Taner AVCI
Parçalı Üye
- 18 Ağustos 2012
- 4.112
- 3
- 858
Yine güzel bir yazı...
Taraftarın aklından geçenleri söylemiş. Gazeteci geçinenlerin yazmadıklarını yazmış.
Linkte, yazıda anlatılan olaylara ait birkaç fotoğraf da var.
Yerel Kanser - Medyaspor Köşe Yazısı
Derbi sonrası, okurlardan neden maç yazısıyla yazmadığımla ilgili sorular aldım. Cevap olarak da gerek duymadığımı belirttim. Gerek yoktu zira 6 Mayıs 2001’den beri Kadıköy’de oynanan derbilerden biri Arena’da oynandı. Galatasaray da derbileri kazanmak için bir numaralı taktiği, ev sahibi avantajını, Arena’ya geçişle kısa sürede öğrendi.
Nedir bu kısaca açayım. 6 Mayıs 2001’de 4 sene üst üste Galatasaray şampiyonluğu izlemiş Fenerbahçeli yöneticiler artık bu yarışı bir savaşa dönüştürmüşlerdi. Teknik Direktör olarak Fenerbahçe’nin başında yine bir Galatasaray efsanesi Mustafa Denizli vardı. 6 Mayıs’taki derbi maç aşağı yukarı şampiyonu belirliyordu. Fenerbahçe yönetimi deplasman takımı tribünlerine, koltuklara tezek koymuştu. Maç başından sonuna rakibi korkutma ve sindirme politikası uygulandı ve galibiyet geldi. Fenerbahçe şampiyonlukta en önemli engeli geçmişti. O günden bu güne de Kadıköy’de oynanan her 3 derbinin 2’si böyle geçti.
Gerets’in kafası da yarıldı, Mondragon’a ses bombası da atıldı ama kimse bu seneki Trabzonspor maçındaki gibi koştura koştura soyunma odalarına gidemedi, hükmen maç kazanamadı. (Evet, Trabzonspor’da futbol oynanacak ortam yoktu evet Volkan’a atılan tehlikeliydi, evet karar doğru ama bu karar sadece güçlü olana doğru… Ben Mondragon’a bir maçta üç kez ses bombası atıldığını da gördüm, Galatasaray teknik direktörünün alnın yarıldığını da bunlar futbol oynanacak ortamlar mıydı?) Bunlara karşılık Ali Sami Yen de cennet değildi tabi ama bir sulu derbiyi söyleyebiliriz başka da aklımıza çok maç gelmez. Zira 20 bin kişilik Ali Sami Yen’de bir yere kadar rakibi korkutabilirsiniz.
Zamanında 6 Mayıs 2001’den bu yana Melo’nun Emre’yi attırması gibi Carlos, Keita’yı da attırdı. (O zaman tabi TV maşaları Carlos’un ahlakından değil, tecrübesinden ve kurnaz zekasından bahsettiler) Hasan Şaş’ın kafasında yumurtalar da kırıldı. Maç öncesi yan hakemin kafası da yarıldı, kanlar boşaldı ama yine de bu maçların hepsi oynandı hem de Galatasaraylı oyuncular korkudan tir tir titrerken.
Şimdi “Ali Sami Yen’de bunlar olmuyor muydu? Galatasaray taraftarı temiz, Fenerbahçe taraftarı mı kirli?” derseniz. Tabi ki öyle değil ama 20 bin, 25 bin bir yere kadar. Fenerbahçe 50 binlik stada geçişle inanılmaz bir fark yarattı. Bizim toplumumuz bu, Fenerbahçeli, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı hep aynı… Son 10 yılın iç sahada en etkili takımı stadı yüzünden Fenerbahçe olmuştur. Galatasaray evinde korkulacak bir takım olmaya yavaş yavaş başladı. Arena’nın etkisi yavaş yavaş hissediliyor. Muhtemelen Beşiktaş da böyle olacaktır yeni stada geçmesiyle beraber bir iki seneye...
Yani dediğim şu değil, “Fenerbahçe bunu başlattı” demek istemiyorum. Muhtemelen ilk büyük stada geçen takım bu ürkütücü, ezici psikolojik üstünlüğü başlatacaktı. İlk de Fenerbahçe geçti. Yıllarca Galatasaraylı futbolcuların korka korka Kadıköy’de maça çıktığını izledik. Zira hakem öyle bir baskı altına alınıyor ki yardımcısının kafası yarılıyor ama maçı iptal edemiyor. Adamın kafasını sarıp yine de o maçı oynatıyorlar. Maç sonu da açıklama yapmıştı o hakem. “O maçı oynatmazsam sahadan çıkamazdık” diye.
Bu maçta da hakem Galatasaray taraftarının ve oyuncularının baskısı altında dağıldı. Geçmişte Luciano’nun, Lugano’nun, Emre’nin vs yaptıklarını, Arena’da Galatasaray’da da yapan Melo oldu.
Tabi bir fark var. Galatasaray yerlilerinin beyni yıkanıyor. Bir Fenerbahçe camiası gibi tek yürek olamıyorlar yerlisi yabancısıyla. Neden? Galatasaray’ın eski yerli futbolcuları, şimdikilerin ağabeyleri tv’lerden hep nifak tohumu sokuyorlar da ondan. Melo, Emre’ye eliyle “çık dışarı” işareti yapıyor, Yekta Emre’yi sakinleştiriyor. “Sana ne?” Zamanında Gökhan Gönül Elano’nun boynunu sıkmıştı Arda kaptanlığını yaptığı takım arkadaşını kurtarmaktansa Gökhan’ı sakinleştirmeye koştu. Hakan Şükür Volkan Lincoln’ü dizlerken, kaptanlığını yaptığı takım arkadaşını değil, milli takımdan arkadaşını sakinleştiriyordu.
