Mancini Sözlerini Tutuyor

Gökhan Karaman

10 Numara!
Katılım
16 Haziran 2009
Mesajlar
18.588
Tepkime puanı
5.179
Puan
2.493
"Daha iyi savunma yapmalıyız" 11 Kasım 2013 Roberto Mancini.

7. hafta Galatasaray'ın başında göreve geldiğinde takımı ligde oynadığı 6 maçın 5'in de gol yemiş bir takımdı. Şuan itibariyle ligin en az gol yiyen takımı. Son iki ayda Galatasaray ligde 7 maç oynadı bunların 4'ünde gol yemedi diğer 3'ünde bir gol yedi. Kupada da son iki ayda toplam 6 maça çıktı. Bunların sadece 2 tanesinde birer gol yedi. Yani son iki ayda oynanan 13 maçın 8'inde Galatasaray gol yemedi. 13 maçta sadece 5 gol yedi. Bu Galatasaray birilerine göre "kimin nerede oynadığı belli olmayan" Galatasaray. Hocası taktik verirken Ergin Ataman'ı geçen Galatasaray.



"Takımın kondisyonu yetersiz, birlikte idman yapıp bunu geliştirmeliyiz"6 Ekim 2013 Roberto Mancini

Yaklaşık 4 ay önce Mancini henüz 10 günlük hoca ve Akhisar deplasmanında tamında yürüyecek derman göremiyor. Birlikte idman yapma şansları da pek olmadı. 3 kupada mücadeleler, araya Milli takım kampları vs girdi. Ocak ayında kampa gittiler bir çok yeni transferi de takıma geç katıldı birlikte kamp yapamadılar. Buna rağmen elindeki oyuncuların kondisyonunu çok arttırdı. Transferler gecikince bu kondisyon yüklemesinden yararlanan Hakan Balta, Sabri gibi oyuncular oldu. Mancini bu konuda dünya çapında en iyi kabul edilen kondisyon antrenörlerinden biri İvan Carminati ile çalışıyor. Bildiğiniz gibi hiçbir antrenörlük tecrübesi olmayan, kendisine ancak mürit olan Vedat İnceefe'lerle ve eski futbolcularıyla çalışmıyor Mancini. En az kendisi kadar tecrübeli, dünya çapında nam salmış antrenörlerle çalışıyor. Ha çok değil 30 Ocak 2014'te sadece 10 gün önce hakkında şöyle de denmiş bizim ülkemizde.



"- Mancini ilk geldiği dönemlerde fizik kondisyondan şikayet etti ama son haftalarda oyuncuların daha da geriye gittiğini görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz?"



+ "Cehenneme kadar yolun var Mancini!" Hıncal Uluç 30 Ocak 2014



Müthiş tespit, müthiş yorum. Bu müthiş tespit ve yorumun üzerinden geçen 10 günde Galatasaray üç maç oynadı 12 gol attı sıfır gol yedi. Bu 12 golün 9'u. Bursaspor ve Eskişehirspor'a...



"Duran toplarda gol atabilecek oyuncularımız var. Bu konunun üzerine gidiyoruz" 29 Ocak 2014 Roberto Mancini

Şampiyonluk yolundaki rakibinin en büyük gol silahı duran topken ve bu puan farkını kaliteli oyuna değil, duran toptan attığı aşırı sayıda gole borçluyken Mancini'nin takımı duran toptan gol atamıyordu. Öncesinde Terim'in takımı da son iki yılda frikik harici yan toplarda çok az gol bulmuştu. Bunu değiştirmek istediğini ifade eden Mancini en önemli özelliği hava topu olan Burdisso gibi bir oyuncu aldı ve rotasyona da Veysel gibi Salih gibi uzun oyuncular kattı. Nihayetinde 8 Şubat 2014'te bu sözün üzerinden geçen 10 gün sonra Galatasaray çok etkili kullandığı bir yan topta golü buldu. Chedjou Fransa Ligi'nde sık sık attığı ön direk koşusu kafa gollerinin bir kopyasını sergiledi.



"Pozisyonları gole çevirmeliyiz" 15 Aralık 2013 Roberto Mancini

Gençlerbirliği maçında kaçan gollerden sonra, pozisyona girmekten değil üretilen pozisyonları gol yapamamaktan şikayet ediyor Mancini bu sözlerle. Devamında oynadığı 5 lig maçında 14 gol atıp yaklaşık 3 gol ortalamasına ulaşıyor. Kupada da yine bu tarihten sonra oynadığı 6 maçta 13 gol atarak ortalama 2 golün üzerine çıkıyor.



Şimdi maça geçelim...



