Dünden beri bazı yorumlara katılarak bazılarını da hayretler içerisinde okudum. İnsan olmak ve onun gerekliliklerini yerine getirmek için elbette bir kağıt parçasına gerek yok ama burası bir hukuk devleti. Kanunlar da apaçık şekilde ortada. Buna rağmen, yani çoğu suç ve cezanın yasadaki karşılığı belli olmasına rağmen bazen öyle şeyler oluyor ki cezayı kesen sosyal medya tepkileri oluyor.
Ben kendi adıma inançlı bir insanım. Ama bu beni benden olmayanı yok saymaya, ezip geçmeye, kınama ya da dışlamaya itmiyor.
Çünkü kendimin kusursuz, mükemmel olmadığının, en önemlisi de yargı merciinin sadece benim düşünce yapımın ve inandığım şeylerin olmadığının bilincindeyim. Bana düşen tek şey, her inanışa, görüşe -tabii insani sınırlar içindeyse- saygı duymaktır.
Yani bu konuları hele de böyle ortamlarda zerrece konuşmayı ve tartışmayı doğru bulmasam da tek günahın, cinsel yönelim tercihler olarak belirtilmesi, başımıza taş yağacak denmesini bile hayretler içinde okuyorum. İnandığın ve inandığım şeyde içki içmek de günah, kumar da, birinin arkasından atıp tutmak da, yalan söylemek, iftira atmak da, birini sırf dış görünüşünden ötürü yargılayıp dışlamak da, başkasının haklarını taciz etmek de, herhangi bir canlının yaşam alanına saygı duymamak da...Böyle iki üç kelimeyi seçerek kendi inancınızı kendinize göre kalıplandırmayı son derece tehlikeli, kutuplaştırıcı ve bencillik olarak görüyorum. Bu kibirlik nedir ekstra...Ben bilirimcilik. En müslüman benimcilik ya da.
Hiç mi kusurun, kabahatin, eksiğin yok kardeşim. Her şey de dört dörtlük müsün.
Ne demişler, ilk taşı en günahsız olanınız atsın. Bir zahmet de yani...
İnancına göre de bu dünyanın bir sınav olduğunu da biliyorsun. Ama asla neyle sınanacağını bilemezsin.
Kınamanın da, dışlamanın da yanlış olduğunu biliyorsun ama gidip insanı yine oradan vuruyorsun.
E hani hoşgörü, sevgi, saygı. Nerede...Okuyorsun ama boşuna mı...
Şiddete karşı çıkmak insani bir görevdir. Siz biri dayak yiyince, öldürülünce önce dini inancına, görüşüne, hangi partili olduğuna, hangi ten rengine mensup olduğuna, hangi cinsten olduğuna, cinsiyet seçimine, takımına, ırkına, hayvan olup olmamasına, zengin ya da fakir oluşuna falan mı bakıyorsunuz...
Şayet böyleyseniz, zaten bir şeyleri konuşmaya lüzum bile yok. Altını çizerek diyorum inancı olan insan bilir ki, kendisi yargı mercii değildir.
Din ve devlet işlerinin ayrılması bu sebeple bile önem arz etmektedir. Laikliğin öneminin bir kez daha ortaya çıktığı bir başlık olmuş açıkçası.
Çok basit örneği de vereceğim, diplomasi ilişkileriniz de bu değerlere bakıyor musunuz ?
Yani sadece Müslüman olan ülkelerle mi iş birliği yapıyor, ticari ilişkilere giriyoruz ?
Ya da o ülkelerdeki cinsel eğilimin çoğunluğuna mı bakıp mı kararlar alıyoruz ?
Peki ekonomi konusundaki faiz durumu nedir ? Burada kutsal kitabımıza göre mi hareket ediliyor ?
Takıldığınız ve imza atmadığı için sevindiğiniz değerlerinizi bu ölçütlerle sorguluyor musunuz ?
Neden benzer eleştirileri buradaki farklı görüşlere yaparken siyasi partilerimizi bu noktalara bakıp hedef almıyorsunuz...
Mantıklı ve verilecek bir cevabınızın olacağını zerrece düşünmüyorum, açıkça demem gerekirse.
O sebeple altını çizerek diyorum ki Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Laiktir. Cumhuriyet ilkeleriyle yönetildiği için herkes bugün rahatça görüşünü ifade etmekte ve başkasına zarar vermedikçe de özgürce yaşam biçimini seçimlendirmektedir. Bizler tarafından seçilmiş olanların da ilk ve en ulvi görevi bizleri ne olursak olalım ayırt etmeden, ayrıştırmadan korumaktır. Yani can ve mal güvenliğimizi sağlamaktır. Önceliğimiz daima insan hatta diğer canlıların hayatı, onların yaşam alanı olmalıdır. Bir çiçeğin bile doğal yaşamına saygı duymak zorundayız...Çimene basıp geçen bizler, yere tüküren, balgam atan, oraya buraya bulduğu yere işeyen, deniz ya deniz kenarına, içine ya da sokağa çöp atan insanlar olarak işte oturmuş burada o onu yaptı, bu bunu yaptı diyoruz. Bizim çiçeğe, doğaya bile saygımız bu işte. Oysa bunun için de komutlandırmaya normalde ihtiyaç yok. Bilirsiniz ne doğru ne yanlış ama demek ki o kadar bilmiyoruz ki toplumca bir arada yaşamayı bu sözleşmeleri yapmak durumunda kalıyoruz. Lütfen kendi değerlerinizi kafanıza göre takım ve parti fanatikliği yapar gibi insanları dayatmayın. Siz başkasına saygı duymazsanız ve onu dışarlarsanız, itip kakar, yanlış ve doğruyu sevgi, hakikat içinde aktarmazsanız asla o bireyi kendi toplumunuza kazandıramazsınız. Üstelik tüm değerlerinize karşı da nefretle doldurmuş olursunuz. Ben ise bu tarz cani olaylar dışında kazanılabilecek her bireyin topluma kazandırılmasından yanayım...İnsan kaybetmek, bu düzende en kolay şey çünkü...
