- 18 Temmuz 2009
- 82.157
- 240.165
- 5.263
Galatasaray’la yaşayan bir ağabeyimden öğrendiğime göre Prandelli geçen seneki Ersun Yanal gibi takıma ağır bir yükleme yapıyormuş. Hala fiziksel çalışmalar ağırlıktaymış ve takım çift idmana devam ediyormuş.
Galatasaray bu sezon da aşağı yukarı 50 maç oynayacak. +1 Süper Kupa finaliyle birlikte lig zaten 35 maç. 6 Şampiyonlar Ligi. Büyük ihtimalle Avrupa Ligi’ne gidileceği için en az 4’te orada eleme oynasanız 10 Avrupa maçı yapar. En az 5 de Türkiye Kupası oynansa 50 eder. Daha çok olma, 60’lara dayanma ihtimali var. Galatasaray’ın futbolcularının çoğunun milli olması yüzünden bu sayıların bireysel olarak daha da yüksek olması ihtimali var.
Bugün herkes Selçuk’u eleştiriyor. Selçuk 5 sezondur senede yaklaşık 50 tane maç oynuyor. Sakatlanmıyor, cezalı duruma düşmüyor. Yedek soyunmuyor ya da oyundan çıkmıyor. Her maç 90 dakika. İnanılmaz bir istikrar. Adam geldi 29 yaşına hala takımın en çok koşan oyuncularından biri olmak durumunda kalıyor. Herkes kötü performansı eleştiriyor ama kimse bunları sorgulamıyor. Bu Selçuk hiç mi dinlendirilmez, bu adam nasıl bir profesyoneldir ki hiç sakatlanmaz, hiç cezalı olmaz ve takımın en çok koşan oyuncularından biri olur. Bir takımın oyun kurucusu, aynı zamanda takımın en çok koşan oyuncusu olur mu? Bunları sorgulayan yok. Sistemin Selçuk’u oyun kuruculuktan alıkoyup, genç ısıran ortasahalar gibi adam kovalamak zorunda bıraktığını gören yok. Yine keza Burak eleştirileri de çok acımasız. Herkes diyor ki Galatasaray ilerde top tutmalı. Bu şart değil. Arsenal ilerde top tutmuyor. Herkes ilerde top tutma sistemiyle başarılı olacak diye bir kaide yok. Galatasaray ortasahası Burak temposunda futbol oynayamadığı için, takımın ağırlık merkezi ortasahanın ilerisine çıkamadığı için Burak sürekli geri gelip top almak, sağa sola açmak zorunda kalıyor, bunu deniyor ama beceremiyor. Burak'ın ciddi yetersiz olduğu konular var, bunlar top kontrol, teknik gibi yetenekle ilgili sıkıntılar, bunları geliştirmek de çok zor ancak Burak'ın çok üstün olduğu konular da var. Takım arkadaşları kendisine tempo konusunda ayak uyduramıyor diye adama "neden top tutamıyorsun?" demek acımasızca. Wenger gitti Welbeck'i aldı. Welbeck top mu tutuyor ilerde? Şimdi diyeceksiniz ki Burak dediğin kadar değerli bir oyuncu ise neden kimse almadı? Almaz tabi, zira Türk futbolcularının iş ahlakı ve karakteri konusundaki izlenimi yurt dışında berbat. O yüzden Türk oyuncuya para verirken 10 kere düşünüyorlar. Bu çok da normal. Bir de Türk oyuncular kendi liglerinde zaten çok kazanıyor. Sen de bu paraları vermek riskine girersen bir dönüp geçmişe bakıyorsun. Arda, Nihat ve Tugay dışında Türk futbolunu Avrupa'da istikrarlı bir şekilde en son kim temsil etmiş? Can Bartu mu? Lefter mi? Adamlar çok paraya alınıp verim veren tek oyuncu olarak Arda'yı görüyor ve o da belki Simeone'den. Zira Simeone'nin elinde başarısız olan adam olmadı son yıllarda ki... Dediğim gibi hangi Türk futbol yıldızı Avrupa'da başarılı olmuş da adamlar Burak'a 20 milyon artı en az 3,5 milyon sözleşme falan verebilsin? Bir Simeone sayesinde Arda var. Tugay'ı da pek sayamayız çünkü o bir görev oyuncusu. Bir golcü alman gibi değil durum.
