Üye Görüşü Ersun Yanal ve Teşvik

Mert Kurt

Parçalı Üye
Katılım
25 Haziran 2009
Mesajlar
2.745
Tepkime puanı
10
Puan
1.308
Öncellikle tüm renktaşlarıma merhaba. Forumda takip ettiğim kadarıyla konu ne zaman Faruk Süren ve Ersun Yanal'dan açılsa yanlış bilgiler dolaşıyor. İki isimle ilgili de iddialar eskiye dayandığı için dolasıyla bilgi kirliliği de bir hayli fazla. Faruk Süren ile ilgili de bir yazı paylaşabiliriz ama bugün için Ersun Yanal'ın 2001'de Galatasaray'a karşı teşvik ve şikeye karışması iddiasıyla ilgili bir yazı paylaşmak istiyorum. Gssözlükten alınmıştır.



(alinti: tarih: 15 kasım 2004... yer: milli takım'ın kamp yaptığı polat renaissance oteli'nin lobisi... milli takım, 2 gün sonra servet'in shevchenko kabusu yaşadığı ukrayna maçına çıkacak.

vatan spor servisi müdürü ibrahim seten kampı ziyaret ediyor. seten, ersun yanal, zaman zaman menajer can çobanoğlu ve mentör turgay biçer'in de katıldığı sohbet saat 22.00 sularında başlıyor, bittiğinde saatler 2.00'yi gösteriyor. o sıralarda beşiktaş-istanbulspor maçında teşvik primi gönderildiği söylentileri var. seten bu konudaki bilgileri yanal'a anlatıyor. yanal, "bak birader" deyip söze giriyor. "benim başımdan öyle bir şey geçti ki, senin anlattıkların solda sıfır. türkiye'de bu iş bitmiş. sana bunları anlatırım ama bana söz ver, eğer bir gün türkiye'de bu işlerin temizlenmesiyle ilgili bir kamuoyu oluşursa bunu kullan. yoksa bizi kimseye kurban etme."

ve bizzat yaşadığı teşvik skandalını başlıyor anlatmaya:

"2000-2001 sezonu... f.bahçe ile g.saray kıran kırana bir şampiyonluk yarışı içinde. g.saray, üst üste 5. şampiyonluğa koşuyor. f.bahçe ise mustafa denizli ile onlara yetişmeye çalışıyor... g.saray puan kaybetmezse de f.bahçe'nin şansı hiç yok... son haftalara girildikçe, bizim gibi [teknik direktörü olduğu agücü'nü kastediyor] takımlarla iki kulübün oynadığı maçlar önem kazandı...

13 mayıs'ta, yani ligin bitmesine 3 maç kala g.saray ile ali sami yen'de karşılaşacağız. hafta boyunca bana f.bahçe kulübü'nden bizim futbolculara teşvik primi gönderileceği yolunda duyumlar ulaştı... takımı toplayıp sert bir konuşma yaptım:

''teşvik primi alanı bu takımda yaşatmam. helal olmayan bir parayı almak, insanın ailesini satmasıyla eş anlam taşır. g.saray'ı yenmek için f.bahçeliler'in sizinle bağlantı kurmaya çalıştığı dedikodusu ayyuka çıktı. sakın bu yollara girmeyin, primi alanı affetmem. hepiniz ayağınızı denk alın.''

johnson-kennedy bağlantısı

tabii bu konuşma oldu ama ben hepsini sonradan öğreniyorum, 2 takım futbolcuları kendi aralarında işi pişirmişler. mesela o sırada f.bahçe'de oynayan johnson, a.gücü'nün yabancılarından kennedy ve augustine'le konuşmuş, onlar para konusunda anlaşmışlar. bu ikisi takımdaki diğer yabancılar kaleci da silva ve stoper rogerio'yu da ayarlamışlar. yani zaten 4 oyuncu teşvik primine kendiliğinden 'okey' vermiş. cafer'le ayrı bağlantı kurulmuş, hakan keleş'le ayrı... takım, kendi kendine f.bahçeliler'den teşvik alma konusunda uzlaşma sağlamış.

