GSC Hikaye Saati | #7 Cuma Yanutla

Hikayemiz Ankara’da işe yeni başladığım zamanlara dayanıyor. Çukurambarda dil merkezi yeni açmıştım, ne akla hizmetse Pursaklarda dubleks bir ev tutmuştum. Ev kocası ölen bir kadınındı. Kocası ölünce bir daha hiç girmemiş, eşyalarıyla beraber 2 sene boyunca boş kalmış, kimse oturmamıştı. Ev klasik tarzda, zevkli bir şekilde döşenmiş bir evdi. Ama ağır, kasvetli bir havası vardı. İlk girdiğimizde toz ve örümcek ağlarından nerdeyse eşyalar gözükmüyordu. Rahmetlinin elbiseleri bile katlanmış vaziyette dolabında duruyor, sanki öldüğü günün üzerine sadece 1 parmak toz birikmişti. Kadın evi gezdirmek için bile girmedi eve. Yeni eşi gezdirdi… Odaları teker teker gezmeye başladık. ‘Burası rahmetlinin çalışma odası’ diye küçük bir odayı göstererek söze başladı müstakbel ev sahibim. Odada eski antika bir kitaplık, içerisinde de yaprakları sararmış kitaplar vardı. Ceviz ağacından olduğunu tahmin ettiğim şık bir masa, üzerinde de eski tarz bir masa lambası, pirinçten yapılma bir kalemlik ve yine cevizden yapıldığını düşündüğüm eski tozlu bir sandalyeyle açıkçası oda beni cezbetti. Her ne kadar duvar kağıtları bakımsızlıktan ve nemden kabarsa da bir zamanlar gerçekten güzel bir çalışma odası olduğu çok belliydi. Duvar kağıtlarını değiştirebileceğini ve kitap vb. eşyaların 2. katta âtıl bir odaya konulabileceğini ve eve girmeden önce 2 temizlikçiye etrafı güzelce temizleteceğini söyledi ev sahibimiz. Daha sonrasında, salonu tanıttı bize. Salon açıkçası çalışma odasıyla aynı zevkle döşenmişti. Kocaman bir yemek masası, üzerinde sararmış masa örtüsü, üzerinde de o günlerden kalma kurumuş bir buket gül vardı. Güllerin içine koyulduğu vazodaki su yeşillenmeye yüz tutmuştu. Devasa bir vitrin yemek masasının yanında idi ve içerisinde envai çeşit tabak çanak bardak vardı. Bir ara tavana göz attığımda, tavan kenarlarının simsiyah olduğunu gördüm. Ev sahibi terasta kar biriktiğini ve bundan dolayı da nemden karardığını söyledi. Emlakçı gibi evin tamamını anlatmayayım, eşyalı ev arayan ben ve ev arkadaşım için bu kadar zevkli döşenmiş bir yer, neredeyse sıfır ayarında beyaz eşyaların bulunduğu ev, Ankara’da yaşayanlarında bileceği gibi, adeta 4 ayak üstüne düşmek gibiydi. Odaları gezdikçe eve içim git gide ısınıyordu -keskin küf ve toz kokusunu saymazsak. Terası görünce- öğrencilik döneminde kaldığım evden daha genişti- tamam anlaştık dedim açıkçası, tutuyoruz! Nerden bilebilirdim ki bu evin bu kadar sıkıntılı olacağını ve bir senemi bile dolduramayacağı mı? Kontratlar imzalandı, el sıkışıldı her şey tamam dediğimiz anda, kadın bir şey rica edebilir miyim diye söze başladı. Eski kocasının eşyalarını atmak istemiyormuş, gerekirse kiradan düşelim ama o üst kattaki atıl odaya eşyaları yerleştirelim ve o odayı kilitli tutalım dedi. Evi gezerken o odayı da es geçtik açıkçası, kilitliydi. Tamam dedim, zaten 2 kişi 5 oda 1 salon gereksiz yere büyük. Evin 1 hafta içinde temizleneceğinin, badana yapılacağının ve eşyaların taşınacağının sözünü alarak ayrıldık. 