Şu Shaktar'da ki Marlos zamanında bizimle anlaşmaya yakındı. Aman Carrusca olur ha, yea bırakın Brezilya'nın çöplerini toplayıp getiriyorlar. Gelmesin, çöb tobcu falan yaıldı bu forumda hatırlıryorum. Şimdi maçı izledim, penaltı pozisyonuda olsun genel olarak maç içinde olsun "ben ileride en aşağı 20-25'e transfer yaparım" seviyesinde futbol oynadı. Taison mesela Metalist'ten alınmış. Fred falan bize alınmaya kalksa önce spor basını sonra da taraftarlar tarafından gelmeden vurulurlar. Tüm bunların etkisinde kalan hocalar da tutar bir tane ismi olan, kariyerinin sonunda oyuncu oynatır yerine. Bu adamlarda kenarda otura otura eriyip giderler. Sonra bu kısırd döngü başa döner. Basın ve taraftarlar, bakın biz söylemiştik bu adamlarla olmaz, derler. Sonra yönetimler bunu kanıksa, transferlerin yönü değişir. Mantığı farklılaşır ve Türk futbolu bu haliyle devam eder. Kendi paradoksumuzda boğuluyoruz.
Futbol oynamayı başarmış, kontratlı her porfesyonel futbolcu bir yeteneği olduğu için o seviyeye çıkabilmiştir. Mesele bu yeneteği değerlendirebilecek takım ve hocalardadır. Porto'da yeteneklere önem vermek kulüp felsefesi olduğu için bu kadar çok oyuncu pazarlıyorlar. Porto'nun sattığı oyuncuların önemli bir kısmı gittiği takımda hiçbirşey veremeden, Porto'ya geri dönüyor ya da beklentilerin altında kalıyor. Sebebi işte budur. Bu sadece Türk futbolunun da değil, Dünya'da ki her futbol organizasyonunun, istisnalar hariç, paradoksudur.
Mesela hızlı ve geniş alanlarda iyi dribblingleri olan iki tane genç kanat oyuncusu mu buldun. O zaman onlara göre sistem geliştireceksin, Galatasaray "bilmemne oynar" deyip yola devam etmeyeceksin. Dünya'da her sistemi kullanarak şampiyon olan, başarılar elde edenler var. Akla gelen her sistem, bir şekilde, doğru oyuncularla başarıyı getirebiliyor. Biz büyük takımız hücum oynarız, biz küçük takımız kontra oynarız diye birşey yok. Oyuncularına ve takımına en uygun sistem ne ise onu oynarsın. Çok iyi bir forvet arkası ve genç hızlı kanatların varsa "4-2-3-1" oynarsın. Harika iki santraforun ve müthiş göbeklerin varsa "4-3-1-2, 4-1-2-1-2 veya 4-4-2" oynayabilirsin. Futbolu pragmatist algılamaya başlamazsak ülke olarak hiçbir başarıya ulaşamayacağımız artık iyice aşikar.
Türkiye'de modern bir oyun anlayışı benimseyen teknik direktör sayısı da çok az. Fatih TERİM, biraz Hamzaoğlu, Şenol Güneş dışında mantıklı ve doğru futbol oynatmaya çalışan hoca yok. Yabancı olarak da Vitor Pereira, bir zaman Slaven BILIC dışında günümüzde örnek verilebilecek hoca yok. Lucescu'yu "bu da hep defans oynatıyor yea" diye her yerden kovmuş bir ülke olarak, yaptıklarımızdan ders çıkarmaya artık başlamalıyız. Hamza gibi doğruyu bulmaya yakın adamlara daha çok destek vermeliyiz, taraftarlar olarak başkanları, kulüp yönetimlerini baskı altına almalıyız. Hocalara ve oyunculara daha fazla destek, yönetimlere daha az sevgi göstermemiz lazım. Çünkü taraftar sevgisini arkasına alan yöneticilerimiz sapıtıyor, soğukkanlı değiller ve ilk sevgi gösterisinde "popstarlaşıyorlar". Ondan sonra kimseyi dinlememeler, teknik heyete futbol dersi vermeler, kafaya göre oyuncu almalar... Sonra mali açıdan da takımlar çöküyor, çünkü hırs ve gündemde kalma arzusu insana herşeyi yaptırıyor. "Ben yaptım diyebilmek" duygusunu öyle kolay kolay bırakmak istemeyen başkanlar, çevresinde ki menajerler ve simsarlar tarafından soyuluyorlar. Tüm bunlar anlaşıldığında herşey için geç oluyor, sonra herşey başa...