Yerli Yabancı Gruplaşması

Son zamanlarda okuduğum en güzel yazı. Bu konuyu işliyor:

Üşenmeyin okuyun:





Galatasaray’da yine bir devir kapandı ve yeni bir sayfa açıldı, Galatasaray yönetimi de yine bu yeni açılan sayfayı tertemiz ve korunaklı tutmayı başaramadı.



Günler öncesinden Prandelli, Sabri ve Gökhan Zan’ı kadro dışında bıraktı. Bununla beraber Sercan gibi, Yiğit gibi, Engin gibi profesyonellikle, iş ahlakıyla hiç alakası olmayan adamları da affetme ihtimali bile doğurmadı.







Pradelli’nin gelişi bu açıdan bakınca da olumlu zira Mancini’nin kurduğu bazı temelleri de sil baştan yıkmak gerekmedi. Böyle Engin topçular, hep bir önceki sezonda batırırlar ve yeni biri gelir, ona tekrar kendini kanıtlamaya çalışır ve yine takımın yıldızı olabilir. Fakat artık öyle yağma yok!



Prandelli kesinlikle Mancini’nin raporunun altına imzasını attı. Geçen sene Mancini’yi yarı yolda bırakanlar, onunla işine asılmayanlar gidip Rize’de de top mop oynamayıp Galatasaray’a tekrar gelip, kampta kendisini gösterip de yeniden affedilme imkânına sahip olmadılar. Çok da güzel oldu! Galatasaray babalarının çiftliği olmadığı için çok da güzel oldu. Sen Yiğit Gökoğlan’a 2.5 milyon Euro vereceksin ve o adam gelecek burada 2.5 ay her gece barlardan çıkmayacak. Kim ki Yiğit Gökoğlan? Engin Baytar kim? Sercan kim?



Cantona mı bunlar? Hagi mi? Bir karakteri olur, bir seviyesi olur hadi hata yapsa da affedersin ama hem dikkate değer bir oyunculuk seviyeleri yok, hem de gelip her yeni hocada tekrar şans bulacaklar olur mu?



Lombardo (Mancini’nin yardımcısı) lig bitip İtalya’ya gittiğinde İtalyan basınına bunu söylemişti. Yaz döneminde kıyım olacak, gelecek sezon kendisine bakmayanlar, mücadele edemeyenler, fiziksel olarak güçlü kalamayanlar gidecek demişti.



Bruma’nın ve Aydın’ın nasıl döndükleri ortada, birinin diz gitti, birinin ayak kırıldı ama belli ki spor salonundan çıkmamışlar, böyle davranan insana şans verirsin ama Yiğit’miş, Engin’miş yaş iş onlar. (Galatasaray gibi kulüplerde ikinci bir şansı bulmak zordur. Gitsinler başka bir kulüpte hayatlarına sıfırdan bir sayfa açsınlar ve başarılı olsunlar isterim Batuhan'ı bile hala Elazığspor'da gol atarken gördüğümde seviniyorum, herkesin hayata sıfırdan başlama hakkı var ama yüzüstü bıraktıkları yerlerde değil)







Terim’i eleştirdiğim konulardan biri budur. Onun zirvede bıraktığı takımlar neden uzun vadede ilerleyemiyor. Neden 2001’de Lucescu elinde Galatasaray tarihinin en iyi kadrolarından biri olmasına rağmen şampiyon olamadı? Çünkü soyunma odasında Okan ve Emre Jardel’e saldırabilecek kadar ileri gidebiliyorlardı (Koşmuyor diye)



Terim kendi yöneticilik becerisini ve liderlik gücünü biliyor. Bu yüzden yetenekli ama sorumsuz oyuncuları transfer etmekten çekinmiyor, “ben oynatırım” diyor. Peki ya senden sonra?



