GSCimbom
İstanbul Dışında Yaşayanlar İstanbul Hakkında Ne Düşünüyor?
Arif Doğan Karakaya

İstanbul Dışında Yaşayanlar İstanbul Hakkında Ne Düşünüyor? Sayfa 9

Arif Doğan Karakaya ·

Cevap
189
Okunma
7,3K
Sayfa
9/10
Gezmek için harika bir yer. Çok seviyorum.

Yaşamak bana göre değil. Bir metrobüs hikayem var ki bilahare anlatırım. Manyaklar sürüsü!

Ha zenginsin boğaz semtlerinde yaşıyorsun, evin vs. oralarda; yaşanır!

Bahsettiğim metrobüs hikayem. Buyurunuz. İyi okumalar.


İstanbul’da yaşamıyorum. Lakin turist olarak gitmenin yanı sıra iş sebebiyle ara ara giderim. Her gittiğimde otel yerine bir arkadaşımda kalır ve arkadaşlarımla vakit geçiririm. Bir ara yine iş sebebiyle oradaydım. O sefer Avcılar’da yaşayan bir arkadaşta kaldım. Israrlarına boyun eğdim ve Beşiktaş’tan Avcılar’a gittim. Evet çok uzak, bunun farkındayım. Sabah 10’da Sabiha Gökçen’den kalkacak uçak için evden saat beşte çıktım. Bunu bilerek gittim oralara. Şikayetim bu değil. Aslında bir şikayetim yok. Sadece şoktayım hala aklıma geldikçe gülüyorum.

Sabahın beşinde Avcılar metrobüs durağı merdivenine adımımı atar atmaz burnuma mis gibi simit kokusu geldi. Arkama baktım köşede bir simitçi simitlerini tezgaha yerleştiriyor. Bütün güleryüzlü halimle “günaydın ustam. merdivene çıkıp gidiyordum kokusunu koklayınca fark ettim burada olduğunu” dedim. Adamda tepki bir kenara yüzünde bir mimik değişikliği olmadı. Dizmeye devam etti simitlerini. Şaşırdım ve “2 simit” dedim. Yine yüzüme bakmadan simitleri poşete koydu elimden parayı aldı siktir git der gibi işine devam etti. Tek bir cevap vermeden. “sorunu vardır” dedim içimden ve metrobüs durağına geçtim. Tek tük insan vardı. Dağınık haldeydi. Ben de yayık yayık simitimi yiyerek parkta dolaşır gibi yürüyorum durakta.

Bir süre sonra yanımdan biri koşarak geçti. Arkama baktım bir kişi daha koşarak geliyor. Önde koşanı kovalıyor sanırım diye düşünürken merdivenlerden 4 kişinin koşarak indiğini görünce ben de koşmaya başladım. Samimi söylüyorum arkadaşlar neden koştuklarını anlamadan ben de koşmaya başladım. Durağın sonunda durdular ve ben de durdum. Nefesim kesilmişti. O an metrobüs geldi. yani koca durakta istediğin yerde dur; bir sürü kapı var; birine bin diye geçirdim kafamdan. Bunların derdi nedir diye düşünürken metrobüs durdu ve insanlar kapıya daha çok yaklaştı. kapı açılır açılmaz insanlar panikle metrobüse binmeye başladı. Ben de o kaosa katıldım ve gördüğüm ilk koltuğa oturdum. Boş koltuk kalmadı ve o durakta binen 3 kişi ayakta kaldı. Yüzünü bir varoş bir zafer tebessümü kapladı ve yanımdakine döndüm. “bu yüzden mi koştunuz hocam nasıl bir hayat yaşıyorsunuz böyle?” dedim. Adam gülmeye başladı neyseki. Simitçi gibi bir tip çıksaydı “ne diyorsun, dalga mı geçiyorsun?” deyip kavga edebilirdi benimle.

