KÜÇÜKKEN DE BÖYLEYDİ…
İlk önce Taner'in çocukluğundan başlayalım, Taner nasıl bir çocuktu?
ANNE: Taner hiperaktif bir çocuk, okulda da evde de aynı şekilde. Eğer okulda arkadaşları ona bir şey yaptılarsa o da onlara aynısını yapar, karşılığını verirdi; daha üç buçuk yaşında falandı.
Küçükken de böyleydi yani...
ANNE: Aynen... Çok zor şartlar altında büyüttük biz onu. Problemli bir çocuktu, gazlı bir çocuktu. İki sene uyku uyumadan büyüttük. Benim mesleğim hemşirelik, o zaman kendi mesleğimi yapıyordum, Almanya'daydık, baş hemşirenin dikkatini çekmiş. Bir gün dedi ki: “Çok yorgun duruyorsun, çok renksiz duruyorsun, git bir tahlillerini yaptır.” Gittim tahlillerimi yaptırdım, hakikaten karaciğer değerlerim çok yükselmişti; sırf yorgunluktan... Taner'in çocukluğu da böyle hiperaktifti.
Taner hep böyleydi yani...
ANNE: Bir olayını anlatayım. Bizim telefon fişliydi ve ben fişini çekip kaldırıyordum telefonu, sırf oynamasın, bir şey yapmasın diye; ama o gün unutmuşum. Telefonu arıyorum, telefon yok. Taner'e diyorum ki “oğlum telefonu gördün mü sen?” “Hı hı” diyor. “Nerede diyorum?” Gitmiş tuvalete atmış, sifonu da çekmiş. Ondan sonra tamirci geldi, diyor ki: “Senin teufel (şeytan) nerede?”
Şeytan mı diyorlardı Taner'e?
ANNE: Evet (Gülüşmeler). Ben bu sefer o yapmadı galiba dedim. O zaman içini açtı ki içi su dolu, dedi ki "Ben yaptım.". Kaçıncı bozuş ama...
Kaç yaşındaydı bunu yaptığında?
ANNE: Üç yaşında, daha kreşe gidiyordu.
Herkes Taner'i çok seviyor burada da yarışmada da. Taner kendini sevdiriyor. Normalde de böyle mi?
ANNE: Aynen. Hayvan sevgisi çok bir de...
HAYVANLARLA HEP ARKADAŞ OLDU, HEP KENDİNİ ISIRTTI…
Evet, ben size onu da soracaktım. Taner hayvanlarla çok içli dışlı...
ANNE: Evet, onu da açıklayayım. Sincapları vardı iki tane, burada yuvası vardı. Yuvalarından gidiyorlar, kedi görmesin diye yukarıda uyuyorlardı. Taner de onların yanında oturur, kedi gibi onlarla oynardı. Çok severdi onları, isimleri Finduk ve Finduks’tu. Biri erkek, biri dişi...
ANNE: Zaten hayvanlara ısırtıyor kendini.
BABA: Ama ne var tıp ilerledi, teknoloji ilerledi, gider aşısını yaptırır; onun yorumu böyle.
Yengece dilini ısırttı... Siz burada izlerken kötü oldunuz mu? Bir annesiniz onun orada canı acıyınca üzüldünüz mü, yoksa Taner çocukken de böyle yapıyordu bir şey olmaz mı dediniz?
ANNE: Üzüldüm, herhangi bir kanama olur diye; ama gerçi orada doktorlar var, o kadar da önemli değil. Ama bir anne olarak içiniz acıyor ona dokundukları zaman. Ben alışığım bu tip görüntülere benim oğlum normal hayatta da böyle ısırtır kendini küçük hayvanlara. (Gülüşmeler)
Onu izlerken; Taner ateşe atıyor kendini, uzun uzun sopalarla ağaçların üzerinden atlıyor. Hiç böyle içiniz kötü olmuyor mu?
BABA: Normal görmüyorum. Bir baba olarak, aile olarak biz onu normal görmüyoruz.
Adada mı normal görmüyorsunuz?
ANNE: Ben normal görüyorum. Orası bir ada, orası çılgınlık yapmak için bir yer. Ben zaten oğlumu kendime benzetiyorum.
Demek 3 yaşında bira içiyordu...
ANNE: Vermişler işte... Ondan sonra uçağa bindik, ben onu köşeye otutturdum bir yere kıpırdamasın diye. Ortaya ben oturdum yanıma da doktor arkadaşım. Yemek geldi, yemekleri yiyoruz. Ben arada doktor arkadaşımla konuşuyorum. Arkadan biri seslendi “hanım hanım” diye, “Bakın çocuğunuz ne yaptı?” dedi. Tavuk gelmişti, tavuğu almış arkaya atmış. “Oğlum yemeğin ne oldu?” Arkayı işaret ediyor. Ondan sonra dedim ki; “Sana artık hiçbir şey vermiyorum, yemek de vermiyorum.” Bir saniye bir şey dedim doktor hanıma; o arada sen çikolatalı pudingi al, uçağın camını boya. “Sana artık hiçbir şey yok” dedim kucağıma yatırdım. Kalkış yaptık, kalktıktan 20 dakika sonra iyi hissetmedim. Ben de hipertansiyon olduğu için görevlileri çağırdım, “Kulağım patlayacak gibi bir şeyler yapın” dedim. Bir şey yok dediler; ama burnuma bir koku geldi. “Hanımefendi benim burnuma yanık kokusu geldi” dedim. O anda maskeler düştü; ama saniye sonra oksijen de yok. Ben tepiniyorum, hayatımda öyle basınç görmedim, çok fena. Taner orada ağlıyor; ama ben onu görmüyorum, çok kötüyüm. “Bana bir şeyler yapın, çok kötüyüm” dedim; ama “bir şey yok” diyorlar, bir şey yapmıyorlar. Ondan sonra benim burnumdan kan geldi, hem de nasıl ama biliyor musun uçağın koltuğu tamamen kirlendi.
Peki Taner ne tip bayanlardan hoşlanır? Şarışın mı, esmer mi?
ANNE: Sarışınlardan hoşlanır, Avrupai kızlardan. Neden, çünkü çocuğun hep Avrupa'ya karşı bir özlemi var. Orada yetişti 8 yaşına kadar.