Dikkat edin Aykut Kocaman da ilk senelerinde Dia, Stoch gibi transflerlerin ardından önce karakter demişti. "İş ahlakı" demişti. O yüzden Kuyt'ları, Alves'leri, Topal'ları, Egemen'leri alan Fenerbahçe Ersun Yanal'la başarılı olabildi, bir kadro mirasını devralabildi Yanal. (Egemen'i sadakati konusunda eleştirebilirsiniz ama son 4-5 yıldır tüm yetersizliklerine rağmen Trabzonspor'da, Beşiktaş'ta, Fenerbahçe'de her sezon elinden geleni yapmış, istikrarını korumuştu) Uzun vadeli başarı için takımınıza önce kendisine bakmayı bilen, iş ahlakı olan, istikrarlı oyuncuları almanız gerekir. Bunlar yerine sorunlu adam ama yetenekli oyuncuları toplayıp, "ben oynatırım" derseniz siz 2 sene sonra bırakıp gittiğinizde onları toplayacak, çarpacak, çıkaracak biri olamaz. Sadece yerli de değil, Riera, Ujfalusi, Eboue ve Elmander gibi yabancılarla Terim'in kurduğu temelin uzun vadede olamayacağı aşikar. 32-33 yaşındaki oyuncuların kurduğu bir temelle ne geleceği?



Tümer kitabında anlatmıştı. Tümer’in Türk futbolunda en sevdiği, en etkilendiği karakter Fatih Terim. Onun için yapmayacağı şey yok (2.’si de Aziz Yıldırım Tümer güçten etkileniyor, eşini kitapta överken, “Beşiktaş’ın şampiyonluk eğlencesinde masamızda birçok devlet adamı, önemli isimler vs vardı, eşim de çok şıktı oradaki büyük insanlarla çok iyi iletişim kurdu, gurur duydum” falan diyor. Eşimle hiç böyle saçma sapan bir şeyle gurur duyacağım aklıma gelmez şahsen)



Neyse Tümer diyor ki Terim bizim milli takımda hep çok moralli, güçlü olmamızı isterdi. Sürekli ülkenin en önemli yıldızları olduğumuzu, ülkemizi temsil ettiğimizi, o yüzden en güzel yemeği yememiz gerektiğini, en şık otellerde kalıp, en şık elbiseleri giymemiz gerektiğini söylerdi” diyor.







Güzel bir yönetim şekli, oyuncusuna özel olduğunu hissettiriyor, soyut şeylerle, kıyafet, yemek, saat vs gibi şeylerle güç ekliyor. Bakın burada mütevazilikten, mental gelişimden zerre örnek yok. Terim gidince de bunlar kendilerini mekânın ağ babası falan sanıyorlar. 2001’de Jardel’e koşmuyor diye saldırmaları bu yüzden.



Terim’den sonra çok büyük ego balonlarına dönüşen futbolcuların tekrar yeni bir hocayı, yeni bir mantaliteyi dinlemeleri çok zor oluyor. Tekrar ‘dinlemek’ için, yeni gelen hocanın doğrularını öğrenmeye çalışmaları için önce kafa olarak yere basmaları gerekiyor ama Terim onları çoktan göğe çıkardı ki… Halk arasında “bir tarafı kalktı” falan denir egosunu dizginleyemeyenler için. Terim bizzat kendisi uçuruyor bu adamları.



Sonra da o insanlar kendilerini toplumun en üst kademesinde görüyorlar. “İyi de tam olarak neden bu kadar büyüksün, yücesin vs?” Sorusunun elle tutulur bir cevabı olmuyor. “Çünkü ben iyi topçuyum” cevabı kurtarmıyor.



Zira bu cümle üzerinden uçurulmadı o çocuk. Onu uçururken “gururumuzsun” dediler, “halkımızın temsilcisisin” dediler. “Şu acılı günlerimizde halkımızı güldürmek sizin elinizde” dediler. Olayı yanlış anlayıp İsviçreli futbolcuları Marmara denizine dökmeye bile çalıştılar hatırlarsanız...



Şimdi böyle uçurulmuş balonların “Futbol sadece bir oyundur” mantalitesinden asla kopmamaya özen göstermiş bir Prandelli’yle aynı dilden konuşmasına imkân var mı?



Terim bizzat kendini bu özel balonların da üzerinde, onların babaları gibi gördüğü için aynı dili konuşabiliyorlar ama Avrupa futbolunu yönetenler olaya böyle bakmıyor ki. Wenger’in bir filozof gibi, siyasetçi gibi, toplum üzerine fikirleri var mesela… Onu bırakın çok güzel bir örnek, yazarken aklıma geldi.







