Misafir olarak başka şehirlere giden depremzedelere "şehrinizi bırakmayın" diyenlere çok pis küfür edeceğim artık gün itibariyle. Hele şu an bulunduğum şehirde, Hatay usulü döner yapan bir mekan işleten, Hatayli, beni manipüle eden, bana suçluluk duygusu yükleyen sulu gözlü hanımefendi gibilere mutlaka haddini bildirilmeli.
Kadın yıllardır Antakya'ya gitmiyor. Burada bir mekanı var işletiyor ve iki gözü iki çeşme "Antakyamizi kimselere teslim etmeyin" diyor.
Ele verir talkını kendi yutar salkımı. Kendisi yıllar önce terk etmiş gitmiş. Şimdi haritadan silinen şehirden can güvenliği için ayrılan insanlara şehri bırakmayın diyor. Antakya'ya gidene kadar o sözlerden dolayı utandım ve haklı kadın dedim. Ta ki düne kadar.
Depremden sonra ilk defa cumartesi günü Antakya'ya gittim. Depremin ilk günleri "kimsecikler yoktu, şehir yalnızlığına terk edilmişti" diyorduk. Ne polis ne asker vardı. Evet öyleydi. Erken müdahale olsaydı yüzlerce, belki binlerce insan daha enkazdan çıkarılabilirdi. Olmadı. İhmalkarliktan dolayı bir sürü insan kurtarılamadı. Ayrıca güvenlik zaafiyeti vardı. Ama bugün şehirde polis, asker, bekçi, pöh aklınıza gelecek tüm üniformalı güvenlik görevlileri var. Sabaha karşı 5'te şehre girdiğimde de ortalık polis doluydu. Sosyal medyada "şehrimizi Suriyeliler ele geçirecek demografi değişecek" diyen tiplere aldırmayın. Arkadaşlar devlet istemediği sürece Antakya'ya hiçbir şey olmaz. Ne Suriyeliler ne başka kimse şehri ele geçiremez. Devletin şehri birilerine teslim etme amacı varsa da isterse tüm şehir sakinleri orada olsun devlet istediğini yapar. O yüzden sosyal medyada etkileşim kasmak için saçma sapan korkuları salan tiplere aldırış etmeyin. Benim sokakta bile Pöh karargah kurmuştu.
Şehirle ilgili şunu diyebilirim. Gerçekten şehir haritadan silindi. Depremin üçüncü günü şehirden ayrıldığım zaman psikolojik olarak bu kadar yıkıntıya uğramamıştım. Şok ve dehşeti yaşadım ama aileden kimseyi kaybetmemiş olmanın sevinci de motivasyonu da vardı. Kısa sürede kabullenme sürecine girince de atlatmam hızlı olmuştu. Ama geçen cumartesi sabahı şehre giriş yapıp pazartesi sabah çıkış yaptığım süre boyunca yaşadıklarım beni 6 Şubat'tan daha yıkıcı bir psikolojiye büründürdü. Ben 6 Şubat'ta değil, geçtiğimiz cumartesi sabaha karşı depremzede oldum. Şehir bilim-kurgu, macera filmi seti gibi. Az ışıklandırma vardı şehirde. Binalar kapkaranlık. Sokakta sadece polis ve askerler vardı. Ne sivil araba ne de siviller. Kimsecikler yoktu.
Üç gün boyunca vaktim oldukça gezebildigim mahallelerde tek tük insanlar vardı. Bölge bölge cadirkentler kurulmuş, çadırkent ve geçici belediye hizmetinin verildiği okul çevresi dışında fazla insan göremiyordum.
Ana caddenin hemen kenarında ama normal zamanda hatırı sayılır kalabalığa sahip evimin sokağında kimsecikler yok. Gündüz bile sokağa girmeye çekindim. Orada nöbet tutan polislerden güç alarak sokağa girdim. Ama evime giremedim. Nakliyecileri bekledim. Sokakta polislerle muhabbet ederek nakliyecileri bekledim.
Enkazlar kaldırılmamis, acil yıkılması gereken evler bile henüz yıkılmamış. Benim gezdigim sadece iki caddede büyük oranda enkazlar kaldırılmış. Atatürk caddesi ve Fatih caddesi. Bunlar bile tamamen temizlenmemis.
Şehirde çok iğrenç bir koku var. Ceset kokusu demiyorum. Ağır hasarlı terk edilmiş evlerde kalan yiyecekler, buzluklarda yer alan etler hepsi bozulmuş sokaklara taşmış koku. Havada devamlı toz var. Dayanılır gibi değildi. Orada yaşamak zorunda kalanların yaşadıklarını görmek bana çok ağır geldi. Yaşlı başlı teyzeler yemek kuyruğunda. Bir tanesi hafif kambur. Elinde kağıt kasede yiyecek çeyrek ekmek karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor. Ayağında terlikle. Hava yağmurlu. Bu insanlar emeklilik hayatını yaşayacakları zamanları çadırlarda bu zor şartlarda geçiriyorlar.
Kısacası arkadaşlar medyada gördüklerimiz gerçekten çok hafifmiş. Şehir tamamen yok olmuş durumda. Çocukluğumun geçtiği mahalleyi de görmek istedim. Nerede olduğumu, tam olarak hangi sokakta olduğumu enkazlardan dolayı anlayamadım. Gerçekten kabus gibi bir dönemden geçiyoruz. Keşke bir mucize olsa da biz Antakyalılar, Adıyaman, Maraş, Malatyalilar bu trajediyi yaşayan son şehirler olsak. Ders çıkarılsın artık. Bu son olsun. Beklenen İstanbul depremi gerçekleşince üç gün konuşalım sadece. "Bu yüzden kayıp yaşanmadı, az kayip yaşadık" diyelim. Yakın zamanda bir felaketi daha kaldıracak ne psikolojimiz var ne de maddi gücümüz. Sonumuz hayrolsun!