Ortam çok güzel bu milliler için. Buranın, ligin ağası onlar. Volkan’ın yerinde olsam ben de derim tabi “Fatih Terim imparator” diye. Yerli oyuncu milli olunca herkes onu koruyor. Hiç unutmam 2008-2009 sezonu Fenerbahçe-Kayserispor maçı genç milli Eren’le Volkan çarpıştılar. Eren’in ayağı Volkan’ın göğsünü sıyırdı. Volkan da bunun üzerine yerdeki Eren’e kasten tekme attı. Tabi direkt kırmızı. En az iki maç ceza alması lazım. Fakat 3 hafta sonra da Türkiye-İspanya milli maçı var. Eleme grubunun en önemli maçlarından biri... Teknik adam Fatih Terim. “Volkan bana lazım” dedi. Tv’lerde tüm yorumcular Volkan’ı allayıp pulladı. "Canı acıdı çocuğun çarpışınca, o yüzden vurdu tekmeyi, yoksa yapmaz öyle şey” dediler. Genç Milli Eren bile kasten tekme yemiş bir insandan duyamayacağınız kibarlıkta laflar etti. "Volkan abi can acısıyla vurdu bence sorun yok vs” dedi. Fenerbahçe kulübü hemen maçın akşamı açıklama yaptı “Volkan’ın göğsü delindi, 7 dikiş atıldı” falan diye ama bir gazeteci fotoğrafını çekmiş. Sadece bir sıyırık görülüyordu. Hiç dikiş atılacak bir şey yok. Nihayetinde ceza ilk defa kitap dışına çıkılarak 1 maça indirildi ki Volkan İspanya maçından önce bir lig maçı oynasın da formsuz kader maçımıza İspanya karşısına çıkmasın. İyi güzel de o dönem Sivasspor, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor herkes kafa kafaya. 40-45 arası puanlar. Diğer takımları hakkını kim ödeyecek? Böyle Fatih Terim’e ben de “imparator” derim Volkan yerinde olsam.
Maç sonu da hep adamlıktan, delikanlılıktan bahsedenler ama her maç rakip meslektaşlarıyla sürekli didişmelerini izlediğimiz isimler, Melo’nun yanına bile gitmeye cesaret edemedi. Resmen Melo’dan korkan Fenerbahçeli futbolcuları izledik. Galatasaraylı futbolcuların zamanında Lugano’dan korkmasını izlediğimiz gibi. Melo gülüp, dilini çıkardığında, eliyle sahayı terk etmesini Emre’ye söylediğinde, hareketsiz kalan bir Emre izledik ki en son Kasımpaşa maçını hatırlayın sahadakilerle kalmayıp rakip yedek kulübesiyle bir kapışan bir Emre’ydi bu. Ya da Lincoln’e, Sabri’ye, Sneijder’e gelince adamlık dersi vermeye bayılan Volkan’ın çıkıp da Melo’ya tek bir laf edebildiğini göremedik. Yan hakeme gidip “dil çıkarıyor” diye şikâyet etmekle yetindi. Bekir, Alves, Caner yine aynı. Biri bile gidip Melo’ya adamlık öğretemedi. Demek ki adamlık dersleri, adamına göre değişebiliyormuş.
Şimdi bizim ülkemizde bir hastalık var. Melo terbiyesizdir, ahlaki değerleri farklıdır falan istediğinizi söyleyin de önce bir dürüst olun. Bu adamlık dersi veren Volkan Demirel sahada Lincoln’ü kovalayıp diziyle cinsel organlarına vurduğunda, tekme savurduğunda ne dediniz? Maç sonu çıktı açıklama yaptı. “Lincoln bacıma küfür etti” dedi. “TAPE’ler Türkçe, UEFA’dakiler nasıl anlıyor?” diyen Volkan’a kimse sordu mu o gün “Lincoln bacına Türkçe mi küfür etti? Yok, kendi dilinde ettiyse nasıl anladın?” diye.
Sonra aynı Volkan 2008-2009 sezonu ikinci yarısındaki Ali Sami Yen’deki derbide rakip tribünlere dönüp Nouma gibi cinsel organlarını tuttu mu? Bunu yayıncı kuruluş yayınlamayınca yapmamış mı kabul edeceğiz?
Yerliler yapınca, Milli futbolcular yapınca yayıncı kuruluş gizliyor, saklıyor. Yorumcusu yağlıyor, ballıyor yabancılar yapınca hepsi ahlaksız, şerefsiz. Ne güzel memleket…
TFF başkanı da çıkıp hiç haddi olmayan açıklamalar yapsın. “Biz Nouma’yı gönderdik, onlar da Melo’yu gönderebilir” desin. Yahu senin ne haddine? Türkler yapınca ya bacısına küfür edilir, ya kasıkları ağırır. Volkan o hareketi neden yaptığı sorulduğunda “kasıklarım ağırdı” demişti. Nouma neden dürüst oldu ki bizim ülke yalancılar, samimiyetsizler ülkesi. Keşke “tam o anda arı soktu, ben de soktum, yani elimi” falan deseydi.
