- 24 Mayıs 2009
- 17.488
- 20.471
- 2.643

Cambridge, Massachusetts ve diğer kurumlardaki gökbilimciler, erken evrende son derece parlak, kırmızı bir nokta tespit ettiler. Bu nesne, Güneş Sistemimiz büyüklüğünde, devasa bir yıldıza benziyor ancak bilinen herhangi bir yıldızın fiziksel olarak üretebileceğinden 100 milyar kat daha fazla enerji yayıyor. Hatta bu denli yüksek enerji seviyeleri, bir kara deliğin üretebileceği enerjiye daha yakın.
Bu ilginç kombinasyon, tamamen yeni bir astrofiziksel kaynak türü olabileceğini düşündürüyor. Gökbilimciler buna "kara delik yıldızı" adını verdi.
Ekip, Nature dergisinde yayımlanan bir makalede, NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu’nu kullanarak keşfettikleri bu yeni gökcismine dair analizlerini sunuyor. Teleskop, bu parlak kırmızı noktayı, Büyük Patlama’dan sadece birkaç yüz milyon yıl sonra, evrenin çok erken bir döneminde tespit etti.
Bilim insanları, bu tuhaf kırmızı noktanın en muhtemel açıklamasının, şimdiye dek hiç gözlemlenmemiş bir kombinasyon olan bir kara delik ile yıldızı andıran bir yapının birleşimi olduğunu ifade etti. Söz konusu nesne, muhtemelen standart nükleer füzyonla değil, merkezindeki bir kara delikle beslenen, son derece yoğun bir gaz bulutudur.
MIT Kavli Astrofizik ve Uzay Araştırmaları Enstitüsünde (MKI) NASA Hubble Araştırmacısı ve Pappalardo Araştırmacısı olan başyazar Rohan Naidu, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:
Eğer o parlak kırmızı nokta gerçekten bir kara delik yıldızıysa bu durum, James Webb Uzay Teleskobu’nun bugüne kadar çektiği neredeyse tüm derin uzay görüntülerinde ortaya çıkan diğer gizemli "küçük kırmızı noktalar"ın kimliğinin çözülmesine yardımcı olacaktır.Bu nesneye dair algımız çok hızlı bir şekilde değişiyor. Güneş'in yaklaşık 100.000 katı kütleye sahip merkezi bir kara delik olduğunu düşünüyoruz. Ve bu kara deliğin çevresinde, Güneş Sistemi boyutlarında bir yıldıza benzeyen, oldukça geniş bir gaz örtüsü bulunuyor. Bu, muazzam bir yapı.
Naidu şöyle diyor:
Çalışmanın MIT'deki ortak yazarları arasında MKI Direktörü ve Deneysel Fizik Profesörü Bruno B. Rossi olan Robert Simcoe ve Wendy Sun '26'nın yanı sıra birçok farklı kurumdan işbirlikçiler yer alıyor.Bu küçük kırmızı noktalar erken evrende her yerdeymiş gibi görünüyor ancak günümüze gelindiğinde neredeyse tamamen ortadan kayboluyor. Bu nesnelerin tam olarak ne olduğu, James Webb Uzay Teleskobu döneminin en çok tartışılan konularından biri oldu.
Sıra Dışı Bir Kaynak
Naidu ve meslektaşlarının amacı bir "kara delik yıldızı" bulmak değildi. Onlar, "Mirage or Miracle" (MoM) adını verdikleri bir araştırma kapsamında, en uzak ve en eski galaksileri arıyorlardı. Ekip, evrenin henüz birkaç yüz milyon yaşında olduğu dönemlere, yani derin uzaya bakmak için James Webb Uzay Teleskobu'nu kullandı. Hedefleri, o erken dönemlerde gerçekten oluşmuş galaksileri aramaktı.Naidu, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:
Araştırmalarında hedef alacakları ilgi çekici kaynakları bulmak amacıyla James Webb Uzay Teleskobu'nun görüntülerini incelerken diğerlerinden ayrışan bir özellik fark ettiler: hem çok kırmızı hem de çok parlak bir nokta.Son derece erken dönemlerde ortaya çıkan çok sayıda parlak gökada meselesi bir muamma oluşturuyordu. Bulduğumuz şey şu oldu: İlk bakışta son derece parlak ve erken dönem bir gökada gibi görünen -yani bir nevi ‘mucize’ sayılan- bu yapıların, aslında bazı durumlarda bir ‘serap’ olabileceği.
Simcoe şöyle diyor:
Ancak ışıkta, fizikçilerin tozdan bekledikleriyle tam olarak örtüşmeyen başka izler de vardı. Ekip ayrıca tuhaf bir başka örüntü daha gözlemledi: Işık belirli dalga boylarının altında tamamen kayboluyordu; bunun dışındaki durumlarda ise söz konusu noktanın ışığı son derece parlaktı.Evrende çok kırmızı bir şey gördüğümüzde genellikle onun is veya kül gibi tozlarla çevrili olduğunu varsayarız. Yakın zamanda Kanada’daki orman yangını dumanının Boston semalarını kıpkırmızı bir görünüme büründürmesi gibi, astronomik cisimler de bir toz perdesinin ardından bakıldığında kendi gerçek renklerinden daha kırmızı görünebilir.