Anlayacağınız arkadaşlar istanbul’da yaşamak Afrika ormanlarında yaşamak gibi zor. Hayatta kalabilmek için uyanık olmaz zorundasın. Yoksa seni yerler. harcarlar.
 
1604258065667.webp
 
Bahsettiğim metrobüs hikayem. Buyurunuz. İyi okumalar.


İstanbul’da yaşamıyorum. Lakin turist olarak gitmenin yanı sıra iş sebebiyle ara ara giderim. Her gittiğimde otel yerine bir arkadaşımda kalır ve arkadaşlarımla vakit geçiririm. Bir ara yine iş sebebiyle oradaydım. O sefer Avcılar’da yaşayan bir arkadaşta kaldım. Israrlarına boyun eğdim ve Beşiktaş’tan Avcılar’a gittim. Evet çok uzak, bunun farkındayım. Sabah 10’da Sabiha Gökçen’den kalkacak uçak için evden saat beşte çıktım. Bunu bilerek gittim oralara. Şikayetim bu değil. Aslında bir şikayetim yok. Sadece şoktayım hala aklıma geldikçe gülüyorum.

Sabahın beşinde Avcılar metrobüs durağı merdivenine adımımı atar atmaz burnuma mis gibi simit kokusu geldi. Arkama baktım köşede bir simitçi simitlerini tezgaha yerleştiriyor. Bütün güleryüzlü halimle “günaydın ustam. merdivene çıkıp gidiyordum kokusunu koklayınca fark ettim burada olduğunu” dedim. Adamda tepki bir kenara yüzünde bir mimik değişikliği olmadı. Dizmeye devam etti simitlerini. Şaşırdım ve “2 simit” dedim. Yine yüzüme bakmadan simitleri poşete koydu elimden parayı aldı siktir git der gibi işine devam etti. Tek bir cevap vermeden. “sorunu vardır” dedim içimden ve metrobüs durağına geçtim. Tek tük insan vardı. Dağınık haldeydi. Ben de yayık yayık simitimi yiyerek parkta dolaşır gibi yürüyorum durakta.

Bir süre sonra yanımdan biri koşarak geçti. Arkama baktım bir kişi daha koşarak geliyor. Önde koşanı kovalıyor sanırım diye düşünürken merdivenlerden 4 kişinin koşarak indiğini görünce ben de koşmaya başladım. Samimi söylüyorum arkadaşlar neden koştuklarını anlamadan ben de koşmaya başladım. Durağın sonunda durdular ve ben de durdum. Nefesim kesilmişti. O an metrobüs geldi. yani koca durakta istediğin yerde dur; bir sürü kapı var; birine bin diye geçirdim kafamdan. Bunların derdi nedir diye düşünürken metrobüs durdu ve insanlar kapıya daha çok yaklaştı. kapı açılır açılmaz insanlar panikle metrobüse binmeye başladı. Ben de o kaosa katıldım ve gördüğüm ilk koltuğa oturdum. Boş koltuk kalmadı ve o durakta binen 3 kişi ayakta kaldı. Yüzünü bir varoş bir zafer tebessümü kapladı ve yanımdakine döndüm. “bu yüzden mi koştunuz hocam nasıl bir hayat yaşıyorsunuz böyle?” dedim. Adam gülmeye başladı neyseki. Simitçi gibi bir tip çıksaydı “ne diyorsun, dalga mı geçiyorsun?” deyip kavga edebilirdi benimle.

Anlayacağınız arkadaşlar istanbul’da yaşamak Afrika ormanlarında yaşamak gibi zor. Hayatta kalabilmek için uyanık olmaz zorundasın. Yoksa seni yerler. harcarlar.

Simitçi az bile yapmış birader sabahın beşinde seni görünce nasıl gülsün adam


GSCimbom Forum kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
 
Bahsettiğim metrobüs hikayem. Buyurunuz. İyi okumalar.


