Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |

Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Arapça



https://tr.wikipedia.org/wiki/Dil_aileleri Arapça (اللغة العربية, el-luġatu l-‘arabiyye; ya da sadece عربي, ‘arabī, Hami-Sami Dilleri Ailesi'nin Sami koluna mensup bir dildir. Standart Arapça olarak kabul edilen bu dil (العربية الفصحى) Arabiyyet-ül fushâ (Fasih,Düzgün Arapça) olarak ifade edilir ve tüm Arap devletlerinin resmi dilidir.Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, İran ve Türkiye'de ise Arap azınlıklarca kullanılan diller Arapça'nın lehçeleridir. Standart Arapça herhangi bir ülkede halk dili olarak konuşulmamakla beraber resmi dil olduğu için eğitim görmüş her Arap standart Arapçayı anlar ve konuşabilir.

Standart Arapça olarak kabul edilen dil Kur'an'ın dilidir. Kur'an Arapça olması nedeniyle Arap dili İslâm dininde özel bir yere sahiptir.

Aslen Arap yarımadasına özgün bir dil olmakla beraber 7. yüzyıldan itibaren İslamiyetin yayılmasıyla ile çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, İslâm dininin kültürel baskınlığı ile birlikte zaman içinde Önasya, Mısır ve Kuzey Afrika’nın yerel dillerine baskın gelmiş ve bu bölgelerin de dili haline gelmiştir. Zaman içinde İspanya'dan Güneydoğu Asya'ya kadar çok geniş bir coğrafyanın üst kültür dili olmuştur. Günümüzde Fas'tan İran sınırına kadar yaklaşık 225 milyon insanın ana dili olsa da, günlük konuşmada bölgeden bölgeye büyük farklılıklar gösterir. Ancak Kuran-ı Kerim'in yazıldığı dil olan 7.inci yüzyıl Hicaz Arapçası günümüze değin değişmeden kaldığı için Standart Arapça (Fusha) kabul edilir ve değişik bölgelerden Arapların birbirleriyle anlaşabilmek için kullandıkları dildir. Arap devletlerinin resmi dili olduğu için eğitim ve basın yayın da bu Standart Arapça (Fusha) ile yapılır.

Arap Yarımadasının güneyinde konuşulan lehçeler Standart Arapça’dan o kadar uzaklaşmıştır ki Güney Arapça adıyla ayrı bir dil olarak sınıflandırılabilir.

Standart Arapça'nın dışında en önemli Arapça lehçeleri; Mısır Arapçası, Şamî (Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün'de) Arapça, Irak Arapçası, Körfez Arapçası, Hicaz Arapçası, Necd Arapçası, Yemen Arapçası ve Kuzey Afrika (Magribî Arapça) Arapçasıdır. Malta adasında konuşulan Malta dili de aslında içine çok sayıda İtalyanca ve İngilizce sözcüğün karıştığı bir Arapça lehçesidir.

Arapça Yunancadan İngilizceye, İspanyolcadan, Farsçaya pekçok dünya dilini etkilediği gibi dilin Türkçe üzerindeki etkisi çok büyüktür. Türkçede Arapça kökenli çok fazla sözcük bulunmaktadır. Ancak gramer yapılarındaki büyük farklar dolayısıyla, pekçok Arapça kökenli sözcük Türkçe’de anlam kaymasına ve değişimine uğramıştır.
.
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Peygamberimizin Dogrulugu



Peygamberimiz, dogruluk ve dürüstlügün en güzel örnegi idi. O, çocuklugundan itibaren dogruluktan ayrilmamis, hiç yalan söylememistir. Peygamberliginden önceki gençlik döneminde dogrulugu ve güvenilir kisiliginden dolayi kendisine, “Muhammedü’l-Emin” yani, “Güvenilir Muhammed” denilirdi. Düsmanlari bile onun dogrulugunu kabul etmis, kendisine yalanci diyememislerdi.



Peygamberimizin en büyük düsmani Ebü Cehil: “Muhammed! Biz seni yalanlamiyoruz, san bizim kanaatimize göre dogrusun. Biz ancak senin getirdigini yalanliyoruz.” Demis, bu söz Peygamberimizi üzmüstü. Bunun üzerine “Onlarin söylediklerinin seni üzdügünü elbette biliyoruz. Aslinda onlar seni yalanlamiyorlar, fakat o zalimler, açiktan açigi Allah’in ayetlerini inkar ediyorlar.” Ayeti inmistir.




Kureys’in ileri gelenlerinden Haris b. Amir de söyle demistir.



“Ey Muhammed, vallahi sen bize hiç yalan söylemedin, fakat biz sana uyarsak yerimizden olacagiz, bundan dolayi iman etmiyoruz.”



Ebü Süfyan Müslüman olmadan önce ticaret amaciyla Sam’a gittigi zaman Bizans Imparatoru Onu kabul etmis ve Peygamberimizle ilgili kendisine bazi sorular sormustu. Bu sorulardan birisi de söyle idi:



- Peygamberlik iddiasinda bulunan bu zatin, daha önce hiç



yalan söyledigini duydunuz mu? Ebü Süfyan:



- Asla, yalan söyledigini hiç duymadik, diye cevap vermistir.



Bunun üzerine Imparator:



- Size peygamberlik iddiasinda bulunan bu zatin evvelce hiç yalan söyleyip söylemedigini sordum. Onun hiç yalan söylemedigin ifade ettiniz. Sayet bu zat Allah hakkinda yalan söylemis olsa daha evvel insanlara yalan söylemesi gerekirdi, demis ve Peygamberimizin dogrulugu sebebiyle gerçekten peygamber oldugunu ifade etmistir.



Peygamber oldugu zaman Mekke’de halkini Islam’a davet için toplamisti. Safa tepesine çikarak orada toplananlari: “Ey Kureys halki! Size bu dagin arkasinda bir düsman ordusunu geldigini söylesem bana inanir misiniz”? dedi, orada bulunanlar:



- “Hepimiz inaniriz, çünkü sen ömründe yalan söylemedin” diye cevap verdiler. Bu toplulugun içinde Peygamberimizin en azili düsmanlari da vardi. Onlar da Peygamberimizin dogrulugunu itiraf etmislerdi.



Peygamberimiz, kendisi dogru sözlü oldugu gibi bizim de dogru olmamizi ve yalanciliktan sakinmamizi istemis ve söyle buyurmustur. “Dogruluktan ayrilmayin. Zira dogruluk iyilikle beraberdir. Dogru ve iyi olanlar cennettedirler. Yalandan kaçinin, çünkü yalan kötülükle beraberdir. Yalan söyleyen ve kötülük edenler de cehennemdedirler.”



O, yalandan hiç hoslanmaz, yalancilari sevmezdi. Peygamberimiz çocuklari kandirmak için yalan söylenmesini de iyi karsilamamistir.