Dahası da var. 2009-2010 yine Ali Sami Yen. Bu sefer poposuyla top tutan Volkan Demirel izledik. O zaman ne dediniz? “Seni evinden aldırırım” diye insanlara hakaret edecek kadar zıvanadan çıktığında ne yorum yaptınız da şimdi Melo’yu eleştirme hakkınız olabilsin? Tümer milli takımdan arkadaşını eleştirse ya böyle? Rıdvan Dilmen kardeşlerini eleştirse ya…
Sonra misal kimse çuvaldızı kendine batırma derdinde değil. Basın toplantısında Ersun hocaya soruyorlar “derbi neden bu kadar kalitesizdi” diye. Ersun Yanal “Savaş başlıkları atmazsanız daha kaliteli izlemeye başlarız” diyor. Emre’yi soruyorlar. “Bütün tribün sürekli kendisine küfür etti” diyor. Haklı çok haklı, Meireles’i de Beşiktaş maçındaki hareketinden sonra korumuştu. Fakat haklı olmasına rağmen bir kere de demiyor ki “yine de benim oyuncularım burada saç kestirmekten bahsetmemeliydi. ‘Galatasaray’ı öyle bir yenelim ki Galatasaraylılar ağlasın’ manşetleri attırmasalardı gazetelere…”
Bence bizim ülkemizin karakteri oldu bu her yerde ahlaktan bahsediyoruz sürekli ahlak anlatıyoruz ama kendi ahlakımıza bakmıyoruz. Çok ironik! En ahlaksızlar sürekli ahlak, en Allahsızlar sürekli Allah diyorlar. Her cümlelerine, bir Allah kelime sıkıştırıyorlar değil mi? Hatırladınız mı bu kombinasyonu? Yine keza en adam olamayanlar da sürekli adamlık anlatıyorlar. Ülkemiz 10 küsur yıldır “öküzler vadisi” (kurtlar mıydı? Öküzler miydi? Unuttum) gibi dizilerin etkisi altında kalıp ‘adam’ olmanın başlıca gereklerini de şaşırdı. Racon kesmek adamlık oldu. Eskiden Ergün adamdı şimdi Melo, eskiden Rüştü adamdı şimdi Volkan... Garip
9. köyden kovulmamak için kesiyorum…
Bakın medyanın, gücün yanında yer aldığı çok bariz. Galatasaray muhabirleri, yorumcuları genelde Galatasaray’ın başarısızlığıyla gündeme gelebilirken, Fenerbahçe tam tersi… Son derbinin devre arasında basın tribününde Galatasaraylı muhabirleri gördüm, Erhan Telli falan yüzünden düşen bin parçaydı. Neden? Çünkü Galatasaray kazanıyor. Yarın Florya’da karmaşa, kaos vs haberleri yapamayacak ya…
Fenerbahçe’de böyle bir kadrolaşma var ama Galatasaray’da yok. Bakın maçta Sneijder’in golünden sonra basın tribününde müthiş bir kavga çıktı. Galatasaraylı bir gazeteci gole çok sevinince yanındaki Fenerbahçeliler “ne seviniyorsun bu kadar” diye tepki gösterdi, o da onlara “size ne” deyince çocuk gibi kavga ettiler. Fakat Galatasaraylı bir kişiydi Fenerbahçeliler ise 4-5 kişi. Adamı tekme tokat dövdüler hem de Arena’da. Hatta biri yazı yazdığımız masanın üzerine çıkıp adamın kafasına tekme attı. Ben de hiç ayırmadım, kolları falan kırılsa da meslekten olsalar diye ama maalesef başkaları ayırdı. Sanırım bu bazı şeyleri anlatıyordur basınla ilgili.
Yekta ve Semih yabancı yasağının iyiliğiyle ilgili cahilce yorumlar yapıyorlar. Galatasaray başkanı, teknik direktörü bunun tam aksini söylüyor. Galatasaray kulübü bu yasak yüzünden büyüyemiyor ve her platformda bundan şikâyet ediliyor fakat bizzat Galatasaray oyuncuları bu düşüncenin aksine inanıyor. Neden? Bu çocukları kim kandırıyor? Bu Semih, Yekta yabancı kuralıyla ilgili bir kere araştırma yapmış, bir tane makale okumuş insanlar mı? Milli takım kamplarında bu çocukların kafalarını kim yıkıyor?
Derbi öncesi denk geldi zap yaparken 2-3 dakika Hakan Ünsal’ı izledim futbolu bıraktığından beri söylediklerini söyledi. “Galatasaray yönetimi yerlilere değer vermedi, ondan böyle oldu. Gökhan Zan’a, Selçuk’a, Burak’a, Semih’e daha çok söz hakkı vermeliydi, bunlar çok geri plana atıldı. Galatasaray bugün de derbiyi kazanırsa yine bu yerlilerle kazanacak, bunlar takımın en iyi oyuncuları” dedi. (Galatasaray derbiyi de yine Melo ve Sneijder’le kazandı) Fakat bu mühim değil, diğer söyledikleri düpedüz yalan. Bu senenin en iyi 3 oyuncusunu söyleyin Galatasaray’da. Melo, Sneijder ve Mulsera. 4. ancak Semih olur. O da Telles devre arası geldiği için. Sezon başı gelse ilk 4’e yerli oyuncu bile giremez bu sezonluk katkı ve performans değerlendirmesinde… Geçen sene için tamam. İlk üçte Selçuk ve Burak olur ama bu sene nerede bu isimler? Terim hocaları gidince ne oldular? Herkes diyor, Selçuk-Burak Galatasaray’a şampiyonluk kazandırdı. İyi ama bu seneki şampiyonluğu da başta Burak olmak üzere Selçuk ve Umut’un esas yerli oyuncuların büyük düşüşü kaybettirdi.