1 hafta sonra eve geldik. Her ne kadar 1 hafta temizlense de o kesif koku geçmemiş. Oda paylaşımını yaptık, getirdiğimiz eşyaları yerleştirdik. ilk günün keyfiyle terasımızda nargilemizi yaktık ve kahvelerimizi yudumlayarak geceye kadar keyif yaptık. Güzel muhabbetten sonra, gece yatma vakti geldi. Günün yorgunluğuyla bir duş alıp yatayım dedim. Aklımda küveti doldurup uzanmak vardı. Küveti doldurmak için musluğu açtım, simsiyah küf akmaya başladı, hay aksi şeytan, tertemiz küvet tekrar berbat oldu. Onu temizledim, küveti doldurdum, bi sigara yakıp küvete uzandım- garip bi fantezi ama küvette sigara içmek gibi fakir fantezilerim var. Yarım saat sonra şampuanlanıp çıkayım dedim, tam şampuanı durularken yukarı odadan- kilitli odadan- acayip bi gürültü gelmesiyle banyonun lambasının patlaması bir oldu. O mabad korkusuyla dostlar, gözlerimi yanma pahasına açtım ama zifiri karanlık, hiçbir şey gözükmüyor. El yordamıyla çakmağa uzandım, ıslak elle bir iki kez çak yanmıyor, hemen bornoza elimi kuruladım, yandı çakmak, eskiden kalma küvet kenarında büyük bi mum vardı, temizlikçiler kullanılır diye atmamış, evin her yeri mumla doluydu desek yeridir, onu yaktım. Ayağa kalkınca bir çift gözü gördüğümde açıkçası tepetaklak gidecektim ki, aynadaki yansımammış. Dikkatle küvetten çıktım, patlayan ampul parçaları yerlere yayılmış, camlara basmadan banyodan çıktım. Taner- ev arkadaşım- koridora çıkmış, Cuma bu ses senden mi geldi dedi. Yok dedim, yukarıdan geldi, bişey düştü herhalde. Banyonun lambasıda parçalandı dedim. Neyse, iyiye yorduk, eşyalardan biri muhtemelen düşmüştür dedik, lamba da senelerdir kullanılmıyordu sonuçta. Ertesi günlerde o odadan sesler gelmeye devam etti ama hep iyiye yorduk açıkçası. Kilitli olduğu için bakamıyordukta. Bazen hafif bir çıtırtı, bazen rüzgar sesi gibi ses geliyordu. Hatta bir gün hırsız girdi herhalde diye yukarı koştuğumuzu hatırlıyorum. Bildiğiniz ayak sesleri geliyordu. Muhtemelen pencerelerden biri hafif açık kalmış diye düşündük. Bir süre sonra da alıştık zaten. Ama ikimizde içten içe evde tek kaldığımızda üst katı kullanmıyorduk, her ne kadar birbirimize söylemesekte :asd: (@Hamza Gölbaşı için özel, odada 3 zenci yok). 1-2 ay geçti, Taner yeni bi kız arkadaş yaptı, haber vermeden eve davet etmiş. Bahsetmeden geçmeyeyim, o banyo olayından sonra neredeyse günaşırı evdeki lambaların çoğu patladı ve yenileriyle değiştirildi. Elektrikçi çağırdığımda bir sorun olmadığını söyledi, eski diye patlamış hepsi, 50 lira boşa çağırma parası verdiğimle kaldım. Neyse, kız arkadaşı ile tanıştık yemek yedik. Taner’den biraz bahsetmek gerekirse, kendisi de benim gibi öğretmendir, tipsiz ve salak biridir. Ama getirdiği kız arkadaşı Taner’in tam zıttı biriydi. Tanıştığım en zeki kız desem yeridir, Ankara hukukta 2. Sınıf öğrencisi, gayet güzel bir kız. Türkiye 33.sü olarak girmiş hukuk fakültesine. Her gün ritüel gibi, beraber kahvaltımızı ediyoruz, Taner ve ben işyerlerimize gidiyoruz, geri döndüğümüzde kız arkadaşı yemek hazırlıyor, yiyoruz, muhabbet sohbet derken gece olunca herkes odalarına çekiliyordu. Birkaç kez o odadan sesler geldiğinden bahseder gibi oldu kız, bizde korkmaması için yok öyle bir şey diye geçiştirdik. Böyle böyle 1 hafta geçti. Ben biraz rahatsızdım ve o günkü derslerimin hepsini iptal ettim. Açıkçası yoğun çalışmanın verdiği yorgunlukla aylar sonra 1 gün izin yapmak