Eski hararetli tartışmalardan birkaç örnek konunu aydınlanması açısından katkısı olacaktır.
Yukarıda görüldüğü gibi birileri Fatih Terim yalakasımıymış, yoksa yapılan eleştiriyi Terim yalakalığı ile suçlayanlarmı (örnek mesajdan bağımsızdır) dangalakmış. Geldiğimiz gün çok açık tespit etmiştir. Oysaki Futbol'da yakalanmış harika bir uyum keyfi nedenlerle bozulursa konu Rıdvan Dilmen bile olsa aynı şeyi söylerdik. Çünkü futbolu bilmek ve tecrübe (örnek Lucescu'nun yollanması) bunu şart koşar insana.
1. Ünal Aysal göreve geldiğinde çok heyecanlanmıştım. Yapacağını söylediği şeyler mest etmişti. Hatta bloğumda yazdığım bir yazının başlığı "ÜnaL Aysal Ders Veriyor Ders"ti. Şimdi ise Aysal'dan övgüyle bahsedeceğim tek şey şikeye karşı, basket federasyonunun yanlı tutumuna karşı, hatta hükümete (saltanata) dahi karşı gerçekten cesaret siteyen harika duruşudur.
2. Ancak Aysal'ın dediklerini bırakın yapmayı, tam tersini yaptığını ilk farkedenlerdenim heralde. Kurumsallaşmadan bahsedip soyunma odasına motivasyon konuşmasına inme gibi. Bir kişi söylediğinin aksini yaparsa ya söylediğinin ne anlama geldiğini bilmiyordur. Yada yalan söylüyordur. İş hayatından milyar dolar servet yapmış, ömrününde sonlarına gelmiş birinin söylediği şeyin içeriğini bilmemeside imkansızdı. Yani bir yalan, içten pazarlık, samimiyetsizlik, bir oyun durumu en baştan beri vardı.
4. İcraatlerine gelirsek Galatasaray'a hakaret etmiş (ve asla camiada olmaması gereken) Polat'tan dahi kendisi açık fark yer. Onun şansı Ali Dürüst, Abdurrahim Albayrak gibi yönetimine kanımca almak zorunda kaldığı yöneticilerdi. Onları yolladığından beridir de ne yapacağını bilmiyor. İçinden çıkamadığı içinde gitti.
Umarım seçimi Yarsuvat kazanır. Oluşacak geçiçi yönetimde Ali Dürüst'ü ikna ederde. Kulübümüz tekrardan doğru yöneltilir.
Bir taraftarın kulubü için yapacağı en iyi şey yerinde (kritik) eleştiridir. Herkesin bunu anlaması dileğiyle?