İstanbul’da yaşamıyorum. Lakin turist olarak gitmenin yanı sıra iş sebebiyle ara ara giderim. Her gittiğimde otel yerine bir arkadaşımda kalır ve arkadaşlarımla vakit geçiririm. Bir ara yine iş sebebiyle oradaydım. O sefer Avcılar’da yaşayan bir arkadaşta kaldım. Israrlarına boyun eğdim ve Beşiktaş’tan Avcılar’a gittim. Evet çok uzak, bunun farkındayım. Sabah 10’da Sabiha Gökçen’den kalkacak uçak için evden saat beşte çıktım. Bunu bilerek gittim oralara. Şikayetim bu değil. Aslında bir şikayetim yok. Sadece şoktayım hala aklıma geldikçe gülüyorum.

Sabahın beşinde Avcılar metrobüs durağı merdivenine adımımı atar atmaz burnuma mis gibi simit kokusu geldi. Arkama baktım köşede bir simitçi simitlerini tezgaha yerleştiriyor. Bütün güleryüzlü halimle “günaydın ustam. merdivene çıkıp gidiyordum kokusunu koklayınca fark ettim burada olduğunu” dedim. Adamda tepki bir kenara yüzünde bir mimik değişikliği olmadı. Dizmeye devam etti simitlerini. Şaşırdım ve “2 simit” dedim. Yine yüzüme bakmadan simitleri poşete koydu elimden parayı aldı siktir git der gibi işine devam etti. Tek bir cevap vermeden. “sorunu vardır” dedim içimden ve metrobüs durağına geçtim. Tek tük insan vardı. Dağınık haldeydi. Ben de yayık yayık simitimi yiyerek parkta dolaşır gibi yürüyorum durakta.

Bir süre sonra yanımdan biri koşarak geçti. Arkama baktım bir kişi daha koşarak geliyor. Önde koşanı kovalıyor sanırım diye düşünürken merdivenlerden 4 kişinin koşarak indiğini görünce ben de koşmaya başladım. Samimi söylüyorum arkadaşlar neden koştuklarını anlamadan ben de koşmaya başladım. Durağın sonunda durdular ve ben de durdum. Nefesim kesilmişti. O an metrobüs geldi. yani koca durakta istediğin yerde dur; bir sürü kapı var; birine bin diye geçirdim kafamdan. Bunların derdi nedir diye düşünürken metrobüs durdu ve insanlar kapıya daha çok yaklaştı. kapı açılır açılmaz insanlar panikle metrobüse binmeye başladı. Ben de o kaosa katıldım ve gördüğüm ilk koltuğa oturdum. Boş koltuk kalmadı ve o durakta binen 3 kişi ayakta kaldı. Yüzünü bir varoş bir zafer tebessümü kapladı ve yanımdakine döndüm. “bu yüzden mi koştunuz hocam nasıl bir hayat yaşıyorsunuz böyle?” dedim. Adam gülmeye başladı neyseki. Simitçi gibi bir tip çıksaydı “ne diyorsun, dalga mı geçiyorsun?” deyip kavga edebilirdi benimle.

Anlayacağınız arkadaşlar istanbul’da yaşamak Afrika ormanlarında yaşamak gibi zor. Hayatta kalabilmek için uyanık olmaz zorundasın. Yoksa seni yerler. harcarlar.
adama selamun aleykum dayı 2 simit ateşle de karnımızı doyuralım deseydin kucaklardı seni
 
Senin asıl Topkapı Sarayı hikayen efsane :asd:

Bahsettiğim metrobüs hikayem. Buyurunuz. İyi okumalar.


İstanbul’da yaşamıyorum. Lakin turist olarak gitmenin yanı sıra iş sebebiyle ara ara giderim. Her gittiğimde otel yerine bir arkadaşımda kalır ve arkadaşlarımla vakit geçiririm. Bir ara yine iş sebebiyle oradaydım. O sefer Avcılar’da yaşayan bir arkadaşta kaldım. Israrlarına boyun eğdim ve Beşiktaş’tan Avcılar’a gittim. Evet çok uzak, bunun farkındayım. Sabah 10’da Sabiha Gökçen’den kalkacak uçak için evden saat beşte çıktım. Bunu bilerek gittim oralara. Şikayetim bu değil. Aslında bir şikayetim yok. Sadece şoktayım hala aklıma geldikçe gülüyorum.