Galatasaray 3 mağlubiyet almış bakın ama 11 beraberliği var. Fenerbahçe Galatasaray’dan iki kere fazla yenilmiş ama neredeyse berabere kalmamış. Sürekli son dakikalarda berabere giden maçlarda ite kaka o topu kaleye sokmayı bilmiş. Galatasaray’ın ise bu 11 maçtaki beraberliğine bakın, Burak’ın bariz kaçan golleri var. Her maç 2’şer 3’er neredeyse…
Hadi ligin ilk devresinde 10 gol atmış bir Burak bazı maçlarda çok kaçırsa da kötü değildi. Trabzonspor maçını da onun performansı ve iki golüyle aldı Galatasaray ama ligin ikinci yarısı?
Mancini “stoper istiyorum, alınmadı” diyor ama Galatasaray ligin ikinci yarısında savunmada Antalyaspor deplasmanı hariç sorun hiç yaşamadı ki! Varsa yoksa hücumda sorun vardı. Bu Burak 30 küsur goller atan Burak ligin ikinci yarısında oynanan 11 maçta sadece 3 gol atmış, o gollerden biri de farka giden Akhisar maçı zaten. Bir Eskişehirspor maçında bir de Antalyaspor maçında verimli oynamış onun dışındaki haftalarda hep saç baş yoldurmuş. Fatih hocası gidince dökülen Umut da aynı, sürekli sakatlıklar yaşayan Drogba da.
Bu sene Galatasaray’ın gol ve asist yükünü bir Sneijder çekti. Ligin ikinci yarısında Galatasaray sırasıyla Antep deplasmanında, Beşiktaş maçında, Rizespor maçında, Karabükspor maçında, Kayserispor maçında, Konyaspor maçında ve Fenerbahçe maçında hiç üretemedi. Kalkıp hala yok yabancılar öyle böyle deyip yerlileri korumak ve bunları şımarık birer çocuk haline getirmek saçmalığı bıktırdı.
Selçuk Milli takıma alınmaz, gol atar sevinmez, haftalardır kötü oynar en küçük tepkide forma çıkarır, küser. Yahu Selçuk 29 yaşındasın, çocuk gibi bu davranışlar yakışıyor mu? Sabri ne yapsın o zaman? 10 senedir söylenmeyen kalmadı adama! Gidip intihar mı etsin? Bu Selçuk’un yaptığı sadece çocukluk başka hiçbir şey değil. Yabancı kuralında yorum yapan Yekta’yı, Semih’i de bu menajer ağabeyleri, milli takımdaki abileri böyle dolduruyor bence.
Galatasaray kulübünün bu yerlilere akıl hocası ataması gerekir çünkü bunlar milyonluk ve 20-30 yaşındaki bebekler yahu!
Ben Selçuk’un da Burak’ın da yeteneğine, özel oyuncular olduğuna inanıyorum ama şapkayı önlerine koysunlar. Bu sene bu takımı Sneijder, Melo ve Muslera taşıdı. Sonra da Semih gelir. Diğerlerinin performansı vasatı hiç aşamadı. (Kısa dönem oynayan Hakan ve Telles’i ayırıyorum) Bakın 6-7 oyuncu dışındakiler sınıfta kaldı normal mi bu!
Trabzonsporlu bir arkadaş twitterdan yorum yapmış mesela diyor ki “Melo'su olan takım şampiyon olamıyorsa suçlu net belli yerlilerdir. Şu adamın ligde şampiyon yapamayacağı 4 büyük yok”
Aynen öyle. Yerliler hiç ayak uyduramadı bu sene. Neden? Doyma sorunu. 2 şampiyonluk alınca doydular. Mancini de sürekli bundan şikâyet ediyordu zaten. Türk futbolcusunun en büyük sorunu ‘doyması’ diyordu.
Maçla ilgili bir iki cümle yazarsam… Fenerbahçe’de Miereles’i çok beğendim. Fenerbahçe’nin baskı yemesini engelledi. Oyunu sürekli kanatlara açtı genişletti. En iyi maçlarından birini oynadı Fenerbahçe’deki. (normalde beğenmem) Galatasaray ise ikinci yarıda durdu. 46. dakika Hakan Balta’nın bir pas hatası var, Semih’e gelmeden Emenike girdi araya. O hatanın sebebi Selçuk. 2. yarıyı tamamen anlatan pozisyon da o. Hakan topu almış çıkıyor ortasahaya, kendisini karşılayan Fenerbahçeli oyuncu yok zira Fenerbahçe 10 kişi zaten çok normal. Buna rağmen Selçuk geri gelip top alıyor, Yekta da ona katılıyor. Takımın ağırlık merkezini kasten geri çektiler, hâlbuki o topları zaten Hakan çıkarırdı ileriye ve Selçuk-Yekta-Melo o toplarla daha ilerde buluşabilirlerdi. Selçuk ve Yekta topu alıp sürekli oyunu durdurdular yana ve geriye oynadılar. Bekler sürekli bindirmesine karşın oyunu genişletemediler. Dikine oynayan bir tek Melo’ydu. Bu Mancini’nin taktiği de olabilir o zaman Selçuk ve Yekta’yı eleştiremem ama tam bir el freniydiler. Yekta’yı da beğenmedim. Bence böyle derbilerde oynatmamalı çünkü çok heyecanlı oynuyor. Galatasaraylılığından mı bilmiyorum ama heyecanı yüzünden faydalı değil zararlı oluyor.