ben maçtan önce soyunma odasında yaptığım konuşmada herkesi son defa uyardım. neyse sahaya çıktık, olağanüstü oynadık. hakem bülent uzun da bize yardımcı oldu diyebilirim. [işte burası çok önemli] 10. dakikada faruk ilk golü attı, 1-0 öne geçtik. g.saray ilk yarıda okan buruk kırmızı kartla atılınca 10 kişi kaldı ve paniğe kapıldı. rogerio, 61. dakikada durumu 2-0 yaptı. hasan 63'te skoru 2-1'e getirdi ama yetmedi. biz maçı kazandık, f.bahçe erzurum'u 2-1 yenip büyük avantaj sağladı.

ne güvenilir taksiymiş ama

esas bomba maçtan sonra patladı. malzemecimiz 'hocam, bir taksi şoförü bunu size vermemi söyledi f.bahçeti yönetici.. [ismi bizde saklı] yollamış' diyerek soyunma odasına bir çanta getirdi. çantayı açınca beynimden vurulmuşa döndüm. f.bahçeli yöneticilerden birinin bize yolladığı çantanın içinden dolarlar fışkırıyordu. soyunma odasında birden hareketlenme oldu, nerdeyse bıraksam herkes çantanın üstüne atlayıp paraları orada paylaşacak. hepsine çok ağır hakaretler ederek çantayı kapattırdım.

malzemeciye emanet ettim ve 'hayatımda böyle işlerin içinde olmadım. sizin sayenizde geldiğimiz noktaya bakın. bizim şerefimizin satılık olmaması gerekirdi. ama madem bu para geldi, en azından bunun dağıtımının nasıl olacağını ben belirleyeceğim. herkes duşunu alsın ve benden haber beklesin' deyip kapıyı vurup çıktım.

neyse, ankara'ya döndük. çantadaki para sayıldı, içinde 300 bin amerikan doları vardı. 3 gün sabahlara kadar uyumadan ne yapacağımı düşündüm. aklımdan parayı alıp federasyona gitmek ve herşeyi anlatmak da geçti. ama cesaret edemedim.

al parayı, at imzayı!

sonra 300 bin doları nasıl dağıtacağımın yöntemini buldum. beyaz bir dosya kağıdı aldım. madem böyle bir şerefsizliğin içindeydik, gelen paradan gariban çaycının bile faydalanmasını sağlayacak bir metot geliştirdim. sayfanın başına 'teşvik primi alanlar' diye yazdım ve her futbolcunun adını alt alta sıraladım. ben ve antrenörlerim bu paraya hiç dokunmadık ama malzemeciye, masöre, çaycıya, tesislerdeki bekçiye varıncaya kadar herkesi bu işten nasiplendirmeliydim. futbolcuları teker teker evime çağırdım ve paylarını dağıttım. adam başı 15 bin dolar civarında bir para düşüyordu. parasını her alan, kendi adının yanındaki boşluğa imzasını attı. mesela cafer 'ben o şerejsizin evine gidip para almam. hakkımı yollasın' demiş, onunkini de takım arkadaşlarından biri götürdü. ama yine ona da imzayı attırdım. bu parayı son dolarına kadar dağıttım, sonra da beyaz dosya kağıdını evimde sakladım.

bu 'beyaz dosya kağıdına imza attırma işi'ni niye yaptım biliyor musun? teşvik primine madem benim dahlim olmadan karıştılar, ben de onları yakacak bir belgeyi elimde sigorta olarak tuttum."

işte telegol'ün geçen yıl cafer aydın'ı konuşturarak başlattığı teşvik primi skandalının gerçek perde arkası bu...