iyi gelecekti. Taner sabah işyerine geçti, kız arkadaşı odasında, ben odamdaydım. Steam’de satın aldığım, uzun süredir yüklenmeyi bekleyen fmyi yükledim, Galatasaray kariyerini açıp Sabri’yi başka takımlara üçe beşe bakmadan satma planları kurarken üst kattaki odadan sesler gelmeye başladı. Bi dur MK dedim içimden ve oyuna devam ettim. Aradan 5 dk geçti geçmedi, telefonum çalmaya başladı. Taner gideli 1 saat olmamıştı ama arıyordu, kesin doğalgaz kontörü al diyecek diye içimden söverek açtım telefonu, anasını satayım, bir günlük iznimizi evde yatarak geçiremeyecek miyiz? Halbuki bu garip ve biraz korkutucu olaylar silsilesinin başlangıcıymış. Şuan gece yazarken bile bir ürperti geldi.. Ne var la bi oyun oynatmadın mk, diye açtım telefonu. Cuma, Serra’ya -kız arkadaşı- bakabilir misin, garip garip mesajlar atıyor, arıyorum açmıyor dedi. Bende bakarım birazdan dedim, kapattım. Hiç istifimi bozmadan oyunumu oynamaya devam ettim. Milletin kız arkadaşıyla problemlerini çekecek havam yoktu açıkçası, fm daha keyifliydi. Takribi 10 dk sonrasında, internette wonderkid arayıp oyunda satın almaya çalışırken telefon tekrar çaldı.. Cuma, dedi gergin bir ses tonuyla, acil odaya git, Serra iyi mi bir bak. Garip garip mesajlar atıyor, biri zorla bir şey yazdırıyormuş, bir şey yazıyorsa elindeki kağıt ve kalemi al, kurtulmak istiyormuş dedi… Hass.. Telefonla konuşa konuşa koridordan geçtim, çalışma odasının kapısı açıktı, genelde kapalı tutardık, neyse. Biraz daha yürü, banyoyu geç.. Yukarı odadan bir ses daha geldi. Kalbimin sesini duyuyorum, çünkü koridorun sonunda, buzlu cama ışığın gölgeleri vuruyor.. Pek güneş almayan bir oda olduğu için genelde karanlıktır Taner’in odası ama perdelerde çekilmiş belliki yoksa bu kadar karanlık olmaz, ama bir ışığın gölgeside titreye titreye camlara vuruyor. Taner dedim, biraz kısık bi sesle, kapı kapalı, müsait midir gireyim mi? Cuma, gir içeri, benide bilgilendir ayrıca, şimdi derse girmem lazım dedi ve kapattı. Kapıyı tıkladım… Ses yok. Serra, orda mısın? Ses yok. Kapıyı tekrar tıkladım, ses yok… Hadi bi cesaret, kapıyı yavaşça açtım… Şuana kadar anlattıklarımda eksik var fazla yok açıkçası. Kapıyı açtığımda gözüme çarpan 3 şey vardı, birincisi, halının üzerinde yuvarlak bir şekilde mumlar dizilmiş ve her biri yakılmış. Kapının penceresine vuran ışık kaynağı belli oldu. İkincisi, Serra ortasında diz çökmüş oturuyor, sırtı bana dönük, saçları dağılmış. 3sü, ileri geri eğilerek hareket ediyor ve delicesine bir şeyler yazıyor… 5 saniye, Allah’ım, bu her korku filminde olan hadise başıma mı geldi? Lan, rüya mı bu? Exorsist filmleri ile t.şak geçerken iyiydi değil mi? Bildiğim ayetler nelerdi? Kaçsam mı, kıza seslensem mi? Taner mk.. gibi zilyon tane düşünce bu 5 saniyede geçti. Sesim sanki başka bir yerimden çıkıyormuşçasına sadece ‘Serra?’ diyebildim… (@Hamza Gölbaşı hala zenciler yok hocam, ama fazlası var) Sesim sanki başka bir yerimden çıkıyormuşçasına sadece ‘Serra?’ diyebildim…Ama ne sesimi duydu, ne de beni fark etti serra. Saçları yüzünün büyük bir kısmını kapatmış, bildiğin Samara Morgan olmuş. Tavanda yürüse şaşırmayacağım. Serra diye seslendim tekrar, yine ses yok. İleri geri sallanarak bir şeyler yazmaya devam ediyor. Zorluklada olsa birkaç adım attım, yanına yaklaştım, hala beni farketmedi. Diz çöktüm mumlarının bir kısmını çekerek. Serra napıyorsun dedim, ses yok. Ne yazıyorsun dedim, ses yok. Çalışma odasındaki pirinç kalemliği almış, içindeki kalemlerle bir kağıda bir şeyler yazıyor sürekli. Ben olayı anlamlandıramadım, beynim sürekli içinde bulunduğum b.ktan durumu çözmeye çalışırken error vermiş, sadece kızın mum ışığı yansımasıyla harıl harıl birşeyler yazmasına odaklanmış korkuyla ne yapacağımı düşününüyordum. Deli cesareti geldi, Taner’inde dediği gibi kağıda uzandım ve hızla çektim… Kağıdı çektim ama içten sıçmak nedir orda öğrendim. Belirli bir ritimle öne arkaya yavaş yavaş eğilen kız kağıdın alınmasıyla birden durdu. 45 derece açıyla yere bakar şekilde kaldı, kıpırdamıyor, nefes bile almıyor.. Naptım lan ben? Tepki verecek mi? 112yi arasa mıydım? Biri beni uyandırsın mk.. Derken belki birkaç saniye öyle kaldı ama bana ömür gibi geldi. Yavaşça soluna, bana doğru döndü. Gözlerinin içine baktım, bilinç yok ama kinle bakıyor. Yüzü sinirle gerildi, tıslar gibi, daha önceki sesine hiç benzemeyen bir şekilde, ‘daha bitmedi, geri ver!’ dedi… Yüzü tanıdığım Serra değildi açıkçası. Her an saldıracakmış gibi bakıyordu ve gözleri kan çanağına dönmüştü. Mum ışığının yüzüne vurmasıyla yüz hatları daha da korkunç bir hal almıştı. Serra ne bitmedi, ne yazıyorsun dedim. Sen kimsin? diye sordu. Sesi hala tıslar gibi çıkıyordu. Serra, Cuma ben, Taner’in arkadaşı, bir haftadır tanışıyoruz, şaka mı yapıyorsun dedim, Onlardan biri misin? diye sordu. Onlar kim ne vs derken bir anda Serra bayıldı. Allah’tan bana doğru düştü, mumlar yakmadı bi tarafını. Kızı kucağıma aldım, tavşan gibi titriyordu, yatağına yatırdım. Üzerine battaniyesini çektim ve birkaç saniyeliğine de olsa olanları anlamlandırmak için düşünme vaktim oldu. Mumları söndürdüm, bi kenara aldım, tam gitmek için kapıya yönelecekken aniden bi el bileğimden kavrayıp sertçe çekti… O an cidden korktum ama. Hiç beklemediğim zamanda denk geldi. Döndüm, Serra uyanmış, bana bakıyordu. Sen kimsin diye sordu tekrar. Serra, şaka yapma lütfen, Cuma ben. Cuma, nolur koru beni, beni kaçırmak istiyorlar… Cuma, nolur koru beni, beni kaçırmak istiyorlar, burda kal…Der demez tekrar uykuya daldı/bayıldı(tam ayırdımını yapamıyorum). Ben etrafıma bakınıyorum, kendime bakıyorum, anlamlandıramıyorum. tırsmış vaziyette yatağın kenarına oturdum. Ne yapayım ne yapayım derken yazdığı kağıdı elime aldım. Baştan sona kağıdı okurken-içeriğini daha sonra paylaşacağım- iyiden iyiye kafam karıştı. Bir yerden bir şey görmeyi beklercesinede sağa sola bakınıyorum. Hani bi his vardır ya, hep ensenizin arkasında sürekli biri varmış hissi. Taner’i aradım, açmadı p.zevenk. Biraz vakit geçirmek için telefonda bi oyun açtım. Oyunu oynuyorum ama bir gözüm Serra’da ve bir şey olsa anında topuklayacak şekilde oturdum. 