Prandelli eşini kaybettikten sonra yeniden sevmek birkaç yıl aklına bile gelmiyor. 2010’da Floransa’da bir kafede otururken bir kadınla tanışıyor, kadın futbolla ilgilenmediği için Prandelli’yi tanımıyor. Prandelli de kendisini bir ilaç şirketinde çalışan pazarlamacı olarak tanıtıyor. Sonrasında sokakta yürürken insanlar sürekli “Mister Prandelli” diyor saygı ve sevgi gösteriyorlar. Prandelli 53 yaşında tekrar aşık oluyor vs vs…



Bu hikâyede ilginizi ilk ne çekiyor? Mütevazılık, tok bir ego vs değil mi? Bizimkiler kendilerini tanıtmaya çalışsa evdeki madalyalardan, şampiyonluk sayılarından başlarlar. Zira sosyal olarak sıfırlar, onlara ne sunulduysa onu yemişler. Bizde hocası da, öğrencisi futbolcusu da böyle… Böyle insanların Rijkaard’la, Prandelli ile aynı dili konuşamaması da çok normal.



Olaya sadece tek bir açıdan “biz duygusalız” “bize abi modeli”, “bize eli sopalı” yüzeyselliğinde bakıyoruz ama derinlikte cahillik yatıyor. Avrupa’da bir sürü spor adamı ve sporcu onca işinin arasında kitap yazıyor bizde okuma yazma bilen var ama okuyan yazan yok. Gerçi okuma yazma bilmeyen de var. Metin Depe okuma yazma bilmiyordu mesela. Binlerce Euro kazanıyor ama “Stoper Metin'im, sen gelene geçene vur koçum, saldır aslanım, tekmele” falan dendiği için adam o eline verilen paraların değerini bile bilmiyor yani. 30’larındadır Metin… Hadi çocukluğunda imkânın yoktur anlarım… Eline binlerce Euro geçmiş, hiç utanmanda mı yok? (Daha 2 sene öncesine kadar Süper Lig’de oynuyordu)



Demem o ki, uzun vadede devamı olmayan, bu içi boş balonlar yaratan yönetim anlayışıyla ilerlemek mümkün değil. Terim bıraktıktan sonra yerine gelen herkesin başarısız olması tesadüf değil.



Şimdi bu yönetim anlayışının Galatasaray’da yarattığı çok büyük sıkıntılar oldu. 2000’de Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birini yakalayan Galatasaray’da kadro dağıldı, Avrupa’ya gitti ama her biri 6 ayda, 1 yılda geri döndü. Tabi buradaki rahatlık var mı Avrupa’da? Buradan havalanan balonlar, Avrupa’da patlamaz mı?



Döndüklerinde birçoğu 6 ay, 1 sene Avrupa’da kendilerine bakmadıkları için formsuzdular, yaşlanmıştılar. Gelenler verimli olamamaya başladı. Fakat verimli olamamalarına rağmen ‘abilik’ görevlerine de devam etmek istediler.



İyi de canım topu yeni gelen gençler oynuyor, abiliği sen yapıyorsun, olur mu?







Hasan Şaş yorumculuğa ilk başladığında bir TV programında Tolunay Kafkas’la beraber… “Ben takıma kendimi kabul ettirebilmek için neler çektim, beni en iyi Tolunay abi anlar” dedi. Tolunay Kafkas o dönem Galatasaray’da oynuyordu. Hasan Şaş da bildiğim kadarıyla alevi… (Yaşadığı dışlanmanın bununla bir alakası var mı bilemem tabi) Sonra NTVSpor’da bu UEFA Kupası kadrosu katılmıştı 17 Mayıs’ın yıldönümünde. Orada eski hikâyeleri anlattılar. Eskiler formda Hasan Şaş’ı yemek için, bir antrenörü çağırmışlar, “hocam Hasan sakat galiba” demişler. Hoca da gitmiş, “Hasan sakatmışsın” demiş. Hasan “yok hocam iyiyim” dediyse de “sakatsın, sakatsın” diye diretmiş.



Burada nasıl bir şeyden bahsettiğimi anlarsınız… Her kulüpte papaz olur. Dünyanın her ülkesinin, her kulübünde olur. Sorun bunların olması değil, sorun bunların kulübe zarar vermemesi.