Esasında Galatasaray'ın ana sorunlarından biri kim ne dersin Melo'nun doğru yerde oynamıyor olması. Melo az koştuğu ve çok dinlendiği için Selçuk oradan oraya adam kovalamak zorunda kalıyor ve yine Melo dinlenmek için çok geride kaldığından takımın ağırlık merkezi geri çekiliyor ve Burak'ın geriye gelip top almaya çalıştığı ama beceremediği pozisyonları izliyoruz. Melo büyük bir yetenek ve fakat bence artık ya ön libero ya da stoper olma zamanı geldi.
Bugün Prandelli’nin Hürriyet’te bir röportajı vardı. Çok güzel ayrıntılar yakaladım. “Melo bizimle Fiorentina'da yaptığı gelişim sayesinde dünyanın büyük futbolcularından biri oldu. O dönemde bunun için ne kadar çalıştığını unutmamalı” diyor. “Dzemaili, Melo’nun alternatifi falan değil, Melo ile birlikte oynayacaklar” diyor. Yani adam Melo'ya yardımcı alıyor. Zira Melo'nun çok geride kaldığını görüyor. Bursaspor maçında Yekta derinde Melo ve Selçuk göbekteydi, maç içinde Melo'yu sürekli Yekta'dan geride gördük, çünkü ileri çıkamıyor eski kondisyonu yok. Yekta'dan da Selçuk'tan da az koşuyor. Bence Melo bu top kullanma yeteneği ve yere sağlam basmasıyla defansif oyun kurucu olarak kullanılmalı artık. Stoperler topu ona atsın ve o da onların önünde oyun kuran adam olsun. Bir de böyle denenmeli, eğer yine kondisyonu yetersiz kalırsa belki de stoper olmalı. (Not: Melo'nun kalitesini tartışmıyorum, mükemmel meziyetleri olan bir oyuncu)
Şimdi bizim eline kâğıt kalem alıp çocuk gibi ilk 11 çıkaran yorumculara bu Prandelli'nin söyledikleri bir veri. Bizde alışkanlık oldu. Yabancı kuralını, sakatlıkları, cezalıları, form düşüklüklerini, rakip takımların sistemlerini, güçlü ve eksik yönlerini hesap etmeden kendilerince herkes bir 11 çıkarıyor ama bu çok büyük bir saçmalık. Hiçbir geçerliliği yok.
Dün ile bugün arasında bile bir sürü fark varken, bu kadar değişkenin olduğu yerde sabit bir 11’den bahsetmek saçmalık. Prandelli laf arasında sıkıştırmış. “Taraftarlar rotasyon fikrine alışmalı” demiş. Yeni futbol bu! Ezberlenen 11’le koca sezonu yürümek ancak tek kulvarda ilerlerseniz olur. Senede en az 50 maça çıkarsanız olmaz!
Herkes Pandev’in ismi daha tanıdık diye onu 11’e, Dzemaili’yi yedeğe yazmış. Komedi bu. Pandev Galatasaray’ın hangi sorununu çözecek? Pandev bir rotasyon zenginliği transferi. Galatasaray’ın en büyük sorunu göbekte, oyun kurucusuna adam kovalatmakta, o yüzden sorun çözen transfer Dzemaili. Sürekli oynayacak transfer o.
Zaten sözleşmelere baksanız kimin rotasyona kimin 11’e alındığını görebilirsiniz. Pandev düşüşte olduğu söylenen bir oyuncu, kontratında ‘27 resmi maçta en az 30 dakika forma giyerse sözleşmesi bir yıl daha uzar’ yazıyor. Buradan bile onun kilit açıcı, yedek kulübesinde bekleyen bir ekstra güç olduğunu görebiliyoruz. Galatasaray birçok maçta onu, 2. yarıda skoru lehine çevirmek isterken sokacaktır. Tabi Burak sakatlanır, cezalı duruma düşer veya formsuz olursa ilk 11 de oynayacaktır ama esas yeri rotasyon. Burak'la birlikte oynadığında da tekniği sayesinde topu alıp Burak'ın koşularına servis yapabilecek bir oyuncu olacaktır. Ben bir hafta öncesine kadar bu rotasyon transferinin fizikli, dağıtan, bozan bir pivot olması gerektiğini düşünüyordum fakat futbol fikirlerine çok saygı duyduğum bir ağabeyim bu düşüncemi değiştirdi. "Fizikli adam fizikle topu tutsa bile, Burak'ın önüne pası nasıl bırakacak" dedi. Ya da Sneijder'le verkaçı nasıl yapacak, Sneijder, Olcan, Dzemaili'nin önüne şut paslarını nasıl açacak? Gayet mantıklı bir düşünceydi bu bence. Tabi Galatasaray'ın hem teknik, hem fizikli santrfor bulması da çok mümkün değil. Hem fizikli, hem teknik olunca çok pahalı oluyorlar zaten. O yüzden teknik bir forvetin Burak'a tamamlayacılık konusunda da çok iyi olacağına kanaat getirdim.