20-25 dk bir şey olmadı, odama geçeyim dedim… Odama geçip kariyere devam ettim, Taner aradı, uyuyor bir şey yok dedim. Biraz rahatlamış, birazda hala tedirgin, oyuna dalmışım. İki wonderkidi takıma kazandırmanın verdiği haklı gururla sigaramı yaktım, Gaziantep’le olan maçı izliyorum. Değişiklikler, şunlar bunlar derken iyice ağırlık çöktü. Hafif uykuya dalar gibi oldum, gözlerim tam kapanırken, uykuyla uyanıklık arasında bir çığlık.. Hemen koridorun sonundaki odaya koştum, kapıyı açtım. Serra başını ellerinin arasına almış, bağdaş kurmuş yatağın üstünde ve oval bir şekilde dönüyor ve olabildiğine çığlık atıyor. Ellerinden tuttum, sarsıyorum ama çığlık atmaya devam ediyor, git, lütfen git, sizden olmayacağım, rahat bırakın beni!.. Gözleri sımsıkı kapalı.. Omuzlarından tutarak sarstım, gözlerini açtı ve baktı. Allahtan çığlığı kesilmiş diye düşünürken duvara doğru sıçradı, işaret parmağıyla arkamı göstererek, giit! diye bağırmaya başladı… Arkama hızla döndüm, arkada hiçbir şey yok Sadece eski tekli bir koltuk var. Elini yüzünü yıkayayım kızın kendine gelsin diye zorla kaldırdım banyoya götürdüm. Sıcak suyu açmak için mutfağa kombiye gideceğim, nolur gitme, yalnız bırakma beni diye ağlamaya başladı ama bilinci yerinde değil. Gözleri yana kayıyor, kesik kesik nefes alıyor ve ağlıyordu. Küvetin yanına mermerin üzerine oturttum, yüzünü ve saçlarını yıkadım. Biraz kendine geldi, yüzünü banyodaki el havlusuyla kuruladım. İyi misin dedim, iyiyim iyiyim dedi. Yürüyebilirsen odana geçelim iyice kurulan, hasta olacaksın dedim. Ayağa kalktı ama hala titriyordu. Koluna girip odasına girecekken eşikte durdu, düşer gibi oldu hemen yakaladım, bir yandanda ağlaması arttı. Cuma hala orda dedi kısık bi sesle.. Gel dedim, benim odama geçelim. Odama geçtik, bir bardak su verdim, elleri titrediği için yarısını üstüne döktü. Konuşabilmesi için biraz süre tanıdım. 5 dakika kadar sadece elindeki bardağa baktı. Sonra, kağıt sende mi dedi. O karmaşada kağıdı katlayıp arka cebime koydum ama yaktım dedim sadece. Herşeyin başa sarmasından korktum. Demin ne oldu niye çığlık attın, korktuğun şey ne diye sordum. Uyandığında annesinin cesedini yanında kanlar içerisinde yatarken görmüş, diğer tarafa dönünce de babası kanlar içinde yanında yatıyormuş. Onları görünce hemen yatakta oturur vaziyete geçmiş. O sırada sen geldin ve karşıdaki tekli koltukta simsiyah bir figür, elinde simsiyah bir sopayla duruyordu. Gözleri kıpkırmızı bana bakıyordu, sonrasını hatırlamıyorum dedi. Peki onun öncesinde noldu, kağıdı niye sordun, onlar kim diye sormaya başladım… --Herşeyi gördün mü? --Evet, odaya girdim, herşeyi gördüm.. --Anlatmasam olmaz mı? Seninde başına birşeyler gelmesini istemem --Ben böyle şeylere inanmam, anlat, bir problem varsa beraber çözelim. --Benim hakkımda yanlış bir şey düşünmeni istemem, bu ilk kez olmuyor. Ama uzun süredir rahattım ve ilk kez biri gördü. Hiç kimse bilmiyor. --Serra, korkma, yardımcı olabileceğim bir şey varsa yardım ederim tabii ki. Senin hakkında da yanlış bir şey düşünmem. --O kağıt bir mesajdı. Onlardan geldi. Liseden beri geliyor. Onlar hep beni takip ediyor… --Onlar kim? --Onlar bir grup. Ben lisedeydim, Türkiye genelinde bir sınav yapıldı ve 1. oldum. Benim gibi 10-15 kişiyi İzmir’e davet ettiler. Ailelerimizden izin aldılar. İzmir’deki üniversiteleri gezdireceklermiş. Bizi götürdüler, ama ne üniversite gördük ne başka bir şey. Araba değiştirdik İzmirde bir kasabada. Diğer araçla ıssız bir yerde bir binaya götürdüler. klinik gibi bir yerdi içerisi. Birkaç test yaptılar, sorular sordular. 