Okunmaya Değer Hikayeler!

daha evliliklerinin ilk yılıydı. evde kavga hiç eksik olmuyordu. birbirlerini severek evlenen çift yolun başında bu işin daha fazla gitmeyeceğini düşünmeye başlamıştır...

fazla yıpranmadan buna bir çare bulmaları gerekiyordu.

bir akşam oturup ilişkilerini yeniden gözden geçirirlerken adam eşine

aklıma bir fikir geldi''dedi.''bahçeye bir fidan dikelim ve bu fidan üç ay içinde kurursa boşanalım. yok eğer kurumazsa bu konuyu sonsuza dek kapatalım. ''

bu ilginç fikir karısının da hoşuna gitti.

ertesi gün bahçeye bir meyve fidanı diktiler. aradan bir ay geçti hala kurumamıştı ve birgece bahçede karşılaştılar.

her ikisininde elinde içi su dolu birer kova vardı.
 
bu olay 14 ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşmiş.



bir kadın, uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu. durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine itici birinin yanında oturamazdı. hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadığına bakacağını söyledi.

diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı.

zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. bu yüksek tansiyondaki durumda kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu.

birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına:

"çok özür dilerim geciktim. birinci sınıfta bir yer buldum. bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, sonra yer değişikliği için pilottan izin almam gerekiyordu. 'hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz!' dedi ve bu izni verdi."

diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek:

"beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen? seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor."

tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışlayarak tebrik ettiler.

o yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler.
 
-

Bir gün çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle manava girer.Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır.



Kocasının çok hasta olduğunu,çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçlarıolduğunu söyler.



Manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister.Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek



Lütfen efendim der’ paramız olur olmaz getirip ödeyeceğim’.



Manav:Kendisine bir kredi açamıcağını çünkü onun eski müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler.



O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir.



İçeriye girerek manava yaklaşır ve ‘ben o kadının almak istediklerine kefilim der’. Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver’.



Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve ‘bir alışveriş listen var mıydı?diye sorar.



Kadın evet efendim der.’



Tamam ‘der manav şimdi onu şu terazinin kefesine koy onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım.



Kadın bir an duraklar,sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış kağıt parçasını çıkarır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bakarken başı öne eğiktir.Manav ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür.Manav müşteriye dönerek kısık bir sesle ‘inanmıyorum’ der.İnanılacak gibi değildir.Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştırama nafile,diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır. Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurulduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler yazan kağıdı eline alır ve okur.Birde bakar ki orada bir alışveriş listesi yoktur.Sadece bir dua yazılıdır.



"Allah'ım! Neye ihtiyacım olduğunu ancak sen bilirsin.Kendimi sana teslim ediyorum . . . "
 
Almanca güzel bi hikaye yazana like aticam
 
Amerika'da, müebbet hapis cezasına çarptırılan bir adam, sabah akşam hapishaneden kaçmanın yollarını düşünüyomuş. Bir gün bahçede volta atarken gardiyanların bir tabutu cenaze arabasına yüklediğini görünce nihayet aylardır aradığı fikri oracıkta bulmuş. Burası büyük bir cezaevi olduğu için her hafta mutlaka 2-3 kişi Tanrı'nın rahmetine kavuşuyomuş. Mahkum, gardiyanlardan birine, cenaze olduğu bir gün tabuta konularak kaçırılması karşılığında epey yüklüce para teklif etmiş. Gardiyan korktuğundan başta biraz mızırdanmış ama sonra paranın cazibesine kapılıp kabul etmiş.



Gardiyan adama, gece cenazelerin bekletildiği yerin anahtarından yaptırıp vermiş. İlk cenazede adam tabutun içine girecekmiş. Cenaze defnedildikten sonra da, gece gardiyan gelip adamı mezardan çıkaracakmış.



Plan aynen uygulamaya konmuş. Kaçma ateşiyle yanıp kavrulan mahkum ölüye aldırmadan sıkış tepiş tabutun içine girmiş. Sabah da gardiyanlar tabutu cenaze arabasına yüklemişler ve mezarlığa götürüp laf olsun diye yapılan bir dini törenle gömmüşler.



Mahkum tabutun içinde sabırsızlanarak gardiyanın gelip onu çıkarmasını bekliyomuş. Epey vakit geçtiği halde gelen giden olmayınca biraz biraz endişelenmeye başlamış. Bayağı bir zaman geçip de hala gelen olmayınca bizimki hafiften tırsmaya başlamış. "Acaba kendim çıkabilir miyim?" diyerek etrafı araştırmak istemiş. Cebinden zar zor çakmağını çıkarıp yakmış. Tabutun üstünü incelerken gözü bi an yanındaki ölüye takılmış. Ve o an donup kalmış! Yanındaki ceset anlaşmayı yaptığı gardiyanmış!