Taraftarın aklından geçenleri söylemiş. Gazeteci geçinenlerin yazmadıklarını yazmış.
Linkte, yazıda anlatılan olaylara ait birkaç fotoğraf da var.
Yerel Kanser - Medyaspor Köşe Yazısı
Derbi sonrası, okurlardan neden maç yazısıyla yazmadığımla ilgili sorular aldım. Cevap olarak da gerek duymadığımı belirttim. Gerek yoktu zira 6 Mayıs 2001’den beri Kadıköy’de oynanan derbilerden biri Arena’da oynandı. Galatasaray da derbileri kazanmak için bir numaralı taktiği, ev sahibi avantajını, Arena’ya geçişle kısa sürede öğrendi.
Nedir bu kısaca açayım. 6 Mayıs 2001’de 4 sene üst üste Galatasaray şampiyonluğu izlemiş Fenerbahçeli yöneticiler artık bu yarışı bir savaşa dönüştürmüşlerdi. Teknik Direktör olarak Fenerbahçe’nin başında yine bir Galatasaray efsanesi Mustafa Denizli vardı. 6 Mayıs’taki derbi maç aşağı yukarı şampiyonu belirliyordu. Fenerbahçe yönetimi deplasman takımı tribünlerine, koltuklara tezek koymuştu. Maç başından sonuna rakibi korkutma ve sindirme politikası uygulandı ve galibiyet geldi. Fenerbahçe şampiyonlukta en önemli engeli geçmişti. O günden bu güne de Kadıköy’de oynanan her 3 derbinin 2’si böyle geçti.
Gerets’in kafası da yarıldı, Mondragon’a ses bombası da atıldı ama kimse bu seneki Trabzonspor maçındaki gibi koştura koştura soyunma odalarına gidemedi, hükmen maç kazanamadı. (Evet, Trabzonspor’da futbol oynanacak ortam yoktu evet Volkan’a atılan tehlikeliydi, evet karar doğru ama bu karar sadece güçlü olana doğru… Ben Mondragon’a bir maçta üç kez ses bombası atıldığını da gördüm, Galatasaray teknik direktörünün alnın yarıldığını da bunlar futbol oynanacak ortamlar mıydı?) Bunlara karşılık Ali Sami Yen de cennet değildi tabi ama bir sulu derbiyi söyleyebiliriz başka da aklımıza çok maç gelmez. Zira 20 bin kişilik Ali Sami Yen’de bir yere kadar rakibi korkutabilirsiniz.
Zamanında 6 Mayıs 2001’den bu yana Melo’nun Emre’yi attırması gibi Carlos, Keita’yı da attırdı. (O zaman tabi TV maşaları Carlos’un ahlakından değil, tecrübesinden ve kurnaz zekasından bahsettiler) Hasan Şaş’ın kafasında yumurtalar da kırıldı. Maç öncesi yan hakemin kafası da yarıldı, kanlar boşaldı ama yine de bu maçların hepsi oynandı hem de Galatasaraylı oyuncular korkudan tir tir titrerken.
Şimdi “Ali Sami Yen’de bunlar olmuyor muydu? Galatasaray taraftarı temiz, Fenerbahçe taraftarı mı kirli?” derseniz. Tabi ki öyle değil ama 20 bin, 25 bin bir yere kadar. Fenerbahçe 50 binlik stada geçişle inanılmaz bir fark yarattı. Bizim toplumumuz bu, Fenerbahçeli, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı hep aynı… Son 10 yılın iç sahada en etkili takımı stadı yüzünden Fenerbahçe olmuştur. Galatasaray evinde korkulacak bir takım olmaya yavaş yavaş başladı. Arena’nın etkisi yavaş yavaş hissediliyor. Muhtemelen Beşiktaş da böyle olacaktır yeni stada geçmesiyle beraber bir iki seneye...
Yani dediğim şu değil, “Fenerbahçe bunu başlattı” demek istemiyorum. Muhtemelen ilk büyük stada geçen takım bu ürkütücü, ezici psikolojik üstünlüğü başlatacaktı. İlk de Fenerbahçe geçti. Yıllarca Galatasaraylı futbolcuların korka korka Kadıköy’de maça çıktığını izledik. Zira hakem öyle bir baskı altına alınıyor ki yardımcısının kafası yarılıyor ama maçı iptal edemiyor. Adamın kafasını sarıp yine de o maçı oynatıyorlar. Maç sonu da açıklama yapmıştı o hakem. “O maçı oynatmazsam sahadan çıkamazdık” diye.
Bu maçta da hakem Galatasaray taraftarının ve oyuncularının baskısı altında dağıldı. Geçmişte Luciano’nun, Lugano’nun, Emre’nin vs yaptıklarını, Arena’da Galatasaray’da da yapan Melo oldu.
Tabi bir fark var. Galatasaray yerlilerinin beyni yıkanıyor. Bir Fenerbahçe camiası gibi tek yürek olamıyorlar yerlisi yabancısıyla. Neden? Galatasaray’ın eski yerli futbolcuları, şimdikilerin ağabeyleri tv’lerden hep nifak tohumu sokuyorlar da ondan. Melo, Emre’ye eliyle “çık dışarı” işareti yapıyor, Yekta Emre’yi sakinleştiriyor. “Sana ne?” Zamanında Gökhan Gönül Elano’nun boynunu sıkmıştı Arda kaptanlığını yaptığı takım arkadaşını kurtarmaktansa Gökhan’ı sakinleştirmeye koştu. Hakan Şükür Volkan Lincoln’ü dizlerken, kaptanlığını yaptığı takım arkadaşını değil, milli takımdan arkadaşını sakinleştiriyordu.
