerek alçakgönüllü tavırları, gerekse tek kişilik ordu gibi çalışmasıyla tüm Fenerbahçe camiasının sevgi ve saygısını kazanan Y. Mimar Nihat Özbağı anlatıyor:
“Uğur Bey, sizin de yönetimde olduğunuz 2000’li yılların başında, eski stadyumun yerine yenisini yapmaya karar verdik. Zira iki açık ve iki de kapalı tribünü bulunan eski stadyum, 21 bin seyirci kapasiteli olmasına karşın ancak 18 bin kişi alabiliyordu. Rüzgar bir açıktan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Bu nedenle kış aylarında tribünlere dondurucu bir soğuk egemen oluyordu. Altyapı yetersizliğinden her taraf tuvalet koktuğu için de aileler pek gelmiyordu. Gelenler de “bitse de gitsek” diyerek, maçın sonunu iple çekiyordu. Daha da ürkütücü yanı, eski teknolojiyle inşa edildiğinden, ilk depremde yıkılacak kadar dayanıksızdı.

* * *

Eskisini tamamen yıkmadan modern, göz kamaştırıcı yeni bir Şükrü Saracoğlu Stadyumu yapacaktık ama nasıl? Çünkü para yoktu. Ekonomik kriz nedeniyle bankalar da kredi musluklarını kapatmıştı. Ama Başkan kararlıydı. “Her ne pahasına olursa olsun yapacağız” diyordu. Neyse kolları sıvayıp, projeyi kendi firmamda parasız çizdirdim. Migros da 2 milyon TL (o tarihte 2 trilyon) vererek sponsor oldu. Gösterişsiz, bir temel atma töreniyle işe başladık.
Geceli gündüzlü çalışıyorduk. Hiç unutmam, bir kış gecesi uyku tutmadı. Sabaha doğru kalkıp giyindim, lapa lapa yağan kar altında şantiyeye geldim. Hava koşulları nedeniyle işe ara verilmiş, işçiler istirahate çekilmişlerdi. Ama bir de ne göreyim? Aziz Bey adeta kardan adama dönmüş durumda inşaatta çalışmıyor mu?
O anı hiç unutmam. Gözyaşları arasında sarılıp kucaklaşırken, ikimizin de ağzından aynı sözcükler döküldü:
“Biz bunu başaracağız dostum...”

* * *

Parasal sorunun yanı sıra, aşmamız gereken yığınla güçlük vardı. Örneğin zeminle mücadele ediyorduk. Çünkü Saracoğlu’nun zeminini 8-10 metre kazdığınızda deniz suyu çıkıyordu. Şu kadarını söyleyeyim; Fenerium Tribünü’nün bulunduğu yere, toplam uzunluğu 40 kilometreyi bulan sayısız kazık çaktık. Böylece hafif bir sarsıntıda bile yıkılma riski bulunan eski tesisin yerine-hem de maçlar devam ederken 9 büyüklüğündeki depreme dayanıklı ve bugün seyirci kapasitesi 52 bin kişiye ulaşan muhteşem bir stadyum inşa etmeyi başardık. Hem de devletten kuruş almadan.
O kış gecesi, sabaha doğru lapa lapa yağan kar altında kucaklaşarak birbirimize verdiğimiz sözü tutmuştuk.

* * *

Bu başarıda Aziz Bey unutulmaz bir liderlik sergiledi. Sıkıştığımızda kendi parasını cömertçe harcadı ama, sıra kulübün bütçesini kullanmaya gelince, adeta kılı kırk yararak sarf etti. Öylesine titizdir ki, halen kulüp binasından en geç kendisi çıkar
ve tüm ışıkları elleriyle kapatır. Fenerbahçe’nin beş kuruşunun boşa gitmesine izin vermez. Yaptığı bağışların miktarını da asla söylemez. Bizler, yani yönetimdeki arkadaşlarım da onu örnek aldığımızdan, projelere kim ne kadar para vermiştir, bilmeyiz. Ama şundan herkes emindir: Kulübün geleceği için büyük bir yatırım mı yapılacak, örneğin değerli bir arsa mı alınacak, biliriz ki en büyük maddi katkıyı o, sessiz sedasız yapmıştır. Bırakın parayı, Aziz Bey, hayatını kulübüne adamış bir Fenerbahçelidir...”
Şükrü Saracoğlu’ndan söz ederken taraftarımızın muazzam katkısına teşekkür etmeden ve onları alkışlamadan geçemeyiz. O büyük taraftar unutulmaz özveriyle 5 yıllık kombine biletleri 30 milyon TL ödeyerek almamış olsaydı, Şükrü Saracoğlu projesi bugünkü görkemli görünümüyle bitemezdi.”

* * *

Sohbetimizin sonunda Nihat Özbağı’ya “Olmaz ama, diyelim ki Aziz Yıldırım sizden yüklü bir miktar borç para istedi, verir misiniz?” diye sordum. Güldü.
“Tereddütsüz veririm. Hatta gözümü kırpmadan servetimi bile emanet ederim” dedi.

* * *

Büyük Fenerbahçelilerden eski yönetici Önder Fırat anlatıyor:
“İtalya’da UEFA Kupası için Lazio ile oynadığımız maçta Başkan’la yan yana oturuyordum. Bizimkiler golü atınca sevinçle ayağa fırladık. Aziz Bey yüzünü başka tarafa çevirince eğilip baktım; ağlıyordu... Almanya’da Mönchengladbach’ı yendiğimizde de aynı şekilde duygulanmıştı. Başkanın Fenerbahçeliliği sadece sevgi sözcüğüyle anlatılamaz. Onunki aşktır...”

* * *

Bu izlenimler de benden:
Hataları yok mudur? Elbette vardır. Zira serttir, asabidir, bazen hoşgörüsüzdür, en son söylenecek lafı, daha başta dile getirdiğinden çoğu kez kırıcıdır. Hatta kimilerine göre sevimsizdir. Bu nedenle sevenleri kadar, sevmeyenleri de çoktur.
Ama dostu için de, düşmanı için de o, Fenerbahçe tarihinin tartışmasız en büyük Başkanı’dır.
Hayatını sarı lacivertli renkle hizmete adamış, gerçek bir Fenerbahçe, Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısıdır.
Değerli meslektaşım Aytunç Erkin’in “Sarı Lacivert Öfkeli Adam - Aziz Yıldırım” (Kırmızı Kedi Yayınları) kitabında da belgeleriyle anlattığı gibi, bu özellikleri nedeniyle kumpaslara uğramış, zindana atılmış ama Fenerbahçe, Cumhuriyet ve Atatürk sevdasından en ufak bir taviz vermemiştir.

* * *

Bana göre Aziz Yıldırım sadece bu dönem için değil, göreve talip olduğu sürece Fenerbahçe’ye Başkanlık yapmalıdır.






Ugur Dündar'in asagi kalir yani yok.Aziz'i cumhuriyet bekcisi ilan etmis utanmadan..

☆$☆
Pamuk prenses ve yedi cüceler masalina inanırım ama buna inanmam demek aziz inşaata çalışmış hemde karın altında ellerinden gelse adamı peygamber ilan edecekler
 
Geri
Üst Alt