2 kişi o testler sonucu evine gönderileceği söylendi. Diğerleri ve beni farklı bir binaya götürdüler. Ailemize tıbbi test yapılacağını vs söylememişlerdi. Ben itiraz ettim ama zorla testleri uyguladılar. Serum bağladılar, anestezi verdiler. Uyandığımda başımda bandaj vardı. --Ne yaptılar, ameliyat vs mi? --Evet, bir cihaz bağlamışlar beynime-O sırada başının sağ kısmında saç olmayan belli belirsiz yara izini gösterdi-. O cihazla bazen bana mesajlar gönderiyorlar. O an için anlamadığım mesajlar, kontrolümü kaybediyorum, yazıyorum, uyanınca mesajı çözmek için uğraşıyorum. Lütfen sendeyse kağıdı ver. Çok önemli. --Yaktım. Ne tarz mesajlar gönderiyorlar, ne istiyorlar senden? --Anlatmam halinde başına bir şeyler gelir. Bu yüzden kimseye anlatmıyorum. Lisede anlatmaya başladığım anda hep uyarılar geldi. --Burda ikimizden başka kimse yok, anlatabilirsin. --Beni her zaman takip ediyorlar. Telefonlarımı dinliyorlar, kontrol ediyorlar. Mesajlarımı okuyorlar, e-maillerimi takip ediyorlar, sevgililerime bile karışıyorlar. Taner’i istemiyorlar. Kızgınlar, ayrılmamı istiyorlar. Arada telefonla arıyorlar, mesaj atıyorlar. Seçeceğim üniversiteye kadar onlar belirledi. --Bana numaralarını verebilir misin kayıtlıysa? --Kayıtlı, telefon odamda gidip alabilirsin. Hikayenin şuan hiç beklemediğiniz şekilde geliştiğini az çok tahmin edebiliyorum. Serra ile konuşana kadar bende cinli bir mevzuu bekliyordum açıkçası ki lisede yatılı okulda okuduğum için bu tarz birkaç olayla karşılaşıp realistliğimi korumuştum. Bu farklıydı ama, hiç tahmin etmediğim şeyler anlatıyordu. Odasına gittim, korkarak tabii, telefonunu aldım. Şifresini söyledi, arama kayıtlarına geçtim. Telefon bomboştu. Rehber silinmiş, arama kayıtları silinmiş, mesajlar silinmiş.. Resim bile kalmamış. Fabrika ayarlarına dönmüş resmen. --Burda hiçbir numara kalmamış, mesajlar yok.. --Onlar yaptı. Bizi dinliyorlar, silmişlerdir. --Herhangi bir yere yazmış mıydın peki aradıklarında? --Cuma, daha fazla anlatmamalıyım. Anne ve babamın cesedini göstermeleri zaten bir uyarıydı. --Serra, ömür boyu bunu çekme, gerekirse polise gideriz. Anlatmaya devam et lütfen. Bir yere yazmış mıydın? --medeni hukuk kitabının 43. sayfasına yazdım. Kitap çantamda.. Kitabı gidip aldım, merakla 43. sayfayı açtım. Tahmin edin noldu? 43. sayfa yırtılmış.. Takip ettiklerini söylemişti, takip edenleri başkalarının görüp görmediğini sordum. Taner gördü ama ona bahsetmedim dedi. Bu örgütün amaçları nedir, niye size böyle bir şey yapsınlar ki? Dedim... --Türkiye’deki en zeki insanları bulmaya çalışıyorlarmış. Bizi tespit ettiler. Üniversite sınavını kazandım. Türkiye’de her bölüme gidebilecekken Ankara hukuğu yazdırdılar. Ben istememe rağmen tehdit ettiler. Bizim ilerde üst düzeyde birileri olacağımızı düşünüyorlar. Hükümette, devlette kilit roller üstlenecekmişiz. Zamanı geldiğinde de bizi kontrol edecekler. Böylece ülkeyi yönetecekler… Anlattıkları zerre aklıma yatmıyordu ama böyle 8 saat konuştuk. İlginç bir vaka olduğu içinde dün gibi hatırlıyorum. Her şekilde sıkıştırmaya, kafasında kurduğu dünyanın bi açığını bulmak için elimden geleni yaptım. Ama her soruma mantıklı bir şekilde cevap verdi. Odtü’de İngilizce öğretmenliği okurken, yandal psikoloji üzerine yaptım. Tüm bulgular paranoid şizofren olma ihtimalini gösteriyordu. Ama ciddi manada zeki olduğu için kendi evreninde hiçbir açık yoktu. 