Recep İçfındık
Büyük Kaptan
- 10 Mart 2011
- 22.386
- 1.438
- 1.503
bizlere yani ulu Türk ulusuna aittir. bazı kendini bilmez 3-5 çapulcu it; bu topraklarda Türk'e mağlubiyet tattıracağını sanıyorsan büyük bir yanılgı içerisindesin. Siz bu ülkeye ihanet ettiğinizde, bu ülkenin kahramanları elindeki kazma, kürek, tencere, tava ve balta gibi araç-gereçler ile dönemin en güçlü devletleri olan Fransa ve İngiltereden Urfa, Maraş'ı kurtardı.
Yıldırım Orduları Kumandanı Alman Mareşal Otto Liman von Sanders 1918 yılının Mart ayında Osmanlı 7. ve 8. ordularınının durumunu anılarında şöyle anlatır;
General Liman von SANDERS (Gelibolu Cephesinde 5'nci Türk Kolordusuna komuta etmiş Alman Generali)
CHARLES ROYAN (Osmanlı-Rus Savaşı-Plevne müdafasında Gazi Osman Paşa emrinde hizmet görmüş ve sonradan general rutbesine kadar yükselmiş Avustralyalı bir General anlatıyor)
"
Alistair John TAYLOR-10 Ağustos 1915
Akka Kuşatması 1 Nisan 1799
Mısıra ayak basıp bölge halkını Türklere karşı ayaklandırdıktan sonra Suriye önlerine gelen Napolyon, Akka Kalesini kuşatıyor. Kale
Cezzar Ahmed Paşa tarafından savunuluyor. Napolyon ve askerlerinin uzun süren kuşatmadan sonra yorgunluğu artıyor. Akabinde takviye olarak gelen 3.000 kadar Nizam-ı Cedid Ordularıyla Fransız ordusu demoralize olup savaş alanından kaçmasıyla beraber Napolyon esir olmamak adına kuşatmanın 64. gününde, kendisini bir gemiye atıp Suriye'den kaçıyor.
Napolyon ilk malubiyeti bu topraklarda tadıyor.
M. Montecuccoli-Avusturyalı Komutan Anlatıyor
Gelland-Fransız Bilgin
General TAVSHEND (Birinci Dünya Savaşında Irak Cephesi komutanı iken Türk ordusuna yenilerek esir düşmüş İngiliz Generali anlatıyor)
BizlCHARLES ROYAN (Plevne'de Gazi Osman Paşa emrinde hizmet görmüş ve sonradan general hutbesine kadar yükselmiş Avustralyalı General)
Yüzbaşı Mehmet Tevfik Bey (Gelibolu, Arıburnu Cephesi 31 Mayıs 1915 Pazartesi) Mektuptan 2 hafta sonra da düşmanla çarpışarak şehit düştü.
XII. Karl-İsveç Kralı, Rus Ordusundan Kaçıp Osmanlı Topraklarına Sığınmıştır
İngiliz Meçhul Askerin Annesine Yazdığı Mektup
1. Dünya Savaşı-Türk Ordusu
Bayrak şereftir, şerefsiz ne anlar
Yıldırım Orduları Kumandanı Alman Mareşal Otto Liman von Sanders 1918 yılının Mart ayında Osmanlı 7. ve 8. ordularınının durumunu anılarında şöyle anlatır;
Müttefik Ordusunda Cephane, ayakkabı, yazlık giysi yoktu. Topçu bataryaları atacak tek bir mermi bile bulamıyordu. Askerler, kışlık kalin yün giysiler ile 55-60 derecelik kavurucu sıcakta ayakkabısız olarak savaşıyordu. Cephe gerisinde savunma hatti ve ihtiyat birlikleri yoktu onun yerine 200 km uzunluğunda bir boşluk vardı. Atlar ve yük taşıyan hayvanlara bile ne bir yiyecek ne de su bulunamıyordu.
General Liman von SANDERS (Gelibolu Cephesinde 5'nci Türk Kolordusuna komuta etmiş Alman Generali)
Çanakkale'yi bir asker olarak anlatmak imkânsızdır.
Çelikten, manevi güçten, vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir? Bu sorunun cevabı işte şu gösterişten uzak, mütevekkil ve sakin Anadolu çocuğunun kendisi idi!...
Tarih kitaplarında Türkler hakkında yazılı olanlar, hatta onlarla savaşanların anlattıkları gerçekleri ifadeden acizdir. Mutluluk Türklerle aynı safta savaşmaktır. Bu şerefi ömrümün sonuna kadar taşıyacağım.
Taş üzerinde yatıyor, Güneşe, fırtınalara, soğuğa, yağmura karşı korunmasız siperlerde çamur ve toz içinde günler geçiriyor, fakat dünyanın bütün vasıta ve imkânlarına sahip düşmanlarıyla tüm imkânsızlıklar içerisinde sitemsizce, aslanlar gibi dövüşüyorlardı. Tanrım... Bu ne muazzam, sessiz ve gösterişsiz bir vatan aşkı idi!
Allah adını yürekten tekrarla saldırganın üzerine atılıyorlardı.