Kendisinin oyun tarzı Necati’ye benziyor. Galatasaray skoru alamayıp son yarım saat kırk dakika yüklendiğinde yüksek tekniği ve oyun zekâsıyla kilit açacak bir oyuncu olacaktır. Ayriyeten Pandev, Dzemaili de Sneijder ve Olcan gibi topa iyi vuran oyuncular... Bu sayede bazı maçlarda uzaktan şutlarla da Galatasaray rakibi açabilir.
Pandev’in şuan fiziksel durumu nedir bilmiyorum. Dünyanın en sıkıcı liglerinden biri olan İtalya Ligi’ni izlemiyorum. Dzemaili sert şutlar atan, topu iyi kullanan bir oyuncu diye biliyorum başka da pek bilgim yok.
Dzemaili yine kovalayan, basan bir ortasaha değil gibi. O halde Galatasaray topa her alanda çok yüksek yüzdeyle sahip olmak istiyor. Yani bu sistem lig boyunca, Fenerbahçe ve Bursaspor maçlarında gördüğümüz Galatasaray’ın tam aksi olacaktır. Takımın ağırlık merkezi çok daha önde olmalı ve topa sürekli hükmetmeli Galatasaray. Aksi halde çok yumuşak kalır. Bence Prandelli fikstüre baktı ve ilk iki maçı fiziksel yüklemeye feda etti. Geçen sene Galatasaray ligi Temmuz başında açtı ama ilerleyen aylarda fiziksel olarak çok düştü. Prandelli şunu düşünmüş olabilir. “25 Ağustos’da Fenerbahçe, 30 Ağustos’ta Bursaspor maçı var ama bir sonraki maç 13-14 Eylül, milli ara giriyor. 25 Ağustos’a kadar yükleme yapacağıma 14 Eylül’e kadar yapayım çünkü lig çok uzun maraton”
Gelelim Tarık’a… Çok pahalı. Menajeri çok akıllı olduğu için çok pahalı. Geçtiğimiz sene sonu sözleşmesi bitiyordu ve Eskişehirspor Tarık’tan hiç para kazanamayacağı için onu kadro dışı bırakacaktı. Tarık da gelişim döneminde bir oyuncu olduğu için oynaması gerektiğini biliyor. O halde bir anlaşma yaptılar. İyi bir maaş (800 bin Euro Eskişehirspor için çok iyi) ve bonservisinin %25’i Tarık’ta olmak üzere sözleşme uzattılar.
Tarık iyi oyununu sürdürür ve bir büyük takım tarafından transfer edilirse kazanan hem o, hem de Eskişehirspor olacaktı. Öyle de oldu.
4,750 milyon Euro bonservisin %25’ini Tarık aldı. Bir de Galatasaray’dan 1,1 milyon Euro yıllık maaşını alınca adamın eline Arsenal’den gelen Eboue’den çok para geçti. Eskişehirspor’dan gelen asisti olmayan Tarık, Arsenal’den gelen Eboue’den çok kazandı. İşte buna menajerlik başarısı denir.
Bu arada hatırlarsanız geçen haftalarda Eskişehirspor başkanı kanal kanal gezip "Erkan ve Tarık 6.5 milyon Euro" diye bağırmıştı. Tarık’ın yanına Erkan’ı ekleme nedeni ne? İkisine 6.5 milyon gelince 6.5 milyonun 6.49 milyonu Erkan’a, 0,01 milyonu Tarık’a diye gösterecekler ve 6.5 milyonun tamamı kulübe kalacaktı. Tarık'a bonservisinden %25 verilmeyecekti. Fakat Galatasaray bunu da yapmadı Yasin’e 2,5 milyon Euro’yu verip 4,750 de Tarık’a verdi. Oyuncusunun para kazanmasını sağladı.
Galatasaray oyuncularının hepsine sağlam maaşlar veriyor. Genç, yerli, yabancı diye ayırmıyor. Kimsenin artık ağlama sızlama lüksü yok. Aldığı parayı herkes hak etmek zorunda… O yüzden Prandelli de çift idmanı yaptırabiliyor gönül rahatlığıyla.
