Belki biraz garip bir durum ama ben Galatasaray'ı kötü dönemlerinde daha çok seviyorum. Elbetteki başarılı olmasını istiyorum ve başarılı olduğunda mutlu oluyorum ama sadece başarılı olduğunda taraftar kesilen, başarısız zamanlarında ise sırt çeviren taraftarları görünce sanki onların yerine de sevme hissi kaplıyor içimi.
Bu durum biraz karı-koca ilişkisine benziyor. Hani iyi zamanlarda çok mutlu bir çiftmiş izlenimi bırakan evlilerden bazıları zor günlerde bir tarafın terk etmesiyle ayrılırlar ya işte Galatasaray'ı da kötü günlerde sürekli eleştirenleri, yapıcı değil yıkıcı olanları ve "Şampiyonluk gittiyse maç falan izlemem" tribinde olanları düşündükçe daha bir bağlanıyorum Galatasaray'a.
Sevda dediğin sadece iyi zamanda olmaz. Sadece iyi zamanda olan sevdanın adı sevda değildir zaten. Takım şampiyonluktan koptuğu günün ertesinde içinde Galatasaray'la ilgili duygular daha fazla oluyorsa, takımın kupa maçını izleme duygusu sanki bir Şampiyonlar Ligi maçıymış gibi içine yansıyorsa ve takıma ait ürünleri giyme arzusu şampiyonluk günlerindeki kadar fazla oluyorsa işte gerçek sevda bu oluyor.
Şampiyonluktan koptuğu gün vazgeçeceksen Galatasaray'dan, Avrupa'da kupa kaldırdığı zaman da kendinden geçmeyeceksin. Sevgini galibiyetlere, kupalara göre endekslemeyeceksin. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuyla, amatör kümeye düşmek arasında sevginde bir değişiklik olmayacak.
Kişiler gelip geçici, kimler gelmiş kimler geçmiş bu zamana kadar. Metin Oktay'ı, Hagi'yi de barındırmış bu kulüp bünyesinde Selçuk Yula ve Emre Belözoğlu'nu da. 14 sene üst üste hüsran yaşadığında neyse UEFA Kupası'nı kaldırdığında da o olmuş aslında. Sadece kişilerin yönetimine göre şekil almış ama ruhu 1905'te hatta 1481'de kurulduğu haliyle kalmış.
Dünya varolduğu müddetçe Galatasaray da varolacaktır. İyi günler de kötü dönemler de peşi sıra gelecek ama Galatasaray baki kalacak..