Şöyle bir başlıkta bari saygısızlık yapmasaydınız. Bunun yarısı başına gelse perişan olacak kişiler burda farklı olmak adına büyük büyük konuşmamalı. Malesef toplum olarak bilgimiz olmayan şeyler hakkında hep bir fikrimiz vardır. Bazı konulara çok dikkat edin, insanları bilip bilmeden, onların ne şartlar altında nelerle karşılaşıp neler hissettiğini anlamadan, yaptıkları size garipte gelse onları büyüklük taslayarak yermeyin. Bunu yapanlar genelde kendilerini o yerdikleri şeyle karşı karşıya bulurlar. Yaşı itibariyle henüz bu arkadaşın durumunu anlayabilecek hayat tecrübesini edinememiş arkadaşlar için ben bu güzel adamın başına gelenleri biraz anlatayım:
Bir insanın başına büyük bir müsibet geldiğinde o kişi genelde üç şekilde davranır. Birincisi "bu neden benim başıma geldi" diye düşünerek öfkelenir, isyan eder, durumundan sürekli şikayet eder. Bunların bazıları hırçınlaşır, kinlenir ve "neden şunun başına gelmedi" diye düşünerek belki suça bile yönelebilir. Bazıları öfkesinden kendine zarar verebilir, bazıları ise Allah'a düşman olup başına gelenlerden ötürü onu suçlar ve hayatını inançsız, isyankar ve kötümser bir tavırla sürdürür.
İkincisinde olay bir davranıştan ziyade kendini bazı olumsuz düşüncelere kaptırıp giderek bir rahatsızlığa davetiye çıkarmak şeklinde olur. Bu kişiler kendini çok güçsüz hisseder, "hayat bana karşı hep adaletsiz" gibi düşüncelerle bunalıma sürüklenir, içine kapanır hayattan kendini soyutlar. Bu davranışlar insan nefsine çok yakın gelir ve yaygın görülür. Bunun temelinde kendini aciz hissetme halini anlamlandıramamak yatar. Bu kişiler artık hayatı bir işkence olarak görüp, bunun sona ermesini isteyerek, ölümü bir kurtuluş olarak arzulayabilirler.
Çok nadir bir gurup ise tamamen farklı bir süreç yaşar. Ani gelen ve geri çevrilemeyecek bir kaybın sarsıntısıyla önce sağlam bir bocalar. Aslında ne kadarda aciz olduğunu farkeder, çünkü gideni getirmesi mümkün olamamaktadır. Bu noktada kendinden büyük bir gücün varlığını hisseder ama bu varlık şu anda onu sarsmakta ve üzmektedir. Bir süre geçtikten sonra acizliğinin bir güçsüzlük olmadığını, aslında güçlü görünen her insanın elindekiler alındığında aciz olduğunu farkedeceğini anlamaya başlar. Bu noktada aslında insanın gücünün kazanılıp kaybedilenden birşey olmaktan ziyade verilip, geri alınabilen bir şey olduğunu, çünkü insanın tamamen kontrol edebileceği şeylerin çok çok sınırlı olduğunu görür.
Sonra elinde kalanın ve de kaybedilenin kıymetini anlamaya başlar "aslında ben eskiden ne kadarda mutluymuşum veya ne kadarda mutlu olabilirmişim" der. Mutluluğu hep gelecek zamanda aramış olduğunu ve bunu yaparken içinde yaşadığı anın kıymetini bilemeyip, aslında o anın hiçbir zaman farkında olmadığını farkeder. Sonra değiştiremeyeceği kaybı kabullenmeyi öğrenir bu başına gelenlerin bir başka sebebi olmalıdır bunu anlamaya çalışır ama bu konuda dünyevi bilgilerin yetersiz ve anlamsız kaldığını görür. İşte bu noktada Allah'ı düşünmeye ve onun sözlerini araştırmaya başlar ve sorusunun cevabını burada bulmaya çalışır (yeri ve ortamı olmadığı için bu konu hakkındaki bilgilerin detayını vermeyeceğim, isteyen merak edenle özelden paylaşırım).
Bilgilenme ve farkındalık sonrasında durumuna isyan etmemeyi, sabrederek değiştiremeyeceği şeyleri kabullenmeyi, değiştirebilecekleri için çabalamayı, şikayet edip kötücül duygulara kapılmamayı ve de umudunu kesinlikle kaybetmemesi gerektiğini öğrenir.
İşte bu insanlar içinde bulundukları durum ne kadar kötü olursa olsun o anın farkında olarak mutluluk bulmayı ve şükür etmeyi bilir, Allah'tan ümit etmeyi kesmeyip sabreder ve hep iyi düşünürler. Düşünürlerki bu bir sınavdır, bitecektir ve önemli olan bu süreçteki düşünceleri ve sergiledikleri davranışlarıdır. Bu bir periyodtur ve başarırlarsa zaten herşey vakti geldiğinde düzelecektir.
Benim yaşanmışlıklarıma ve bakış açıma göre bu kardeşimiz, bulunması zor olan bu yolu bulup orada yürümekte olan güzeller güzeli bir insan ve saygı duyulmayı hakediyor. Bu dünyada sınav için bulunduğunu düşünmeyen, hayatı çok ciddiye alan onu anlamlandırmakta zorluk çeken veya gereğinden fazla anlam yükleyen, onu siyasetten, taraftarlıktan, taraf olmaktan, bir ideolojiden veya bir teasadüften ibaret olarak kabul eden kişiler, bu arkadaşın yaşamakta olduklarını anlamayabilirler. Ben size şukadarını söyleyeyim, hiçbiriniz kendisinin bu arkadaştan üstün olduğunu sanıp böbürlenmesin.