Galatasaray'ın mor'u hoş sanki, sankisi fazla hoş. Ben bu formadan alayım bari, pek formaya para yatırma sevdalısı değilim ama bu forma da tuhaf bir özgürlük havası var. Eşcinseller mor renge bayılır ya, işte ondan. Onların serin duruşunu anımsatıyor biraz da, en azından tüm eşcinsellere bu formayı satmayı deneyebilirler, pragmatist bir yaklaşım. Öyle. Her neyse, yığınları bozar böyle konular. Geçiyorum.
Maça gelince sondan başlıyorum: 88. dakikada Kewell'e bir top geldi çaprazda, herkesin aklında "işte klâsik bir Kewell golü daha geliyor oldu, gelişine vurur öbür köşeye doğru..." olmadı top kornere mi çıktı, kalecide mi kaldı anımsamıyorum. Bir şekilde olmadı işte. Ama başka klâsik izledik Avusturalyalıdan; kornerde ön direğe iyi varıp iyi yükseldi, kafayı vurdu, gol oldu. Kilit açıldı. Ha bana sorarsanız, Ankaraspor'un kilidi bozuk, açılmasaydı garip olurdu. Kilit sanki yol geçen hanına açılıyor, kapıyı ittirmenize bile gerek yok, arkadan sizi ittiriyorlar içeri girin diye. Ankaraspor, Tuncay Şanlı'nın transfer olduğu adını aklımda tutmaya bile gerek duymadığım takımdan hallice. O neyse bu da o. Dün Manisaspor 10 kişilik Fenerbahçe'yi nasıl yenemediyse, ankaraspor da kötü oynayan Galatasaray'ı o yüzden yenemedi. Türk futbolunun temel açmazı sanırım bu, rakipsizlik. İç saha maçları cümbüşe dönsün diye var sanki büyükler için; artık büyükler böyle güdük deplasmanlarda da cümbüş yaratıyor. Ankaraspor'a bakıyorum ne taraftarı var ne doğru dürüst yöneticisi, ne futbolcusuna futbolcu dersiniz ne antrenörü antrenör... Peki neden bu ambiyanssızlığı ciddiye alıp da "Galatasaray kazandı oleyy" der ki bir taraftar bunu anlamanın imkânı yok; Fenerbahçe nasıl kötü futbolla kazandıysa, Galatasaray da öyle kazandı. Türkiye'de rakipsiz büyükler var ve onların bir yerden sonra anlamsızlaşan maçları; rakibi olmayanın gücünü ölçebilir misiniz? Arenalarda bile boğa - matador dengesi kuruluyor, sümsük bir inek koymuyorlar oraya, koysalar matadorun şanına leke sürülür. Burada da böyle Keita üç tane Ankarasporlu futbolcu arasına giriyor, topuk pası atıyor, koşuyor vs. adamlarda, derler ya, "çıt yok". Buyur geç. Böyle olunca da 90+5'te gol de atıyorsun, 75 küsürde maçı koparabiliyorsun da.
Galatasaray'ı bu sene "rakip" karşısında izleme şansımız olmadı, keza Fenerbahçe'yi de. Şimdi Beşiktaş'ı izleyeceğiz Manu karşısında. Allahtan böyle maçlar var da Türk futbolunun içi dışı gazla da olsa az biraz kıpırdandığını görebiliyoruz. Ama genelden özele inersem, Galatasaray için şunu söylemek daha manalı, ki benim için çok daha önemli bir işaret idi, gollerden sonra yedek kulübesindeki Elano - Baros - Keita üçlüsünün (ki bunları ortalama ölçüde futbol manyağı olan herhangi bir Avrupa'lıya sorsanız tanır) aşırı sevinçleri pek olumlu. Takımdaşlık önemli (ha rakibin olmazsa bunun da bir anlamı yok, git Konyaspor'u 4-1 yen, sevin; karına söyle sahura çay yapsın harareti alır), takım için varsın, işte onu gösteriyorsun takımdaş olunca. Bu üç futbolcu da oyundan çıkarıldılar diye formaları atıp üzerinde tepinmediler, soyunma odasına bile gitmeden gelecek gollere totemler hazırladılar. Bu iyi bir şey. Belki benim için tek iyi şey. Rakipsiz Galatasaray'ın kendi içinde takımdaş olamama durumuna karşı rakip olabilmiş bir değeri var demek ki. Bu, işte, iyi bir şey.
Sonra Aydın diye bir çocuk var; ipin üzerinde dans ediyor. Ya kayıp düşecek, ya da aydınlanacak, aydınlatacak. Bazen umut vermiyor, bazen de veriyor. Bu gece verdi, çok iyi hareketler yaptı ve çok iyi bir pas verdi. Nonda'nın ancak halı sahalarda atılacak türden golü de Aydın'ı aydınlattı, "çocuk asist yaptı denecek işte, fena mı" hiç de değil.
Maçın sonlarına doğru galibiyeti kesin olan tarafın taraftarları futbolcularının paslarında "oley" çekiyorlar; sanırsın ki İspanya'da cumhuriyetçiler zaferi barlarda kutluyor. Ne iştir, kim icat etmiştir bilmiyorum şu oleyi. Belki bir gol daha olacak, belki şık bir pas daha; hoop birden "oleeyy" sonra futbolcu da şımarıyor haliyle, oley almak için enlemesine paslar veriyor. Sonra maçın canına okunuyor. Bu akşam da öyle oldu, maçın uzatmaları tamamlanmadan maç bitirildi. Ankarasporlu futbolcular ise zaten maça hiç çıkmamışlardı.
Conclusion: Mor forma iyi, Baros - Keita - Elano'daki takımdaşlık iyi, Aydın iyi, Arda çok iyi.