Misal Cantona takımı taşırken Alex Ferguson ona her türlü gücü veriyor. Genç Giggs’ler, Beckham’lar Cantona’nın ağzına bakıyor ama adam Cantona! Gücü düştüğünde, kalitesi bittiğinde yedek kulübesinde Ferguson’un yanında oturduğu yerden yapmıyor o abiliği. Sahada sorumluluk alarak yapıyor! Hagi'ye 36 yaşında futbolu bıraktığı gün bile 30 metreden füzeyle Trabzonspor kalesine gol attığı dönemlerde soruyorlar. "Yahu neden bırakıyorsun, hala takımın en iyisisin, 90 dakikayı kaldıramazsan yarım saat oyna, sonradan gir, bir frikikle maç alırsın..." Hagi diyor ki, "Olabilir bu şekilde de verimli olabilirim ama artık idmanlarda çok yoruluyorum." Bakın, Zidane da bu nedenle bırakıyor ama söylemedikleri bir şey var. Bu adamlar o kadar güçlü liderler ki yedek kalamazlar, yedek kalmayı, yavaşlamayı, adam geçememeyi, eskisi kadar güçlü şut atamamayı kendi gururlarına yediremezler. Bunlar küçüldüklerini, formdan düştüklerini, efsanenin değer kaybettiğini görmeye dayanamazlar. O yüzden onları herkes "son gününde bile sahanın en iyi topçusuydu" diyerek hatırlar. Fakat bizim balonlar öyle miydi? Her biri son 1-2 yılını yedek kulübesinde çürüyerek geçirdi. Hatta sonra gitti, başka yedek kulübesinden Galatasaray yedek kulübesine doğru kol bile geçirdi. Senelerce yetersiz olmasına rağmen, bitmiş olmalarına rağmen yedek beklediler, gönderildiklerinde de "vefa yok" dediler. Yahu daha ne kadar oynayacaksın, bittin işte, bırak artık!



Bu durumları en iyi bilen adam Mancini. Mancini dünya futbolunun bildiği üzere en efsane kaptanlardan biridir. Sampdoria’nın efsanesidir. 1982’den 1997’ye 15 sezon Sampdoria’da oynar, uzun yıllar kaptanlık yapar. Birçok teklifi reddeder. Kaptanlık yaptığı sürede de hep takımın yıldız oyuncusu olmayı bilir. Yani hem yedek kulübesinde oturup, hem de güç sahibi olmaz kulüpte 15 yıldır oynuyor diye bu hakkı kendisinde görmez.



O yüzden Sabri ve Gökhan gibi oyuncuları silen isim Prandelli değil, başta Mancini. İlk olarak da şöyle başladı. 1 Aralık 2013, Mancini göreve geleli 3 ay falan olmuş. Kasımpaşa – Galatasaray maçında Sabri ile Melo tartıştı. Sabri Melo’ya kaptanlık pazubandını gösterip, tepki verdi.



Sonrasında ‘takımı sırtlayan yıldızların kaptan olması gerektiğine inanan’ Mancini devre arasındaki hazırlık kampında "Bundan sonra kaptanlık bandını saha içi performansa göre, ödül olarak dağıtacağım" dedi. Bu açıklamanın üzerine de kaptanlığı Melo ve Sneijder'e verdi. Melo kaptanlığı aldıktan sonra Sabri, sakat olduğunu gerekçe göstererek bir sonraki hazırlık maçına çıkmadı.



1-2 ay sonra da yine idmanda Gökhan Zan ile Melo kavga etti. Gökhan basın mensupları önünde “Biz size saygı gösteriyoruz, siz de bize saygı göstereceksiniz” diye bağırdı. (Siz kim? Biz kim?)







Mancini bu olayı da o gün, "önemsiz bir vaka" olarak değerlendirdi ve fakat Gökhan’ı da bir daha 11’e koymadı. Mancini kararlarını soğukkanlıkla veren ve ani hareket edip, hemen kadro dışı bırakan bir adam değil. Takımın hala hedefleri vardı… Lig kupasından, lig ikinciliğine kadar… Bu hedefleri de düşündüğü için fırtınayı koparmadı.



