İyi futbol iyi futbolcularla oynanır ama iyi sistemli takımlar oyuncuların ismi değişse de azami şekilde kayba uğrarlar. Türk futbolunda yakın zamanda Galatasaray'ın 2012-13, Beşiktaş'ın 2016-17 gibi kadrolar kuramayacağı ortada. Bugün bu takımların alışagelmiş bir sistemleri olsa yıllar içinde kadrodaki zayıflamalarına rağmen en azından istikrarlı oyunlarını sürdürürlerdi. Yoksa bundan daha 6 sezon önce Real'i 3'leyen takımın tarihin en kolay grubundan son maçla Uefa bileti alması, 3 sezon önce Türk futbol tarihinin ilk namağlup grup performansını gösteren Beşiktaş'ın Avrupa'nın 3. sınıf takımlarına karşı süzgeç olması bu takımların sadece oyuncu kalitesiyle ilerlediklerinin ve başarılarının günlük performansa bağlı olduğunun göstergesidir. Halbuki Fatih Terim'in 96-00 arası kurduğu takımın ekmeğini, oyuncu kayıplarına da rağmen 2 sezon daha, bilhassa Avrupa arenasında yemeye devam etti Galatasaray. Fatih Terim o dönem içinde de 2011-13 ve daha da belirgini son 2 sezondaki gibi günlük yerel başarıya odaklı takım planlaması yapsaydı Terim'den sonraki Lucescu dönemi de Terim'den sonraki Prandelli-Mancini'den farklı olmazdı. Fatih Terim'in 90 sonu operasyonu sayesinde Galatasaray ŞL'de 2 kez gruplardan çıkıp milli takım ülke tarihinde ilk kez 2 büyük turnuvaya üst üste katıldı.
Sistem dediğimizde işi karıştırmaya, büyük anlamlar çıkarmaya gerek yok. Sistem dediğimiz esasında bir kulübün hüviyetine yerleşen oyun ezberidir. Ajax-Barcelona-Bayern gibi takımlar tarihleri boyunca yüksek pas kalitesi ve daha önemlisi saha yerleşimiyle topa sahip olup oyunu rakip yarı sahada oynayan bir profil belirlemiştir. Jurgen Klopp takımları geçen sezon haricinde hemen her zaman en büyük rakipten zayıf kadroya sahip olduğundan yoğun pas oyunundan ziyade önde gegenle baskılı, kendi topla oynamaktan ziyade yüksek kondisyon ve doğru alan paylaşımıyla rakip takımı bozmaya yönelik, kontraya dayalı oyun planını tercih etmiştir. Fatih hoca tek kulvarda oynattığı 2011-12'nin Elmander takımı haricinde yakın zamandaki hiçbir görev süresinde takımın kimliğini belirleyen ve kendi imzasını taşıyan oyun stilini yerleştiremedi. Bunun Fatih Terim'in oyun tekniğindeki yetersizliği kadar 3. döneminde Ünal Aysal'ın dayattığı koşmayan yıldız takıntısının ve 4. döneminde kendi kurmadığı kadroyu sahiplenmesinin de payı var pek tabii. Ancak takımı 4. kez alalı 1.5 yıl, 3 transfer dönemi olmasına rağmen takıma bir kimlik kazandırma konusundaki ağır kanlılığı beni endişelendiriyor. Biz bir sistem belirlemeyip Fatih hocanın iyi oyuncuya dayalı bireysel performanslarına bağlı kaldığımız sürece iç sahayla deplasman, Türkiye'yle Avrupa performanslarımız da geceyle gündüz kadar farklılık göstermeye devam edecektir.
Bireysel performansa dayalı oyun en iyi ihtimal bir takımın tabanını yüksek tutar, iyi oturtulmuş bir sistemse tavanına ulaşmasına katkı sağlar.