Ekli dosyayı görüntüle 13640



hala uyumadım yalnız saat 02:20 tşk renkdaş :livid:
 
BU OLAY CANAKKALE SAVASINDA YASANMISTIR.Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, Kimi

Bosnalı, Kimi

Azerbaycanli, Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda

yaralı getiriliyor…





Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır.

Zor nefes

alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için

komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama

tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.



‘Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşıma

ulaştırın…’

Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: ‘Ben…Ben köylüm Lapseki’li

İbrahim Onbaşından 1 Mecidiye borç aldıydım… Kendisini göremedim. Belki

ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin’



‘Sen merak etme evladım’ der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını

eliyle

okşar. Az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de

’söyleyin hakkını helal etsin’ olur…



Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.

Bunlardan çoğu

daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden

çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor.



İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye

daha

fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere

yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de göz

yaşlarına engel olamaz…



PUSULADAKİ NOT:



‘Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni

göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma

söyleyin ben hakkımı helal ettim.’
 
Ben lisedeyken Zirve mi ne öyle bir dergi vardı, her sayının son sayfasında bu tarz hikayeler olurdu çok severdim.



Ama aklıma geldi, korku öyküleri tarzında bir başlık tatlı olabilirmiş bunun haricinde.
 
BU OLAY CANAKKALE SAVASINDA YASANMISTIR.Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, Kimi

Bosnalı, Kimi

Azerbaycanli, Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda

yaralı getiriliyor…





Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır.

Zor nefes

alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için

komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama

tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.



‘Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşıma

ulaştırın…’

Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: ‘Ben…Ben köylüm Lapseki’li

İbrahim Onbaşından 1 Mecidiye borç aldıydım… Kendisini göremedim. Belki

ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin’



‘Sen merak etme evladım’ der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını

eliyle

okşar. Az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de

’söyleyin hakkını helal etsin’ olur…



Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.

Bunlardan çoğu

daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden

çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor.



İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye

daha

fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere

yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de göz

yaşlarına engel olamaz…



PUSULADAKİ NOT:



‘Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni

göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma

söyleyin ben hakkımı helal ettim.’

Ne 1 mecitmis arkadas



-------------
 
Ya uyuyamıyorum ne biçim hikayeler paylaşıyorsunuz be renktajlar.
 
Bir gun anne baba ve cocuk yolda yuruyolar . Cocuk oyuncagini dusururkenannesi doner ve der ki ' hey baby ketcap '
 
Amerika'da, müebbet hapis cezasına çarptırılan bir adam, sabah akşam hapishaneden kaçmanın yollarını düşünüyomuş. Bir gün bahçede volta atarken gardiyanların bir tabutu cenaze arabasına yüklediğini görünce nihayet aylardır aradığı fikri oracıkta bulmuş. Burası büyük bir cezaevi olduğu için her hafta mutlaka 2-3 kişi Tanrı'nın rahmetine kavuşuyomuş. Mahkum, gardiyanlardan birine, cenaze olduğu bir gün tabuta konularak kaçırılması karşılığında epey yüklüce para teklif etmiş. Gardiyan korktuğundan başta biraz mızırdanmış ama sonra paranın cazibesine kapılıp kabul etmiş.



Gardiyan adama, gece cenazelerin bekletildiği yerin anahtarından yaptırıp vermiş. İlk cenazede adam tabutun içine girecekmiş. Cenaze defnedildikten sonra da, gece gardiyan gelip adamı mezardan çıkaracakmış.



Plan aynen uygulamaya konmuş. Kaçma ateşiyle yanıp kavrulan mahkum ölüye aldırmadan sıkış tepiş tabutun içine girmiş. Sabah da gardiyanlar tabutu cenaze arabasına yüklemişler ve mezarlığa götürüp laf olsun diye yapılan bir dini törenle gömmüşler.



Mahkum tabutun içinde sabırsızlanarak gardiyanın gelip onu çıkarmasını bekliyomuş. Epey vakit geçtiği halde gelen giden olmayınca biraz biraz endişelenmeye başlamış. Bayağı bir zaman geçip de hala gelen olmayınca bizimki hafiften tırsmaya başlamış. "Acaba kendim çıkabilir miyim?" diyerek etrafı araştırmak istemiş. Cebinden zar zor çakmağını çıkarıp yakmış. Tabutun üstünü incelerken gözü bi an yanındaki ölüye takılmış. Ve o an donup kalmış! Yanındaki ceset anlaşmayı yaptığı gardiyanmış!

Ekli dosyayı görüntüle 13640



yattım ama aklıma gelince geri kalktım :livid:
 
Geri
Üst Alt