Tekrar söylüyorum… Hem kadro içinde bir gücün var, hem gençler senin ağzına bakıyor, hem de sen yedeksin, bir de takımın yıldızlarını antrenmanda tehdit edip, sahada pazubandı gösteriyorsun. Var mı böyle dünya?



Lucescu 2. senesinde bunların hepsini takımdan göndererek Galatasaray’ı şampiyon yapmıştı. Sonrasında gelen hocalar, ta Gerets’e kadar hem yedek oturup, hem güç sahibi olanları takımdan göndermeye çalıştılar. Kusura bakılmasın ama kadrodaki bu dış güçler, İlk 11’de olmayıp kaptanlık ve abilik vasfına dışardan sahip olanlar, takım içindeki bir parazit gibi… Kimse hatırlamıyor amaTerim de 2. gelişinde bundan çok çekti. Hakan Ünsal’ı, Arif’i, Bülent Korkmaz’ı kadro dışı bıraktı Terim! Üçünü birden yahu! Kimse “vay vefasız” türküsünü söylemedi. Söyleyemedi.



Galatasaray’da bu abilik kurumu bitmedi. Bu abilere kendisini kanıtlamaya çalışanlar, Hasan Şaş’lar da, Sabri’ler de yaşlandıkça abi oldular ve bunu sürdürdüler. Ancak bu çarpık düzen, yani performansa dayalı papazlık değil de, kulübün eskisi olmaya yönelik papazlık artık son bulacak. Sabri’den sonra bu düzeni yaşayan ve yaşatan kalmamış olacak. (Selçuk'un karizması ve oyun kalitesiyle papazlık yapması, Hagi'nin Cantona'nın, Maldini'ninki gibi olacak ve sağlıklı olacak)



Takımın kalan eskileri ve yerlileri de zaten Galatasaray’ın abilik kültüründe değil, Almanya’nın alt yapı kültüründe büyümüş adamlar olacak. Hamit, Hakan Balta vs.



Açıkçası durum şu, çok yetenekli ve kaliteli olamayabilirsin, Galatasaray’a bu şekilde hizmet edebilen çok adam var. Yekta bunlardan biri, Hakan Balta bunlardan biri ama bunları Gökhan gibi, Sabri gibi takımın yıldızlarıyla kavga ederken göremezsiniz. Kavgada Melo’nun haklı, haksız olduğunun zerre önemi yok. Yedeksen, takımın tecrübeli ismiysen, aynı zamanda kaliten de belirliyse ‘o zaman sadece işini yap’… Yapabildiğin kadar yap ama işini yap!







Şimdi Ayhan Akman mesela… İzleyin bu sezon, "Sabri’ye yapılan ayıbı" anlatıp duracak. Fakat gidin 3 sene öncesine kendisi için yapılan ayıbı irdeleyin. 2010-2011 sezonunda Galatasaray berbat bir sezon yaşıyor ve Mustafa Sarp’lı, Barış’lı, Ayhan’lı ortasaha saç baş yolduruyor. Ayhan bitmişti tam olarak, gençliğinde beğendiğim bir oyuncuydu ama 2011’da 34 yaşında bitmişti. O dönem ikinci devre gelen Culio da takımın en iyisiydi, her deplasman, her iç saha maçında adam neredeyse tek başına oynuyordu.



Sezon sonu Terim geldi bitik Ayhan’ı kadroda tuttu ki yedeğin yedeğinin de yedeği oldu. Melo’lar, Selçuk’lar falan geldi. O zaman yabancı kuralı da bu kadar sıkıntılı değildi ve Culio birçok mevkide oynayabilen bir adam olarak rotasyonda, bazen kulübede, bazen 11’de çok daha verimli olabilirdi. Ama onun yerine sırf ‘abilik’ yapsın diye Ayhan kaldı kadroda. Hiç hak etmeden!



Ve sezon boyu 2-3 maç oynamadan da 2011-2012 sezonu şampiyonluk kupası Ayhan’ın ellerinde kalktı. Yerine oynayan Melo’nun müthiş katkısını unutmayın.