Düşmanları da onlara hayrandı.
Yıllar süren silah arkadaşlığımız döneminde, kendisini öldürmeye, yurdunu elinden almaya gelenlere karşı hiçbir gaddarlıklarını görmedim. Yaralı düşmanlarını sırtlarında siperlerine getiriyor, sargı bezi olmadığı zaman, yedeği bulunmayan gömleklerini yırtarak onları sarıyorlardı...
Bizler o Yarımada'dan kahraman Türk Milletine duyduğumuz takdirle ayrılmışızdır... Sonuç olarak belirtmek isterim ki, sizler kahraman olduğu kadar insan ve uygar bir milletin evlatlarısınız...
CHARLES ROYAN (Osmanlı-Rus Savaşı-Plevne müdafasında Gazi Osman Paşa emrinde hizmet görmüş ve sonradan general rutbesine kadar yükselmiş Avustralyalı bir General anlatıyor)
"
Allah - Allah! nidalarıyla ve yiğit yüreklerindeki imanın kudreti ile Rus süngüleri üzerine öyle atılışları vardı ki, İngiltere tarihinde gördüğümüz kahramanlardan hiçbiri bu Türk askerlerinden fazla şecaat göstermiş olamazdı.
Silah arkadaşım olmuş bu insanların sahip bulundukları yüksek nâmus ve şeref duygularını, engin şecaat ve sadakatlerini, üstün vatanseverliklerini gönlümde gururla muhafaza etmekteyim."
Alistair John TAYLOR-10 Ağustos 1915
[SUP]Sevgili ve bir zamanlar mutlu ailem.
Gelibolu cehenneminden hepinize merhaba! Bu mektubu size yazmak niyetinde değildim. Aslında ben artık kimseyle konuşmak kimsenin, kimsenin yüzünü görmek istediğimden de emin değilim.[/SUP]
Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateş kes ilan edildiğinde ilk defa Türkleri yakından ve canlıyken gördük. Türkler bize anlatılan canavarlara benzemiyordu. Onlar da gözlerinde endişe ve keder olan genç insanlardı. Belkide onlarında bizim gibi arkalarında bekleyen üzüntülü aileleri, yaşlı anne-babaları, karıları belki de sevgilileri vardı. Onlar da yaralanınca acı çekiyordu, onlar da gençti ve hayallerini bırakıp ölüyorlardı. Bizim gibi insan olduklarını gördüm, Türkler de insandı.
Bana sigara ikram eden iki Türk’e ben de konserve et verdim, ama kabul etmediler. Bu sığır etidir dedim ama inanmadılar. Aslında galiba anlamadılar. O zaman ellerimle kafama boynuz yapıp öküz gibi böğürdüm. Güldüler. Ben de güldüm. Orada savaş meydanında etrafımız askerlerin cesetleriyle doluydu, biz düşmandık ve birbirimize gülüyorduk. Bana sigara ikram eden Türklerden bir “sen no İngiliz” diye şaşırarak sordu. “Ben İngiliz değilim” dedim. Sonra elini uzattı “ben Türk Mehmet” dedi. Elini uzattı bende sıktım. Orada, Gelibolu’nun en kanlı savaşlarının yapıldığı o tepedeydik ve düşmanımla el sıkıştık. Ben artık nasıl düşman olabilirdim? Ben neden düşman olmuştum ki? Düşmanımdı ama o anda artık arkadaş olmuştuk.
Bu savaşta ölmeyi reddediyorum.
Bu benim, bizim savaşımız değil.
Yaşamak için isteğim kalmadı. Ama ben sizi görmek istiyorum.
Tanrım... günahlarımı affet. Hayatta olduğum için sana teşekkür ederim...
Hepinizi çok seviyorum.
Ebediyen sizin oğlunuz.
Akka Kuşatması 1 Nisan 1799
Mısıra ayak basıp bölge halkını Türklere karşı ayaklandırdıktan sonra Suriye önlerine gelen Napolyon, Akka Kalesini kuşatıyor. Kale
Cezzar Ahmed Paşa tarafından savunuluyor. Napolyon ve askerlerinin uzun süren kuşatmadan sonra yorgunluğu artıyor. Akabinde takviye olarak gelen 3.000 kadar Nizam-ı Cedid Ordularıyla Fransız ordusu demoralize olup savaş alanından kaçmasıyla beraber Napolyon esir olmamak adına kuşatmanın 64. gününde, kendisini bir gemiye atıp Suriye'den kaçıyor.
Napolyon ilk malubiyeti bu topraklarda tadıyor.
“Cezzar Ahmet beni durdurmasaydı Şark İmparatoru olurdum.”
İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler"
Türk askerlerini dalkılıç olmaya mecbur edecek kadar üstlerine varmamalıdır. Bir defa dalkılıç olmayı göze almış bir kaç yüz Türk meydana çıkarsa önlerinde mağlup olmamak mümkün değildir."
M. Montecuccoli-Avusturyalı Komutan Anlatıyor
"Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkânlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları!
Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar."
Gelland-Fransız Bilgin
Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk'ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman, ışığı örten zevksiz bir perde oluyor.
