Bazen bir şirkette uzun ve mutlu bir süreş geçirirsen kendine konfor alanı oluşturursun sonra işlerin kötü gittiğini farketmezsin. İşte yaşadığı tam olarak bu.
Geçen yıldan brri alarm güçlü güçlü çalıyor, ben burada “kendisine tapıldığı dönemde” bu konuda eleştiriliyordum, bu yüzden de az linç edilmedim.
Bakın alarm ilk sezon Konya maçıyla başladı. Maç berabere giderken ne kadar hücumcu varsa sahaya attın, orta sahayı boşalttın ve gol yiyip elendin. Aslında bu bir işaretti. Senin oyununun hangi durumda tutup, hangi durumda patladığına dair.
Aynı sezon Beşiktaş maçında ikinci uyarı geldi. Yine maç 2-1 devam yaptığın değişikliklerle orta sahayı iyice düşürdün ve maç 3-1 bitti.
Normalde bu iki maçla aslında işareti alabilirdin, yeni sezonda daha iyi oyunu nasıl geliştiririm diye düşünebilirdin ama onun yerine “olur o kadar” diyerek kulak üzerine yatıldı.
Geçen sezon daha fazla maçta alarm verildi. Öncelikle hazırlık maçı Sturm Graz, 70’den sonra yediğin 2 golle 2-0 yenildin ama ilk yarıda 5 olabilirdi. Ama tuttun maç başı oyun planını gözden geçirmek yerine “Değişikliklerden sonra 2 gol yedik, hazırlık maçlarında herkesi görmek istiyoruz, böyle sonuçlar doğal” a bağladın. Ki o da problemdi, değişikliklerle takımın bir anda patır patır gol yemesi, Hull City maçında da olmuştu 3-1 önde giderken 83’den sonra 3 gol yiyip 4-3 yenilmiştik.
İlk Zalgiris maçı, ilk Molde maçı, iki kopenhag maçı, hatay maçı, ikinci Manu maçı, ikinci Prag maçı ve Fenerbahçe maçı… Hepsi oyun planınım açıklarını, yapmaman gereken şeyleri net şekilde gösteriyordu.
Yine bunu görmek yerine “O kadar da maç kaybedilir canım” diyerek oyunun kusursuzmuş gibi gördün.
İlk olarak fortuna maçında başladı işaretler, Parma maçında devam etti. Beşiktaş maçında freni boşalmış şekilde geldi ama o kadar sorunu görmemeye odaklı ki ikinci Young Boys maçında orta sahada ezilmişken Bats, Icardi, Ziyech gibi 3 tane seni oyun anlamında eksik bırakacak isimle çıktı.