Sonra aynı Ayhan çıktı TRT’de mi nerede Melo’yu yerden yere vurdu. 2011-2012’de sayesinde kupa kaldırdığı Melo’yu. Onunla birlikte bütün eski balon futbolcular da benzer açıklamayı yaptı. Tümer’ler, Alpay’lar, Ceyhun’lar “Emre yerinde biz olsak şöyle yapardık, böyle yapardık” dediler. Bir halt yiyemezlerdi. Emre de bunu hala “çocuğumu düşündüm de “ falan diye açıklıyor. Şimdiye kadar sahada her şeyi yaptı, çocuğu aklına gelmedi, daha bu olaydan bir ay önce Kasımpaşalı görevlilere ağza alınmayacak küfürler etti, çocuğu aklına gelmedi şimdi Melo’ya karşılık verme cesareti gösteremeyince çocuğu gelmiş aklına... Neyse gülmeyeyim.



Fakat tüm bunları Galatasaray yönetimi sağlıyor. 2000’den beri bitirmediler bu vefa türküsünü. Bunu yapanları Galatasaray TV’lere falan da çıkarıyorlar. Yok, kardeşim yok, bir tavır koy ve ciddi ol. Buna izin verme.



Her dönem bunun yaşanmasını nasıl sağlarsın? Burak sezon sonu açıklama yaptı, “takım olmakta çok geç kaldık” dedi. Takımı, üzerinden beslenenlerden arındır. Bakın Mancini, Sabri’yle Gökhan’la yaşamadığı tartışmayı bizzat saha içinde Selçuk’la yaşadı. Fakat onu lider yapmak istiyordu, sorumluluk almasını istiyordu. Aynı şekilde Burak… Zira bunlar takımın yıldızları. Ben Burak’ın son 6 ayda nasıl olgunlaştığını her basın toplantısında biraz daha gördüm. Mancini Selçuk’la sorun yaşasa bile her zaman şunu söyledi. "Burak, Selçuk ve Semih en iyiler." Selçuk da o tartışmalardan sonra ligin bitimine 5-6 hafta kalmasından itibaren toparlandı zaten…







11 gün oldu bugün Galatasaray yönetimi halen Sabri’nin neden kadro dışı bırakıldığını açıklamadı, Gökhan Zan yine keza…



Muhabirler de şaka gibi inatla bunu sormuyorlar. “Kararı siz mi verdiniz?” Diye soruyorlar. “Bir değişim kararı alındı” cevabı onlar için yeterli olabiliyor. Sorsanıza “bu karar ‘neden’ Sabri ve Gökhan’ı kapsadı?” diye. Yani cevap alın…



“Kaliteleri yetersizdi” bir cevap mesela. Böyle densin. Ya da "abilik yapıyorlar, takım içinde ikilik yaratıyorlar” cevabı alınsın mesela. İnsanlar da bilsin ki, Galatasaray taraftarı da bilsin ki bu yapılanların bir sebebi var.



Şimdi ilk fırsatta, ilk dönmeyen maçta şöyle denecek “Sabri olsa oyuna girer hiç değilse hırs katar, bir şey yapar o oyun dönerdi” Tribünlerde “vefasızlık” türkülerine yine kanacak binlerce taraftar var. Basında eski yerli abi futbolcular yazarlık yaptığı için bu türküyü yazacak onlarca insan var. Yahu artık bir cevap verin! Ben basın sözcüsü Şükrü Ergün’ü arattım “İşte, efendim Sabri çalışır göbeğini eritirse kadroya dönebilir” falan dedi. Fakat mevzunun bu olmadığı o kadar bariz ki!



4. yıldız öncesi, Galatasaray kulübü için, kritik sezon başlamadan önce hem basına hem tribünlere karşı ilk malzemelerini verdiler ve olayı güçlü şekilde yönetemediler. Takım başarılı olursa 1996’dan beri süren Galatasaray ‘abilik’ ocağı son bulur fakat başarısız olunursa abilik ocağıyla birlikte bu Galatasaray yönetimi de sona gelebilir. O zaman Galatasaray yine Cem Karaca’nın “dön baba dönelim” türküsüne gelir. Eski yöneticiler, eski topçular, eski hocalar, eski koltuklarına kurulurlar.



