Bir derbi maçı daha geride bıraktık. Sevinen biz, üzülense siz oldunuz. Şimdi galip taraf biraz dalgasını geçecek, mağlup tarafsa ya sineye çekecek ya sinirlenecek.
(Merak etmeyin, burada böyle yapacak değilim. Beni az çok tanıyorsunuz, bilen biliyor zaten.) Bunlar derbilerin olmazsa olmazları.
Maça gelecek olursak, söylenecek fazla şey yok. Tatsız tuzsuz bir derbi mücadelesi oldu. Galatasaray daha çok pozisyona giren ancak bunları değerlendiremeyen taraftı. Fenerbahçe ise maçı sağlam savunmasıyla önce güvenceye alıp, sonra da gol bularak sonuca gitmeyi amaçlayan bir yapıdaydı. Şansın
(ve Leo Franco'nun da
) yardımıyla bunu da becerdi. Golü atan ismin biz Fenerbahçe taraftarının günah keçisi Selçuk olması ve yuhalandığı için ağlayan Güiza nedeniyle bizlerle dalga geçen Galatasaray taraftarının, yediği gol sonrası Leo Franco'yu neredeyse ağlatacak hale getiren tepkisi manidardı.
Kayıp her maç sonrası, genelde suçlanan hakem olur. Oyunun bir parçası olan hakemin dün de bazı hataları oldu. İlk yarıda 3 kişi birden ofsayttayken Galatasaray'ın atağını devam ettirmesi, atak sonuç getirmediğinden hakemin şans hanesine yazıldı. Ama Güiza'nın geriden gelip attığı golün ofsayt diye kesilmesi
(gerçi o pozisyonda ofsayt verilmeseydi Leo Franco oyunu bırakır mıydı ya da Güiza golü yapabilir/Leo Franco topu tutabilir miydi
, bunlar ayrı konu) ve son saniyelerde Galatasaray'ın
tartışmasız penaltısının verilmemesi skoru etkileyecek hatalar olduğundan hakemin eksi hanesine yazıldılar. Güiza'ya Elano'ya yaptığı hareketten dolayı sarı kart çıkmaması da önemli hatalardandı.
Maçtan önce her iki takımın oyuncuları ve taraftarlarının, rahmetli Özhan Canaydın ortak paydasında buluşması güzel ve önemliydi. Keşke bu davranışları kişilerin sağlığında da gösterebilsek, karşımızdakilerin de insan ve bizlerden tek farkının gönül verdiği renkler olduğunu hatırlayabilsek.

Bu vesileyle bir kez daha Özhan Başkan'a rahmet diliyorum.
Ancak bu güzellikler kadar bazı çirkinlikler de vardı maalesef ve bahsedeceğim şey, kesinlikle Alex'e isabet eden su bardağı değil.
(Evet, o da çirkinliklerden biriydi ama diyeceklerimin daha önemli olduğunu düşünüyorum.)
Bu çirkinliklerden biri Volkan, diğeri Arda'ydı. Peki neydi bu iki milli oyuncuyu çirkin kılan?
Volkan, son dakikalarda Keita'nın harika vuruşunu olağanüstü güzellikle çıkardı ve kaleci farkının önemini ortaya koydu koymasına ama o kıçıyla top durdurması yok mu, ezeli rekabete ve ebedi dostluğa yakışmayacak bir hareketti. Şöyle bir hareketi mahalle maçında bile yapmadan önce 2 kere düşünür insan. Volkan'ın yaptığı hareket rakibe saygısızlıktır. Ötesi yoktur.
Gelelim Arda'ya. Arda benim de beğendiğim, oynadığı zaman keyif aldığım bir oyuncu. Dünkü maç öncesi sakatlığı vardı ve basından takip ettiğim kadarıyla kendisi oynamak istediği için kadroya alındı ve ikinci yarı sahaya sürüldü. Fakat sakatlığının geçmediği o kadar belliydi ki... Öncelikle sorum şu: Galatasaray dün Fenerbahçe'yle değil de Langaspor'la oynasaydı Arda yine sakat sakat oynamak isteyecek miydi? Bunun cevabının "evet" olmayacağı gün gibi aşikardır. Demek ki maçın Fenerbahçe'yle olması Arda'yı buna iten. Arda'nın sakat sakat oynamakta ısrar etmesini ben, Fenerbahçe düşmanlığına bağlıyorum.
(Kusura bakmayın ama altyapıda mı veriliyor bu Fenerbahçe düşmanlığı, nedir, anlamıyorum.)
Arda'yı eleştirdiğim noktaya henüz gelmiş değilim. Eleştirimi Arda'ya hitaben aşağıda yapıyorum.
* * *
Sevgili Arda, Fenerbahçe ve Galatasaray birbirlerini 100 küsur defa yenmişler. Sen, ben doğmadan önce de vardılar, bizler gittikten sonra da var olacaklar. Bir oyuncunun takımı için fedakarlık yapması güzel bir şey ama bile bile lades demek bambaşka bir şey. Sen profesyonel bir oyuncu olarak, birbirlerini 100 küsur defa yenmiş takımlardan biri diğerini bir kez daha yensin diye spor hayatını tehlikeye nasıl atarsın?
(Eleştiri burası.) Maçta ters bir hareket yapsan, sert bir müdahaleye maruz kalsan ve sakatlığın seni bir daha futbol oynayamaz hale getirse ne olacaktı? Başta kendine, sonra kulübüne ve seni sevenlere karşı ne büyük sorumsuzluk! Lütfen aklını sadece futbol için kullanma.
Dünkü maç sonrası aklıma takılanlar bunlar oldu. Paylaşmak istedim.
Son olarak "geçmiş olsun" diyeyim. Nasreddin Hoca'nın dediği gibi "damdan düşenin halinden damdan düşer anlar" misali şu an nasıl hissettiğinizi tahmin edebiliyorum.

Sıkmayın canınızı. Dünkü mağlubiyet ne ilk, ne sondu. Siz de bizi daha çok yeneceksiniz, onlar da ilk ve son olmayacak. Biraz itidalde yarar var.
Sevgiler...