İlk 5 dakika Burak'tan iki, Sneijder'den bir mükemmel pres sonucu doğan 3 gol pozisyon girişimi oluyor. 6. dakikada bu sefer kilit pas Hajroviç'ten geliyor ve maç düdüğü çaldığı andan beri geliyorum diye bağıran gol geliyor. Galatasaray müthiş dengeli pres yapıyor ilk yarım saatte ama Sneijder, Hajroviç gibi pres gücü şimdilik yetersiz oyuncular bu etkin presi maçın geneline yayamadılar. Bu yeni gelen Ocak'ta kamp yapmayan transferler de kondisyon olarak geliştiğinde Galatasaray'ın mükemmel bir pres gücüne ulaşabileceğini ön görebiliyoruz.



Burada pres gücü ve dayanıklılık denilince Sabri'den bahsetmemiz lazım. İnanılmaz, tek kelimeyle inanılmaz bu kadar üstün bir dayanıklılık. Bir iki aydır, herkes kanat/bek olarak Hamit'in çok iyi olacağını söylerken ben Sabri için 19 yaşından beri biçilmiş pozisyonun kanat/bek olduğunu, eksiklerinin bu pozisyonda az görüleceğini, iyi özelliklerinin de çok verimli olacağını söylüyordum. Nedir onlar misal en en en önce dayanıklılık, adam yorulmak bilmiyor... Bir kanat beksen, sen çıktığında arkanı sağ stoper kapatıyorsa, istediğin kadar bindirebilir, git gel yapabilirsin. Adam sağda oynuyor durmuyor, sola geçiyor durmuyor. Sürekli rakibi zorluyor. Ben Hamit'i çok beğenirim ama neden bu mevkii için uygun görmüyorum çünkü Hamit sakatlanmadan önce de çabukluğunu çok yitirmişti. O bildiğimiz gençliğindeki Hamit tam o mevkiinin adamıydı. O da yorulmak bilmez, sürekli bindirir, gücü ve yere sağlam basmasıyla rakiplerini ezer geçerdi ama şimdi öyle değil. O çizgide tek başına git-gel yapacak gücü de hızı da kalmadı bence. Sabri ise dayanıklılık konusunda çok acayip bir adam 29 yaşına gelmesine rağmen hala 19 yaşındaki bir genç futbolcunun dinamizmine, arzusuna sahip. Hatırlayın Sabri'nin bundan önce bu kadar iyi futbol oynadığı dönemi... 2009 yılı Rijkaard! Yine 4-3-3.



O zaman da savunmada Mehmet Topal'ın stoperlerin arasına girmesiyle savunmada 3-5-2'e dönen bir sistem vardı. Sabri de o sistemde önündeki Keita ile mükemmel bir uyum için oynardı.



Gel gelelim bugün farklı bir 4-3-3 oynayan, saha dizilimi aynı, defansif görevleri aynı ama topu ayağa pasla değil uzun oynayarak hücuma taşıyan Fenerbahçe'den bence en formda iki isim Caner ve Mehmet Topal'ken. O Galatasaray'da sistemi işletemeyen en önemli iki isim Caner ve Mehmet Topal'dı ve sezon sonu da Galatasaray'dan ayrılmak durumunda kalmışlardı. Bu Fenerbahçe'de 4-3-3'te kanat/forvet oynayan driplingçi, yaratıcı oyuncular yerine 3 üstün fizik güçlü, bireysel yetenek var hücumda. Bu üstün fizik güçlerini bazen pivot gibi kullanıp rakiplerini dağıtıp karamboller yaratıyor (en yakın örnek Konyaspor maçı 2. gol) ama bence hiç bir zaman iyi organizasyon yapamıyorlar. Bu kadar gol bulma ve puan toplama sebepleri de bence kesinlikle oyun kalitesiyle ilgili değil, normalin çok çok üzerinde attılan duran top golleri sayesinde.



Şimdi iki zirve takım da benzer dizilmeye, beklerini yıldız yapmaya başlayacaklar. Galatasaray pas ve organizasyonu tercih ederken Fenerbahçe üstün fizik gücünü, rakipleri yıldırmayı tercih edecek. O yüzden Galatasaray'a uygun ön libero-stoper ayağı düzgün ama yavaş Ceyhun'ken, Fenerbahçe'ye uygun olan ise Mehmet Topal gibi bir kesici.



Hücumda 4-3-3'ün, savunmada 3-5-2'nin formasyonlarını alan sistemi biraz incelersek bir 'W' şekli görüyoruz. Ancak tam bir 'W' değil orta çizginin kısa olduğunu düşünün. Çizgilerin birleştiği noktaları ele alın. Birbirine yakın durmayan iki stoper. Hemen önlerinde bir yarım stoper-yarım ön libero, ilerde pozisyon alabilen iki bek. Bakın ileri çıkan demiyorum, rakibi ilerde karşılayabilen, ilerde pozisyon alabilen iki bek diyorum. Bu 'W' aslında savunma kurgusunu gösteriyor. Birbirine uzak duran sağ ve sol stoperler sürekli bindiren, rakibi önde karşılayıp önde pozisyon alan beklerin arkasını toplarken, onların birbirine uzak kaldığı durumlarda zeki bir oyuncu olmak zorunda olan yarım stoper, yarım ön libero o boşluğu dolduruyor.