Ortam çok güzel bu milliler için. Buranın, ligin ağası onlar. Volkan’ın yerinde olsam ben de derim tabi “Fatih Terim imparator” diye. Yerli oyuncu milli olunca herkes onu koruyor. Hiç unutmam 2008-2009 sezonu Fenerbahçe-Kayserispor maçı genç milli Eren’le Volkan çarpıştılar. Eren’in ayağı Volkan’ın göğsünü sıyırdı. Volkan da bunun üzerine yerdeki Eren’e kasten tekme attı. Tabi direkt kırmızı. En az iki maç ceza alması lazım. Fakat 3 hafta sonra da Türkiye-İspanya milli maçı var. Eleme grubunun en önemli maçlarından biri... Teknik adam Fatih Terim. “Volkan bana lazım” dedi. Tv’lerde tüm yorumcular Volkan’ı allayıp pulladı. "Canı acıdı çocuğun çarpışınca, o yüzden vurdu tekmeyi, yoksa yapmaz öyle şey” dediler. Genç Milli Eren bile kasten tekme yemiş bir insandan duyamayacağınız kibarlıkta laflar etti. "Volkan abi can acısıyla vurdu bence sorun yok vs” dedi. Fenerbahçe kulübü hemen maçın akşamı açıklama yaptı “Volkan’ın göğsü delindi, 7 dikiş atıldı” falan diye ama bir gazeteci fotoğrafını çekmiş. Sadece bir sıyırık görülüyordu. Hiç dikiş atılacak bir şey yok. Nihayetinde ceza ilk defa kitap dışına çıkılarak 1 maça indirildi ki Volkan İspanya maçından önce bir lig maçı oynasın da formsuz kader maçımıza İspanya karşısına çıkmasın. İyi güzel de o dönem Sivasspor, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor herkes kafa kafaya. 40-45 arası puanlar. Diğer takımları hakkını kim ödeyecek? Böyle Fatih Terim’e ben de “imparator” derim Volkan yerinde olsam.
Maç sonu da hep adamlıktan, delikanlılıktan bahsedenler ama her maç rakip meslektaşlarıyla sürekli didişmelerini izlediğimiz isimler, Melo’nun yanına bile gitmeye cesaret edemedi. Resmen Melo’dan korkan Fenerbahçeli futbolcuları izledik. Galatasaraylı futbolcuların zamanında Lugano’dan korkmasını izlediğimiz gibi. Melo gülüp, dilini çıkardığında, eliyle sahayı terk etmesini Emre’ye söylediğinde, hareketsiz kalan bir Emre izledik ki en son Kasımpaşa maçını hatırlayın sahadakilerle kalmayıp rakip yedek kulübesiyle bir kapışan bir Emre’ydi bu. Ya da Lincoln’e, Sabri’ye, Sneijder’e gelince adamlık dersi vermeye bayılan Volkan’ın çıkıp da Melo’ya tek bir laf edebildiğini göremedik. Yan hakeme gidip “dil çıkarıyor” diye şikâyet etmekle yetindi. Bekir, Alves, Caner yine aynı. Biri bile gidip Melo’ya adamlık öğretemedi. Demek ki adamlık dersleri, adamına göre değişebiliyormuş.
Şimdi bizim ülkemizde bir hastalık var. Melo terbiyesizdir, ahlaki değerleri farklıdır falan istediğinizi söyleyin de önce bir dürüst olun. Bu adamlık dersi veren Volkan Demirel sahada Lincoln’ü kovalayıp diziyle cinsel organlarına vurduğunda, tekme savurduğunda ne dediniz? Maç sonu çıktı açıklama yaptı. “Lincoln bacıma küfür etti” dedi. “TAPE’ler Türkçe, UEFA’dakiler nasıl anlıyor?” diyen Volkan’a kimse sordu mu o gün “Lincoln bacına Türkçe mi küfür etti? Yok, kendi dilinde ettiyse nasıl anladın?” diye.
Sonra aynı Volkan 2008-2009 sezonu ikinci yarısındaki Ali Sami Yen’deki derbide rakip tribünlere dönüp Nouma gibi cinsel organlarını tuttu mu? Bunu yayıncı kuruluş yayınlamayınca yapmamış mı kabul edeceğiz?
Yerliler yapınca, Milli futbolcular yapınca yayıncı kuruluş gizliyor, saklıyor. Yorumcusu yağlıyor, ballıyor yabancılar yapınca hepsi ahlaksız, şerefsiz. Ne güzel memleket…
TFF başkanı da çıkıp hiç haddi olmayan açıklamalar yapsın. “Biz Nouma’yı gönderdik, onlar da Melo’yu gönderebilir” desin. Yahu senin ne haddine? Türkler yapınca ya bacısına küfür edilir, ya kasıkları ağırır. Volkan o hareketi neden yaptığı sorulduğunda “kasıklarım ağırdı” demişti. Nouma neden dürüst oldu ki bizim ülke yalancılar, samimiyetsizler ülkesi. Keşke “tam o anda arı soktu, ben de soktum, yani elimi” falan deseydi.