Abdullah b. Amr diyor ki:



Peygamberimiz bir gün evimizde bulundugu bir sirada annem bana:



- “Gel sana bir sey verecegim” diye çagirdi.



Peygamberimiz anneme:



- Çocuga ne vermek istedin? Diye sorunca annem:



- Hurma verecegim, diye cevap verdi. Bunun üzerin



Peygamberimiz:



- “Egen onu aldatip bir sey vermeseydin, sana bir yalan



günahi yazilirdi.” Buyurdu.





Peygamberimiz bir sey hakkinda söz verdimi, verdigi sözde mutlaka durur, geregini yerine getirirdi.




Hudeybiye baris antlasmasinin hükümlerinden birisi de, Mekkelilerden biri Müslümanlara siginirsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere siginan olursa geri verilmeyecekti.



Müslümanlar için çok agir olan bu antlasmanin yazilmasi henüz bitmisti ki, Mekkeliler adina antlasmayi imza edecek olan Süheyl’in Müslüman olan oglu Ebü Cendel bir yolunu bulup kaçmis ve ayagindaki zinciri sürüyerek çika gelmisti. Bu antlasmaya göre Ebü Cendeli iade etmek gerekiyordu. Müslümanlar bundan büyük üzüntü duymuslar ve Ebü Cendel’i iade etmen istememislerdi.



Peygamberimiz Ebü Candel’e dönerek:



- Ey Ebü Cendel, sabret, bir verdigimiz sözden dönmeyiz. Yakinda Cenab-i Hak sana kurtulus yolunu açacaktir, diye teselli etti. Ve henüz imza edilmemis olmasina ragmen sözlü olarak kararlastirilmis bulunan antlasmaya uyacaginin isaretini vermisti.



O, kurtulusun dogrulukta oldugunu bildirmis, dogrularin kiyamet gününde Peygamberlerle beraber olacagini haber vermistir.



Peygamberimize insanlarin hayirlisi kindir diye soruldu. Peygamberimiz:


- “Her temiz kalpli ve dogru sözlü olanlardir.” Buyurdu.



Hiç yalan söylemeyen insan mı ? " tesadüftür yeaaa "

 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Dünya üzerindeki en eski dildir Arapça...

Kur'an Süryanice indi demekte saçmalıktır...

Bana bir tane ayet gösteririmisin Süryanice inmiş...

Kur'an Arapça inmiştir...

Aslıda Esasıda Arapçadır...

 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



uzun süredir forumu takip ediyorum, ama üye değildim. ilk mesajımı yazıcam sanırım.



teknik üniversitede okuyan biri olarak öncelikle şunu söylemeliyim ki evrim teorisi yoktur gibi bilim cahili konuşmalar hiç ama hiç yakışık almıyor.



bir teori, "bana ters, o halde yoktur" mantığıyla nasıl çürütülür ?

paleontolojide kabül görmüş milyon yıllık fosiller nasıl açıklanabilir ? bilimde birikimli olasılık hakkında ne biliyosunuz ?

bilimsel tesadüf hakkında ne biliyosunuz ?

virginia da sıfırdan oluşturulan canlı hakkında ne biliyosunuz ?

türleşme ve yararlı mutasyon hakkında ne biliyosunuz ?



evrim teorisini kabül etmeyen insan o konu hakkında hiçbir şey bilmiyor demektir. ki teoriyi kabül etmeyenler de ya yoldan geçen adamdır, ya da cami imamıdır.daha bugüne kadar bu konu hakkında eğitimli olup yok evrim teorisi diyen adam görmedim.



2.

eski antlaşma ve özellikle de kuranı defalarca okumuş irdelemiş biri olarak;

şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki, inanmak isteyen inanacak yüzlerce sebep bulur, inanmak istemeyen inanmayacak yüzlerce sebep bulur.

ayrıca da kuranda 1400 yıl önce bilinmeyen bilimsel buluşların olduğu iddası da koskoca bir yalandır. isteyen açar okur.



dinler psikanaliz ve diyalektik felsefeye tamamiyle ters düşmektedir.

yarattıklarını ödüllendiren veya cezalandıran tanrı önermeler mantığıyla imkansızdır.

ayrıca da ruh denilen kavram insan psikolojisinden başka da bir şey değildir.



sonuç olarak, ben, çevrem, binlerce insan inanıyor; bu kadar insan boşuna mı inanıyor, o halde doğrudur mantığı tamamiyle yanlış olduğu gibi kuranın mükemmel bir kitap olduğu da tamamiyle müslüman çevrede şekillenmiş bilinçaltı taşıyan insan uydurmasıdır.



ayrıca da ateist arkadaşlara tavsiyem, gerek yok böyle tartışmalara bir sonuç çıkmaz. hiçkimseye bir şey anlatmak zorunda değilsiniz.
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |












YUVAYI DİŞİ ARI YAPAR Efendin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda, insanların kurdukları kovanlarda evler edin.

16 Nahl Suresi 68

Kuran, arının yaptıklarını anlatırken, fiilin dişi formunu kullanmaktadır. Arapça'da fiiller dişiye ve erkeğe göre farklı çekilirler (Başka birçok dünya dilinde de bu böyledir). Arının yaptıkları anlatılırken fiilin dişi formunun kullanılması Kuran'ın saydığı eylemleri dişi bal arısının yaptığını göstermektedir. Bu yüzden ayeti "dişi bal arısı" diye çevirmek daha doğrudur. Dişi bal arısının yaptıkları Kuran'da şöyle tarif edilmektedir: (Arapça'da arının erkeği ve dişisi aynı şekilde yazılır, bu kelimenin ayrıca dişisi yoktur.)

[SIZE=+1]
wol_error.gif
Aşağıdaki resim küçültülmüştür. Buraya tıklayarak büyütebilirsiniz. Resmin orijinal boyutları 1456x891.
43_1.jpg

[/SIZE] 1 Evini (kovanını) inşa etmesi (68. ayet)

2 Bal özünü toplamak için doğadaki faaliyeti (69. ayet)

3 Bal yapması (69. ayet, bir sonraki bölümde inceledik)

Kuran'ın saydığı bu üç faaliyeti de dişi arı olan işçi arılar gerçekleştirmektedir. Bu yüzden Kuran'da arıdan sonra gelen fiile dişilik takısı eklenmiştir. Kuran'ın saydığı bu faaliyetler ile erkek arıların hiçbir ilişkisi yoktur. Dişi olan işçi arılardan daha iri yapılı ve kocaman gözlü olan erkek arıların tek görevi genç ana arıyı döllemektir. Yaz sonunda bu görevini yerine getiren erkek arılar dişi arılar tarafından kovandan atılır ve dişi arıların bakımıyla yaşamaya alışkın oldukları için çok geçmeden açlıktan ölür.