Ceyhun'un Galatasaray'daki bir diğer görevi de Fenerbahçe'de Mehmet Topal'da yok. Topal pasla oyunu başlatan oyuncu değil ama Ceyhun öyle. Ceyhun'un yavaşlığı bu konuda belki bir handikap ama bir altıgen içinde pozisyon aldığı için (Arkasına iki stoper, sağ ve solunda iki bek, önünde iki ortasaha Melo ve Selçuk bir altıgen içinde oynuyor) pas opsiyonu fazla, akıllı da bir oyuncu olduğundan doğru yerleri görüp topu dağıtabiliyor. Ceyhun Galatasaray'ın Busquest'i olmak zorunda anlayacağınız. Olabilir de, zeki ve ayağı da düzgün bir oyuncu. Üstelik 12 km koşup en yakın rakiplerine 1 km'den fazla fark atabilen de bir adam.



Bu arada Sabri'ye değinmişken es geçmeyeyim. Sabri Rijkaard dönemindeyken de basit oynamayı öğrendi şeklinde övülürdü. Şimdi de dikkat ederseniz ta Kasımpaşa maçından beri çizgiye indiğinde önü kapalı orta kesmek yerine yay etrafındaki arkadaşlarına pas çıkarıyor. Bu da muhtemelen bir Mancini öğretisi. "Kendini bu kadar zorlamana, önünde adam varken de orta açmana gerek yok, yaya dön orada çok yetenekli ayaklar olacak" demiş olabilir bence.



Kaptanlığı elinden alınan, sene sonu sözleşmesi bitmesine rağmen kadroya girmekte zaman zaman zorlanan Sabri bir çok oyuncunun küsüp ya da endişe içine girip düşüş yaşayacağı yerde, var gücüyle çalışıp patlama yapabilecek bir adam. Mancini kaptanlık pazubandını biraz da performans ödülü olarak kullanacağım derken bu adamın 'manyak'lığını görmüş olabilir. Zira insanların %90'ını sindirebilecek, ürkütecek psikolojik durumlar Sabri'de pozitif bir kendini ispat durumu yaratabiliyor. Ayrıca reklamı da çok güzel. Her daim kendine çok güvenen bir adam olmuştur. 19 yaşında da Sabri denilince öz güven ilk akla gelen şeylerdendi. Çoğu zaman takım kötü giderken, herkes top almaktan sorumluluk almaktan çekinirken, Sabri topu alır sınırlı yetenekleriyle ve statik duran takım arkadaşları yüzünden aldığı sorumluluğu yerine getiremez ve taraftarın tepkisini de böylece takım arkadaşlarından kendi üzerine alırdı. Ben sezon başında Fatih Terim döneminde, Terim bu oyunculara çok az şans verirken, bazılarına hiç vermezken, "Çare çilek değil Sabri" diye bir yazı yazmıştım. O zaman da Galatasaray çok statik ve yavaş bir takım olarak sezona girmişti.



Sağ stoperde oynayan Chedjou ilk 17 dakikada üç faul yaptı ve sarı kart gördü. Sonra toparlandı ve kendisiyle özdeşleşen ön direk koşusuyla kafa golünü de yaptı ama bu adamda ne var anlamıyorum. Chedjou'ya bakınca müthiş bir fizik görüyorsunuz ama çok ürkek oynuyor, yerden kalkarken belini tutuyor. Bence Fransa'da rakiplerini bu üstün fiziğiyle ezip geçiyordu, o yüzden çok iyiydi. Türkiye'ye ise sakat gelmiş olabilir, belinde ciddi bir problem olabilir, bu sakatlık bu konsantrasyon sorunlarını arttırıyor olabilir. Bence ameliyatsa ameliyat olmalı Chedjou'nun gerçekte böyle bir oyuncu olduğunu sanmıyorum zira kafayı tamamen maça verebildiğinde mücadeleden korkmadığında Juventus maçlarında olduğu gibi oldukça verimli, sezileri ve fiziği kuvvetli bir adama dönüşebiliyor. Tevez'e adım attırmadı iki maçta yahu.



