Ben bugün bunu açıp uzun uzun şeyler yazacaktım ama üşendim sonra. Şimdi bu istatistiklerin birkaç sebebi var.
1. Kulüplerin istikrarsız hoca tercihleri. Hocaların kısa süre görevde kalması. Bu o kadar da büyük bir neden değil aslında.
2. Türkiye hem futbolcu hem de teknik direktörlük konusunda adına çete diyebileceğimiz bir networkün oluşması. Bunun medya, örgütlü taraftar ve yönetim ayağı da var. Menajerler ise aslında sadece işini yapan ve nedense sürekli günah keçisi yapılan adamlar. En yakınını bizim takımımızın yaşadığı şekilde Türkiye'de yeni, genç ve özellikle de yabancı hocaya son 10-15 yıldır müthiş bir baskı var. Avcı ve Kocaman'ı saymazsak son 10 yılda kendini yukarıya atabilen hoca yok. Çünkü şans bulamıyorlar. Şampiyonluk ve üst sıra hedefi koymayan takımların tamamı aynı isimlerle çalışıp duruyor. Mesela bu anlamda Göztepe ve Malatyaspor'un Tamer Tuna ve Erol Bulut tercihi hakikaten takdire şayan ve istisna.
Az da olsa yabancının araya sıkıştığı büyük takım sirkülasyonunda ise zaten durum malum. Uzun süre Denizli, Daum, Lucescu, Terim düzleminde giden büyük bir dominasyon vardı. Şenol Güneş bile bu listeye giremiyordu. Hala da girmiş sayılır mı emin değilim. Mesela Galatasaray'da Terim sonrası gelen hoca isterse şampiyonlar ligini alsın medya ve taraftar desteği ile ayağı kaydırılıp tekrar göreve Terim getirilir. Sonuçta Lucescu'nun ne şartlarda başardıklarından sonra bile geldiğini düşünürsek başka bir hocanın bu kada rbile dayanması zor. Daum bir dönem Fenerbahçe için bütün yolların çıktığı adamdı. Kimsenin aklına başkası gelmezdi. Luescu ise iki büyük takımdan sonra uzun süre gelmese de sürekli akıllardaki isimdi. Denizli de kim sıkışsa koştuğu açıkçası kendisi Hamza Hamzaoğlu'ndan ayıran tek başarısını 30 sene önce elde etmiş birisi. Ama bu isimlerin o kadar büyük bir lobisi var ki ne yaparlarsa yapsınalr başarısız olamıyor ve bir şekilde tekrar görev alıyorlar. Bu abilerimizin güzel de bir özellikleri var 30-40 yıldır bir tane bile yardımcıları doğru düzgün teknik direktör olarak yetişmiyor. Mazallah ellerinden işlerini filan alırlar. Sonuç olarak hep kurtarıcı bunlardır. Zaten bunlar ölünce kulüpler kapatılıp, kapılarına kilit vurulacak.
3. Taraftar. Taraftarın futbola dair tek beklentisi başarıya giden her yolun mübah kabul edilip o başarının kazanılması. Alt yapından oyuncu, yeni bir antrenör, yeni taktik, uzun vadeli bir proje, sahaya gidip eğlenme kültürü filan hak getire. Bunu sadece teknik direktörler üzerinde baskı olarak da düşünmeyin. Mesela X oyuncuyu saygısız bulup hakaretler yağdırırken aynı özelliklerde kendi takımındaki Y ile kazanılan her başarıda daha da coşar. Örneğin Fenerbahçe için Baros ırkçıdır ama Emre sütten çıkmış ak kaşık. Galatasaray için Volkan kötüdür Melo ise yüce bir kahraman. BJK için kendini atma ustası Cenk kraldır Burak Yılmaz hırsız. Teknik direktörler için de benzer bir liste yapılır. Ama aynı taraftar değer dayatmasını da kimsye bırakmaz. Sözde iyi, modern ve temiz oyun ister. Tabi bunun yalan olduğunu en iyi yöneticiler bildiği için yüzü köseleye dönmüş hocalarla kısa vadede ne yapılabilirse yapmaya bakarlar.
4. Oyuncular. Türkiyede oyuncular ahbap-çavuş ilişkisi ile transfer olup; abi, baba, imparator, dayı, adam, kanka aracılığı ile ilk 11 oynayabildikleri ve büyük paralar kazanabildikleri için yeni birşey deneyecek hocaya, sisteme ve kurala karşıdırlar. Yabancı hoca bunların dilinden anlamaz. Türkçesi bunlara torpil geçmez ve gazlamaz. O yüzden bizim oyuncumuz duygusaldır(ah canım ya kim dil öğrenecek şimdi 3 milyon euro içinden 1000 tl verip). Yabancı kuralı gelirse 30 yaşındaki arkadaşı futbolu bırakır. Oysa yata yata Galatasaray, Fenerbahçe gibi kulülerde milyonları indiriyordu ne güzel bu arkadaşlar. Mesela hocamız yazın olsaydı Galatasaray'ın çocuğu Sabri gitmeyecekmiş. Gerard Liverpool'dan gider, Del Piero Juve'den ayrılır, Casillas gider ama Sabri gitmez. Tapuludur orası bu oyuncu ve hocalara. Birbirlerini de güzel ağırlarlar. Al gülüm ver gülüm. Dolayısıyla yeni hoca hele hele de yabancı hoca anında yenir.
Bu sebeple şaşırtıcı değil liste. Haşa büyük hocalar varken bazı takımları nasıl yeni yüzler çalıştırır. Guardiola bugün gelse City'deki ilk sezonunu geçirse ikinci sezon taraftar ve medya adamı kovdurup bize Terim'i, Fener'e eskiden Daum şimdi Aykut'u, BJK'ye de Lucescu'yu o da olmazsa Sinan Engin beyin kankalarından birini getirir.