[SIZE=+1]
wol_error.gif
Aşağıdaki resim küçültülmüştür. Buraya tıklayarak büyütebilirsiniz. Resmin orijinal boyutları 880x585.
43_2.jpg

[/SIZE] Kuran'ın indiği dönemde insanların kovan içindeki iş bölümünün detaylarından, işçi arıların dişi olduğundan, kovanı inşa etmenin, bal yapmanın, bal yapmak için meyvaların özünü toplamanın dişi işçi arıların görevi olduğundan haberleri yoktu. Bu yüzden Kuran'ın dişi arının görevlerini sayarken fiili dişiye göre çekmesi ve erkek arıları bu görevlerden dışlaması mucizevi bir ifadedir.

[SIZE=+1][SIZE=+2][SIZE=+1][SIZE=+3] [SIZE=+1]
ARI BİR MATEMATİK PROFESöRü MüDüR?​

[/SIZE][/SIZE][/SIZE][/SIZE][/SIZE] Kuran'da dikkat çekilen dişi bal arısının yaptıklarını iyice incelediğimizde arının kabiliyetlerine şaşmamak elde değildir. Arının yaşayacağı evini (kovanını) oluşturması, bu evin içindeki petekleri inşa etmesi matematiksel bir deha gerektirmektedir.

Bal arıları milyonlarca yıldır peteklerini altıgen yapmaktadır (On milyonlarca yıl öncesine ait arı fosillerinden bu anlaşılmaktadır). Acaba neden bu şekil dikdörtgen, beşgen, sekizgen değil de altıgendir? Bunu araştıran matematikçiler birim alanın tamamen kullanılması ve en az malzemeyle petek yapılabilmesi için en ideal şeklin altıgen olduğunu ortaya koydular. Petekler üçgen ya da dörtgen olsaydı, boşluksuz kullanılabilecekti. Fakat altıgen hücreler için kullanılan malzeme üçgen ya da dörtgen için kullanılan malzemeden daha azdır. Diğer birçok geometrik şekilde ise kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacaktı. Sonuç olarak altıgen hücre, en çok miktarda bal depolarken, yapılması için en az balmumu gereken şekildir.

Dişi (işçi) arıların bu çalışmalarında en çok ilgi çeken durumlardan biri onbinlerce işçi arının her birinin, birer tuğlacığını bıraktığı bu yapının, geometrik ölçülere bütünüyle uyabilmesidir. Matematikçiler verilen belirli miktardaki balmumuyla yumurtadan çıkacak kurtçukları içine alabilecek daha geniş bir yer yapılamayacağını ispatlamışlardır. Böylece işçi arılar belirli miktardaki gereçle, gereken büyüklükteki bir yapının en ekonomik biçimde nasıl yapılabileceğini göstermektedirler.

Antoine Ferchault adındaki bir Fransız böcek bilgini, bunu "Arılar problemi" diye tanınan bir geometri problemi olarak ortaya koymuştur. Bu problem şudur: "Tabanı birbirlerine göre eğimi aynı olan üç çeşit eşkenar dörtgen ile kapanmış düzgün altıgen bir dik prizma verilsin. Bu prizmanın toplam yüzey alanının en küçük değerde olması için eşkenar dörtgenler arasındaki açılar ne olmalıdır?" Biri Alman, biri İsviçreli, biri de İngiliz olan üç tanınmış matematikçi bu problemin çözümüyle uğraştılar ve şu sonuca vardılar: 70° 32' (70 derece ve 32 dakika). Gerçekten de bu, dişi bal arılarının yaptığı petek gözeneklerinin açısının tamı tamına aynısıdır.

İşçi arılarımız peteğin yapımına birkaç farklı noktadan başlarlar. İş ilerledikçe peteğin gözenekleri orta yerde birleşir. Bu durumda kaynaşma noktasındaki peteklerin açıları yine kusursuzdur. Bu işçi arıların peteğin yapımına rastgele koyulmadıklarını, başlangıç ve bitiş noktaları arasındaki uzaklıkları, arkadaşları olan diğer işçi arılarının pozisyonlarını önceden çok ince bir şekilde hesapladıklarını ortaya koyar. En usta matematikçiler bile arının hesabının kusursuzluğunu 70° 32' (70 derece ve 32 dakika)'yı hesaplayarak ortaya koymaktadırlar. Fakat bu matematik profesörlerine elinize bir cetvel alın, bu açıları tam tutturarak bir altıgen çizin desek, hele hele bu hesapları yapan üç profesöre üçünüz ayrı yerden başlayarak altıgenler çizin, ortadaki altıgenler de tam düzgün, kusursuz olsun desek hiç şüphesiz bu kadar ince bir çizimi beceremezlerdi. Görülüyor ki arı, hem büyük bir teorisyendir, hem de müthiş bir pratisyendir. Teoride hesaplanması çok zor olanı hesaplamış, pratikte ise bizim el ve gözlerimizle tayin edemeyeceğimiz hassaslıktaki ölçüleri tutturmuştur. (Kuran'ın matematiksel mucizelerinden bahsedeceğimiz kitabımızın ikinci kısmının, KUM15 bölümünde "arı"dan bahseden sure ve ayetlerdeki matematiksel kodu, arının kromozom sayısına işaretleri inceleyeceğiz. Arının yaratılışında arıya matematikçi özellikleri veren Allah, arıdan bahsettiği sure ve ayetlerde de matematiksel mucizeler oluşturmuştur.)

Altı hafta yaşayabilen arılar tüm bu hesapları ve uygulamaları nasıl gerçekleştirmektedir? Arıların bu yaptıklarını "içgüdü" diye niteleyip, tüm bu harikalıkları tesadüfen oluşmuş gibi göstermek Yusuf suresinin 40. ayetinin işaret ettiği gibi isimlendirmelerin arkasına sığınmaktır. İçgüdü kelimesi, sadece bir isimlendirmeden ibaret olup aslında hiçbir açıklama ortaya koymayan bir terimdir. Kuran arıya vahyedildiğini söyleyerek, arının tüm bu yaptıklarının, Allah'ın proglamlaması ve düzenlemesinin sonucunda olduğu ortaya koymaktadır. altı haftada en zeki canlı olan insan "1,2,3" diyerek, üçe kadar saymayı bile beceremez... Arının tüm bu yaptıklarının ne arı tarafından öğrenildiğini, ne de tesadüfen oluştuğunu söylemek mümkündür. Açıkça bellidir ki arıyı Yaratan, arıyı bütün özellikleriyle beraber yaratmış, tüm bu matematiksel problemleri halletmiş ve arıya en mükemmel uygulamaları yaptırmıştır. Yine bu Yaratıcı, arıya kendi ihtiyaçlarından fazla bal yaptırtarak, insanlara nimetlerini göstermektedir.