Dahası da var. 2009-2010 yine Ali Sami Yen. Bu sefer poposuyla top tutan Volkan Demirel izledik. O zaman ne dediniz? “Seni evinden aldırırım” diye insanlara hakaret edecek kadar zıvanadan çıktığında ne yorum yaptınız da şimdi Melo’yu eleştirme hakkınız olabilsin? Tümer milli takımdan arkadaşını eleştirse ya böyle? Rıdvan Dilmen kardeşlerini eleştirse ya…
Sonra misal kimse çuvaldızı kendine batırma derdinde değil. Basın toplantısında Ersun hocaya soruyorlar “derbi neden bu kadar kalitesizdi” diye. Ersun Yanal “Savaş başlıkları atmazsanız daha kaliteli izlemeye başlarız” diyor. Emre’yi soruyorlar. “Bütün tribün sürekli kendisine küfür etti” diyor. Haklı çok haklı, Meireles’i de Beşiktaş maçındaki hareketinden sonra korumuştu. Fakat haklı olmasına rağmen bir kere de demiyor ki “yine de benim oyuncularım burada saç kestirmekten bahsetmemeliydi. ‘Galatasaray’ı öyle bir yenelim ki Galatasaraylılar ağlasın’ manşetleri attırmasalardı gazetelere…”
Bence bizim ülkemizin karakteri oldu bu her yerde ahlaktan bahsediyoruz sürekli ahlak anlatıyoruz ama kendi ahlakımıza bakmıyoruz. Çok ironik! En ahlaksızlar sürekli ahlak, en Allahsızlar sürekli Allah diyorlar. Her cümlelerine, bir Allah kelime sıkıştırıyorlar değil mi? Hatırladınız mı bu kombinasyonu? Yine keza en adam olamayanlar da sürekli adamlık anlatıyorlar. Ülkemiz 10 küsur yıldır “öküzler vadisi” (kurtlar mıydı? Öküzler miydi? Unuttum) gibi dizilerin etkisi altında kalıp ‘adam’ olmanın başlıca gereklerini de şaşırdı. Racon kesmek adamlık oldu. Eskiden Ergün adamdı şimdi Melo, eskiden Rüştü adamdı şimdi Volkan... Garip
9. köyden kovulmamak için kesiyorum…
Bakın medyanın, gücün yanında yer aldığı çok bariz. Galatasaray muhabirleri, yorumcuları genelde Galatasaray’ın başarısızlığıyla gündeme gelebilirken, Fenerbahçe tam tersi… Son derbinin devre arasında basın tribününde Galatasaraylı muhabirleri gördüm, Erhan Telli falan yüzünden düşen bin parçaydı. Neden? Çünkü Galatasaray kazanıyor. Yarın Florya’da karmaşa, kaos vs haberleri yapamayacak ya…
Fenerbahçe’de böyle bir kadrolaşma var ama Galatasaray’da yok. Bakın maçta Sneijder’in golünden sonra basın tribününde müthiş bir kavga çıktı. Galatasaraylı bir gazeteci gole çok sevinince yanındaki Fenerbahçeliler “ne seviniyorsun bu kadar” diye tepki gösterdi, o da onlara “size ne” deyince çocuk gibi kavga ettiler. Fakat Galatasaraylı bir kişiydi Fenerbahçeliler ise 4-5 kişi. Adamı tekme tokat dövdüler hem de Arena’da. Hatta biri yazı yazdığımız masanın üzerine çıkıp adamın kafasına tekme attı. Ben de hiç ayırmadım, kolları falan kırılsa da meslekten olsalar diye ama maalesef başkaları ayırdı. Sanırım bu bazı şeyleri anlatıyordur basınla ilgili.
Yekta ve Semih yabancı yasağının iyiliğiyle ilgili cahilce yorumlar yapıyorlar. Galatasaray başkanı, teknik direktörü bunun tam aksini söylüyor. Galatasaray kulübü bu yasak yüzünden büyüyemiyor ve her platformda bundan şikâyet ediliyor fakat bizzat Galatasaray oyuncuları bu düşüncenin aksine inanıyor. Neden? Bu çocukları kim kandırıyor? Bu Semih, Yekta yabancı kuralıyla ilgili bir kere araştırma yapmış, bir tane makale okumuş insanlar mı? Milli takım kamplarında bu çocukların kafalarını kim yıkıyor?
Derbi öncesi denk geldi zap yaparken 2-3 dakika Hakan Ünsal’ı izledim futbolu bıraktığından beri söylediklerini söyledi. “Galatasaray yönetimi yerlilere değer vermedi, ondan böyle oldu. Gökhan Zan’a, Selçuk’a, Burak’a, Semih’e daha çok söz hakkı vermeliydi, bunlar çok geri plana atıldı. Galatasaray bugün de derbiyi kazanırsa yine bu yerlilerle kazanacak, bunlar takımın en iyi oyuncuları” dedi. (Galatasaray derbiyi de yine Melo ve Sneijder’le kazandı) Fakat bu mühim değil, diğer söyledikleri düpedüz yalan. Bu senenin en iyi 3 oyuncusunu söyleyin Galatasaray’da. Melo, Sneijder ve Mulsera. 4. ancak Semih olur. O da Telles devre arası geldiği için. Sezon başı gelse ilk 4’e yerli oyuncu bile giremez bu sezonluk katkı ve performans değerlendirmesinde… Geçen sene için tamam. İlk üçte Selçuk ve Burak olur ama bu sene nerede bu isimler? Terim hocaları gidince ne oldular? Herkes diyor, Selçuk-Burak Galatasaray’a şampiyonluk kazandırdı. İyi ama bu seneki şampiyonluğu da başta Burak olmak üzere Selçuk ve Umut’un esas yerli oyuncuların büyük düşüşü kaybettirdi.