Şimdi Tarık’a da değineyim. Normal şartlar altında asisti olmayan bir oyuncu için bu paralar çok diyoruz ama Eskişehirspor zaten ligin statik takımı. Ana işleri çok koşmak, mücadele etmek, alan daraltmak, katı ve yaratıcılıktan uzak bir futbol oynamak. Bakın geçen sene ligin sonuncusu Kayserispor 30 gol atmış. Ondan sonra en az gol atan takımlar 12. Eskişehirspor ve 7. Karabükspor. Attıkları gol 33. Bu iki takımın da savunma tarzı belli. Çok koş, mücadele et, pozisyonunu kaybetme, alan daralt. Sonra Karabük topu eveleyip gevelemeden ileri oynadı, Eskişehirspor ise topa sahip olup sürekli yana ve geriye oynayarak tempoyu inanılmaz derecede düşürdü. Karabükspor topu kazandı ve ileri oynadı. Bu sistemin tamamlayıcısı da bir pivot santrfor. Geçen sene ilk devre Akpala, ikinci devre Eneramo ile Karabükspor bu ihtiyacını karşıladı ve 7. oldu. Eskişehirspor ise ilerde top tutacak bir pivota sahip olamadığı için sürekli sağa sola pas yaptı durdu. Santrforunda Bienvenu ve bitik iki adamı zor atan Necati vardı... Golde atamadılar, ilerde de çoğalamadılar. Bu tarz statik takımlarda beklerin oyuna katılımı maalesef imkansız gibi. Eskişehirspor’da golleri yetenekli ofansif ortasaha oyuncuları Jorquera ve Erkan gibi oyuncular bireysel meziyetleriyle attılar ve attırdılar zaten. O yüzden böyle bir düzende Eskişehirspor’un beki neden istatistik yapamadı diye eleştirmek çok yüzeysel bir bakış açısı olur.
Tarık’ın ofansif melekelerini bu sezon göreceğiz esas.
Bir de yine yukarda değindiğim gibi dünkü kadro fikrin, bugün değişebilir. Yeni futbol bu… Telles düne kadar herkesin gözü kapalı 11 yazdığı adam değil miydi? Fakat Brezilyalı işte... Hırs konusunda eksik oluyorlar. Adama yedek almadın, formayı garanti gördü ve koca yaz çalışmadı, tatil yaptı. Fenerbahçe maçında yerlerde sürünüyordu. Şimdi bakıyorum herkes yedeklere yazıyor. Anlıyor musunuz? Belki adam Tarık geldi diye kafasına dank edecek, çalışacak ve zaten yüksek potansiyeli sayesinde çok verimli olacak. O zaman ne yapacaksınız? O zaman belki de hazırlık kampının en iyi oyuncusu Veysel’i veya Chedjou’yu kesmek zorunda kalacaksınız. Mühim olan bu rotasyon zenginliğini yaratabilmektir. Dizilişler değişir, sistem ise oturursa devam eder. İnsanlar dizilişle – sistemi bile ayırt edemiyor.
Geçen sene Fenerbahçe de, Gençlerbirliği de, Galatasaray da 4-3-3 oynadı. Üçü de birbirinden farklı sistemlerle 4-3-3 oynadı. Biri savunmada bekleyip, hızlı ataklarla çıktı. Biri hücumda rakibi fiziksel olarak boğup, beklerini de hücuma katarak, rakibini fiziksel olarak ezerek oynadı. Diğeri ise topa sahip olmak ve yaratıcı oyuncuları sayesinde sonuca gitmek istedi. Üç sistem de birbirinden alakasız olmasına karşın üçü de aynı dizilişle oynandı. O yüzden dizilişlerin çok bir önemi yok. Sistem önemli olan. Ve Prandelli bu konuca Mancini’nin attığı temeli sürdürmek istiyor. Röportajında “İkimizin de benzer yanı, taktik olarak üstün olmamız bence” demiş. Ben olsam lige de daha çok uyacağını bildiğim için Kuyt gibi bir kanat forvet ve Veli gibi bir ortasaha aldırırdım mesela. Onlar ise topu kullanamayan ortasahaların yüzüne bile bakmıyor. Baksanıza Yekta, Melo, Selçuk, Dzemaili, Umut Gündoğan, Emre Çolak vs. Hepsinin benzer özelliği ne? Topu kullanmayı sevmeleri… O yüzden Prandelli de Mancini gibi topa sahip olan bir Galatasaray’ı yaratmaya çalışacak. Transferler rotasyonda elini çok güçlendirecek.