Bu arada yukarda bahsettiğim 17 dakika içinde yapılan 3. faul sonrası haklı olarak çıkan kart, Eskişehirspor'da sürekli faul yapan Lawal için maç boyu çıkmadı. O da dilediği kadar faul yapıp Galatasaray'ın bir çok pozisyonda hızlı çıkmasına engel oldu. Lawal demişken Eskişehirspor için mükemmel transfer. Mersin'de de bir iki maçta görmüştüm, İspanya'ya gidecekken Eskişehirspor'a geldi. Çift yönlü güçlü, biraz çirkef ama bu sayede rakibin ve hakemlerin gözünü korkutabilen Melo vari bir oyuncu. N'Diaye'nin açığını bence ondan da iyi olabilecek bir isimle kapattı Eskişehirspor. Ertuğrul Sağlam ama alt ligleri her zaman çok iyi takip ediyor. 2. ligde Bucaspor'da oynayan Ozan İpek'i de alıp Bursaspor'a getirmiş ve şampiyon olduğu sezon ondan çok faydalanmıştı.



Ben maçın 3-0 bitmesine karşın Eskişehirspor'u da beğendiğimi söylemeliyim. Özellikle Bursaspor gibi kırılgan olmak yerine daha da hırslandılar ve Galatasaray'dan çok koştular ama yine de kaliteli ayaklar iş bitirici oldu.



Galatasaray'da yeni kurulan sisteme geri dönelim. En son bir sistem üstünlüğünün Galatasaray'da bu kadar belirgin hissedildiği dönem Skibbe'nin 4-2-3-1'i ve üç on numaralı sistemi. Deplasmanda iki Ankara takımına üç atıp içirde de Beşiktaş'a dört atmıştı. Aynı dönem Benfica'yı da deplasmanda 2 golle geçmişti. O sistem Galatasaray'ın sonu devre arasında rotasyon transferlerinin yapılmaması ve çok sayıda sakatlıkla gelmişti. Kewell, Baros sakatlanıp Lincoln devre arası Brezilya'dan geç dönünde 3 on numaranın 2'si gitti bir de santrfor gitti. Alternatif alınmadığı için sistem yürümedi. Mancini ise çok geniş bir rotasyon kurdu ve buna mehal verecek bir hoca değil. Burak, Umut, Drogba, Hajroviç, Ontivero, Sneijder, Emre Çolak hücumda müthiş bir forma savaşı veriyor ve hepsi formda. Göbekte Selçuk-Melo'yu Yekta zorluyor, Umut Gündoğan'ın kondisyon eksiği var o gelecek, Sabri Eboue'yi hiç aratmıyor, Burdisso transferi var Chedjou'nun toparlanma ihtimali var. Hakan Balta çok formda Veysel ilk maçında göz doldurdu vs vs. Yani Skibbe'ye olan Mancini'ye olacak gibi durmuyor. (Bu arada Rijkaard'ın ilk sezonunun başında da bir sistem üstünlüğünden bahsedebiliriz)



Devre arası yine Bursaspor taraftarı gibi, ortada gerginliğin g'si yokken. Bütün ev sahibi takım taraftarları, takımlarının iyi futbolunu heyecanla izliyorken misafir takım taraftarları "hepiniz o... çocuğusunuz" diye başladı. Ortada buna sebebiyet verebilecek hiçbir durum da yok. Gel gelelim federasyondaki süper zekalıların içinde boşluklarla oluşturdukları kurallarda buna engel de yok. Deplasmanda 'misafir'ken istediğin gibi küfür et, hakaret et. Sonra "bu stat Tayyip'in s... gidin" tezahuratları ama hemen ardından muhalif yapılarını da göstermek için Tayyip Erdoğan'ı övdükleri sanılmasın diye. "Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk" tezahuratı. Bunlar boş şovlardan başka bir şey değil. Buna futbolun rengi falan diyen varsa da bir göz doktoruna gitsin, olaylara fazla klişe bakmaktan çok renkli görüyor olabilir.



Bunu Bursaspor taraftarı da yaptı, ceza falan takibi almayacaklar... Bu takımın önüne geçip, bireysel olarak, taraftar grubu olarak şov yapma durumu, hiç bir samimiyeti yok açıkçası. TFF deplasman yasağı koyacağına, deplasmanda böyle küfürlü ya da nefret söylemiyle tezahurat yapanlara da saha kapatma cezası versin. O zaman bakalım kulüpler bu kendilerine 'takoz koyan' taraftar grupları için otobüs kaldıracaklar mı görelim. Bu küfürlü tezahuratlara sonra Galatasaray taraftarı da tabi evinde oluğu için tepki veriyor ve tribünde çirkinlik böyle başlıyor. Bir de Fenerbahçe bir maç ceza almış, sonradan yok edilmiş, Galatasaray taraftarı da bunun rahatlığıyla sallıyor. Olmayan cezayı verip, sonra silme işlemi de ancak böyle süper zekalıların işi zaten. Uzun lafın kısası 'misafir' takım taraftarlarına bir 'misafir' kelimesinin anlamı da öğretilmeli.