Galatasaray 3 mağlubiyet almış bakın ama 11 beraberliği var. Fenerbahçe Galatasaray’dan iki kere fazla yenilmiş ama neredeyse berabere kalmamış. Sürekli son dakikalarda berabere giden maçlarda ite kaka o topu kaleye sokmayı bilmiş. Galatasaray’ın ise bu 11 maçtaki beraberliğine bakın, Burak’ın bariz kaçan golleri var. Her maç 2’şer 3’er neredeyse…
Hadi ligin ilk devresinde 10 gol atmış bir Burak bazı maçlarda çok kaçırsa da kötü değildi. Trabzonspor maçını da onun performansı ve iki golüyle aldı Galatasaray ama ligin ikinci yarısı?
Mancini “stoper istiyorum, alınmadı” diyor ama Galatasaray ligin ikinci yarısında savunmada Antalyaspor deplasmanı hariç sorun hiç yaşamadı ki! Varsa yoksa hücumda sorun vardı. Bu Burak 30 küsur goller atan Burak ligin ikinci yarısında oynanan 11 maçta sadece 3 gol atmış, o gollerden biri de farka giden Akhisar maçı zaten. Bir Eskişehirspor maçında bir de Antalyaspor maçında verimli oynamış onun dışındaki haftalarda hep saç baş yoldurmuş. Fatih hocası gidince dökülen Umut da aynı, sürekli sakatlıklar yaşayan Drogba da.
Bu sene Galatasaray’ın gol ve asist yükünü bir Sneijder çekti. Ligin ikinci yarısında Galatasaray sırasıyla Antep deplasmanında, Beşiktaş maçında, Rizespor maçında, Karabükspor maçında, Kayserispor maçında, Konyaspor maçında ve Fenerbahçe maçında hiç üretemedi. Kalkıp hala yok yabancılar öyle böyle deyip yerlileri korumak ve bunları şımarık birer çocuk haline getirmek saçmalığı bıktırdı.
Selçuk Milli takıma alınmaz, gol atar sevinmez, haftalardır kötü oynar en küçük tepkide forma çıkarır, küser. Yahu Selçuk 29 yaşındasın, çocuk gibi bu davranışlar yakışıyor mu? Sabri ne yapsın o zaman? 10 senedir söylenmeyen kalmadı adama! Gidip intihar mı etsin? Bu Selçuk’un yaptığı sadece çocukluk başka hiçbir şey değil. Yabancı kuralında yorum yapan Yekta’yı, Semih’i de bu menajer ağabeyleri, milli takımdaki abileri böyle dolduruyor bence.
Galatasaray kulübünün bu yerlilere akıl hocası ataması gerekir çünkü bunlar milyonluk ve 20-30 yaşındaki bebekler yahu!
Ben Selçuk’un da Burak’ın da yeteneğine, özel oyuncular olduğuna inanıyorum ama şapkayı önlerine koysunlar. Bu sene bu takımı Sneijder, Melo ve Muslera taşıdı. Sonra da Semih gelir. Diğerlerinin performansı vasatı hiç aşamadı. (Kısa dönem oynayan Hakan ve Telles’i ayırıyorum) Bakın 6-7 oyuncu dışındakiler sınıfta kaldı normal mi bu!
Trabzonsporlu bir arkadaş twitterdan yorum yapmış mesela diyor ki “Melo'su olan takım şampiyon olamıyorsa suçlu net belli yerlilerdir. Şu adamın ligde şampiyon yapamayacağı 4 büyük yok”
Aynen öyle. Yerliler hiç ayak uyduramadı bu sene. Neden? Doyma sorunu. 2 şampiyonluk alınca doydular. Mancini de sürekli bundan şikâyet ediyordu zaten. Türk futbolcusunun en büyük sorunu ‘doyması’ diyordu.
Maçla ilgili bir iki cümle yazarsam… Fenerbahçe’de Miereles’i çok beğendim. Fenerbahçe’nin baskı yemesini engelledi. Oyunu sürekli kanatlara açtı genişletti. En iyi maçlarından birini oynadı Fenerbahçe’deki. (normalde beğenmem) Galatasaray ise ikinci yarıda durdu. 46. dakika Hakan Balta’nın bir pas hatası var, Semih’e gelmeden Emenike girdi araya. O hatanın sebebi Selçuk. 2. yarıyı tamamen anlatan pozisyon da o. Hakan topu almış çıkıyor ortasahaya, kendisini karşılayan Fenerbahçeli oyuncu yok zira Fenerbahçe 10 kişi zaten çok normal. Buna rağmen Selçuk geri gelip top alıyor, Yekta da ona katılıyor. Takımın ağırlık merkezini kasten geri çektiler, hâlbuki o topları zaten Hakan çıkarırdı ileriye ve Selçuk-Yekta-Melo o toplarla daha ilerde buluşabilirlerdi. Selçuk ve Yekta topu alıp sürekli oyunu durdurdular yana ve geriye oynadılar. Bekler sürekli bindirmesine karşın oyunu genişletemediler. Dikine oynayan bir tek Melo’ydu. Bu Mancini’nin taktiği de olabilir o zaman Selçuk ve Yekta’yı eleştiremem ama tam bir el freniydiler. Yekta’yı da beğenmedim. Bence böyle derbilerde oynatmamalı çünkü çok heyecanlı oynuyor. Galatasaraylılığından mı bilmiyorum ama heyecanı yüzünden faydalı değil zararlı oluyor.