Bundan sonra iş Prandelli’nin taktisyenliğinde, bakalım ondan neler öğreneceğim, merakla bekliyorum.
Sinan Yılmaz (extensor)
Galatasaray bu sezon da aşağı yukarı 50 maç oynayacak. +1 Süper Kupa finaliyle birlikte lig zaten 35 maç. 6 Şampiyonlar Ligi. Büyük ihtimalle Avrupa Ligi’ne gidileceği için en az 4’te orada eleme oynasanız 10 Avrupa maçı yapar. En az 5 de Türkiye Kupası oynansa 50 eder. Daha çok olma, 60’lara dayanma ihtimali var. Galatasaray’ın futbolcularının çoğunun milli olması yüzünden bu sayıların bireysel olarak daha da yüksek olması ihtimali var.
Bugün herkes Selçuk’u eleştiriyor. Selçuk 5 sezondur senede yaklaşık 50 tane maç oynuyor. Sakatlanmıyor, cezalı duruma düşmüyor. Yedek soyunmuyor ya da oyundan çıkmıyor. Her maç 90 dakika. İnanılmaz bir istikrar. Adam geldi 29 yaşına hala takımın en çok koşan oyuncularından biri olmak durumunda kalıyor. Herkes kötü performansı eleştiriyor ama kimse bunları sorgulamıyor. Bu Selçuk hiç mi dinlendirilmez, bu adam nasıl bir profesyoneldir ki hiç sakatlanmaz, hiç cezalı olmaz ve takımın en çok koşan oyuncularından biri olur. Bir takımın oyun kurucusu, aynı zamanda takımın en çok koşan oyuncusu olur mu? Bunları sorgulayan yok. Sistemin Selçuk’u oyun kuruculuktan alıkoyup, genç ısıran ortasahalar gibi adam kovalamak zorunda bıraktığını gören yok. Yine keza Burak eleştirileri de çok acımasız. Herkes diyor ki Galatasaray ilerde top tutmalı. Bu şart değil. Arsenal ilerde top tutmuyor. Herkes ilerde top tutma sistemiyle başarılı olacak diye bir kaide yok. Galatasaray ortasahası Burak temposunda futbol oynayamadığı için, takımın ağırlık merkezi ortasahanın ilerisine çıkamadığı için Burak sürekli geri gelip top almak, sağa sola açmak zorunda kalıyor, bunu deniyor ama beceremiyor. Burak'ın ciddi yetersiz olduğu konular var, bunlar top kontrol, teknik gibi yetenekle ilgili sıkıntılar, bunları geliştirmek de çok zor ancak Burak'ın çok üstün olduğu konular da var. Takım arkadaşları kendisine tempo konusunda ayak uyduramıyor diye adama "neden top tutamıyorsun?" demek acımasızca. Wenger gitti Welbeck'i aldı. Welbeck top mu tutuyor ilerde? Şimdi diyeceksiniz ki Burak dediğin kadar değerli bir oyuncu ise neden kimse almadı? Almaz tabi, zira Türk futbolcularının iş ahlakı ve karakteri konusundaki izlenimi yurt dışında berbat. O yüzden Türk oyuncuya para verirken 10 kere düşünüyorlar. Bu çok da normal. Bir de Türk oyuncular kendi liglerinde zaten çok kazanıyor. Sen de bu paraları vermek riskine girersen bir dönüp geçmişe bakıyorsun. Arda, Nihat ve Tugay dışında Türk futbolunu Avrupa'da istikrarlı bir şekilde en son kim temsil etmiş? Can Bartu mu? Lefter mi? Adamlar çok paraya alınıp verim veren tek oyuncu olarak Arda'yı görüyor ve o da belki Simeone'den. Zira Simeone'nin elinde başarısız olan adam olmadı son yıllarda ki... Dediğim gibi hangi Türk futbol yıldızı Avrupa'da başarılı olmuş da adamlar Burak'a 20 milyon artı en az 3,5 milyon sözleşme falan verebilsin? Bir Simeone sayesinde Arda var. Tugay'ı da pek sayamayız çünkü o bir görev oyuncusu. Bir golcü alman gibi değil durum.
Esasında Galatasaray'ın ana sorunlarından biri kim ne dersin Melo'nun doğru yerde oynamıyor olması. Melo az koştuğu ve çok dinlendiği için Selçuk oradan oraya adam kovalamak zorunda kalıyor ve yine Melo dinlenmek için çok geride kaldığından takımın ağırlık merkezi geri çekiliyor ve Burak'ın geriye gelip top almaya çalıştığı ama beceremediği pozisyonları izliyoruz. Melo büyük bir yetenek ve fakat bence artık ya ön libero ya da stoper olma zamanı geldi.