Sabahın beşinde Avcılar metrobüs durağı merdivenine adımımı atar atmaz burnuma mis gibi simit kokusu geldi. Arkama baktım köşede bir simitçi simitlerini tezgaha yerleştiriyor. Bütün güleryüzlü halimle “günaydın ustam. merdivene çıkıp gidiyordum kokusunu koklayınca fark ettim burada olduğunu” dedim. Adamda tepki bir kenara yüzünde bir mimik değişikliği olmadı. Dizmeye devam etti simitlerini. Şaşırdım ve “2 simit” dedim. Yine yüzüme bakmadan simitleri poşete koydu elimden parayı aldı siktir git der gibi işine devam etti. Tek bir cevap vermeden. “sorunu vardır” dedim içimden ve metrobüs durağına geçtim. Tek tük insan vardı. Dağınık haldeydi. Ben de yayık yayık simitimi yiyerek parkta dolaşır gibi yürüyorum durakta.

Bir süre sonra yanımdan biri koşarak geçti. Arkama baktım bir kişi daha koşarak geliyor. Önde koşanı kovalıyor sanırım diye düşünürken merdivenlerden 4 kişinin koşarak indiğini görünce ben de koşmaya başladım. Samimi söylüyorum arkadaşlar neden koştuklarını anlamadan ben de koşmaya başladım. Durağın sonunda durdular ve ben de durdum. Nefesim kesilmişti. O an metrobüs geldi. yani koca durakta istediğin yerde dur; bir sürü kapı var; birine bin diye geçirdim kafamdan. Bunların derdi nedir diye düşünürken metrobüs durdu ve insanlar kapıya daha çok yaklaştı. kapı açılır açılmaz insanlar panikle metrobüse binmeye başladı. Ben de o kaosa katıldım ve gördüğüm ilk koltuğa oturdum. Boş koltuk kalmadı ve o durakta binen 3 kişi ayakta kaldı. Yüzünü bir varoş bir zafer tebessümü kapladı ve yanımdakine döndüm. “bu yüzden mi koştunuz hocam nasıl bir hayat yaşıyorsunuz böyle?” dedim. Adam gülmeye başladı neyseki. Simitçi gibi bir tip çıksaydı “ne diyorsun, dalga mı geçiyorsun?” deyip kavga edebilirdi benimle.

Anlayacağınız arkadaşlar istanbul’da yaşamak Afrika ormanlarında yaşamak gibi zor. Hayatta kalabilmek için uyanık olmaz zorundasın. Yoksa seni yerler. harcarlar.
 
Son düzenleme:
Her yer için geçerlidir muhtemelen ama parası olana cennet, olmayana cehennem dengesi uçlarda yaşanan bir şehir. Yani toplu taşıma ile saatlerce ise gitmekle uğraşan biri iseniz şehrin zulmü kalır size yaşamak için gezme ve aktivite konusunda muadili olan bir şehir yoktur ülkemizde ama insanda hal ve şevk kalıyorsa tabii.
 
Bahsettiğim metrobüs hikayem. Buyurunuz. İyi okumalar.


İstanbul’da yaşamıyorum. Lakin turist olarak gitmenin yanı sıra iş sebebiyle ara ara giderim. Her gittiğimde otel yerine bir arkadaşımda kalır ve arkadaşlarımla vakit geçiririm. Bir ara yine iş sebebiyle oradaydım. O sefer Avcılar’da yaşayan bir arkadaşta kaldım. Israrlarına boyun eğdim ve Beşiktaş’tan Avcılar’a gittim. Evet çok uzak, bunun farkındayım. Sabah 10’da Sabiha Gökçen’den kalkacak uçak için evden saat beşte çıktım. Bunu bilerek gittim oralara. Şikayetim bu değil. Aslında bir şikayetim yok. Sadece şoktayım hala aklıma geldikçe gülüyorum.

