- 3 Haziran 2015
- 57.824
- 67.128
- 4.143
Sebastian Deisler denince aklıma hep Uli Hoeneß’in anlattığı Dubai hikâyesi gelir.
Ocak 2007, Bayern Münih Dubai’de devre arası kampında. Deisler neredeyse her gece 22.00-22.30 civarında Hoeneß’i arıyor:
“Bay Hoeneß, sizinle konuşmam lazım.”
Hoeneß yanına gidiyor. Elinde bira. Saatlerce konuşuyorlar. Deisler sürekli aynı şeyi söylüyor: artık yapamıyorum.
Kampın son gecelerinden birinde konuşma sabaha kadar uzuyor. Deisler, Hoeneß’in süitinde uyuyakalıyor. Sabah kalkıyor, kahvaltıya gidiyor ve ardından antrenmana çıkıyor.
Hoeneß’in anlatımına göre o gün sahanın en iyi oyuncusu Deisler.
Hoeneß onu izlerken “tamam, başardık, geri döndü” diye düşünüyor.
Başaramamışlar.
Almanya’ya döndüklerinde Deisler, Hoeneß’e futbolu bırakmak istediğini söylüyor. 27 yaşında kariyerini bitiriyor.
Hikayenin insanın içine oturan tarafı da bu zaten. Dışarıdan baktığında adam antrenmanın en iyisi. Koşuyor, oynuyor, yeteneği hâlâ orada. Onu izleyen biri hiçbir sorun olmadığını düşünebilir.
Ama birkaç saat önce sabaha kadar bir otel odasında “ben artık yapamıyorum” diye anlatıyor derdini.
Belki de Deisler’in hikayesini en iyi anlatan tek gün budur.
Alman futbol tarihinin en yetenekli wonderkid’lerinden biri. Hertha Berlin’de parlıyor, Bayern Münih’e kadar uzanan bir kariyer yapıyor ve henüz 27 yaşındayken futbolu bırakıyor.
Sonrası daha da ilginç. Futbolu bıraktıktan sonra neredeyse tamamen ortalıktan kayboluyor. Kameralardan, röportajlardan, futbol dünyasından uzaklaşıyor. Bugün Sebastian Deisler’in tam olarak ne yaptığı bile pek bilinmiyor.
Bir dönem bütün Almanya’nın geleceği olması beklenen adamın, günün sonunda tek istediği şey gözden kaybolmak oluyor.
Futbol tarihinin en büyük “acaba”larından biri.
Ocak 2007, Bayern Münih Dubai’de devre arası kampında. Deisler neredeyse her gece 22.00-22.30 civarında Hoeneß’i arıyor:
“Bay Hoeneß, sizinle konuşmam lazım.”
Hoeneß yanına gidiyor. Elinde bira. Saatlerce konuşuyorlar. Deisler sürekli aynı şeyi söylüyor: artık yapamıyorum.
Kampın son gecelerinden birinde konuşma sabaha kadar uzuyor. Deisler, Hoeneß’in süitinde uyuyakalıyor. Sabah kalkıyor, kahvaltıya gidiyor ve ardından antrenmana çıkıyor.
Hoeneß’in anlatımına göre o gün sahanın en iyi oyuncusu Deisler.
Hoeneß onu izlerken “tamam, başardık, geri döndü” diye düşünüyor.
Başaramamışlar.
Almanya’ya döndüklerinde Deisler, Hoeneß’e futbolu bırakmak istediğini söylüyor. 27 yaşında kariyerini bitiriyor.
Hikayenin insanın içine oturan tarafı da bu zaten. Dışarıdan baktığında adam antrenmanın en iyisi. Koşuyor, oynuyor, yeteneği hâlâ orada. Onu izleyen biri hiçbir sorun olmadığını düşünebilir.
Ama birkaç saat önce sabaha kadar bir otel odasında “ben artık yapamıyorum” diye anlatıyor derdini.
Belki de Deisler’in hikayesini en iyi anlatan tek gün budur.
Alman futbol tarihinin en yetenekli wonderkid’lerinden biri. Hertha Berlin’de parlıyor, Bayern Münih’e kadar uzanan bir kariyer yapıyor ve henüz 27 yaşındayken futbolu bırakıyor.
Sonrası daha da ilginç. Futbolu bıraktıktan sonra neredeyse tamamen ortalıktan kayboluyor. Kameralardan, röportajlardan, futbol dünyasından uzaklaşıyor. Bugün Sebastian Deisler’in tam olarak ne yaptığı bile pek bilinmiyor.
Bir dönem bütün Almanya’nın geleceği olması beklenen adamın, günün sonunda tek istediği şey gözden kaybolmak oluyor.
Futbol tarihinin en büyük “acaba”larından biri.