Spektrumdaki bu ani düşüş "Balmer kırılması" olarak bilinir; bu, geleneksel olarak birkaç yüz milyon yaşındaki yıldızların atmosferlerinde fotonları soğuran yoğun gazla ilişkilendirilen bir imzadır. Gece gökyüzünün en parlak yıldızlarından biri olan Vega, tam olarak bu örüntüyü sergiler.
Naidu konuyla ilgili açıklamalarına şu şekilde devam ediyor:
Dahası, kırmızı noktaların ışığı, hidrojen ve helyum dışında neredeyse hiç metal veya başka bir element izi barındırmıyor. Naidu, "Gerçekten pek çok açıdan eşsizdi." diyor.Bu nesnede gözlemlediğimiz kesinti, şimdiye dek herhangi bir nesnede rastladığımız en derin kesinti; bu da kaynağın sıradan yıldızlar olma ihtimalini ortadan kaldırıyor.Öte yandan bu durum, acaba muazzam ölçekte yeni bir tür ‘yıldız atmosferi’ne mi tanık oluyoruz diye düşünmemize yol açtı.
Saf Işık
Ekip, kırmızı noktanın kaynağının ne olabileceğini çözmek amacıyla, hangi astrofiziksel özellik kombinasyonunun bu noktanın kendine özgü rengini ortaya çıkarabileceğini görmek için farklı senaryolara dayalı simülasyonlar gerçekleştirdi.Simcoe konuyla ilgili şu açıklamada bulundu:
Simülasyonları, söz konusu kırmızı noktanın, son derece yoğun bir hidrojen kozasıyla çevrili, yoğun gaz tarafından gizlenmiş güçlü bir enerji kaynağı olabileceğine işaret ediyordu. Durum buysa bu durum hem ışığı engelleyen Balmer kırılmasını hem de gökbilimcilerin hidrojen ve helyum dışında herhangi bir şeye rastlamamış olmalarını açıklardı. Ancak bu, nesnenin aşırı parlaklığını yine de açıklamazdı.Şunu sormaya başladık: Hiç toz kullanmadan, sadece hidrojenle o kadar kırmızı bir şey oluşturabilir miydiniz? Şaşırtıcı bir şekilde, eğer son derece yoğun bir hidrojen perdesine -yani ince, seyrek bir yıldızlararası bulutsudan ziyade devasa bir yıldızın yüzeyini andıracak denli yoğun bir perdeye- sahipseniz bunu yapabileceğiniz ortaya çıkıyor.
Naidu şöyle diyor:
Bununla birlikte kara delikler, ekibin gözlemlediği ölçeklerde düzenli olarak enerji üretir. Naidu ve meslektaşları, hidrojen kozasıyla çevrili yıldız simülasyonlarına aktif ve madde toplayan bir kara delik dahil ettiler; ayrıca kara deliğin kütlesini ve diğer parametreleri değiştirdiler. Ardından, simüle edilen bu kara delik yıldızının ortaya çıkan parlaklığını, James Webb Uzay Teleskobu'nun "kırmızı nokta"dan gözlemlediği parlaklıkla karşılaştırdılar.Yıldıza benzeyen ama bir yıldızın üretebileceğinden 100 milyar kat daha fazla enerji yayan bir şeyden söz ediyoruz. Bu da bildiğimiz tüm yıldızların kalbindeki enerji kaynağı olan nükleer füzyonun buna güç sağlıyor olamayacağı anlamına geliyor.
Bu simülasyonlardan yola çıkarak en yakın eşleşmeyi buldular ve kırmızı noktayı açıklayan en muhtemel senaryonun bir "kara delik yıldızı" olduğu sonucuna vardılar. Söz konusu nesne, büyük olasılıkla Güneş'in kütlesinin yaklaşık 100.000 katı kütleye sahip merkezi bir kara delik barındırıyor. Bu güçlü çekirdek, Güneş Sistemi büyüklüğünde, yıldız benzeri yoğun bir hidrojen kozasıyla çevrili durumda.
Ekip, nesneye onu tespit eden tarama çalışmasına atfen "MoM-BH*-1" adını ve aynı zamanda nesnenin türünün ilk örneği olduğunu ima eden "kara delik yıldızı-bir" takma adını verdi. Araştırmacılar, kara delik yıldızlarının James Webb Uzay Teleskobu görüntülerinde görülen diğer pek çok küçük kırmızı noktayı açıklayabileceğini düşünüyor. Söz konusu nesneler, MoM-BH*-1 kadar parlak değil.
Naidu, son olarak şunları söylüyor:
Her küçük kırmızı noktanın, sıradan bir erken evren galaksisinin içine gömülü bir kara delik yıldızı olduğu senaryosu gözlemlerle uyumlu. Ancak MoM-BH*-1’i özel kılan şey, kara delik yıldızının çevresindeki ana galaksiyi neredeyse tamamen gölgede bırakması; öyle ki, karşımızda saf kara delik yıldızı ışığını görüyoruz.