71 Görmezler mi ki kudretimizle nice hayvanları yarattık da onlara sahip olmaktadırlar.

72 Onları kendilerine boyun eğdirdik. Bir kısmına binmekte, bir kısmını yemektedirler.

73 Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Hala şükretmiyorlar mı?

36 Yasin Suresi 71-73







Alıntı : mucizeler.com
.
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Buradaki çoğu arkadaş ateizmi yanlış tanımlıyor. Ateizm Tanrı tanımazlıktır, siz yine de evreni vareden, mutlak bir güce sahip yaratıcının olduğunu savunuyorsunuz bu ateistlik değil; deistliktir.



Burada herkes bilgisiyle konuşuyor evet ama bilgisini yorumlama da sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Bir insan deist olabilir, başka bir dine inanabilir, ya da inanmayabilir ama bir yaratıcının olmadığını savunamaz. Ben burada Tanrı'nın var olduğunu ispatlayacak bir çok fikir ortaya atarım ama siz bana Tanrı yoktur diyemezsiniz.
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Fosil Kayıtlarının Gösterdiği Gerçek



5.jpg






Amber içindeki 24 milyon yıllık tırtıl fosili, tırtılların tarih

boyunca hep aynı şekilde var olduklarının yani hiçbir

evrim geçirmediklerinin bir delilidir.

Yanında 45-50 milyon yıllık Ağustos böceği fosili







Peki on yıllardır toplumların bilinçaltlarına yerleşen "evrim-paleontoloji" ilişkisi nereden kaynaklanmaktadır? Neden çoğu insan, fosil kayıtlarından söz edildiğinde, bu kayıtlar ile Darwin'in teorisi arasında olumlu bir bağlantı olduğu izlenimine kapılmaktadır? Bu soruların cevabı, ünlü bilim dergisi Science'daki bir makalede şöyle açıklanır:
Evrimsel biyoloji ve paleontoloji alanlarının dışında kalan çok sayıda iyi eğitimli bilim adamı, ne yazık ki, fosil kayıtlarının Darwinizm'e çok uygun olduğu gibi yanlış bir fikre kapılmıştır. Bu büyük olasılıkla, ikincil kaynaklardaki olağanüstü basitleştirmeden kaynaklanmaktadır; alt seviye ders kitapları, yarı-popüler makaleler vs... Öte yandan büyük olasılıkla biraz taraflı düşünce de devreye girmektedir. Darwin'den sonraki yıllarda, onun taraftarları bu yönde (fosiller alanında) gelişmeler elde etmeyi ummuşlardır. Bu gelişmeler elde edilememiş, ama yine de iyimser bir bekleyiş devam etmiş ve bir kısım hayal ürünü fanteziler de ders kitaplarına kadar girmiştir.
N. Eldredge ve Ian Tattersall ise bu konuda şu önemli yorumu yaparlar:



Ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin'in Türlerin Kökeni'ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Darwin ise, gelecek nesillerin bu boşlukları dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde bulunmuştur... Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının, Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.

Türlerin şaşırtıcı bir biçimde sabit oldukları ve uzun zaman dilimleri boyunca hep statik kaldıkları yönündeki gözlem, "kral çıplak" hikayesindeki tüm özellikleri barındırmaktadır: Herkes bunu görmüş, ama görmezlikten gelmeyi tercih etmiştir. Darwin'in öngördüğü tabloyu ısrarla reddeden hırçın bir fosil kaydı ile karşı karşıya kalan paleontologlar, bu gerçeğe açıkça yüz çevirmişlerdir.
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Herkes bunu görmüş, ama görmezlikten gelmeyi tercih etmiştir.



"Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir." -İbn-i Sina
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



YAŞAYAN FOSİLLER EVRİMİ REDDEDİYOR




Jeolojik dönemlere ait örneklerinin fosil katmanlarında bulunduğu, yaşayan örneklerinin de günümüzde ele geçtiği canlılara "yaşayan fosiller" adı veriyoruz. Bu canlılar, milyonlarca yıllık örneklerinden hiçbir fark ortaya koymamakta, fosil formlarının canlı örneklerini oluşturmaktadırlar. Bunların kuşkusuz en önemli örneği, evrimcilerin yıllarca en önemli sözde ara geçiş canlısı olarak tanıtıp üzerinde sayısız spekülasyon yaptıkları Coelacanth'dır.



Sahte Ara Geçiş Örneği: Coelacanth



Güney Afrika kıyılarında, 1938 kışında, The Nerina adı verilen bir balıkçı teknesi, Hint Okyanusu'nda Chalumna nehrine yakın bir yerlerde 70 milyon yılönce soyunun tükenmiş olduğu düşünülen bir balık yakaladı. Bu balık, dinozorlarla aynı zamanda yetişip büyümüş olan Coelacanth idi.






30.jpg




Evrimci paleontolog J. L. B. Smith ve Comores adalarında canlı halde bulunan Coelacanth. Bulunan bu ilk örnek ile Coelacanth'ın tam bir balık olduğu, evrimcilerin iddia ettikleri gibi bir ara geçiş canlısı olmadığı ortaya çıktı. Bundan sonra bulunan 200 canlı örnek, bu önemli gerçeği pekiştirmişti.

410 milyon yıllık Coelacanth fosili




Oxford Üniversitesi, Doğal Bilimler Akademisi başkanı evrimci Keith S. Thomson'un bu sözleri, bir evrim efsanesinin nasıl yok olduğunun açık bir ifadesidir. Çünkü Coelacanth'ın canlı bir örneğinin yakalanması, evrimin en büyük sahte dayanaklarından birini ortadan kaldırmıştır.



Fosil kayıtlarına göre 410 milyon yıl öncesine (Devonian Dönemi) dayanan Coelacanth, evrimciler tarafından, balıklar ile amfibiyenler arasında yer alan çok güçlü bir ara form delili sayılıyordu. 70 milyon yıl önce (Kretase Dönemi) fosil kayıtlarından gizemli bir şekilde silinmiş ve o dönemde soyunun tükendiğine inanılmıştı. Evrimci biyologlar, bu canlının fosillerinden yola çıkarak, canlının vücudunda tam olarak işlev görmeyen, yani evrimcilerin tabiriyle "ilkel" bir akciğer bulunduğunu ileri sürmüşlerdi. Coelacanth üzerindeki spekülasyonlar o kadar yaygınlaştırıldı ki, bu canlı, pek çok bilimsel kaynağa en önemli evrim delili olarak girdi ve hatta bu canlının denizden karaya çıkarken çizilmiş resimleri bilimsel kaynaklarda büyük bir hızla yayınlanmaya başladı. Elbette bütün bu varsayımların, sahte çizimlerin, sahte iddiaların dayanağı, bu canlının soyu tükenmiş olmasına dair kesin inançtı.