Galatasaray'ın eksikleri var mı var. Selçuk, Ceyhun'dan sonra en çok koşan oyuncu ama 2. devre çok yorulduğu belli oldu. Melo'nun az koşması da etkili. Melo gücünü saklıyor ve ani patlamalı müdahalelerle rakibi dağıtıyor. Sanki rakibinin en kalabalık yerine, ortasahasına 1-2 dakika aralıklarla atılan bir el bombasıymış gibi oynuyor Melo. Bu patlamalardan sonra da dinleniyor tabi. Zira sürekli fizik mücadele, darbeler koşudan iki kat fazla yorar insanı. Hem bu kadar boğuşup, çarpışıp, düşüp kalkıp hem de sonra koşmak öyle kolay değil. Yine de hücumda Melo'nun bu maç çok dinlendiğini pas almak için Selçuk çok koşturmaktan yorulduğunu düşünüyorum. Tabi futbol rakiple oynanır. Orada Lawal'ın ve Hürriyet'in de müthiş dayanıklılığının Selçuk'u yıldırabileceği ortada.



Tarık da sürekli bindirerek 40'ın üzerinde sprint atmış düşünün. Sneijder'i bayağı yıprattı. Sneijder oyundan çıkmadan 15 dakika kadar önce Tarık'ı kovalamayı artık bırakmıştı. Sneijder'in güç tükenince Kamara ile Tarık bir çok pozisyonda Telles'le 2'e bir kalabildiler ama Telles çok iyi pozisyon alıp bunları çoğu zaman önledi. 40'ın üzerinde deparında ardından Tarık'ın sadece 1-2 kez Telles'i geçip sıfıra inebilmesi de Telles açısından çok olumlu. Tarık öyle kazma bir bek de değil çünkü, top sürmesi de kötü değil. Ona rağmen dediğim gibi Telles'i ilk çıplak gözle izlediğim maçta defansif açıdan beğendim ben esas.



Burada küçük bir Mancini eleştirisi yapayım bence Sneijder'i oyundan çıkarmakta bir 15 dakika geç kaldı. Sneijder yerine Umut değişikliği çok doğru ama bir 15 dakika önce olsa Umut o Tarık'ı öyle bir kovalardı ki...



Telles'ten devam edelim, gelmeden önce herkes hücum becerilerini övüyordu. İlk maçta gördüm ki oldukça zeki bir oyuncu, arkasını ve çevresini çok iyi kontrol edebiliyor ve iyi pozisyon alıyor. Her Brezilyalı gibi o da topla arası iyi bir oyuncu zaten. Boyu da (yan yana gelmiştik zaten asansörde Olimpiyat stadı Elazığspor maçı çıkışında ben 1.81'im benden en az 3-4 cm uzun) 1.84 desek en az oldukça iyi bir bek için. Patlamalı deparları yok ama Riera, Hakan Balta gibi asla yavaş denebilecek bir oyuncu değil.



Bügun tekniğiyle bindirip verkaçlar yapıp ki yapacaktır bunları... 3 asist bir golle falan oynasa beni bu kadar tatmin edemezdi. Savunmada iyi pozisyon alması, gözü açık konsantrasyonu yüksek bir adam olması ve tüm bunları sanki çok kolay bir işmiş gibi yapıyor olması muhtemelen bu çocuğun çok istikrarlı bir oyuncu olduğunu da düşündürdü bana. Ha kötü yanı yok muydu var. Yanımda maçı izleyen arkadaşım top almaktan biraz çekindiğini söyledi. Ben tam dikkat edemedim ama bazı savunma başlangıcında özellikle Hakan Balta'dan topu istemek yerine Kamara'nın arkasında saklandı gibi... Bu stat, ilk iç saha maçı, taraftarın ateşliliği göz önüne alınınca sorumluluk almak için acele etmemesi çok normal.



Hajroviç de benzer bir adam. Şu asansör olayını bir anlatayım. Olimpiyat stadındaki Türkiye Kupası Elazığspor maçından sonra Telles ve Hajroviç maçı izledikten sonra herhalde yanlış asansöre bindiler muhabirlerle, spor yazarlarıyla birlikte iniyorlar. Telles benim yanımda, Hajroviç de onun yanında. Bizim muhabirler Telles ve Hajroviç'e "yabancı kuralı, big problem hehehe" diye takıldılar. (Evet aynen böyle, İngilizceleri o kadar ne sandın) İzet'le Alex de gayet sıkılgan utanarak sustular. Telles ama gülümseyerek karşılık verdi. Telles'te sonuçta bir Brezilyalılık var onun elbet açılacağını düşünüyorum. Hele takımda Melo gibi bir vatandaşı varken... Maçta da ilk yarıda geçti topun başına frikiği kullandı ama kesme yapacak kadar yakın değildi mesafe. Oradan sol ayak üstü vurabilecek bir Hajroviç daha etkili olabilecekken İzet yine çekingen davranıp hiç topun başına dahi gitmedi.