Bugün Prandelli’nin Hürriyet’te bir röportajı vardı. Çok güzel ayrıntılar yakaladım. “Melo bizimle Fiorentina'da yaptığı gelişim sayesinde dünyanın büyük futbolcularından biri oldu. O dönemde bunun için ne kadar çalıştığını unutmamalı” diyor. “Dzemaili, Melo’nun alternatifi falan değil, Melo ile birlikte oynayacaklar” diyor. Yani adam Melo'ya yardımcı alıyor. Zira Melo'nun çok geride kaldığını görüyor. Bursaspor maçında Yekta derinde Melo ve Selçuk göbekteydi, maç içinde Melo'yu sürekli Yekta'dan geride gördük, çünkü ileri çıkamıyor eski kondisyonu yok. Yekta'dan da Selçuk'tan da az koşuyor. Bence Melo bu top kullanma yeteneği ve yere sağlam basmasıyla defansif oyun kurucu olarak kullanılmalı artık. Stoperler topu ona atsın ve o da onların önünde oyun kuran adam olsun. Bir de böyle denenmeli, eğer yine kondisyonu yetersiz kalırsa belki de stoper olmalı. (Not: Melo'nun kalitesini tartışmıyorum, mükemmel meziyetleri olan bir oyuncu)
Şimdi bizim eline kâğıt kalem alıp çocuk gibi ilk 11 çıkaran yorumculara bu Prandelli'nin söyledikleri bir veri. Bizde alışkanlık oldu. Yabancı kuralını, sakatlıkları, cezalıları, form düşüklüklerini, rakip takımların sistemlerini, güçlü ve eksik yönlerini hesap etmeden kendilerince herkes bir 11 çıkarıyor ama bu çok büyük bir saçmalık. Hiçbir geçerliliği yok.
Dün ile bugün arasında bile bir sürü fark varken, bu kadar değişkenin olduğu yerde sabit bir 11’den bahsetmek saçmalık. Prandelli laf arasında sıkıştırmış. “Taraftarlar rotasyon fikrine alışmalı” demiş. Yeni futbol bu! Ezberlenen 11’le koca sezonu yürümek ancak tek kulvarda ilerlerseniz olur. Senede en az 50 maça çıkarsanız olmaz!
Herkes Pandev’in ismi daha tanıdık diye onu 11’e, Dzemaili’yi yedeğe yazmış. Komedi bu. Pandev Galatasaray’ın hangi sorununu çözecek? Pandev bir rotasyon zenginliği transferi. Galatasaray’ın en büyük sorunu göbekte, oyun kurucusuna adam kovalatmakta, o yüzden sorun çözen transfer Dzemaili. Sürekli oynayacak transfer o.
Zaten sözleşmelere baksanız kimin rotasyona kimin 11’e alındığını görebilirsiniz. Pandev düşüşte olduğu söylenen bir oyuncu, kontratında ‘27 resmi maçta en az 30 dakika forma giyerse sözleşmesi bir yıl daha uzar’ yazıyor. Buradan bile onun kilit açıcı, yedek kulübesinde bekleyen bir ekstra güç olduğunu görebiliyoruz. Galatasaray birçok maçta onu, 2. yarıda skoru lehine çevirmek isterken sokacaktır. Tabi Burak sakatlanır, cezalı duruma düşer veya formsuz olursa ilk 11 de oynayacaktır ama esas yeri rotasyon. Burak'la birlikte oynadığında da tekniği sayesinde topu alıp Burak'ın koşularına servis yapabilecek bir oyuncu olacaktır. Ben bir hafta öncesine kadar bu rotasyon transferinin fizikli, dağıtan, bozan bir pivot olması gerektiğini düşünüyordum fakat futbol fikirlerine çok saygı duyduğum bir ağabeyim bu düşüncemi değiştirdi. "Fizikli adam fizikle topu tutsa bile, Burak'ın önüne pası nasıl bırakacak" dedi. Ya da Sneijder'le verkaçı nasıl yapacak, Sneijder, Olcan, Dzemaili'nin önüne şut paslarını nasıl açacak? Gayet mantıklı bir düşünceydi bu bence. Tabi Galatasaray'ın hem teknik, hem fizikli santrfor bulması da çok mümkün değil. Hem fizikli, hem teknik olunca çok pahalı oluyorlar zaten. O yüzden teknik bir forvetin Burak'a tamamlayacılık konusunda da çok iyi olacağına kanaat getirdim.