Fakat durum farklıydı. İlki 1938 yılında Güney Afrika'da, ikincisi 1952 yılında Madagaskar'ın Kuzeybatısındaki Comores adalarında ve diğeri ise 1998 yılında Endonezya Sulawesi'de olmak üzere Coelacanth, 200'den fazla kere günümüz okyanuslarında yakalandı. Ele geçirilen ilk Coelacanth karşısında şaşkınlığını açıkça ifade etmekten kendini alamayan evrimci paleontolog J. L. B. Smith, "Yolda dinozora rastlasaydım, daha çok şaşırmazdım," diyordu.



Coelacanth'ın canlı örneklerinin bulunmasıyla bu canlı hakkındaki iddiaların bir aldatmacadan başka bir şey olmadığı da ortaya çıkmış oldu. Evrimci araştırmacıların ilkel akciğer olduğunu öne sürdükleri yapı, balığın vücudunda bulunan bir yağ kesesinden başka bir şey değildi. Ayrıca evrimciler bu canlıyı hep sığ sularda yaşayan ve sudan çıkmaya hazırlanan bir sürüngen adayı olarak tanıtmışlardı. Oysa Coelacanth'ın gerçekte okyanusun en derin sularında yaşayan ve 180 m derinliğin üzerine hemen hiç çıkmayan bir dip balığı olduğu anlaşıldı.



coelacanth.jpg
33.jpg






Bulunan canlı Coelacanth örneklerinden bir diğeri.



1987 yılında Alman doğabilimci Hans Fricke'nin yaptığı araştırmalar da bu sonuçları doğruladı. Fricke, Grand Comoro adalarında Coelacanth'ları gözlemlemiş ve fotoğraflandırmıştı. Bu canlıların, öne, arkaya, hatta baş aşağı yüzdüklerini görmüş ama hiçbir şekilde deniz dibinde yüzgeçleriyle hareket etme gibi "yürümeyi" andıracak bir hareket şekli göstermediklerini tespit etmiştir.





32.jpg




Canlı Coelacanth balığının kuyruğu ile 140 milyon yıllık fosil hali birbirlerinden tamamen farksızdır.




Coelacanth'ın bir yaşayan fosil örneği olması, evrimcilerin sudan karaya çıkış gibi hayali bir senaryo için gururla sunup sergiledikleri tek sözde delili de ortadan kaldırıyordu. 1938 yılında günümüz denizlerinde karşılaşılan bu canlı, öylesine önemli bir balıktı ki, evrimcilerin çok uzun zamandır anlamazlıktan geldikleri "sudan karaya geçiş sahtekarlığını" bir anda ortaya çıkarmıştı. Evrimciler, bu canlı gerçek karşısında kimseyi suçlayamadılar, kimseyi "bunun aksi oldu" diye iknaya kalkışmadılar. Coelacanth ve onun sudan karaya çıkış hikayesi ile ilgili hiçbir yeni iddia ortaya atamadılar. Fosil kayıtlarındaki durağanlık, evrimi, en büyük dayanaklarından bir tanesini ortadan kaldırarak yıkmıştı.

Politik bilim profesörü Robert G. Wesson, bu gerçeği şu sözlerle açıklamıştı:
Soyunun tükenmiş olduğu sanılan ama 1938 yılında tekrar keşfedilen sağlıklı yüzgeçlere sahip Coelacanth, yaklaşık 450 milyon yıldır durağan durumdadır. Bu neredeyse zamansız türler, tüm canlılarda söz konusu olan protein değişikliklerinden muaf değildirler. Ve bunlar adaptasyon eksikliği olmadan çeşitli şekillerde çeşitlenmiş olmalıdırlar. Ama bunların örnekleri her nasılsa adeta donmuştur... Geleneksel evrim teorisinin görüşüne göre, uzun süreli durağanlığın açıklanması zordur. Türler yeni şartlara ve fırsatlara adapte oldukları için hızlı evrim daha kapsamlı olmalıdır. Ama milyonlarca yıl boyunca değişen koşullar altında değişmeden kalan türlerle bağdaşmamaktadır.
Atnalı Yengeci




İlk fosil kayıtları 425 milyon yıl öncesine dayanan atnalı yengeci, günümüz sahillerinde aynı şekli ile varlığını sürdüren önemli bir yaşayan fosil örneğidir. Kumsalda rahat yürümesini sağlayan ve bir dümen gibi hareket eden kuyruğu, son derece kompleks birleşik yapıdaki iki gözü ve tüm diğer özel yapıları ile günümüzden 425 milyon yıl önce, bugünkü şekliyle varlığını sürdürmüştür.



34.jpg






450 milyon yıllık atnalı yengeci fosili. Fosilin günümüzde yaşayan atnalı yengeçlerinden hiçbir farkı yoktur. Günümüzden yaklaşık yarım milyar yıl önce de aynı özelliklere ve aynı kompleks donanımlara sahiptir. Bu gerçek, Darwinistlere göre canlıların evrim geçirmeleri gereken bir dönemde evrimin hiçbir şekilde yaşanmadığını açıkça gösterir.





Hamam Böceği




Hamam böceği, bugüne kadar yaşamış olan en eski kanatlı böcektir. Fosil formu bundan tam 350 milyon yıl önce Karbonifer Dönemi'nde ortaya çıkmıştır. Bu canlı, en küçük bir harekete, hatta bir hava akımına karşı bile oldukça hassas olan çeşitli uzantılarıyla, mükemmel kanatlarıyla, nükleer radyasyona bile karşı koyabilecek dayanıklı yapısıyla, 350 milyon yıl önceki halinden farksızdır.



35.jpg



300 milyon yıllık hamam böceği fosili, günümüzde yaşayan hamam böcekleriyle tamamen aynı özelliklere sahiptir. 300 milyon yıllık bu yaşayan fosil, Darwin'in evrim teorisini kesin olarak reddetmektedir.





Okapi




Evrim teorisinin en büyük sahte delillerinden birini çürüten, hatta evrim adına yapılmış önemli bir sahtekarlığı ortaya çıkaran yaşayan fosillerden biri de sayfanın altında resmi görülen Okapi'dir.



Bu canlının bulunan fosilleri Miocene devrine aitti. 1901 yılında ilk defa canlı olarak ele geçirilene kadar, Okapi'nin soyunun tükenmiş olduğu sanılıyordu. Ve bu nedenle de evrimciler tarafından alınıp tamamen sahte bir iddia olan atın evrimi senaryosuna bir ara geçiş canlısı olarak dahil edildi. Ancak Okapi'nin canlı örneğinin ele geçirilmesiyle, atın evrimi senaryosu da ortadan kalkmış oluyordu.