8 saat, dile kolay. İnsan bir cümlesinde bari tutarsız olur ama yok. Tamamen tutarlı bir şekilde ve inanarak anlatıyordu. 8. saatte artık dedim, Serra, acaba hastalık ihtimalini düşündün mü? Belki paranoid şizofren olabilirsin? Bu ayıp değil, belki kendin yaratmışsındır bu dünyayı? --Tabii ki düşündüm, ama diğer insanlarda onlar ararken duydular. Takip ettiklerinde Taner’e sordum, bu adamları görüyor musun diye, Taner ‘görüyorum tabii ki ama sana neden dik dik bakıyorlar, tanıyor musun’ dedi. Ayrıca, hadi dediğin gibi olsun, hasta olsam bile bir tedavisi mevcut değil. Elektrik şoklarından beyni laçka edecek ilaçlara, bir sürü işkence edecekler tedavi adı altında. Hem sen haklıysan, bu benim için kötü, ama ben haklıysam bu bizim için felaket olur. Ve ben gerçeği öğrenmek istemiyorum. Bir şey diyemedim. Taner geldiğinde durumu anlattım, hastaneye gitmesi gerektiğini, akıl sağlığında bir problem olabileceğini izah ettim. Ama Taner salağı, Cuma ben ona inanıyorum bana bir parça anlattı ve takip edenleri gördüm dedi. Gerizekalı. O geceden sonra bir süre daha bizde kaldı Serra. Ben hep kapımı kilitleyerek yattım. Kahvaltı yapmadan evden çıktım, gece 1 gibi uyumaya eve girdim. Bir süre sonra da evden ayrıldım. Fakat ara ara serra telefonla aradı beni. Yardımımı istedi. Şuan takip ediyorlar, nolur yardım et vs gibi. Bilen tek ben olduğum içinde beni arıyormuş. Israr ettim kaç kez doktora gidelim, arkadaşım var diye, gitmedi. Kağıda gelirsek, işler burada ilginçleşiyor. Kağıt üzerinde çözemediğim bir sürü harf vardı. Belki gerçekten şifreli bir mesaj, belki rastgele sıralanmış harfler var. Kağıdı Taner’in ısrarı üzerine o gece Serra’ya geri vermek zorunda kaldım ama çizdiği resim ve yazdığı bir koordinat vardı. Koordinatı Google earthde yazayım dedim, ne kaybederim. Açıkçası hiçbir şey beklemiyordum ama Ulustaki bir evin koordinatlarıydı. Gitmedim o eve. Diğer açıklayamadığım şeyse, geçen yaz bu hikayeyi sınıfta öğrencilerime konuşma dersinde anlattım. Öğrenciler inanmadı, durun dedim, isterseniz Serra’yı bi arayayım. Rehberi açtım, Serranın numarasını buldum ama bir gariplik vardı. Birisi, Serra’nın numarasının yarısını silmiş… Orda tekrar şaşırdım. Çünkü evden ayrıldığımda bile birkaç sefer aradı ve numarası kayıtlıydı. Bunu ve ulustaki ev olayını açıklayamıyorum. Serra gerçek ismi değil bu arada kızın. Bizede gerçek ismini söylemiyormuş, gizlilik için. Geçen Taner’e sordum naptınız diye, nişanlanmışlar, ayrılmışlar, şimdi hakim olarak atanmış o kız. Nereye atandığı bende kalsın ?Üst kat mevzusuna gelirsek. Evden çıkana kadar o sesler gelmeye devam etti. Ama hiçbir zaman gerçeği öğrenemedim. Bir gece orda Serra'nın bahsettiği karaltıyı Taner'de gördüğünü iddia etti. Hemde aynı koltukta gece 3te uyandığında görmüş. Ama o gerizekalı kendi gölgesini görmüştür. İlginç olan, diğer mesajlar geldiğinde asla karaltı benzeri birşey görmemesi Serra'nın. Ve mum vs hiç yakmadığını söyledi.. Evin farklı bir enerjisi varmış ona göre.