Kendisinin oyun tarzı Necati’ye benziyor. Galatasaray skoru alamayıp son yarım saat kırk dakika yüklendiğinde yüksek tekniği ve oyun zekâsıyla kilit açacak bir oyuncu olacaktır. Ayriyeten Pandev, Dzemaili de Sneijder ve Olcan gibi topa iyi vuran oyuncular... Bu sayede bazı maçlarda uzaktan şutlarla da Galatasaray rakibi açabilir.
Pandev’in şuan fiziksel durumu nedir bilmiyorum. Dünyanın en sıkıcı liglerinden biri olan İtalya Ligi’ni izlemiyorum. Dzemaili sert şutlar atan, topu iyi kullanan bir oyuncu diye biliyorum başka da pek bilgim yok.
Dzemaili yine kovalayan, basan bir ortasaha değil gibi. O halde Galatasaray topa her alanda çok yüksek yüzdeyle sahip olmak istiyor. Yani bu sistem lig boyunca, Fenerbahçe ve Bursaspor maçlarında gördüğümüz Galatasaray’ın tam aksi olacaktır. Takımın ağırlık merkezi çok daha önde olmalı ve topa sürekli hükmetmeli Galatasaray. Aksi halde çok yumuşak kalır. Bence Prandelli fikstüre baktı ve ilk iki maçı fiziksel yüklemeye feda etti. Geçen sene Galatasaray ligi Temmuz başında açtı ama ilerleyen aylarda fiziksel olarak çok düştü. Prandelli şunu düşünmüş olabilir. “25 Ağustos’da Fenerbahçe, 30 Ağustos’ta Bursaspor maçı var ama bir sonraki maç 13-14 Eylül, milli ara giriyor. 25 Ağustos’a kadar yükleme yapacağıma 14 Eylül’e kadar yapayım çünkü lig çok uzun maraton”
Gelelim Tarık’a… Çok pahalı. Menajeri çok akıllı olduğu için çok pahalı. Geçtiğimiz sene sonu sözleşmesi bitiyordu ve Eskişehirspor Tarık’tan hiç para kazanamayacağı için onu kadro dışı bırakacaktı. Tarık da gelişim döneminde bir oyuncu olduğu için oynaması gerektiğini biliyor. O halde bir anlaşma yaptılar. İyi bir maaş (800 bin Euro Eskişehirspor için çok iyi) ve bonservisinin %25’i Tarık’ta olmak üzere sözleşme uzattılar.
Tarık iyi oyununu sürdürür ve bir büyük takım tarafından transfer edilirse kazanan hem o, hem de Eskişehirspor olacaktı. Öyle de oldu.
4,750 milyon Euro bonservisin %25’ini Tarık aldı. Bir de Galatasaray’dan 1,1 milyon Euro yıllık maaşını alınca adamın eline Arsenal’den gelen Eboue’den çok para geçti. Eskişehirspor’dan gelen asisti olmayan Tarık, Arsenal’den gelen Eboue’den çok kazandı. İşte buna menajerlik başarısı denir.
Bu arada hatırlarsanız geçen haftalarda Eskişehirspor başkanı kanal kanal gezip "Erkan ve Tarık 6.5 milyon Euro" diye bağırmıştı. Tarık’ın yanına Erkan’ı ekleme nedeni ne? İkisine 6.5 milyon gelince 6.5 milyonun 6.49 milyonu Erkan’a, 0,01 milyonu Tarık’a diye gösterecekler ve 6.5 milyonun tamamı kulübe kalacaktı. Tarık'a bonservisinden %25 verilmeyecekti. Fakat Galatasaray bunu da yapmadı Yasin’e 2,5 milyon Euro’yu verip 4,750 de Tarık’a verdi. Oyuncusunun para kazanmasını sağladı.
Galatasaray oyuncularının hepsine sağlam maaşlar veriyor. Genç, yerli, yabancı diye ayırmıyor. Kimsenin artık ağlama sızlama lüksü yok. Aldığı parayı herkes hak etmek zorunda… O yüzden Prandelli de çift idmanı yaptırabiliyor gönül rahatlığıyla.