Memelilerin hayali kökeni konusunda "atın evrimi", uzun bir süre boyunca evrimcilerin baş tacı ettikleri bir konuydu. Çeşitli boy sırasına göre canlılar arka arkaya dizilmiş ve aralarındaki anatomik farklılıklar hiç dikkate bile alınmadan bunların atın evrimsel aşamaları olduğu öne sürülmüştü. Yıllar boyunca doğal tarih müzelerinde sergilenen bu seri, evrime bir delilmiş gibi ders kitaplarında bile anlatıldı. Ancak bugün pek çok evrimci, atın evrimi senaryosunun geçersizliğini açıkça kabul etmekte ve bunun tümüyle göz boyamaya dayanan bir sahtekarlık örneği olduğunu itiraf etmektedir.



Kasım 1980'de Chicago Doğa Tarihi Müzesi'nde 150 evrimcinin katıldığı, dört gün süren ve kademeli evrim teorisinin sorunlarının ele alındığı bir toplantıda söz alan evrimci Boyce Rensberger, atın evrimi senaryosunun, fosil kayıtlarında hiçbir dayanağı olmadığını ve atın kademeli evrimleşmesi gibi bir sürecin hiç yaşanmadığını şöyle anlatmıştır:
Yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamış dört tırnaklı, tilki büyüklüğündeki canlılardan, bugünün daha büyük tek tırnaklı atına, bir dizi kademeli değişim olduğunu öne süren, ünlü atın evrimi örneğinin geçersiz olduğu, uzun zamandır bilinmektedir. Kademeli değişim yerine, her türün fosilleri bütünüyle farklı olarak ortaya çıkmakta, değişmeden kalmakta, sonra da soyu tükenmektedir. Ara formlar bilinmemektedir.
37.jpg




Rensberger'in bulguları doğrudur, atın evrimi adı verilen bir sürecin yaşandığına dair hiçbir kanıt yoktur. At serisi iddiası, tamamen spekülatiftir, gerçeklere dayanmamaktadır ve bu canlıların aralarında anatomik ve fiziksel oldukça büyük farklar bulunmaktadır. Ancak Rensberger'in ihmal ettiği nokta, söz konusu canlıların tümünün soylarının tükenmiş olmadığıdır. 1901 yılında canlı örneği ile karşılaşılan Okapi, evrimcilerin ara geçiş formu olarak sergiledikleri bir canlının günümüzde halen yaşamakta olduğunu göstermiştir. At ile hiçbir ilgisi olmayan, daha çok zebraya benzeyen bu canlı, Miosen Dönemi'nde de (23 - 5.3 milyon yıl önce), şu anda sahip olduğu kompleks özelliklerle yaşamıştır.





Bir yaşayan fosil olan Okapi, evrimin en büyük iddialarından bir tanesini bir kez daha çürütmüştür. Her yönden tutarsızlıklarla dolu olan atın evrimi senaryosu, tamamen ortadan kalkmış, evrimin bir başka utancı olarak rafa kaldırılmıştır. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Dr. Niles Eldredge, hala müzenin alt katında duran bu şema hakkında şunları söyler:
Hayatın doğası hakkında her biri birbirinden hayali bir sürü kötü hikaye vardır. Bunun en ünlü örneğiyse, belki 50 yıl önce hazırlanmış olan ve hala alt katta duran atın evrimi sergisidir. Atın evrimi, birbirini izleyen yüzlerce bilimsel kaynak tarafından büyük bir gerçek gibi sunulmuştur. Ancak şimdi, bu tip iddiaları ortaya atan kişilerin yaptıkları tahminlerin, yalnızca spekülasyon olduklarını düşünüyorum.
Diğer Yaşayan Fosiller





38.jpg




146-65 milyon yıllık Nautilus fosili ve altında günümüzde yaşayan Nautiluslar.






Gazetelerde sık sık, "20 milyon yıllık örümcek fosili bulundu", "35 milyon yıllık kertenkele fosili bulundu" gibi haberler dikkatinizi çekmiştir. Bu haberlerin her biri aslında evrim süreci gibi bir senaryonun hiçbir şekilde gerçekleşmediğinin açık birer delilidir. Yaşayan fosillere verilebilecek çok fazla örnek vardır. Üstelik bu örnekler, yüzlerce milyon yıl geriye kadar gitmektedir.





Timsah, 200 milyon yıl önce yaşamış olan bir canlıdır ve fosil kayıtları bunu doğrular. Ama günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Ginko ağaçları, 125 milyon yıl önce de yaşamışlardır, günümüzde de canlı örnekleri bulunmuştur. Neopilina yumuşakçaları 500 milyon yıl, tuatara kertenkelesi 200 milyon yıl, hatta arkeabakteriler 3.5 milyar yıl önce yaşamış varlıklardır.Ve aynı mükemmel sistemleri ve kompleks yapılarıyla günümüzde de yaşamlarını sürdürmektedirler. Nautilus'lar bir grup yumuşakçadır ve 300 milyon yıl önceki denizlerde yaşamaktadırlar.Bu canlılar, günümüz denizlerinde de aynı şekilde varlıklarını sürdürmekte, aynı şekilde beslenip, aynı şekilde çoğalmaktadırlar.



39.jpg




125 milyon yıl önce yaşayan Ginko ağacı yaprağı fosili ve günümüzdeki hali.




Avustralya ve Afrika akciğerli balığı da 400 milyon yıl öncesinde varlığını sürdüren ve şu anda da yaşamakta olan bir yaşayan fosil örneğidir. Charles Darwin, bu balıkların günümüzdeki varlıkları hakkında şaşkınlığa düşmüş, Türlerin Kökeni kitabında söz konusu türleri bu nedenle "anormal formlar" olarak nitelendirmiş ve bunların "neredeyse yaşayan fosil olarak adlandırılabileceklerini" belirtmiştir.