Şimdi son olarak İzet'i yorumlayayım, hatta bir ara başlık atayım... Öncesinde Burak'ın koşularının değerini, Muslera'nın ve Hakan'ın mükemmel formunu tekrar söylememe pek gerek yok sanırım.



BÜYÜK TAKIM FUTBOLCUSU HAJROVİÇ

Evvela büyük takımdan kastım liginin zirvesine oynayan takım. Yani İsviçre liginde de İran liginde de şampiyonluğa oynayan takım büyük takım. Zira futbolun ana dili her yerde aynı. Büyük takımdan kastım liginde oynayacağı 30 küsur maçın en az 25'ine mutlak galibiyet için çıkan takım.



İşte böyle takımların topu bir oyuncuya verip, onun takımı driplingle hücuma çıkarması gibi bir hücuma çıkış planı olamaz. Elinde Messi bile olsa ona savunmadan top çıkartamazsın. Topu rakip kaleye yakın alması için uğraşırsın aksine. Zira sen büyük takımsın. Bir oyuncunun bireysel yeteneklerine güvenip topu onu atıp bekleyemezsin. İşte Amrabat'ın büyük takım futbolcusu olamayıp, küçük ve orta sıra takımlarda yıldız olma nedeni buydu. Küçük ve ortasıra takımları rakiplerinin yarı alanlarında boşluklar bulabilir. Hızlı ve top da süren kanat oyuncuları bu alanları (şimdi Antep'te Turgut Doğan Şahin'in çok güzel kullandığı gibi) kullanabilirler. Dahası savunmadan dripling ve fiziksel özelliklerini kullanıp top çıkarabilirler. Amrabat hem sürati hem yere sağlam basmasıyla iyi bir top taşıyıcı. Hem Kayserispor bunu çok kullanıyordu hem de söylendiği üzere Malaga'da bu görevi iyi görüyor. Gel gelelim zirve takımlarda bir kanat oyuncusuna topu atıp hadi bizi driplingle ileri çıkar diye bekleyemezsiniz. Küçük takım o oyuncunuza hemen iki üç oyuncu ile baskı uygular. Zira zaten yarı alanında boşluk bırakmamıştır, zaten 11 kişiyle topun arkasına geçmeyi hücum etmekten önde tutmuştur.



Zirve takım, pasla savunmadan topu ileriye, yetenekli oyuncularının bulunduğu alana aktarmalıdır. Ya da eskiden çok kullanıldığı gibi pivot oyuncu da kullanabilir. Fenerbahçe de Emenike'den zaman zaman böyle yararlanabiliyor. Sırtı dönük top alıp servis yapması anlamında değil tabi, bizim kafamızda pivot denilince tek şekil oluşuyor. Halbuki koşu yoluna uzun toplar atılarak, deparlı iri fizikli santrforların oraları dağıtması ve karamboller oluşturup topun orada kalmasını sağlaması da bir pivot işi. Eneramo bunu Sivasspor'da çok yaptı. Emenike de zaman zaman Fenerbahçe için yapıyor. Tabi son yıllarda en makbul olanı, pasla topu ileri taşımak. Bu oyun için de zeki, topla arası çok iyi bir Hajroviç, Amrabat'a oranla çok daha makul. Amrabat kapalı alanda, bir ince pasla (Hajroviç'in Eskişehirspor maçında ilk goldeki asisti gibi) iş bitirecek bir adam değil, bir etkili şutla maç alacak bir adam değil. Hajroviç ile böyle bir adam.



Hajroviç küçük takımda yani alt ve orta sıra takımlarında yavaş kalabilecek ve verimli olamayabilecek bir oyuncu iken, büyük takımlarda her zaman zengin bir rotasyon oyuncusu olur. Amrabat ise alt ve ortasıra takımlarında her zaman bir yıldız olabilecekken, zirve takımlarda bazı mental özelliklerini geliştirmedikçe bir kambur olmaktan kurtulamaz.



Şimdi yukarda da belirttiğimiz üzere Mancini sözlerini tutuyor ama önce sabır lazım. Tabi bizim hafıza sorunu bariz olan halkımızdan sabır beklenemez zira neye sabredeceklerini bile bir haftaya unuturlar. İşte halkın bu balık hafazasını çok iyi bilen Türk futbol yorumcularını bunu sürekli spor değil 'skor' yorumculuğu yaparak kullanıyorlar.



