- 26 Ağustos 2009
- 13.149
- 229
- 1.388
Sezon başında yaşanan puan kayıpları, ki 3 çetin deplasman olması dolayısıyla normal, ve arkasından gelen 6-1’lik Real Madrid mağlubiyeti sonrası, zaten yönetim ile Fatih Terim arasındaki üzeri tülle örtülmüş yapı uyuşmazlığı bu defa açık ve seçik ortaya çıktı, Fatih Terim gönderildi yerine Mancini geldi. Yani 2 senedir devam eden bir format, kurumsal yapı hedefiyle başka bir formata bürünebilme inancıyla bitirildi;doğru veya yanlış risk alındı.
Kimi Fatih Terim haklı dedi,kimi Ünal Aysal; kimi Galatasaray ruhunu kaybetti dedi kimi profesyonelleşiyoruz vb….Bunlar tartışıldı ve tartışılıyor , benim dikkati çekmek istediğim nokta bunlardan pek gayrı olmasa da aslında oldukça tehlikeli, buzdağının görünmeyen ve son yıllarda hemen her başarısızlıkta bumerang tarzında karşımıza çıkan tükenmişlik sendromu,motivasyonun dibe vurması,taban yapılacak korkusuyla baş gösteren kısır döngü,korku ve sabredememe sorunsalı…
2010-2011 sezonu Türk futbol tarihinde enteresan şeylere sebebiyet vermiş bir dönem. 3 Temmuz süreciyle açığa çıkan kirli yapı Türk futbolundaki haksız güç dengelerini değiştirme, temiz futbol uygulamasına geçme inancıyla hemen hemen malum kulüp ve kulüpler harici tüm futbolseverleri umutlandırmıştı. Fakat kirli sistem kendini bir anlamda upgrade edip tekrar Türk futbolunda düzensizliği,kavgayı,kirliliği bu defa resmi bir şekilde önümüze getirdi. Fenerbahçe bu dönemde açık açık kollandı,korundu yara almasına rağmen, fakat olumsuzluklar yaşadıkları da malumdu. Fenerbahçe bunun üzerine kimlik değişimine gitti ve 2 ayrı kimlik yarattılar... Özellikle son dönemlerde saha içinde Fenerbahçe futbol takımı mevcutken, saha dışında “Cumhuriyetin son kalesi”,”Atatürkçü”,”Adalet savaşçısı” hüviyetine bürünüp, bazı kitleleri kandıran,algı yönlendirmesi yapan bir Fenerbahçe var. Saha içi ve dışını ayırıp, saha dışındaki olaylardan tamamen ayrı tutulan bir futbol takımı yarattılar. Böyle olunca Fenerbahçeli taraftarlar 2 yıl boyunca Galatasaray’ın altında resmen ezilmişliklerini avantaja dönüştürüp, pek tasvip etmesem de birleşip futbol takımına destek verdiler,birleştiler…Böyle olunca da futbol takımının başarısızlığı geri plana itilip, saha dışı olaylarda takım korundu,nitekim bu sene de her ne kadar TFF desteği olsa da liderlik pozisyonundalar...
Buradan şuraya varmak istiyorum : Galatasaray için 2010-2011 sezonunun depresif etkileri sanırım hala devam ediyor. Bu takım son 2 senede Türkiye’deki rakiplerini incitmiş olsa da, C.L.’de çeyrek final ve zorlu grup aşamasını geçmiş olsa da,sanki eski günlere döneceğiz korkusu inanılmaz kuvvetli…Kendine güven son derece zayıf…Bizim bu olumsuz sarmaldan kesinlikle kurtulmamız gerekiyor. Sadece taraftarlarda değil, futbolcularda da bir doymuşluk,boşvermişlik,sorumsuzluk havası var; taraftarlardaki tükenmişlik sendromuna yakalanma korkusunun bir ayağı olarak.
Artık şunları sanırım öğrenmeliyiz :
1) Her sene şampiyon olunamayabilir.
2) Her başarısız sezonda “teknik direktör istifa” diye ezberci bir slogana sığınmamak gerekir(şu anki durum için değil genel anlamda kullanıyorum).
3) Başarısızlıktan ötürü tükenmişlik hastalığına yakalanıp başımızı eğeceğimize,ileriye bakmak için kaldırmayı öğrenmemiz gerekir.Biraz daha olgun düşünebilmeliyiz.
4) Artık dirençli bir taraftar grubu ve kulüp olma zamanımız geldi. Eğer en küçük başarısızlıkta dağılacaksak vay halimize...Bu kadar kırılgan bir durum Galatasaray gibi büyük bir camiaya yakışmıyor.