Değişmeden günümüzde varlıklarını milyonlarca yıl önceki halleriyle aynen devam ettiren canlılar bunlarla sınırlı değildir. Mersinbalığı, zargana, ıstakoz, kerevit ve Devonian dönemine ait köpek balıkları, yaşayan fosillere birer örnektirler. Uskumru, tatlı su levreği, ringa balığı, denizanası, süngerler, kurbağalar, arılar, karıncalar, kelebekler ve termitler, yine değişmeden kalan bu canlılara örnektirler. 230 milyon yıllık yusufçuk, 100 milyon yıl öncesine ait asker karıncalar, 150 milyon yıllık semender günümüzde de yaşamaktadır. Bu durum örümcek gibi araknidler ve kırkayak gibi miriapodlarda da aynıdır. Son olarak kendi kanı ile birlikte bir amber içinde bulunan ve 20 milyon yıllık olduğu tespit edilen örümcek fosili de 2000'li yılların en önemli keşiflerindendir. Manchester Üniversitesi'nden yapılan açıklamada 4 cm uzunluğunda ve 2 cm eninde olan canlının 20 milyon yıl önceki halinin, günümüz örümceklerinden hiçbir fark göstermeden reçine içinde saklanmış olduğu bildirilmiştir. Örümceğin kendi kalıntısı ile birlikte kan örneğinin de, bu canlının DNA yapısının tespit edilmesini sağlaması umulmaktadır.Ancak şu bir gerçektir ki, söz konusu örümcek fosili, bulunan tek örnek değildir. Yapılan kazılarla ortaya çıkarılmış ve yüz milyonlarca yıl öncesine ait örümcek fosilleri mevcuttur ve bunlar dünyanın çeşitli ülkelerinde müzelerde sergilenmektedir. Bilinen en eski ve en eksiksiz su örümceği fosili, günümüzden 425 milyon yıl öncesine aittir ve bu canlıların milyonlarca yıldan beri değişmeden kaldıklarının önemli bir delilidir.Yeryüzü, örümcek gibi milyonlarca yıl öncesinden kalan, günümüz canlılarının ve soyu tükenmiş diğerlerinin sayısız fosil örneğini barındırmaktadır. Bu kitapla gözler önüne serilen fosiller, çeşitli müzelerde saklanan milyonlarca örnekten sadece birkaçıdır.






40.jpg




Devonian Dönemi'ne ait (408-360 milyon yıl önce)Avustralya akciğerli balığı. Evrimciler, akciğerli balıkların, amfibiyenlerin atası olduğunu iddia ederler. Ancak bu balıkların akciğer yapısının kara canlılarının akciğerleri ile hiçbir benzerliği bulunmamaktadır.



Evrimci New Scientist dergisi, yaşayan fosiller gerçeği karşısında evrimcilerin çelişkilerini şu şekilde açıklamıştır:​


Bazı biyologlar, muhtemel değişikliklerdeki tehlikeleri göz önüne alarak, hiçbir şekilde evrim gerçekleşmemesinden dolayı şaşırıyorlar. 'Gerçek şu; organizmalar öylesine kompleks ki, her şeyi bir enkaza çevirmeden tek bir şeyi değiştirmek oldukça zor' diyor (Yale Üniversitesi'nden evrimci paleontolog Elizabeth) Vrba. Ancak bizim mükemmel şekilde sağ kalan canlılarımızın neden milyonlarca yıl boyunca değişmeden kaldıklarını anlatmak oldukça zor.
41.jpg




Niles Eldredge




Bu somut gerçeğin açıklanması elbette evrimciler açısından zordur. Çünkü onlar, buna evrim teorisinin içinde bir açıklama ararlar. Oysa yaşayan fosiller, canlıların aşamalarla birbirlerinden türemediklerini, hiçbir şekilde evrimleşmediklerini gözler önüne sermektedir. Fosil kayıtları, ara geçiş formlarının hiçbir örneğini vermemektedir. Canlılar, milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalmışlar, şu anki anatomik yapıları nasılsa, o dönemde de aynı anatomik yapılarıyla var olmuşlardır. Fosil kayıtları, bunu gösteren hayvan ve bitki örnekleriyle neredeyse tamamlanmış durumdadır ve evrimi kesin ve bilimsel olarak yalanlamaktadır.



Evrimci Niles Eldredge, evrimin çözemediği sayısız sırdan bir tanesini oluşturan yaşayan fosiller konusuyla ilgili hiçbir açıklamalarının olmadığını şöyle itiraf eder:
Yaşayan bir organizma ile onun uzak jeolojik geçmişteki fosilleşmiş ataları arasında karşılaştırabileceğimiz herhangi bir parça üzerinde neredeyse hiçbir değişiklik yok gibi görünmektedir. Yaşayan fosiller, evrimsel durağanlık fikrinin uç derecede somut örnekleridir... Yaşayan fosillerin sırrını tam anlamıyla çözemedik.
42.jpg




50 milyon yıldır değişmeyen yarasa, evrim teorisini çökerten en önemli delillerden biridir.




Fransa'nın en ünlü zoologlarından, 35 ciltlik Traité de Zoologie (Zoolojinin Anlaşması) ansiklopedisinin editörü ve Fransız Bilimler Akademisi'nin (Académie des Sciences) eski başkanı Pierre-Paul Grassé ise, Evolution of Living Organisms (Canlı Organizmaların Evrimi) adlı kitabının "Evrim ve Doğal Seleksiyon" bölümünü şöyle bitirir:
J. Huxley ve diğer biyologların, evrimin, doğal seleksiyon mekanizması aracılığıyla işlediği teorisi, demografik gerçeklerin, genotiplerin bölgesel dalgalanması ve coğrafi dağılımların bir gözleminden başka bir şey değildir. Çoğunlukla ele alınan türler, on binlerce sene hiç değişmeden kalmaktadır. Koşullara bağlı olarak meydana gelen dalgalanmalar, genlerin önceden değişmesiyle beraber ele alındığında, evrime delil olarak kullanılamaz; ve bunun en güzel delili de milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramayan yaşayan fosillerdir.
Yaşayan fosiller ve fosil kayıtlarındaki durağanlık, ne Darwin döneminde açıklanabilmiştir ne de bundan sonra açıklanabilir durumdadır. Darwin'in evrim teorisini, şekilden şekle sokarak günümüz bilimsel bulugularına uyarlamaya çalışan evrimci bilim adamları da bu gerçeği, artık istemeseler de kabul etmiş durumdadırlar. Bilimsel verilerin ve fosil kayıtlarının ortaya çıkardıkları gerçekler, tıpkı 150 yıl önce Darwin'in itiraf ettiği gibi, günümüzde de evrim teorisinin her türlü versiyonu ile çelişmektedir:
Bu kitapta, gerçeklerin delil gösterilemeyeceği bir nokta olduğunu biliyorum. Bu nokta, genellikle benim vardığım sonuçlardan tamamen ters sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Adil bir sonuç, ancak her problemin her iki yönünün gerçeklerini tam olarak açıklamak ve tartmak ile sağlanabilir. Ama burada bunu yapmak mümkün değildir.
Darwin bu sözlerle, iddiasının gerçeklerle bağdaşmadığını ve bu nedenle de gerçekleri görmezden geldiğini, çekinmeden dile getirmektedir. Günümüzde, fosil kayıtlarının ortaya koyduğu gerçeğe rağmen evrim teorisini savunanların içinde bulunduğu durum da budur. Körü körüne Darwin'in izinden gitmeye devam etmekte ve gerçeklere yüz çevirmektedirler. Ancak bu yalnızca kısa süreli bir aldatmacadır. Gerçekler, artık Darwin dönemindekinden daha açık ve daha fazla saptanabilir durumdadır. Gerçekleri gören ve gerçekleri tercih eden insanların sayısı artmakta, hikayelere inanıp bunları sorgulamayan insanların sayısı oldukça azalmaktadır. Gerçekler, artık Darwin döneminde olduğu gibi gizlenebilir ve ihmal edilebilir durumda değildir. Genetik, mikrobiyoloji, paleontoloji, jeoloji ve diğer tüm bilim dalları, Darwin'in ve Darwin destekçilerinin hiç istemediği ve belki de hiç beklemedikleri bir gerçeği sürekli olarak ortaya çıkarmaktadır. Ve bu gerçek, Yaratılış Gerçeğidir.



