Samed Çiçek
Tecrübeli Üye
- 17 Mayıs 2010
- 6.275
- 3.141
- 2.248

Geçenlerde tesadüfen karşıma çıktı, benim daha önce hiç bilmediğim ve Türk futbol tarihinin en ilginç hikâyelerinden biriymiş.
Tarih 22 Ağustos 1973.
Göztepe'nin eski futbolcularından Reşat Selamioğlu adına İzmir'de düzenlenen turnuvada Göztepe, Galatasaray, Fenerbahçe ve Altay yer alıyor. Finalde ise Göztepe ile Galatasaray karşılaşıyor.
İzmir Atatürk Stadı'nda oynanan final oldukça çekişmeli geçiyor. Göztepe öne geçiyor, Galatasaray beraberliği yakalıyor ve daha sonra 2-1 öne geçiyor. Göztepe 80'li dakikalarda skoru 2-2'ye getiriyor.
Maçın sonlarına doğru ise Galatasaray lehine bir penaltı veriliyor. Tuncay Temeller penaltıyı gole çeviriyor ve Galatasaray maçı 3-2 kazanarak kupanın sahibi oluyor.
Fakat asıl hikâye maçtan sonra başlıyor.
Galatasaraylı yöneticiler, takımlarının oynadığı futboldan memnun olmadıklarını ve Göztepe'nin daha iyi oynadığını belirterek kupanın aslında Göztepe'nin hakkı olduğunu söylüyorlar. Dönemin anlatımlarına göre son dakikalarda verilen penaltının da haksız olduğunu düşünüyorlar.
Bu nedenle kazandıkları kupayı Göztepe'ye vermek istiyorlar.
Fakat bu kez Göztepe yöneticileri kupayı kabul etmiyor.
Galatasaray "kupa sizin hakkınız", Göztepe ise "maçı siz kazandınız, kupa sizindir" deyince ortaya oldukça sıra dışı bir çözüm çıkıyor:
Kupayı ikiye bölmek.
Kupa İzmir'de Kemeraltı'na götürülüyor ve anlatılanlara göre bir hızar makinesiyle tam ortasından ikiye kesiliyor.
Bir yarısını Galatasaray, diğer yarısını Göztepe alıyor.
Ve işin en güzel tarafı, bu iki parça yıllar boyunca iki kulübün müzesinde hatıra olarak saklanıyor.
Yani teknik olarak aynı kupanın yarısı Galatasaray'ın, yarısı Göztepe'nin.
Ama hikâye burada da bitmiyor.
Aradan yıllar geçtikçe bu yarım kupa, iki kulüp arasındaki sıradan bir hazırlık turnuvasının hatırası olmaktan çıkıp Türk futbolunun en ilginç sembollerinden birine dönüşüyor.
Çünkü kupaya uzaktan baktığınızda aslında eksik bir şey görüyorsunuz.
Bir tarafı dümdüz kesilmiş, yalnızca yarısı duran bir kupa.
Ama o eksik parçanın nerede olduğu biliniyor:
Diğer kulüpte.
Galatasaray'daki parçanın diğer yarısı Göztepe'nin tarihinde, Göztepe'deki parçanın diğer yarısı ise Galatasaray'ın tarihinde yaşamaya devam ediyor.
Belki de hikâyeyi bu kadar güzel yapan şey tam olarak bu.
Bugün futbol dünyasında tartışmalı bir hakem kararı yaşandığında kulüpler günlerce açıklama yapıyor, yöneticiler birbirlerini suçluyor, sosyal medyada taraftarlar birbirine giriyor.
1973'te ise tam tersi yaşanmış.
Galatasaray tartışmalı bir kararla kazandığı kupayı:
"Biz bunu hak etmedik, Göztepe hak etti."
diyerek rakibine vermek istemiş.
Göztepe de:
"Hayır, maçı siz kazandınız. Kupa sizin."
diyerek kabul etmemiş.
Sonunda iki tarafın da içine sinecek tek çözüm, kupayı gerçekten fiziksel olarak ikiye bölmek olmuş.
Bugünden bakınca kulağa neredeyse uydurulmuş bir futbol masalı gibi geliyor.
Ama ortadan kesilmiş o kupa hâlâ bu hikâyenin sessiz şahidi.
Belki Galatasaray o gece maçı 3-2 kazandı.
Belki Göztepe sahada kupayı daha fazla hak etti.
Ama 22 Ağustos 1973 gecesinden geriye kalan şey skor tabelasından çok daha değerli olmuş.
Bir kupanın iki yarısı, iki kulübün müzesine gitmiş; hikâyesi ise Türk futbol tarihine kalmış.
Bugünün futbol ortamını düşününce insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bugün aynı şey yaşansa, iki kulüp yine kupayı paylaşır mıydı?
Yoksa günlerce hakem açıklamaları, televizyon tartışmaları, sosyal medya savaşları ve karşılıklı suçlamalar mı izlerdik?
Belki de bu yüzden 1973'te ortadan ikiye kesilen bu kupa, fiziksel olarak yarım olsa da Türk futbol tarihinin en güzel fair-play hikâyelerinden biri olarak hâlâ sapasağlam duruyor.