Açıp Antep maçından sonra yazdıklarıma bakabilirsiniz. Galatasaray çok kötüydü, rezildi, Mancini Ergin Ataman gibi çorba yaptı deyip insanların duygularına hitap etmektense gerçekleri yazmaya çalıştım. Galatasaray pasla oynuyordu ilk 25 dakikada da top üstünlüğünü bariz almıştı ama başlayan sağanak yağmur bu dakikadan sonra pasa izin vermedi, şablonlar bu yüzden değişti demiştim.



Ünlü skor yorumcularımız ise ne diyordu? Takımla bu kadar oynanmaz, oynarsan çorba olur, sen basketbol koçu değilsin. Aman da aman. Maçı değil, halkın duymak istediklerini söylüyorlar. Bu sayede de milyarlar kazanıyorlar. Halk kahvehaneden eve gelmiş, takımı galip gelememiş, sinirli, bunları duymak istiyor. Suçlayacak adam arıyor. "Bu Mancini salakmış" demek istiyor. Ülkenin en büyük 'skor' yorumcusu da maç 0-0 bitince Mancini şöyle kötü böyle çorba, maçlar 6-0, 3-0 kazanılınca Galatasaray şampiyonluğu istiyor. Ha Mancini'nin yaptıkları ne peki? Onlara laf yok. Herhalde sıcak çorba oyunculara iyi geldi. Neden hakkı verilmiyor Mancini'nin? Yabancı çünkü. Yerli olsa şimdiye hakkında belgesel çekecek kıvama gelirlerdi. Şimdi 'oyuncular' şampiyonluğu istiyor diyen büyük skor yorumcusu bir ay önce skorun Galatasaray adına kötü bittiği bir maçtan sonra ne diyordu "Galatasaray şampiyonluğa havlu attı"



Biliyor çünkü, o çok iyi futbol yorumladığı için o paraları almadığını, orada o becerileri, zekası yüzünden oturmadığını biliyor. Halkın zaten maçın yorumlanmasını istemediğini, duygularının yorumlanmasını istediğini biliyor. Galibiyet gelirse gazetelerde "Cimbom Avrupa'yı dize getirdi", "Fatih'in aslanları", "Avrupa bizi konuşuyor" başlıkları görmek için gazete satın alan bir halk, mağlubiyetten sonra da böyle duygularını yorumlayan adamları istiyor karşısında. Yani öyle halka böyle yorumcu. Öyle saça böyle tarak.



Galatasaray Bursaspor ve Eskişehirspor'a iki maçta toplam 9 gol atmış gol yememiş. Mancini'ye basın toplantısında ilk soruyu 30 yıllık duayen muhabirimiz soruyor. "Son iki maçta çok iyi gidiyorsunuz. Sizce Galatasaray yüzde kaçını oynuyor?" Hahaha soruya bak. Orada sorulacak onlarca soru var. Ceyhun var, İzet ve Alex var, yaş ortalaması var, gol yemeyen takım var, fizik gücü yükselen takım var, kurgulanan sistemin avantajları var. Soru ne? Yüzde kaç? Sırf sormuş olmak için. Soru soracak bir şey bulamayınca, takımlarda pek eksik bulamayınca başlıyorlar ezberden sormaya. Ne diyecek adam sana? %84'e çıktık yükleniyor mu diyecek?



Böyle halk, böyle yorumcu, böyle muhabire bu Mancini çok canım. Umarım o da düzene ayak uydurup burada işler böyle yürüyormuş, her yerde kapı böyle açılıyormuş deyip belgesellerde oynamaya başlamaz.



medyaspor
 
Yazının tamamını bold yapsaydın ve eşşek kadar büyük harflerle yazsaydın bizim türk genci gelir okurdu , şimdi özet geç derler.

Güzel paylaşım teşekkürler.
 
Gercek adam cunku.
 
Hajrovic, Amrabat karşılaştırması çok yerinde olmuş. Ama bizim taraftarımız takım açık alan bulamasa bile, açık alanda çalımı basıp geçen oyunucuyu tercih eder. O yüzden Hajroviç bizimkiler için pek beğenilmeyen bi adam olarak kalır.
 
Hajrovic, Amrabat karşılaştırması çok yerinde olmuş. Ama bizim taraftarımız takım açık alan bulamasa bile, açık alanda çalımı basıp geçen oyunucuyu tercih eder. O yüzden Hajroviç bizimkiler için pek beğenilmeyen bi adam olarak kalır.

Hajrovic Amrabat'a göre şöyle rahat 10 kat daha faydalı bir oyuncu olur.

Amrabat adamı geçiyordu sonra pası veremiyordu.

Hajrovic işin özünü net yapıyor, bu çok daha büyük yetenek.
 
Hajrovic Amrabat'a göre şöyle rahat 10 kat daha faydalı bir oyuncu olur.

