Az buçuk bilgimle bende öyle olması gerektiğini biliyorum, bazıları herkes herşeyi bilmemeli diye eleştirmiş ama Konya altyapısında yeğenim var 2 tane, as takımada kupa maçlarında çıktılar, Ankaragücünün Ankaragücü olduğu zamanlarda altyapıdaki çoğu çocuğa ingilizce dersi verdim. Kendi ilimin takımına sponsor oldum zamanında, oradaki konuşmalarımızda anlatırlardı. Senin söylediklerine benzerdi. En sevmediğimiz dönem ve en faydalı dönem diye aktarırlardı.Paf takımındayken hoca topları fileyle getirtirdi.Kenara koyardı ama öyle dururlardı ayağımızı değemezdik.3 saat kondisyon - güç - istasyon idmanı yapardık antreman biterdi toplar gerisin geri depoya giderdi.Hiç üşenmezlerdi o topları getirip götürmeye....20 gün civarı bu şekilde devam ederdi antremanlar, o toplara ete salyasını akıtan köpekler gibi bakardık (lan ne iğrenç benzetme yaptım kendime ha) ... Ta ki "herkes bi top alsın" komutunu duyana kadar...
Bazı arkadaşlar hoca arkasını falan dönünce bir iki teperdi toplara...denk gelip hoca yakalarsa gel buraya derdi hoca 100 metre gidiş 100 metre geliş depar cezası verirdi...
Gözlemle baktığımızda da bu şekilde hazırlanmış takımlar sene boyu diri oluyor, nefesi kesilmiyor. Kallinin hazırladığı, Prandellinin hazırladığı, Tudorun hazırladığı takımlar son 8-9 haftada bile son dakikaya kadar koşuyorlardı.