Zaten günümüzün en önemli problemlerinden biri de anlamamak ve anlaşılmamak. Çünkü dinlemiyoruz ve en iyisini hep kendimizin bildiğini düşünüyoruz. Çünkü hep haklı biziz. Kendimiziz. Egolarımız ve kişisel hırslarımız aksine müsaade etmiyor. Hep üstünlük kurma çabası içindeyiz. Kendimizi aklamak, haklı çıkarmak en sevdiğimiz şeyler...Ben de bunlara zaman zaman yenik düşüyorum. Elimden geldiğince de kendimi frenliyorum ama bazen olmuyor. Bu da yanlış ama ısrar edebiliyoruz. Ders almadığımız sürece bile bakınız yanlış olduğunu bilmek yetmiyor. Burada bile takım konusunda birbirini yiyen, başka renge tahammül edemeyen, sürekli komplolalar -belki doğru belki yanlış bilmeden- üreten, birbirini dolduran, orada burada ana bacı ayırt etmeksizin hakaret eden bizler varız ve buna rağmen kendimizi mükemmel görüyoruz ya, ben buna ayar oluyorum. Evet, görgü, ahlak kuralları için yazılı şeylere belki ihtiyaç yok ama böyle canice durumlarda akla ve vicdana var. Bu da elbette kendini eğitmekten, sorgulamaktan geçiyor. Bilmediğini öğrenmekten, araştırmaktan ya da.
Sırf görüntüsünden bile kişilik analizi yapan bir millet olduk. Elinde tespih, kafasında takke varsa en namuslu ama namussuz görünen o. Ya da bazılarına göre tam tersi en ahlaklısı, dini bütün ehli insan o. Kolunda dövmesi, kulağında küpesi, saçları da uzunsa toplum içinde affedersiniz ama en i...si o, kısa şort, mini etek, bikini giyeni de en o...su...Bunları yazarken bile utanıyorum. Bu kadar yargılamak basit mi ya...Kıyafet ve görüntü mü tek ahlak ölçütünüz. Umarım böyle nokta noktalı yazdığım için bile ban yemem. Öyle olanları bu şekilde görüşümü belirtmek için dahi olsa ele aldığım için hem onlardan hem de okuyan değerli üyelerimizden çok ama çooook özür diliyorum. Ama geldiğimiz nokta tam olarak bu. Bu kafaların taciz ve tecavüzde takım elbisesi indirimi sağlayanlardan pek farkı olduğunu düşünmüyorum. Sen sana taş atılmadıkça kardeşim, senin yaşamına eğer ki saygısızlık etmiyorsa kimseye taş atamazsın ve onu kendi kalıbınca yargılayamazsın. Çünkü kimsenin içini asla bilemezsiniz...Benim gibi inancı olanlara diyorum özellikle, ona sizden daha yakın olan biri var ve ben hiçbirimizin gösterdiğimiz insanlar olduğuna inanmıyorum, kendim de dahil olmak üzere. Şayet böyle olsaydı, bugün bu kadar kötülüğün bizi bu noktaya getirmesi konusunu tartışmaz, birilerimiz aklamaya, birilerimiz de yermeye çalışmazdık. Bir an önce ülkemin de fikri hür, vicdani hür bireyler olarak bir arada yaşadığımız, parti, inanç ayırt etmeksiniz, kavga dövüş olmadan, kutuplaşmadan bir arada yaşadığımız, en azından bunu biraz da olsa başardığımız, doğru şeylere, suça tepki koyduğumuz, yanlışı da doğru ifade ettiğimiz o eski günlere dönmemizi temenni ediyorum. Kalp kırmak, incitmek dünyanın en kolay şeyi, kötü bir şey oldu mu parmaklarınızın hiç kendinize uzanmadan başkasını işaret etmesi de...İnşallah hepimiz önce kendimizi düzeltebiliriz, sonra da dünyayı daha güzel ve yaşanılır bir halde gelecek nesillerimize, çocuklarımıza aktarabiliriz. Çünkü o çocuklara bizler koca bir kaybolan gelecek borçluyuz. Bizler abileri, ablaları, anne ve babaları olarak böyle miras bırakmayı layık görüyorsak, ben başka da bir şey demiyorum. İlk öğreteceğimiz şey, insan olmak olmalı. Sonrasında bireyler, ebeveynleri harici her şeyin seçimini kendi yapmakta özgürdür ama aldığı sorumluluğu da özümsüyerek bir başka canlının hakkını gasp etmeden, toplum içindeki varlığını sürdürmekle de mükelleftir.