Amrabat adamı geçiyordu sonra pası veremiyordu.

Hajrovic işin özünü net yapıyor, bu çok daha büyük yetenek.

Öyle olsa bile oyunu göze hoş gelmediği, sürekli çalım denemediği için Ontivero kadar bile takdir edeni yok daha :)
 
Mancini önderliğinde Geriye düşüp çevirdiğimiz bir maç oldu mu hiç
 
Öyle olsa bile oyunu göze hoş gelmediği, sürekli çalım denemediği için Ontivero kadar bile takdir edeni yok daha :)

Valla ben iş yapan adama bakarım. Mesela bursa maçında Melo'nun yapabileceği bir şekilde oyunu açtık.

Eskişehir maçında da Hajrovic'in kaliteli pasıyla gol geldi.

Bu adam bir şeyler yapıyor ama sonuç olarak ne yapıyor ona bakmak lazım.
 
Güzel yazmisin, renkdas.

Buralarda genelde Menajer oyunlarini oynayip kendilerini Teknik Direktör sanip konu acanlar var sandim. Yok bize calim atan futbolcu lazim, yok bize fizik gücü hizli zenci lazim felan fistan. Seni bi yere yazdim, diger yazilarini takip ederim.
 
hayır ama çevirebilirdik.kasımpaşa ve gençlerbirliği maçında inanılmaz goller kaçtı.burak ve drogba sağolsun.



Geriye düştüğümüz zaman yapacağı hamleleri merak ediyorum. Aklımda soru işareti olarak kalan tek bölüm burası.
 
Roberto Mancini oyuncu degisiklerini baya gec yapiyor.



Mesela Eskisehirspor macinda 2-0 iken Umut Bulut´u erken alsa, Umut Gündogan yorgun bi Wesley Sneijder´in yerine alsaydi, öyle geriye cekilmezdik.
 
Hajrovic Amrabat'a göre şöyle rahat 10 kat daha faydalı bir oyuncu olur.

Amrabat adamı geçiyordu sonra pası veremiyordu.

Hajrovic işin özünü net yapıyor, bu çok daha büyük yetenek.



Valla bu forumlarda calim sevdalisi taraftari hic sevmiyorum. Futbol basketbol degil bire bir degilsin, o anlik olsan da ikinci adam dibinde bitiyor, e calimi attin hizlandin dengeni baya bi yitirdin sonra ortayi ya da pasi atmak cok zor bi olay.



Calim yerine soyle bi konsept verelim: posizyon almak, ve rakibinden once hizlanmak. Bu ikisi barcanin hucum futbolunun temeli, ve modern futbolun da suan ugrastigi olay. Yani rakibinle olabildigince az muhattap olup temas dahi etmeden sonuca ulasabilmek. Hem bunun bir getirisi daha var, hucumcularin hayvani vucut kasmalarina gerek yok.



Calim sevdanizdan vaz gecin forumcular calimi guvenilir ve istikrarli bi sekilde atabilen messi disinda adam yok zaten.
 
Valla bi forumlarda calim sevdalisi taraftari hic sevmiyorum. Futbol basketbol degil bire bor degilsin, o anlik olsan da ikinci adam dibinde bitiyor, e calimi attin hizlandin dengeni baya bi yitirdin sonra ortayi ya da pasi atmak cok zor bi olay.



Calim yerine soyle bi konsept verelim: posizyon almak, ve rakibinden once hizlanmak. Bu ikisi barcanin hucum futbolunun temeli, ve modern futbolun da suan ugrastigi olay. Yani rakibinle olabildigince az muhattap olup temas dahi etmeden sonuca ulasabilmek. Hem bunun bir getirisi daha var, hucumcularin hayvani vucut kasmalarina gerek yok.



Calim sevdanizdan vaz gecin forumcular calimi guvenilir ve istikrarli bi sekilde atabilen messi disinda adam yok zaten.

Çalım değil de adam eksiltme olayı önemli. Bunu öyle paldır küldür koşmadan akıllıca yapacaksın tabi ki.

Mesela, Burak'ın bir çok pozisyonda kötü pas vermesinin veya şut atmasının nedeni o .

Çünkü, çok fazla koşuyor o anda, topa kontrolsüz geliyor ve sonuçta başarısızlık meydana geliyor.
 
Güzel yazmisin, renkdas.

Buralarda genelde Menajer oyunlarini oynayip kendilerini Teknik Direktör sanip konu acanlar var sandim. Yok bize calim atan futbolcu lazim, yok bize fizik gücü hizli zenci lazim felan fistan. Seni bi yere yazdim, diger yazilarini takip ederim.

medyaspor'dan sinan yılmaz'ın yazısı, gökhan'ın değil. zaten yazının sonunda medyaspor yazıyor.
 
Geri
Üst Alt