Sabahın beşinde Avcılar metrobüs durağı merdivenine adımımı atar atmaz burnuma mis gibi simit kokusu geldi. Arkama baktım köşede bir simitçi simitlerini tezgaha yerleştiriyor. Bütün güleryüzlü halimle “günaydın ustam. merdivene çıkıp gidiyordum kokusunu koklayınca fark ettim burada olduğunu” dedim. Adamda tepki bir kenara yüzünde bir mimik değişikliği olmadı. Dizmeye devam etti simitlerini. Şaşırdım ve “2 simit” dedim. Yine yüzüme bakmadan simitleri poşete koydu elimden parayı aldı siktir git der gibi işine devam etti. Tek bir cevap vermeden. “sorunu vardır” dedim içimden ve metrobüs durağına geçtim. Tek tük insan vardı. Dağınık haldeydi. Ben de yayık yayık simitimi yiyerek parkta dolaşır gibi yürüyorum durakta.

Bir süre sonra yanımdan biri koşarak geçti. Arkama baktım bir kişi daha koşarak geliyor. Önde koşanı kovalıyor sanırım diye düşünürken merdivenlerden 4 kişinin koşarak indiğini görünce ben de koşmaya başladım. Samimi söylüyorum arkadaşlar neden koştuklarını anlamadan ben de koşmaya başladım. Durağın sonunda durdular ve ben de durdum. Nefesim kesilmişti. O an metrobüs geldi. yani koca durakta istediğin yerde dur; bir sürü kapı var; birine bin diye geçirdim kafamdan. Bunların derdi nedir diye düşünürken metrobüs durdu ve insanlar kapıya daha çok yaklaştı. kapı açılır açılmaz insanlar panikle metrobüse binmeye başladı. Ben de o kaosa katıldım ve gördüğüm ilk koltuğa oturdum. Boş koltuk kalmadı ve o durakta binen 3 kişi ayakta kaldı. Yüzünü bir varoş bir zafer tebessümü kapladı ve yanımdakine döndüm. “bu yüzden mi koştunuz hocam nasıl bir hayat yaşıyorsunuz böyle?” dedim. Adam gülmeye başladı neyseki. Simitçi gibi bir tip çıksaydı “ne diyorsun, dalga mı geçiyorsun?” deyip kavga edebilirdi benimle.

Anlayacağınız arkadaşlar istanbul’da yaşamak Afrika ormanlarında yaşamak gibi zor. Hayatta kalabilmek için uyanık olmaz zorundasın. Yoksa seni yerler. harcarlar.
Fordcu hikayesi mi(okumadım) ?
 
Ben de genel görüşe katılıyorum.Gezilir, görülür ama yaşanmaz.Ankara'da bile Kızılay'a çıkınca insan yoğunluğundan başım dönüyordu.Zenginsen kendine uygun bir yaşam alanı oluşturma şansın var ama orta halli bir ailenin o kargaşa,kaos ve yoğunluğu taşıyacak ekonomik-psikolojik durumu yok... Şimdi Ege kıyılarında adı büyük kendi butik bir şehirde yaşıyorum...
 
Ben de genel görüşe katılıyorum.Gezilir, görülür ama yaşanmaz.Ankara'da bile Kızılay'a çıkınca insan yoğunluğundan başım dönüyordu.Zenginsen kendine uygun bir yaşam alanı oluşturma şansın var ama orta halli bir ailenin o kargaşa,kaos ve yoğunluğu taşıyacak ekonomik-psikolojik durumu yok... Şimdi Ege kıyılarında adı büyük kendi butik bir şehirde yaşıyorum...
Bende Tr'de olsam Ege bölgesini tercih ederdim.
Bir kere havası ve denizi muazzam.


Gscimbom mobil
 
Geri
Üst Alt