Yaşı yeten varsa bana fblilerin 96-2000 arasındaki psikolojilerini, durumları, mazerertlerini anlatabilir mi?
Hemen hemen her sezona kendilerini "transfer şampiyonu" görerek başlarlardı, medya da öyle gazlardı ama genelde sonucu iyi olmazdı çünkü istikrarın önemini bilmiyorlardı. UEFA kupası gelene kadar genelde şimdiki gibi "haksızlık" modunda değillerdi. Sadece bu GS dönemi geçici derlerdi, iyi bir jenerasyon yakaladınız, Hagi gibi adam buldunuz ama böyle gitmez derlerdi. Elbette hakem tartışması yine olurdu ama bu derece tüm camialarını ele geçirmemişti. Beşiktaşlılar daha çok girerdi o mevzuya çünkü o 4 sene onlarla çekiştiğimiz yıllar daha çoktu ve onlar o 8-0 maçına çok takılı kalmışlardı. FB'lilerin hakem konuşmaya sanki çok yüzü yoktu. Haluk Ulusoy'un GS'li olması üzerinden komplo teorileri atarlardı ortaya ama kendilerinin de çok inanmadığı belliydi. Kalıcı olarak bu kadar ezileceklerini düşünmedikleri için belki de o teorilere bugünkü kadar sarılmadılar.
Sonra bir de tutundukları stat mevzusu var. Biz stat yapıyoruz, ondan geride kaldık ama bitince domine edicez diyorlardı, bunda biraz haklılık payları var bu arada. Gerçekten onlar stadı tamamladıktan sonra biz stad işini uzun süre beceremediğimiz, aksine para harcayıp yapamadığımız için bizden daha iddialı ve güçlü bir pozisyondalardı. Hem ekonomik olarak onları bize kıyasla güçlendirdi, gerçekten bir süre de kadroları genelde önümüzde oldu. Hem de derbiler başta iç sahada hem rakibi hem hakemleri çok etki altına alıyorlardı. Ona rağmen türlü travmalar yaşadılar malum o ayrı. Bir de tabi malum 6-0 yaşandı, o da çok iyi sakız oldu ağızlarına, onunla avundular uzun süre, şimdi geriye bakınca aslında iyi olmuş bile diyorum. Çok kibirlendiler o ara ve devran döndü sandılar. Bir süre daha da fena gitmedikleri için o büyünün çok etkisinde kaldılar.
Tabi UEFA kupasından sonra yavaş yavaş şirazeleri kaydı. Önce tesadüf diyerek küçültmeye çalıştılar. Onu da işte tesis altyapısı yapmadan başardınız bahanesi arkasına saklanırlardı. "biz tesisleştik, siz tesisleşmeden başardınız, ondan sizinki tesadüf ve devamı gelmiyor, biz tesisleşip başarıcaz ve devamı da gelecek" diye hayaller kurarlardı. Bu arada "devamı gelmiyor" kararını verdikleri yıl da 2003, ya da belki bir ihtimal 2004 falan. Yani kupa üstüne CL'de çeyrek final oynamamıza rağmen, üstüne bir kere daha gruptan çıkıp, son 16 gruplarında (evet son 16 tekrar grup oynanıyordu) çok güçlü bir grupta (Liverpool, Barça, o yılların iddialı Roması ve biz) son maçta elenmemize rağmen sadece 1-2 sene başarısızlıkla sözde "devamı gelmediği" için "tesadüf" deme cüretini göstermişlerdi.
Kendileri Avrupa'da 1-2 iyi sezon geçirdikleri an bize laf çakmaya başladılar. Sevilla'yı elediklerinde "UEFA şampiyonunu eledik, Sevilla başka UEFA şampiyonlarına benzemez" gibi göndermeler yapmaya kalktılar. hatta CL çeyrek finalinin TR futbol tarihinin en büyük başarısı olduğunu falan söyleyen yöneticileri oldu. Bu laflarla kıskançlıklarını ve başarılarımız altında ezildiklerini çok belli ettiler.