Klüplerin kendi yayın haklarını kendilerinin pazarladığı sistem son derece tehlikelidir. Hele de Türkiye'de ki gibi bir taraftar profili varsa. Dünyanın hemen hemen hiç bir yerinde Türkiye'de olduğu gibi bir klübün ülkenin her şehrinde %20-30 taraftara sahip olduğu bir durum yoktur. İngiltere'de Liverpool şehrindeki Manchester United taraftar sayısı %1 mümkün değil geçmez. Zira Londrada da Manchester taraftarı %1 geçmez. Bu durum İtalya, Almanya, İspanya veya Fransa'da da böyledir. O yüzdendir ki en dandik iki takımın maçı bile 50 bin kişilik stadı daima fulle yakın doldurur. Böyle taraftar profilinin olduğu bir ligde ve ülkede her takımın kendi yayın haklarını satması bir nebze olsun anlaşılırdır. Ancak Türkiye'de kesinlikle böyle bir şey söz konusu dahi olamaz.
Diyelim ki Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor kendi yayın haklarını kendileri satıyor olsunlar. İlk başlarda muazzam paralar kazanacakları doğrudur. Ancak yıllar geçtikçe her dekoder sahibi kendi takımın maçını seyredeceğinden izlenme oranları giderek düşecektir. Ligin değeri azalacaktır. Dolayısıyla bu klüplerin yayın gelirleri çok düşük seviyelere gerileyecektir.
Siz bu havuz sistemi nasıl çıktı sanıyorsunuz? Aynen bu sebepten dolayı çıktı. ABD’de 1950’lerden itibaren Major League beyzbol maçları naklen yayınlanıyordu. Ancak, yayın anlaşmalarının toplu halde değil tek tek yapılması takımların gelirleri arasında büyük bir uçurum ve ligde dengesizlik yarattı. Birkaç büyük takım yayınlardan büyük gelir elde edip sürekli kazanınca izlenme oranları düştü. İzlenme oranları düşünce televizyon kanalları da takımlara yaptığı ödemede yüzde 50’ye varan kesinti yaptı. Bunun üzerine beyzbol kulüpleri, yayın haklarını topluca pazarlamaya ve adil bir şekilde paylaşmaya karar verdi ve "Havuz sistemi" doğdu.
Bilmem anlatabildim mi?