General TAVSHEND (Birinci Dünya Savaşında Irak Cephesi komutanı iken Türk ordusuna yenilerek esir düşmüş İngiliz Generali anlatıyor)
"Avrupa'da hiçbir asker yoktur ki, Bu sözlerimin altını çiziyorum, savunmakta Türklerle kıyaslanabilsin. Çanakkale...Orada, bizim gemi ateşlerimizle büyük kayıplara uğramış olan kıtalar Türk olmasalardı yerlerinde kalamaz ve derhal değiştilirlerdi. Oysa Türkler tüm savaş boyunca hayatlarında ilk kez gördükleri dev zırhlılara rağmen siperlerinden ayrılmadılar.
BizlCHARLES ROYAN (Plevne'de Gazi Osman Paşa emrinde hizmet görmüş ve sonradan general hutbesine kadar yükselmiş Avustralyalı General)
"Allah - Allah! nidalarıyla ve yiğit yüreklerindeki imanın kudreti ile Rus süngüleri üzerine öyle atılışları vardı ki, İngiltere tarihinde gördüğümüz kahramanlardan hiçbiri bu Türk askerlerinden fazla şecaat göstermiş olamazdı.
Silah arkadaşım olmuş bu insanların sahip bulundukları yüksek nâmus ve şeref duygularını, engin şecaat ve sadakatlerini, üstün vatanseverliklerini gönlümde gururla muhafaza etmekteyim."
Yüzbaşı Mehmet Tevfik Bey (Gelibolu, Arıburnu Cephesi 31 Mayıs 1915 Pazartesi) Mektuptan 2 hafta sonra da düşmanla çarpışarak şehit düştü.
"Pazartesi, 31 Mayıs, 1915
Sebeb-i hayatım, feyz-i velinimetlerim. Sevgili peder validem, babacığım, valideciğim. Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum. Hamdüsenalar olsun Cenâb-ı Hakk’a ki beni bu rütbeye kadar eriştirdi. Yine mukadderat-ı ilahiye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz-i rıfatım ve hayatım oldunuz. Cenâb-ı Hakk’a ve sizlere çok teşekkürler ederim.
Sevgili peder ve valideciğim; gözbebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi evvela Cenâb-ı Hakk’ın, sonra sizin himayenize emanet ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız. Oğlumun tâlim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen gayret ediniz.
Servetimizin olmadığı malûmdur. Mümkün olandan başka bir şey isteyemem, istesem de pek beyhudedir. Refikama hitaben yazdığım kapalı mektubu lütfen kendi eline veriniz. Fakat çok müteessir olacaktır, o teessürü azaltacak şekilde veriniz. Ağlayacak, üzülecek tabii; teselli ediniz.
Sevgili peder ve valideciğim, belki bilmeyerek size karşı birçok kusurda bulunmuşumdur, beni affediniz. Ruhumu şâd ediniz.
Sevgili hemşirem Lütfiye’ciğim, bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için ve sa'yimin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir, beni affediniz. İlahi mukadderat böyle imiş. Hakkınızı helal edin. Ruhumu şâd edin.
Ey akraba ve dostlar ve sevenlerim, cümlenize elveda. Cümleniz hakkınızı helal ediniz. Benim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun. Elveda, cümlenizi Cenâb-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum. Ebediyen Allah’a ısmarladım.
Oğlunuz Mehmet Tevfik"
XII. Karl-İsveç Kralı, Rus Ordusundan Kaçıp Osmanlı Topraklarına Sığınmıştır
"Poltava' da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su, ardımda düşman, tepemde cehennemler püsküren güneş... Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün esirim, Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar âlicenap, bu kadar asil, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı."
İngiliz Meçhul Askerin Annesine Yazdığı Mektup
Fransız Meçhul Askerin MektubuBurada herşey berbat, her taraf kan ve ceset kokusu... İçecek tek şey var o da su. Ama bu suyun içinde bir katır leşi varmış gibi tadı olan pis bir kuyudan sağlanıyor. Bize temizleyici tabletler veriliyor. Ama tableti suyumuza atınca bu sefer suda sanki iki katır leşi varmış gibi oluyor”
"Burada güzel anılarım oldu. Türklerle mevzimiz 15 metreye kadar düşüyordu. Cesetler yığıldığı için birbirimize ateş etmemiz artık işe yaramıyor ve sık sık ateşkes yapıp cesetlerimizi beraber gömüyorduk. Birbirimize sigara ikram ediyorduk. Fakat bugün sabaha karşı cephelerimizi terk ediyoruz, sonunda savaş bitti. Buraya bir düzenek kurduk, bir kaç tüfeğin tetiğine iplik ve su düzeneği kurduk. Su akıp birikince tetiğe gelen güç ile tüfek patlayacak ve Türkler bizim hala burda olduğumuzu düşünecekti. Bizler ise bu esnada mevzilerimizi boşaltacaktık. En sevdiğim şarabımı şimdi iyi bir Türk'e hediye bırakıyorum..."
1. Dünya Savaşı-Türk Ordusu
Bayrak şereftir, şerefsiz ne anlar
Son düzenleme: