Yerli Yabancı Gruplaşması

bunun olmamasını sağlayacak olan kişi kaptandır. kaptan sahada en iyi oynayan oyuncudan seçilmez. kaptan karakter olarak en iyi kimse o olur. gerektiğinde çıkarıp masaya vurabilecek ağır başlı takıma aidiyet duygusu hisseden ve takımın menfaatlerini önde tutan biri olmalı.



Kaptan: Selçuk.

Geçen sezon teknik direktöre taraftarın önünde bağıran, dinlemeyen, oyuna küsen adam...





Sent from my iPhone5 using Tapatalk
 
Niye insan kanatları , yanındaki adamları düşünmez de neredeyse bütün topları Burak'a atar ? Bu yerli-yabancı gruplaşması daha önce de başımıza çok büyük sorunlar açtı . Hakan Ünsal - Emre Belözoğlu - Okan Buruk tayfasını ne çabuk unuttunuz ? Jardel koşmuyor diye soyunma odasında tartaklayanları ? Hasan Şaş'ın açıklamalarını okumuyor musunuz ?



5 senede 4 sampiyonluk kazanip rekor kiran grup degilmi bu ? Melo´da Riera´yi para mevzusundan dolayi gitti domuz kapani yapti. Ne varmis yani ? Böyle basarili bir grup daha ciksin, onlarin yaptigi her türlü gruplasmaya can feda. Her basarisizlikta birilini bahane edip, hain ilan etmeyi artik bir birakin.



Ne Selcuk nede Burak dominant karakterli insanlar degil, buna Semih Kaya´yi da ekleyebiliriz. Emre Colak keza ayni...Bunlar kazan kaldiracak, yada kaldirabilecek insanlar degil. Türkiye´de insanlar harbi paranoyak yetisiyor, neden aceba ? Ciddi ciddi sormuyorum.
 
Kaptan: Selçuk.

Geçen sezon teknik direktöre taraftarın önünde bağıran, dinlemeyen, oyuna küsen adam...





Sent from my iPhone5 using Tapatalk



ben artık selçuk'un kaptanlığından emin değilim geçen seneki o hareketlerinden sonra ama bu sene bu olgunluğu gösterirse insandır hata yapmıştır der geçerim. benim düşünceme göre ise kaptan mutlaka semih kaya olmalı. ben onda o potansiyeli görüyorum. ama bir adet mentor ona önemli olan takımın menfaati olduğunu ve insanları uyruklarına göre yargılmamayı iyice öğretmesi lazım. çocuk daha çok genç çünkü.
 
Koca kadroda az sayıda yabancı oluyor ister istemez olur bu durum. Bazı futbolcuların bunu rahatsızlık verecek düzeye çektiğini kabul ediyorum ama su anda bunu bilerek isteyerek yapan biri olduğunu düşünmüyorum. Selçuk un olayı yerli yabancı olayı değil, Burak ve diğerleri olayı biraz.



-Tapatalk-
 
5 senede 4 sampiyonluk kazanip rekor kiran grup degilmi bu ? Melo´da Riera´yi para mevzusundan dolayi gitti domuz kapani yapti. Ne varmis yani ? Böyle basarili bir grup daha ciksin, onlarin yaptigi her türlü gruplasmaya can feda. Her basarisizlikta birilini bahane edip, hain ilan etmeyi artik bir birakin.



Ne Selcuk nede Burak dominant karakterli insanlar degil, buna Semih Kaya´yi da ekleyebiliriz. Emre Colak keza ayni...Bunlar kazan kaldiracak, yada kaldirabilecek insanlar degil. Türkiye´de insanlar harbi paranoyak yetisiyor, neden aceba ? Ciddi ciddi sormuyorum.



Ben yabancıların kendi aralarında yaptığı gruplaşmayı da savunmuyorum . Daha doğrusu hiçbir gruplaşmayı savunmuyorum . Geçen sene gruplaşmanın alası vardı . Gökhan Zan - Melo kavgası örnek mesela .
 
5 senede 4 sampiyonluk kazanip rekor kiran grup degilmi bu ? Melo´da Riera´yi para mevzusundan dolayi gitti domuz kapani yapti. Ne varmis yani ? Böyle basarili bir grup daha ciksin, onlarin yaptigi her türlü gruplasmaya can feda. Her basarisizlikta birilini bahane edip, hain ilan etmeyi artik bir birakin.



Ne Selcuk nede Burak dominant karakterli insanlar degil, buna Semih Kaya´yi da ekleyebiliriz. Emre Colak keza ayni...Bunlar kazan kaldiracak, yada kaldirabilecek insanlar degil. Türkiye´de insanlar harbi paranoyak yetisiyor, neden aceba ? Ciddi ciddi sormuyorum.







Bu post olayı bitirmiştir tabi anlayana
 
Gs taraftarı kadar yerli yabancı gruplaşması muhabbeti yapan başka takım taraftarı yoktur bence önce bi sakin olun kimsenin kimseyle sorun yaşadığı felan yok Selçuk sürekli Burak'a pas atıyor muhabbeti de ayrı bir saçmalık takım tek forvet Burak oynuyor tabi ki pasların çoğu ona atılacak Selçuk ileriye oynamasa bu seferde sürekli yan pas geri pas yapıyor diye eleştirirsiniz.



Selcuk'un CL'de en cok pas verdigi oyuncu bircok macta Sneijderdi. | FourFourTwo | FourFourTwo Ama Selcuk Sneijder'e pas vermiyor diye adi cikti bir kere.
 
Ben bugün ki Honved maçında Selçuğun sanki öz kardeşi gibi burağa pas verme konusundaki istek ve azimi şaşkınlıkla izledim.



Umarım sezonun geneline yaymazlar bu davranışı. Keza Wes in tırnağı kadar yeteneği olmayan Selçuktan korkuyorum

Bunu ilk defa mi görüyorsun? Burak geldiğinden beri Selçuk bunu yapıyor.
 
en büyük sorun oyuncularimizin yabanci lisani olmamasi ve dogu ile bati arasindaki kültürel fark.
 
Son zamanlarda okuduğum en güzel yazı. Bu konuyu işliyor:

Üşenmeyin okuyun:





Galatasaray’da yine bir devir kapandı ve yeni bir sayfa açıldı, Galatasaray yönetimi de yine bu yeni açılan sayfayı tertemiz ve korunaklı tutmayı başaramadı.



Günler öncesinden Prandelli, Sabri ve Gökhan Zan’ı kadro dışında bıraktı. Bununla beraber Sercan gibi, Yiğit gibi, Engin gibi profesyonellikle, iş ahlakıyla hiç alakası olmayan adamları da affetme ihtimali bile doğurmadı.







Pradelli’nin gelişi bu açıdan bakınca da olumlu zira Mancini’nin kurduğu bazı temelleri de sil baştan yıkmak gerekmedi. Böyle Engin topçular, hep bir önceki sezonda batırırlar ve yeni biri gelir, ona tekrar kendini kanıtlamaya çalışır ve yine takımın yıldızı olabilir. Fakat artık öyle yağma yok!



Prandelli kesinlikle Mancini’nin raporunun altına imzasını attı. Geçen sene Mancini’yi yarı yolda bırakanlar, onunla işine asılmayanlar gidip Rize’de de top mop oynamayıp Galatasaray’a tekrar gelip, kampta kendisini gösterip de yeniden affedilme imkânına sahip olmadılar. Çok da güzel oldu! Galatasaray babalarının çiftliği olmadığı için çok da güzel oldu. Sen Yiğit Gökoğlan’a 2.5 milyon Euro vereceksin ve o adam gelecek burada 2.5 ay her gece barlardan çıkmayacak. Kim ki Yiğit Gökoğlan? Engin Baytar kim? Sercan kim?



Cantona mı bunlar? Hagi mi? Bir karakteri olur, bir seviyesi olur hadi hata yapsa da affedersin ama hem dikkate değer bir oyunculuk seviyeleri yok, hem de gelip her yeni hocada tekrar şans bulacaklar olur mu?



Lombardo (Mancini’nin yardımcısı) lig bitip İtalya’ya gittiğinde İtalyan basınına bunu söylemişti. Yaz döneminde kıyım olacak, gelecek sezon kendisine bakmayanlar, mücadele edemeyenler, fiziksel olarak güçlü kalamayanlar gidecek demişti.



Bruma’nın ve Aydın’ın nasıl döndükleri ortada, birinin diz gitti, birinin ayak kırıldı ama belli ki spor salonundan çıkmamışlar, böyle davranan insana şans verirsin ama Yiğit’miş, Engin’miş yaş iş onlar. (Galatasaray gibi kulüplerde ikinci bir şansı bulmak zordur. Gitsinler başka bir kulüpte hayatlarına sıfırdan bir sayfa açsınlar ve başarılı olsunlar isterim Batuhan'ı bile hala Elazığspor'da gol atarken gördüğümde seviniyorum, herkesin hayata sıfırdan başlama hakkı var ama yüzüstü bıraktıkları yerlerde değil)







Terim’i eleştirdiğim konulardan biri budur. Onun zirvede bıraktığı takımlar neden uzun vadede ilerleyemiyor. Neden 2001’de Lucescu elinde Galatasaray tarihinin en iyi kadrolarından biri olmasına rağmen şampiyon olamadı? Çünkü soyunma odasında Okan ve Emre Jardel’e saldırabilecek kadar ileri gidebiliyorlardı (Koşmuyor diye)



Terim kendi yöneticilik becerisini ve liderlik gücünü biliyor. Bu yüzden yetenekli ama sorumsuz oyuncuları transfer etmekten çekinmiyor, “ben oynatırım” diyor. Peki ya senden sonra?



Dikkat edin Aykut Kocaman da ilk senelerinde Dia, Stoch gibi transflerlerin ardından önce karakter demişti. "İş ahlakı" demişti. O yüzden Kuyt'ları, Alves'leri, Topal'ları, Egemen'leri alan Fenerbahçe Ersun Yanal'la başarılı olabildi, bir kadro mirasını devralabildi Yanal. (Egemen'i sadakati konusunda eleştirebilirsiniz ama son 4-5 yıldır tüm yetersizliklerine rağmen Trabzonspor'da, Beşiktaş'ta, Fenerbahçe'de her sezon elinden geleni yapmış, istikrarını korumuştu) Uzun vadeli başarı için takımınıza önce kendisine bakmayı bilen, iş ahlakı olan, istikrarlı oyuncuları almanız gerekir. Bunlar yerine sorunlu adam ama yetenekli oyuncuları toplayıp, "ben oynatırım" derseniz siz 2 sene sonra bırakıp gittiğinizde onları toplayacak, çarpacak, çıkaracak biri olamaz. Sadece yerli de değil, Riera, Ujfalusi, Eboue ve Elmander gibi yabancılarla Terim'in kurduğu temelin uzun vadede olamayacağı aşikar. 32-33 yaşındaki oyuncuların kurduğu bir temelle ne geleceği?



Tümer kitabında anlatmıştı. Tümer’in Türk futbolunda en sevdiği, en etkilendiği karakter Fatih Terim. Onun için yapmayacağı şey yok (2.’si de Aziz Yıldırım Tümer güçten etkileniyor, eşini kitapta överken, “Beşiktaş’ın şampiyonluk eğlencesinde masamızda birçok devlet adamı, önemli isimler vs vardı, eşim de çok şıktı oradaki büyük insanlarla çok iyi iletişim kurdu, gurur duydum” falan diyor. Eşimle hiç böyle saçma sapan bir şeyle gurur duyacağım aklıma gelmez şahsen)



Neyse Tümer diyor ki Terim bizim milli takımda hep çok moralli, güçlü olmamızı isterdi. Sürekli ülkenin en önemli yıldızları olduğumuzu, ülkemizi temsil ettiğimizi, o yüzden en güzel yemeği yememiz gerektiğini, en şık otellerde kalıp, en şık elbiseleri giymemiz gerektiğini söylerdi” diyor.







Güzel bir yönetim şekli, oyuncusuna özel olduğunu hissettiriyor, soyut şeylerle, kıyafet, yemek, saat vs gibi şeylerle güç ekliyor. Bakın burada mütevazilikten, mental gelişimden zerre örnek yok. Terim gidince de bunlar kendilerini mekânın ağ babası falan sanıyorlar. 2001’de Jardel’e koşmuyor diye saldırmaları bu yüzden.



Terim’den sonra çok büyük ego balonlarına dönüşen futbolcuların tekrar yeni bir hocayı, yeni bir mantaliteyi dinlemeleri çok zor oluyor. Tekrar ‘dinlemek’ için, yeni gelen hocanın doğrularını öğrenmeye çalışmaları için önce kafa olarak yere basmaları gerekiyor ama Terim onları çoktan göğe çıkardı ki… Halk arasında “bir tarafı kalktı” falan denir egosunu dizginleyemeyenler için. Terim bizzat kendisi uçuruyor bu adamları.



Sonra da o insanlar kendilerini toplumun en üst kademesinde görüyorlar. “İyi de tam olarak neden bu kadar büyüksün, yücesin vs?” Sorusunun elle tutulur bir cevabı olmuyor. “Çünkü ben iyi topçuyum” cevabı kurtarmıyor.



Zira bu cümle üzerinden uçurulmadı o çocuk. Onu uçururken “gururumuzsun” dediler, “halkımızın temsilcisisin” dediler. “Şu acılı günlerimizde halkımızı güldürmek sizin elinizde” dediler. Olayı yanlış anlayıp İsviçreli futbolcuları Marmara denizine dökmeye bile çalıştılar hatırlarsanız...



Şimdi böyle uçurulmuş balonların “Futbol sadece bir oyundur” mantalitesinden asla kopmamaya özen göstermiş bir Prandelli’yle aynı dilden konuşmasına imkân var mı?



Terim bizzat kendini bu özel balonların da üzerinde, onların babaları gibi gördüğü için aynı dili konuşabiliyorlar ama Avrupa futbolunu yönetenler olaya böyle bakmıyor ki. Wenger’in bir filozof gibi, siyasetçi gibi, toplum üzerine fikirleri var mesela… Onu bırakın çok güzel bir örnek, yazarken aklıma geldi.







Prandelli eşini kaybettikten sonra yeniden sevmek birkaç yıl aklına bile gelmiyor. 2010’da Floransa’da bir kafede otururken bir kadınla tanışıyor, kadın futbolla ilgilenmediği için Prandelli’yi tanımıyor. Prandelli de kendisini bir ilaç şirketinde çalışan pazarlamacı olarak tanıtıyor. Sonrasında sokakta yürürken insanlar sürekli “Mister Prandelli” diyor saygı ve sevgi gösteriyorlar. Prandelli 53 yaşında tekrar aşık oluyor vs vs…



Bu hikâyede ilginizi ilk ne çekiyor? Mütevazılık, tok bir ego vs değil mi? Bizimkiler kendilerini tanıtmaya çalışsa evdeki madalyalardan, şampiyonluk sayılarından başlarlar. Zira sosyal olarak sıfırlar, onlara ne sunulduysa onu yemişler. Bizde hocası da, öğrencisi futbolcusu da böyle… Böyle insanların Rijkaard’la, Prandelli ile aynı dili konuşamaması da çok normal.



Olaya sadece tek bir açıdan “biz duygusalız” “bize abi modeli”, “bize eli sopalı” yüzeyselliğinde bakıyoruz ama derinlikte cahillik yatıyor. Avrupa’da bir sürü spor adamı ve sporcu onca işinin arasında kitap yazıyor bizde okuma yazma bilen var ama okuyan yazan yok. Gerçi okuma yazma bilmeyen de var. Metin Depe okuma yazma bilmiyordu mesela. Binlerce Euro kazanıyor ama “Stoper Metin'im, sen gelene geçene vur koçum, saldır aslanım, tekmele” falan dendiği için adam o eline verilen paraların değerini bile bilmiyor yani. 30’larındadır Metin… Hadi çocukluğunda imkânın yoktur anlarım… Eline binlerce Euro geçmiş, hiç utanmanda mı yok? (Daha 2 sene öncesine kadar Süper Lig’de oynuyordu)



Demem o ki, uzun vadede devamı olmayan, bu içi boş balonlar yaratan yönetim anlayışıyla ilerlemek mümkün değil. Terim bıraktıktan sonra yerine gelen herkesin başarısız olması tesadüf değil.



Şimdi bu yönetim anlayışının Galatasaray’da yarattığı çok büyük sıkıntılar oldu. 2000’de Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birini yakalayan Galatasaray’da kadro dağıldı, Avrupa’ya gitti ama her biri 6 ayda, 1 yılda geri döndü. Tabi buradaki rahatlık var mı Avrupa’da? Buradan havalanan balonlar, Avrupa’da patlamaz mı?



Döndüklerinde birçoğu 6 ay, 1 sene Avrupa’da kendilerine bakmadıkları için formsuzdular, yaşlanmıştılar. Gelenler verimli olamamaya başladı. Fakat verimli olamamalarına rağmen ‘abilik’ görevlerine de devam etmek istediler.



İyi de canım topu yeni gelen gençler oynuyor, abiliği sen yapıyorsun, olur mu?







Hasan Şaş yorumculuğa ilk başladığında bir TV programında Tolunay Kafkas’la beraber… “Ben takıma kendimi kabul ettirebilmek için neler çektim, beni en iyi Tolunay abi anlar” dedi. Tolunay Kafkas o dönem Galatasaray’da oynuyordu. Hasan Şaş da bildiğim kadarıyla alevi… (Yaşadığı dışlanmanın bununla bir alakası var mı bilemem tabi) Sonra NTVSpor’da bu UEFA Kupası kadrosu katılmıştı 17 Mayıs’ın yıldönümünde. Orada eski hikâyeleri anlattılar. Eskiler formda Hasan Şaş’ı yemek için, bir antrenörü çağırmışlar, “hocam Hasan sakat galiba” demişler. Hoca da gitmiş, “Hasan sakatmışsın” demiş. Hasan “yok hocam iyiyim” dediyse de “sakatsın, sakatsın” diye diretmiş.



Burada nasıl bir şeyden bahsettiğimi anlarsınız… Her kulüpte papaz olur. Dünyanın her ülkesinin, her kulübünde olur. Sorun bunların olması değil, sorun bunların kulübe zarar vermemesi.



Misal Cantona takımı taşırken Alex Ferguson ona her türlü gücü veriyor. Genç Giggs’ler, Beckham’lar Cantona’nın ağzına bakıyor ama adam Cantona! Gücü düştüğünde, kalitesi bittiğinde yedek kulübesinde Ferguson’un yanında oturduğu yerden yapmıyor o abiliği. Sahada sorumluluk alarak yapıyor! Hagi'ye 36 yaşında futbolu bıraktığı gün bile 30 metreden füzeyle Trabzonspor kalesine gol attığı dönemlerde soruyorlar. "Yahu neden bırakıyorsun, hala takımın en iyisisin, 90 dakikayı kaldıramazsan yarım saat oyna, sonradan gir, bir frikikle maç alırsın..." Hagi diyor ki, "Olabilir bu şekilde de verimli olabilirim ama artık idmanlarda çok yoruluyorum." Bakın, Zidane da bu nedenle bırakıyor ama söylemedikleri bir şey var. Bu adamlar o kadar güçlü liderler ki yedek kalamazlar, yedek kalmayı, yavaşlamayı, adam geçememeyi, eskisi kadar güçlü şut atamamayı kendi gururlarına yediremezler. Bunlar küçüldüklerini, formdan düştüklerini, efsanenin değer kaybettiğini görmeye dayanamazlar. O yüzden onları herkes "son gününde bile sahanın en iyi topçusuydu" diyerek hatırlar. Fakat bizim balonlar öyle miydi? Her biri son 1-2 yılını yedek kulübesinde çürüyerek geçirdi. Hatta sonra gitti, başka yedek kulübesinden Galatasaray yedek kulübesine doğru kol bile geçirdi. Senelerce yetersiz olmasına rağmen, bitmiş olmalarına rağmen yedek beklediler, gönderildiklerinde de "vefa yok" dediler. Yahu daha ne kadar oynayacaksın, bittin işte, bırak artık!



Bu durumları en iyi bilen adam Mancini. Mancini dünya futbolunun bildiği üzere en efsane kaptanlardan biridir. Sampdoria’nın efsanesidir. 1982’den 1997’ye 15 sezon Sampdoria’da oynar, uzun yıllar kaptanlık yapar. Birçok teklifi reddeder. Kaptanlık yaptığı sürede de hep takımın yıldız oyuncusu olmayı bilir. Yani hem yedek kulübesinde oturup, hem de güç sahibi olmaz kulüpte 15 yıldır oynuyor diye bu hakkı kendisinde görmez.



O yüzden Sabri ve Gökhan gibi oyuncuları silen isim Prandelli değil, başta Mancini. İlk olarak da şöyle başladı. 1 Aralık 2013, Mancini göreve geleli 3 ay falan olmuş. Kasımpaşa – Galatasaray maçında Sabri ile Melo tartıştı. Sabri Melo’ya kaptanlık pazubandını gösterip, tepki verdi.



Sonrasında ‘takımı sırtlayan yıldızların kaptan olması gerektiğine inanan’ Mancini devre arasındaki hazırlık kampında "Bundan sonra kaptanlık bandını saha içi performansa göre, ödül olarak dağıtacağım" dedi. Bu açıklamanın üzerine de kaptanlığı Melo ve Sneijder'e verdi. Melo kaptanlığı aldıktan sonra Sabri, sakat olduğunu gerekçe göstererek bir sonraki hazırlık maçına çıkmadı.



1-2 ay sonra da yine idmanda Gökhan Zan ile Melo kavga etti. Gökhan basın mensupları önünde “Biz size saygı gösteriyoruz, siz de bize saygı göstereceksiniz” diye bağırdı. (Siz kim? Biz kim?)







Mancini bu olayı da o gün, "önemsiz bir vaka" olarak değerlendirdi ve fakat Gökhan’ı da bir daha 11’e koymadı. Mancini kararlarını soğukkanlıkla veren ve ani hareket edip, hemen kadro dışı bırakan bir adam değil. Takımın hala hedefleri vardı… Lig kupasından, lig ikinciliğine kadar… Bu hedefleri de düşündüğü için fırtınayı koparmadı.



Tekrar söylüyorum… Hem kadro içinde bir gücün var, hem gençler senin ağzına bakıyor, hem de sen yedeksin, bir de takımın yıldızlarını antrenmanda tehdit edip, sahada pazubandı gösteriyorsun. Var mı böyle dünya?



Lucescu 2. senesinde bunların hepsini takımdan göndererek Galatasaray’ı şampiyon yapmıştı. Sonrasında gelen hocalar, ta Gerets’e kadar hem yedek oturup, hem güç sahibi olanları takımdan göndermeye çalıştılar. Kusura bakılmasın ama kadrodaki bu dış güçler, İlk 11’de olmayıp kaptanlık ve abilik vasfına dışardan sahip olanlar, takım içindeki bir parazit gibi… Kimse hatırlamıyor amaTerim de 2. gelişinde bundan çok çekti. Hakan Ünsal’ı, Arif’i, Bülent Korkmaz’ı kadro dışı bıraktı Terim! Üçünü birden yahu! Kimse “vay vefasız” türküsünü söylemedi. Söyleyemedi.



Galatasaray’da bu abilik kurumu bitmedi. Bu abilere kendisini kanıtlamaya çalışanlar, Hasan Şaş’lar da, Sabri’ler de yaşlandıkça abi oldular ve bunu sürdürdüler. Ancak bu çarpık düzen, yani performansa dayalı papazlık değil de, kulübün eskisi olmaya yönelik papazlık artık son bulacak. Sabri’den sonra bu düzeni yaşayan ve yaşatan kalmamış olacak. (Selçuk'un karizması ve oyun kalitesiyle papazlık yapması, Hagi'nin Cantona'nın, Maldini'ninki gibi olacak ve sağlıklı olacak)



Takımın kalan eskileri ve yerlileri de zaten Galatasaray’ın abilik kültüründe değil, Almanya’nın alt yapı kültüründe büyümüş adamlar olacak. Hamit, Hakan Balta vs.



Açıkçası durum şu, çok yetenekli ve kaliteli olamayabilirsin, Galatasaray’a bu şekilde hizmet edebilen çok adam var. Yekta bunlardan biri, Hakan Balta bunlardan biri ama bunları Gökhan gibi, Sabri gibi takımın yıldızlarıyla kavga ederken göremezsiniz. Kavgada Melo’nun haklı, haksız olduğunun zerre önemi yok. Yedeksen, takımın tecrübeli ismiysen, aynı zamanda kaliten de belirliyse ‘o zaman sadece işini yap’… Yapabildiğin kadar yap ama işini yap!







Şimdi Ayhan Akman mesela… İzleyin bu sezon, "Sabri’ye yapılan ayıbı" anlatıp duracak. Fakat gidin 3 sene öncesine kendisi için yapılan ayıbı irdeleyin. 2010-2011 sezonunda Galatasaray berbat bir sezon yaşıyor ve Mustafa Sarp’lı, Barış’lı, Ayhan’lı ortasaha saç baş yolduruyor. Ayhan bitmişti tam olarak, gençliğinde beğendiğim bir oyuncuydu ama 2011’da 34 yaşında bitmişti. O dönem ikinci devre gelen Culio da takımın en iyisiydi, her deplasman, her iç saha maçında adam neredeyse tek başına oynuyordu.



Sezon sonu Terim geldi bitik Ayhan’ı kadroda tuttu ki yedeğin yedeğinin de yedeği oldu. Melo’lar, Selçuk’lar falan geldi. O zaman yabancı kuralı da bu kadar sıkıntılı değildi ve Culio birçok mevkide oynayabilen bir adam olarak rotasyonda, bazen kulübede, bazen 11’de çok daha verimli olabilirdi. Ama onun yerine sırf ‘abilik’ yapsın diye Ayhan kaldı kadroda. Hiç hak etmeden!



Ve sezon boyu 2-3 maç oynamadan da 2011-2012 sezonu şampiyonluk kupası Ayhan’ın ellerinde kalktı. Yerine oynayan Melo’nun müthiş katkısını unutmayın.



Sonra aynı Ayhan çıktı TRT’de mi nerede Melo’yu yerden yere vurdu. 2011-2012’de sayesinde kupa kaldırdığı Melo’yu. Onunla birlikte bütün eski balon futbolcular da benzer açıklamayı yaptı. Tümer’ler, Alpay’lar, Ceyhun’lar “Emre yerinde biz olsak şöyle yapardık, böyle yapardık” dediler. Bir halt yiyemezlerdi. Emre de bunu hala “çocuğumu düşündüm de “ falan diye açıklıyor. Şimdiye kadar sahada her şeyi yaptı, çocuğu aklına gelmedi, daha bu olaydan bir ay önce Kasımpaşalı görevlilere ağza alınmayacak küfürler etti, çocuğu aklına gelmedi şimdi Melo’ya karşılık verme cesareti gösteremeyince çocuğu gelmiş aklına... Neyse gülmeyeyim.



Fakat tüm bunları Galatasaray yönetimi sağlıyor. 2000’den beri bitirmediler bu vefa türküsünü. Bunu yapanları Galatasaray TV’lere falan da çıkarıyorlar. Yok, kardeşim yok, bir tavır koy ve ciddi ol. Buna izin verme.



Her dönem bunun yaşanmasını nasıl sağlarsın? Burak sezon sonu açıklama yaptı, “takım olmakta çok geç kaldık” dedi. Takımı, üzerinden beslenenlerden arındır. Bakın Mancini, Sabri’yle Gökhan’la yaşamadığı tartışmayı bizzat saha içinde Selçuk’la yaşadı. Fakat onu lider yapmak istiyordu, sorumluluk almasını istiyordu. Aynı şekilde Burak… Zira bunlar takımın yıldızları. Ben Burak’ın son 6 ayda nasıl olgunlaştığını her basın toplantısında biraz daha gördüm. Mancini Selçuk’la sorun yaşasa bile her zaman şunu söyledi. "Burak, Selçuk ve Semih en iyiler." Selçuk da o tartışmalardan sonra ligin bitimine 5-6 hafta kalmasından itibaren toparlandı zaten…







11 gün oldu bugün Galatasaray yönetimi halen Sabri’nin neden kadro dışı bırakıldığını açıklamadı, Gökhan Zan yine keza…



Muhabirler de şaka gibi inatla bunu sormuyorlar. “Kararı siz mi verdiniz?” Diye soruyorlar. “Bir değişim kararı alındı” cevabı onlar için yeterli olabiliyor. Sorsanıza “bu karar ‘neden’ Sabri ve Gökhan’ı kapsadı?” diye. Yani cevap alın…



“Kaliteleri yetersizdi” bir cevap mesela. Böyle densin. Ya da "abilik yapıyorlar, takım içinde ikilik yaratıyorlar” cevabı alınsın mesela. İnsanlar da bilsin ki, Galatasaray taraftarı da bilsin ki bu yapılanların bir sebebi var.



Şimdi ilk fırsatta, ilk dönmeyen maçta şöyle denecek “Sabri olsa oyuna girer hiç değilse hırs katar, bir şey yapar o oyun dönerdi” Tribünlerde “vefasızlık” türkülerine yine kanacak binlerce taraftar var. Basında eski yerli abi futbolcular yazarlık yaptığı için bu türküyü yazacak onlarca insan var. Yahu artık bir cevap verin! Ben basın sözcüsü Şükrü Ergün’ü arattım “İşte, efendim Sabri çalışır göbeğini eritirse kadroya dönebilir” falan dedi. Fakat mevzunun bu olmadığı o kadar bariz ki!



4. yıldız öncesi, Galatasaray kulübü için, kritik sezon başlamadan önce hem basına hem tribünlere karşı ilk malzemelerini verdiler ve olayı güçlü şekilde yönetemediler. Takım başarılı olursa 1996’dan beri süren Galatasaray ‘abilik’ ocağı son bulur fakat başarısız olunursa abilik ocağıyla birlikte bu Galatasaray yönetimi de sona gelebilir. O zaman Galatasaray yine Cem Karaca’nın “dön baba dönelim” türküsüne gelir. Eski yöneticiler, eski topçular, eski hocalar, eski koltuklarına kurulurlar.



Kaynak: Prandelli'nin İlk Adımları - Medyaspor Köşe Yazısı





Sent from my iPhone5 using Tapatalk
 
Arkadas hakli olarak bi konu acmis. Gecen Melo-Zan kavgasinda Zan'in 'siz, biz' fln söylemesi bunun baska bir kaniti. Ayri ayri cekilen fotolar da var. Bikac gün önce @Bora Akıncı arkadasimiz bu konu hakkinda güzel bir yazi yazmisti.
 
Maalesef bu tür olaylara gruplaşma değilde daha çok devrecilik gibi bakmak lazım çocukluğumuzdan beri kabul gören şeyler bunlar mahalle kültürü ile yetişirsin sonra bu mahalleden açılıp diğer mahallelere top , meşe vs. gibi oyunlarla yenmeye gidersin sonra mahalleye yeni biri taşınır onu başta bir gruba almazsın sonra yeteneği varsa alırsın ama mahallenin kıdemlilerine şekil yaparsa dayak yiyebilir hırpalanabilir ama zamanla kıdemlinin yanında yer alır yetenekli ise yeteneği yoksa devamlı hırpalanır sonra askerlik başlar ordada gidersin sistem aynıdır son geldiğin için temizlik vb. vs. şeyleri sana yüklerler mırın kırın edersin sonra derler oğlum sende yapıcaksın bunu senin alt devrenede sen yaptırcaksın sonra işe başlarsın yine en son geldiğin için angarya bütün işleri yüklerler taki yeni biri gelip sende onun üstüne atana kadar. Maalesef yetiştirilme tarzımız böyle olduğu için herşeyde bu sistemi uyguluyoruz bu sistem yabancılarıda ötekileştirme sistemi olarak işliyor fakat buna herkesin dahil olmadığını düşünüyorum. Melo eleştiriler alıcağı için kaptan olmasını istemiyorum fakat dikkat ediyorum ne zaman bu tür durumlar olsa Melo geriden topu alıp kendinde takımın bütünleştirici rolünü üstlenip yerli yabancı arasındaki pas dağıtımını organize ediyordu bu durumda analiz ve liderlik yeteneğinin olduğunu düşünüyorum. Prandelli'ye gelirsek tebrik ediyorum çoğu kişinin ilk günden yapamıcağı marjinal kararları aldı ve Sabri , Engin , Sercan gibi daha çok aldığı araba . gittiği partiler . disiplinsizlik ve dürtülmedikçe çalışma dahi yapmayan kendine bakmayan adamları kadro dışı bıraktı. Bu sebepten sonuna kadar arkasındayım şuan maçlar ve yapılan çalışmalar hoşuma gidiyor maçlar başladımı ne olur görürüz ama ben bu seneden ümitliyim. Olcan , Burak , Selçuk gibi bir grup çete gibi şeylerin oluşacağını sanmıyorum çünkü ne kadar oluşsada Burak'ın en iyi yardımcısı Sneijder , Selçuk'un arkasını yapıyacak ve destekleyecek tek adam Melo , Olcan ilede birbirine destek olucak Bruma gelirse Campbell olur.
 
Muhtemelen sabri geri dönüyor.





Gruplasmanin kralını bu sene bize gösterecek.
 
Geri
Üst Alt