300 bin dolarlık teşvik primini yollayan f.bahçeli bir yönetici...

alan ve aldıkları paranın karşılığında boş bir kağıda imza atan a.güçlü futbolcular...

ve bu belgeyi o günden beri saklayan teknik direktör ersun yanal...)
 
Bu hic birseyi ispatlamiyor malesef.
 
10-11 sezonunda Fenerbahce icin calıstıgı tapelerde vardı.Selcuk konusunda Fener icin calısmıstı yanlıs anımsamıyorsam.
 
Benim de pek kanım ısınmadı bu adama.Gelirse faydalı olur o ayrı.
 
umarım gelirsin atak tempolu futbol oynatıyor tam galatasarayın felsefesine uygun.
 
Bizim takıma gel hemşerim gel adam gibi adama ihtiyaç var hocam
 
Tebrik ederim, çok gerekli bir yazı idi...Bu önemden dolayı '2001 deki şikeyi unutmadık' ezberiyle Ersun Hoca yı kötülemeye çalışanları bilgilendirmek maksadıyla bu olayı, hafızamda kalan şekliyle başka bir başlıkta anlatmaya çalışmış, Cafer in ettiği söze de vurgu yapmıştım, böylesine düşmanca hisler beslediği Ersun' un, olaydan sonradan haberdar olduğunu teyid etmesini çok anlamlı bularak...

Ersun Hoca nın anlattığı şekilde geliştiği açık, aksine bir iddiaya da rastlamadım. Peki olay böyle gelişmişse Ersun Hoca yı suçlamak haksızlık değil de nedir?...Teşvik primi suç bile değilken adam, takdire şayan bir hassasiyet göstermiş işte!...Zaten İbrahim Seten bu olayı ifşa ettiği içindir ki, Aziz Yıldırım ''Ben varken Ersun bu kulübün kapısından içeri giremez'' demiş, mecburiyetten daha sonra bu lafını yemiştir...

Önce gerçekçi bir durum tespiti yapılması gerekiyor; elde tükenmiş bir kadro var, zaten tam tekamül etmemiş bir takım, 2.5 yılda gücünü artırmak bir yana, türlü saçmalıklarla devasa paralar harcansa da kan kaybetmiş, dinamizmden eser kalmamıştır...Kulübün mali yapısı izin verse, Vahid Hocanın TS da yaptığına benzer bir ''Kıyım Harekatı'' ile yepyeni bir takım kurulması en iyisi. Ancak ne öyle bir bütçe sözkonusu, ne de kolaylıkla boşaltılabilecek bir kadro.

Bu tespiti yaptıktan sonra; takım-kulüp-lig-ülke gerçeklerine hakim, kısıtlı imkanları en verimli şekilde kullanabilecek, kısa-orta-uzun vadeli gerçekçi planlamalarla içinde bulunulan darboğazı hasarsız ya da az hasarla atlatabilecek bir TD tanımına ihtiyaç olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz...

İsmi geçenlerden;

Denizli: Kısa vadede en yüksek verim sağlayabilecek potansiyele sahip, ancak kariyerinde orta-uzun vade hedeflere ait veri yok, her ayrılışında arkasında enkaz bıraktığı yadsınamaz.

Terim: İçinde bulunulan durumun, orta-uzun vade plansızlığı ile baş sorumlusudur, yüksek bütçe olmadan gelmez ki mümkün olsa da gelmesin zaten.

Lucescu: Keşke, tartışılmaz...Haksız şekilde gönderilmese (2 yıl daha kalsa bile) kulüp tarihi son 10 yıl için başka türlü yazılır, şimdi başka şeyler konuşuyor olurduk (Tanımlama yapılırken ilham alınmış şahsiyettir).

Hikmet Karaman: Yapamayacağından değil, futbol kamuoyunun önyargılı yaklaşımından dolayı zor...

Ersun Yanal: Tanımlamanın yerli karşılığı...
 
Geri
Üst Alt