Fosiller Evrimi Reddediyor
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Arapça çok eski bir dildir ama en eski değildir.
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



1) ayrıca da kuranda 1400 yıl önce bilinmeyen bilimsel buluşların olduğu iddası da koskoca bir yalandır. isteyen açar okur.





2) ayrıca da ruh denilen kavram insan psikolojisinden başka da bir şey değildir.



3) sonuç olarak, ben, çevrem, binlerce insan inanıyor; bu kadar insan boşuna mı inanıyor, o halde doğrudur mantığı tamamiyle yanlış olduğu gibi kuranın mükemmel bir kitap olduğu da tamamiyle müslüman çevrede şekillenmiş bilinçaltı taşıyan insan uydurmasıdır.

Kur'an-ı Kerim'i hatim eden biri olarak (Hem Türkçesini hem Arapçasını) 1. maddeye koyduğum cevabını ters düşürecek birsürü cevap verebilirim. Dediğin doğru. Bilimsel buluş yok fakat olacağını gösteren bir sürü ipucu mevcuttur. Aklını kullanabilen, okuduğundan mantık yürütebilen her insan bunu anlayabilir.

2. madde de ise bilim adamları canlıların en küçük birimine kadar bütün yapısal organlarını bir araya getirdiği halde neden canlandıramadı? Herhangi bir eksik kalmadığı halde, kalbin atması ve o canlının yaşaması gerekmez mi? Bana bunu açıklayabilirmisin?

3. Kur'an-ı Kerim'in mükemmel bir kitap olmasının sebebi değişmeden günümüze kadar gelmesi, yaşanmış onca olayın daha önce Kur'an-ı Kerim'de anlatılmış olması ve yaşanacak olaylarında anlatılmış olmasıdır. Aynı zamanda insanı her zaman doğru yolda götüren ve kötülüklerden uzak tutmaya çalışması da sence mükemmel bir kitap yapmaz mı onu?
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Kur'an-ı Kerim'i hatim eden biri olarak (Hem Türkçesini hem Arapçasını) 1. maddeye koyduğum cevabını ters düşürecek birsürü cevap verebilirim. Dediğin doğru. Bilimsel buluş yok fakat olacağını gösteren bir sürü ipucu mevcuttur. Aklını kullanabilen, okuduğundan mantık yürütebilen her insan bunu anlayabilir.

2. madde de ise bilim adamları canlıların en küçük birimine kadar bütün yapısal organlarını bir araya getirdiği halde neden canlandıramadı? Herhangi bir eksik kalmadığı halde, kalbin atması ve o canlının yaşaması gerekmez mi? Bana bunu açıklayabilirmisin?

3. Kur'an-ı Kerim'in mükemmel bir kitap olmasının sebebi değişmeden günümüze kadar gelmesi, yaşanmış onca olayın daha önce Kur'an-ı Kerim'de anlatılmış olması ve yaşanacak olaylarında anlatılmış olmasıdır. Aynı zamanda insanı her zaman doğru yolda götüren ve kötülüklerden uzak tutmaya çalışması da sence mükemmel bir kitap yapmaz mı onu?



:animation:
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



@Can Akkaya kardeşim sadece şunu merak ediyorum; Evrim teorisi üzerine ön lisans-lisans- yüksek lisans farketmez herhangi birini yaptın ve evrimin bir yalan olduğu kanısına mı vardın? Verdiğin bilgilerin paylaştığın şeylerin hepsi düzmece çünkü, bu senin suçun değil bu onu yayınlayanların suçu esasında kişisel alma lütfen..
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



@Can Akkaya kardeşim sadece şunu merak ediyorum; Evrim teorisi üzerine ön lisans-lisans- yüksek lisans farketmez herhangi birini yaptın ve evrimin bir yalan olduğu kanısına mı vardın? Verdiğin bilgilerin paylaştığın şeylerin hepsi düzmece çünkü, bu senin suçun değil bu onu yayınlayanların suçu esasında kişisel alma lütfen..



herşeyi ispat ediyoruz sonunda yine ve yine düzmece diyosunuz bu işin içinden çıkılmaz herkesin inancı kendine, kim nasıl istiyorsa öyle yaşasın.
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



@Can Akkaya kardeşim sadece şunu merak ediyorum; Evrim teorisi üzerine ön lisans-lisans- yüksek lisans farketmez herhangi birini yaptın ve evrimin bir yalan olduğu kanısına mı vardın? Verdiğin bilgilerin paylaştığın şeylerin hepsi düzmece çünkü, bu senin suçun değil bu onu yayınlayanların suçu esasında kişisel alma lütfen..



Diyoruz ki Evrim ispatlanamamış bir teori...

ortaya atılmış ama ispatlanamamış bir teori...

bir tane geçiş formu var mı...?



bir tane Evrim geçirmiş bir canlı varmı...?
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



herşeyi ispat ediyoruz sonunda yine ve yine düzmece diyosunuz bu işin içinden çıkılmaz herkesin inancı kendine, kim nasıl istiyorsa öyle yaşasın.

İspat PC başında yapılmaz kardeşim.. Gel laboratuvara yap bu deneyi bakalım ne oluyor.. İspatmış peh; alıyorsunuz milletin cahilliğini sömüren sitelerin sayfalarından bu bilgileri adı da ispat oluyor. Bunları yazanların evrim teorisinin e'sinden haberi yokki Şahin kardeşim..
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Diyoruz ki Evrim ispatlanamamış bir teori...

ortaya atılmış ama ispatlanamamış bir teori...

bir tane geçiş formu var mı...?



bir tane Evrim geçirmiş bir canlı varmı...?

Sana ben daha hiç bir şey demiyorum.. Evrim geçirmiş canlı var mı? Ee yuh artık..
 
Cevap: Evrendeki Gerçeklikler | Bilim - Din |



Kuran Ayetleri ile ispat ediyoruz ama neyse sen devam et
 
Geri
Üst Alt