Hikayenin tamamı. Bu kadar uzun forum tarihinde birşey yazmadığım için sonuna şu kelimeyi ekliyim;

Hürmetler...
 
Bizim anlatacağımız hikayeler de illa esrarengiz olaylar mı olmalı yoksa başka konular hakkında da olabiliyor mu?
 
13-Ses yok. Serra, orda mısın? Ses yok. Kapıyı tekrar tıkladım, ses yok… Hadi bi cesaret, kapıyı yavaşça açtım…
aman yarabbi. bakamayacağım....

G%C3%B6zleri-Kapamak.jpg
 
30-Bir şey diyemedim. Taner geldiğinde durumu anlattım, hastaneye gitmesi gerektiğini, akıl sağlığında bir problem olabileceğini izah ettim. Ama Taner salağı, Cuma ben ona inanıyorum bana bir parça anlattı ve takip edenleri gördüm dedi. Gerizekalı. O geceden sonra bir süre daha bizde kaldı Serra. Ben hep kapımı kilitleyerek yattım. Kahvaltı yapmadan evden çıktım, gece 1 gibi uyumaya eve girdim. Bir süre sonra da evden ayrıldım. Fakat ara ara serra telefonla aradı beni. Yardımımı istedi. Şuan takip ediyorlar, nolur yardım et vs gibi. Bilen tek ben olduğum içinde beni arıyormuş. Israr ettim kaç kez doktora gidelim, arkadaşım var diye, gitmedi. Kağıda gelirsek, işler burada ilginçleşiyor.
bu taneri hiç sevmedim
 
girdiyse bi bildiği vardır seklinde mi dsajkadsjkads
layklayarak geliyorum siper alın

Girdi girdi de bir sorun bakalım niye girdi? Mutlaka bir açıklaması vardır.

Bu arada tanıdığım, kabul ettiğim, varlığı beni benden alan tek cin

20080118172439.webp
 
mk nin hikayede bir kez daha mk adına utandım. ne büyük ümitlerle bekledik bekledik sonda rüzgar dedi mantık dedi ya.

Hop orada bir dakika duracaksın Danyal Bey! Cuma Bey'in anlattığı mizah dolu o yazının neresinde paranormal bir şey var! Ben ikna olmadım. O odanın kapısını açacaktı! Açmadığı an benim için bitti! Serra da muhtemelen kafası yıkanmış bir şizofren!
 
Beyler vaktinizi aldım, iyi geceler herkese :) Korkuda kaldı 2 başımdan geçen olay. Ama favorim hala daha tanımadığım 2 lezbiyenle aynı battaniyenin altında gece 3te film izleme hikayem. @Sergen Zeren o hikaye bana ait ama anlatmadım :asd: Formatı değiştirdiğimiz zaman anlatırım :D

format an itibariyle değişmiştir.

///YONETIM
 
Geri
Üst Alt