Şimdi Tarık’a da değineyim. Normal şartlar altında asisti olmayan bir oyuncu için bu paralar çok diyoruz ama Eskişehirspor zaten ligin statik takımı. Ana işleri çok koşmak, mücadele etmek, alan daraltmak, katı ve yaratıcılıktan uzak bir futbol oynamak. Bakın geçen sene ligin sonuncusu Kayserispor 30 gol atmış. Ondan sonra en az gol atan takımlar 12. Eskişehirspor ve 7. Karabükspor. Attıkları gol 33. Bu iki takımın da savunma tarzı belli. Çok koş, mücadele et, pozisyonunu kaybetme, alan daralt. Sonra Karabük topu eveleyip gevelemeden ileri oynadı, Eskişehirspor ise topa sahip olup sürekli yana ve geriye oynayarak tempoyu inanılmaz derecede düşürdü. Karabükspor topu kazandı ve ileri oynadı. Bu sistemin tamamlayıcısı da bir pivot santrfor. Geçen sene ilk devre Akpala, ikinci devre Eneramo ile Karabükspor bu ihtiyacını karşıladı ve 7. oldu. Eskişehirspor ise ilerde top tutacak bir pivota sahip olamadığı için sürekli sağa sola pas yaptı durdu. Santrforunda Bienvenu ve bitik iki adamı zor atan Necati vardı... Golde atamadılar, ilerde de çoğalamadılar. Bu tarz statik takımlarda beklerin oyuna katılımı maalesef imkansız gibi. Eskişehirspor’da golleri yetenekli ofansif ortasaha oyuncuları Jorquera ve Erkan gibi oyuncular bireysel meziyetleriyle attılar ve attırdılar zaten. O yüzden böyle bir düzende Eskişehirspor’un beki neden istatistik yapamadı diye eleştirmek çok yüzeysel bir bakış açısı olur.
Tarık’ın ofansif melekelerini bu sezon göreceğiz esas.
Bir de yine yukarda değindiğim gibi dünkü kadro fikrin, bugün değişebilir. Yeni futbol bu… Telles düne kadar herkesin gözü kapalı 11 yazdığı adam değil miydi? Fakat Brezilyalı işte... Hırs konusunda eksik oluyorlar. Adama yedek almadın, formayı garanti gördü ve koca yaz çalışmadı, tatil yaptı. Fenerbahçe maçında yerlerde sürünüyordu. Şimdi bakıyorum herkes yedeklere yazıyor. Anlıyor musunuz? Belki adam Tarık geldi diye kafasına dank edecek, çalışacak ve zaten yüksek potansiyeli sayesinde çok verimli olacak. O zaman ne yapacaksınız? O zaman belki de hazırlık kampının en iyi oyuncusu Veysel’i veya Chedjou’yu kesmek zorunda kalacaksınız. Mühim olan bu rotasyon zenginliğini yaratabilmektir. Dizilişler değişir, sistem ise oturursa devam eder. İnsanlar dizilişle – sistemi bile ayırt edemiyor.
Geçen sene Fenerbahçe de, Gençlerbirliği de, Galatasaray da 4-3-3 oynadı. Üçü de birbirinden farklı sistemlerle 4-3-3 oynadı. Biri savunmada bekleyip, hızlı ataklarla çıktı. Biri hücumda rakibi fiziksel olarak boğup, beklerini de hücuma katarak, rakibini fiziksel olarak ezerek oynadı. Diğeri ise topa sahip olmak ve yaratıcı oyuncuları sayesinde sonuca gitmek istedi. Üç sistem de birbirinden alakasız olmasına karşın üçü de aynı dizilişle oynandı. O yüzden dizilişlerin çok bir önemi yok. Sistem önemli olan. Ve Prandelli bu konuca Mancini’nin attığı temeli sürdürmek istiyor. Röportajında “İkimizin de benzer yanı, taktik olarak üstün olmamız bence” demiş. Ben olsam lige de daha çok uyacağını bildiğim için Kuyt gibi bir kanat forvet ve Veli gibi bir ortasaha aldırırdım mesela. Onlar ise topu kullanamayan ortasahaların yüzüne bile bakmıyor. Baksanıza Yekta, Melo, Selçuk, Dzemaili, Umut Gündoğan, Emre Çolak vs. Hepsinin benzer özelliği ne? Topu kullanmayı sevmeleri… O yüzden Prandelli de Mancini gibi topa sahip olan bir Galatasaray’ı yaratmaya çalışacak. Transferler rotasyonda elini çok güçlendirecek.
Bundan sonra iş Prandelli’nin taktisyenliğinde, bakalım ondan neler öğreneceğim, merakla bekliyorum.
Sinan Yılmaz (extensor)