Önümüzde zorlu bir yıl var; hem mali hem sportif açıdan engeller mevcut ve yine 3-4 ayda bir teknik direktör değiştirme,futbolcuya sövme,futbolcuların boşvermesi gibi olumsuzluklar yaşayıp yokuş aşağı gitme gibi bir korku şu anki ruhi haliyetimizde ciddi tehlike oluşturuyor…
Taraftar bir güçtür, o güç katalizör görevi görür teknik heyeti,futbolcuyu ve kulübü dürter…Kulüp yalnız kalırsa ne sorumluluk endişesine girer ne de hedefi için güç bulur...Bu yönden taraftarın bakış açısı çok çok önemli bana göre…
Bu durumun nedenlerini ve çözüm önerilerini sunacak olanlar yazabilir…
Kimi Fatih Terim haklı dedi,kimi Ünal Aysal; kimi Galatasaray ruhunu kaybetti dedi kimi profesyonelleşiyoruz vb….Bunlar tartışıldı ve tartışılıyor , benim dikkati çekmek istediğim nokta bunlardan pek gayrı olmasa da aslında oldukça tehlikeli, buzdağının görünmeyen ve son yıllarda hemen her başarısızlıkta bumerang tarzında karşımıza çıkan tükenmişlik sendromu,motivasyonun dibe vurması,taban yapılacak korkusuyla baş gösteren kısır döngü,korku ve sabredememe sorunsalı…
2010-2011 sezonu Türk futbol tarihinde enteresan şeylere sebebiyet vermiş bir dönem. 3 Temmuz süreciyle açığa çıkan kirli yapı Türk futbolundaki haksız güç dengelerini değiştirme, temiz futbol uygulamasına geçme inancıyla hemen hemen malum kulüp ve kulüpler harici tüm futbolseverleri umutlandırmıştı. Fakat kirli sistem kendini bir anlamda upgrade edip tekrar Türk futbolunda düzensizliği,kavgayı,kirliliği bu defa resmi bir şekilde önümüze getirdi. Fenerbahçe bu dönemde açık açık kollandı,korundu yara almasına rağmen, fakat olumsuzluklar yaşadıkları da malumdu. Fenerbahçe bunun üzerine kimlik değişimine gitti ve 2 ayrı kimlik yarattılar... Özellikle son dönemlerde saha içinde Fenerbahçe futbol takımı mevcutken, saha dışında “Cumhuriyetin son kalesi”,”Atatürkçü”,”Adalet savaşçısı” hüviyetine bürünüp, bazı kitleleri kandıran,algı yönlendirmesi yapan bir Fenerbahçe var. Saha içi ve dışını ayırıp, saha dışındaki olaylardan tamamen ayrı tutulan bir futbol takımı yarattılar. Böyle olunca Fenerbahçeli taraftarlar 2 yıl boyunca Galatasaray’ın altında resmen ezilmişliklerini avantaja dönüştürüp, pek tasvip etmesem de birleşip futbol takımına destek verdiler,birleştiler…Böyle olunca da futbol takımının başarısızlığı geri plana itilip, saha dışı olaylarda takım korundu,nitekim bu sene de her ne kadar TFF desteği olsa da liderlik pozisyonundalar...
Buradan şuraya varmak istiyorum : Galatasaray için 2010-2011 sezonunun depresif etkileri sanırım hala devam ediyor. Bu takım son 2 senede Türkiye’deki rakiplerini incitmiş olsa da, C.L.’de çeyrek final ve zorlu grup aşamasını geçmiş olsa da,sanki eski günlere döneceğiz korkusu inanılmaz kuvvetli…Kendine güven son derece zayıf…Bizim bu olumsuz sarmaldan kesinlikle kurtulmamız gerekiyor. Sadece taraftarlarda değil, futbolcularda da bir doymuşluk,boşvermişlik,sorumsuzluk havası var; taraftarlardaki tükenmişlik sendromuna yakalanma korkusunun bir ayağı olarak.
Artık şunları sanırım öğrenmeliyiz :
1) Her sene şampiyon olunamayabilir.
2) Her başarısız sezonda “teknik direktör istifa” diye ezberci bir slogana sığınmamak gerekir(şu anki durum için değil genel anlamda kullanıyorum).
3) Başarısızlıktan ötürü tükenmişlik hastalığına yakalanıp başımızı eğeceğimize,ileriye bakmak için kaldırmayı öğrenmemiz gerekir.Biraz daha olgun düşünebilmeliyiz.
4) Artık dirençli bir taraftar grubu ve kulüp olma zamanımız geldi. Eğer en küçük başarısızlıkta dağılacaksak vay halimize...Bu kadar kırılgan bir durum Galatasaray gibi büyük bir camiaya yakışmıyor.
Önümüzde zorlu bir yıl var; hem mali hem sportif açıdan engeller mevcut ve yine 3-4 ayda bir teknik direktör değiştirme,futbolcuya sövme,futbolcuların boşvermesi gibi olumsuzluklar yaşayıp yokuş aşağı gitme gibi bir korku şu anki ruhi haliyetimizde ciddi tehlike oluşturuyor…
Taraftar bir güçtür, o güç katalizör görevi görür teknik heyeti,futbolcuyu ve kulübü dürter…Kulüp yalnız kalırsa ne sorumluluk endişesine girer ne de hedefi için güç bulur...Bu yönden taraftarın bakış açısı çok çok önemli bana göre…
Bu durumun nedenlerini ve çözüm önerilerini sunacak olanlar yazabilir…