Cevap: Ntvspor Programları
ntv spor için fb tv diyince kızıyorlar bi de.
bize stoch gibi adam lazımdı lafa bak rıdvan ın ne kadar tarafsız olduğu belli.hele l.cana için türkiye de bundan 60 tane daha iyi var demesi yuh artık.ama flying dutchman bloğunda kapağı iyi koymuş rıdvan a
Bunu çok yazmışımdır. Sene 2003 sonbahar ayları. Yıllardır her transfer döneminde adı Fenerbahçe için geçen Pierre van Hooijdonk imzayı atmış, ilk maçına çıkmış. O sırada tribünde olan bizim blog tayfasından Barad-dur anlatır, daha üçüncü dakikada bir adamın ayağa kalkıp "lan Hooijdonk devesi katlettin maçı sktir git bu takımdan" dediğini. Hep anlatırım bu örneği. Türk futbol izleyicisinin ülkeye gelmiş futbolcuları yorumlama şekli genelde böyledir. Değişen şey bu yoruma ulaşmak için geçirilen zaman ve bunu ifade ediş şeklidir. Yıllar geçtikçe ve biz skora, başarıya endeksli bir "kendine taraftar topluluğu" yarattıkça zaten toplumsal karakteristiğimizde olmayan sabır duygusunun da esamesi okunmamaya başlandı. Tribünde 3. dakikada ayağa fırlayan adamla, TV ekranlarında konuşan insanların da pek farkı yok aslında. Birisi bunun için para alıyor, diğeri para veriyor tek fark bu kabaca.
Dün Rıdvan Dilmen yine, yerlerde sürünen dünya futbolu bilgisiyle ve aslında bu bilgiye ihtiyaç duymayacağı bir konuya parmak bastı. "Bu Cana'dan Türkiye'de 60 tane bulurum" diyerek. İnternet alemlerinde ve bugün eminim sokakta, işyerlerinde herkes aynı fikirdeydi, çok vardı bu Cana'dan...Hepsine katılıyorum. Çok var zaten Cana'dan doğru...Bu dünyada hangi futbolcudan çok yok ki. Ya da şöyle diyelim, bugünün futbolunda artık bir futbolcudan "1 tane" olması bile, 1958'deki Pele, 1986'daki Maradona'nın yarattığı farkı yaratmayacak durumdayken, hala bu ".....dan çok var" lafının manası nedir anlamıyorum.
Yukarıdaki lafımızdan başlayalım. Hani şu "hangi futbolcudan çok yok ki?" tarafından. Dünya üzerinde bana mevkisinde rakipsiz, alternatifsiz olan oyuncuları bir sayın mesela. Ama alternatifsiz derken bizim, zamanında "alternatifi yok" diye masallara daldırdığımız sonra gittiği tüm Avrupa takımlarında, hiçkimseye alternatif olamamış ve gerisin geriye, sözde alternatifinin olmadığı ülkede ancak iş bulabilmiş krallarımız gibi olmasın. Ciddi anlamda yerini kimseye değişmeyeceğimiz, dünyada tek diyebileceğimiz adamlar. Kaleci....Yok böyle bir adam. Buffon derseniz, Casillas derim, berikisi ordan Van der Sar der, diğeri Julio Cesar der, bir çırpıda 10 tane adamı altalta yazarız. Tandem ikilisi için ha keza. Lucio, Terry, Vidic, Pique, Ferdinand, Puyol ve hatta Lugano...Dünyanın en iyi sağ beki bana göre Maicon. Ama Sergio Ramos onu çok aratır mı?....Bu iş böyle sürer gider. Dünyada hemen hemen her mevkideki adamdan 10 tane bulabilirim ben de merak etmeyin. Hem de "en iyisi" denilen adamlar için. 1 tane adamın durumu özel. Lionel Messi. Ama artık futbol öyle bir noktaya geldi ki, (yine ilk paragrafın sonuna gelirsek), bu özel oyuncular bir takımı uzun soluklu taşıyamıyorlar ve ellerinde ona alternatif yaratabilecek bireyleri olmayan takımlar, sistemi çalıştırma yolunu seçip üstünlük sağlıyorlar. Almanlar, bu gezegenden olmayan adamın takımına 4 gol sallarken de bunu yaptılar. Kısacası artık çıkıp "bu adamdan bizde 50 tane var" demek, söz konusu oyuncunun sıradanlığını belirtmek için bir ölçü olmadığı gibi, gözümüzün önünde duran bir gerçeği de yadsımak oluyor.
Futbol takımları, adı üstünde birer takım oluşturmak için kurulurlar. Maddi değeri ve yetenekleri yüksek olan takımlar, kuruldukları anda başarıya ulaşmazlar doğal olarak. Başarıya sistemler ve organizasyon götürür. Bu yüzdendir ki dünya tarihinde birçok takım, onu oluşturan oyuncuların toplamından daha fazla performans göstererek sinerjiyi yaratabilmiş ve başarılı olmuştur. 2009-10'un Fulham'ı, Twente'si ve Bursaspor'u bunun bir örneğidir. Rıdvan Dilmen ve bu tür yorumları yıllardır ağızlarına pelesenk edenler muhtemelen Fulham takımındaki her oyuncudan 50'şer tane bulabilirler burada. Buluruz elbet. Ama bu o oyuncunun o takım içerisindeki rolünü ve yerini yorumlamak için yeterli bir sebep olmadığı gibi bunu 45 dakikalık bir zaman diliminde yapmak ayrıca mantık dışıdır. Zaten burada amacımız sadece Cana'yı savunmak olmadığı gibi lafımız da sadece Dilmen'e değil, onun TV ekranlarına taşıdığı bu zihniyete.
Mircea Lucescu'nun, Galatasaray'ı şampiyon yaptığı ve Şampiyonlar Ligi'nde ilk tur gruplarından çıkartıp, çeyrek finalin kapısına getirdiği 2. sezon kadrosundaki oyunculardan Gustavo Victoria Çaykur Rizespor'a, Andres Flerquin önce ligini 14. bitirecek olan Rennes'e, sonra da İspanya 2. Ligi takımlarından Cordoba'ya transfer oldu. Sebastien Perez ortalarda görünmedi, Bülent Akın'ın futbol hayatı 30'a gelmeden bitti, Radu Niculescu şu an Romanya'da bar işletiyordur. Hikayeyi ters çevirelim, Galatasaray Çaykur Rize'den, Cordoba'dan ve FC Istres'den transfer ettiği futbolcularla Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ve lig şampiyonluğunu hedeflesin. Muhtemelen "bu amatör topçulardan bizde 150 tane var" diyeceğizdir. Ama bu adamların, bir takımın içine oturduklarında Galatasaray tarihinin Avrupa'daki iyi sezonlarının sonuncusunu yaşattıklarını unutmamak lazım. Yoksa merak etmeyin, biz de Bağcılar Gakkoşlar Kahvesi'nden böyle 50 tane yorumcu buluruz.
https://vliegendenederlander.blogspot.com/...tane.html