Kaynak: Prandelli'nin İlk Adımları - Medyaspor Köşe Yazısı





Sent from my iPhone5 using Tapatalk



Gökhan Zan´da durumu polyanasina iyi baglamis, ancak bir Allahin kulu da sormuyor, gönderecegi oyuncuyu neden tam 30 mac oynatti diye ? Sabri tam olarak 30 mac oynadigi icin sözlesmesi 1 sene daha uzadi, sanki bunu Mancini bilmiyormuydu ? Bir mac oynasa zaten sözlesmesi bitecek, kadro disi kalmaya gerek bile duyulmiyacak.



Fatih Terim´in kullanabildigi ama ondan sonra cigrindan cikan karakter olarak zor oyunculardan bahsetmis. Ama su an kadro disi kalan yerlilerden karakter olarak zor olan tek oyuncu Engin Baytar´dir. Ve söyledigi sacmaliklarinin tam tersine, muhtemelen Selcuk Inan dahil, kadroda en yetenekli Türk oyuncudur. Engin teknik olarak en iyi Türk oyuncusu belkide Süper Lig´de...



Yazisindan, sanki Fatih Terim´in böyle düzenleri yaratiyormus gibi bir koku aldim, ama burda bile kendi kendisine Emir Sarigül´ün "Sabri kardesimiz eksiklerini tamamlayip, takima katilacaktir" diyen aciklamasini neden aklina getirmemis ?



Aslinda yazar belki kendisi de biliyor sacmaladigini, ama kendi sacmaligina inanmasi icin, sorunlu olaran yabanci oyunculara belirli "özellikler" baglamaya calisyor. Evet Fatih Terim zor isimler ile calisabilen bir hoca, ama bu onun bir antrenörlük basarisidir. B arkadasin yazisinda bahsettigi karakter olarak "zor" olan tek oyuncu Engin Baytar´dir, oda diger Türk oyuncularina yetenek olarak kat ve kat üstündür. Oysaki Hagi kadar karakter olarak zor olan kac tane oyuncu vardi Dünya Futbolun´da ? Melo Brezilya milli takimina alinmadi diye hepimiz elestiriyoruz hakli olarak, ama bunun zor karakteri ile alakali oldugunu bilmiyor bu sekilde fanteziler kuran yazarlar ?



------------------------------------------------------



Gökhan Zan kadar disiplinli kac tane türk oyuncu var ? Futbola basladigindan beri sakatlik sorunlari yasiyor, ve adam yinede her seferinde fizik olarak hazir oluyor maclarda. Adam 3 ay sakatlik yasiyor, sonra ilk macina cikiyor, sanki hic birsey kaybetmemis gibi... Cünkü adam kendine iyi bakiyor, ve profesyonel yasiyor. Geldiginden bu yana hic kimse ile tartismamis Gökhan Zan, nerdeyse her ay yeni bir vukuati olan Melo ile tartismasini da böyle özetlemis arkadas.





"Açıkçası durum şu, çok yetenekli ve kaliteli olamayabilirsin, Galatasaray’a bu şekilde hizmet edebilen çok adam var. Yekta bunlardan biri, Hakan Balta bunlardan biri ama bunları Gökhan gibi, Sabri gibi takımın yıldızlarıyla kavga ederken göremezsiniz. Kavgada Melo’nun haklı, haksız olduğunun zerre önemi yok. Yedeksen, takımın tecrübeli ismiysen, aynı zamanda kaliten de belirliyse ‘o zaman sadece işini yap’… Yapabildiğin kadar yap ama işini yap!"



Ben bu satir kadar sacma bir yazi görmedim. Kurallari ihlal ettigi icin Lincoln ve Hakan Sükür´ü kadro disi birakan Feldkamp eger ölmüs olsaydi, su yazidan sonra kemikleri sizlardi. Bu sekilde mi kadro disiplini sagliyacaksin diye sorarim ben sana Yilmaz bey... Yeteneksiz oyuncu, yeteneksiz oldugu icin yildiz oyuncu tarafindan kendini ezdirecek ?



Sabri´yi zerre kadar sevmem, ama Teknik Adam onu bir kere kaptan olarak sahaya cikarmis. Sabri hic bir zaman kaptan olarak ciddiye alinmadi sahada, kendi oyunculari tarafindan, cünkü bir kaptan icin yeterince otoritesi yok. Melo ile yasadigi olayda ise Melo´yu sakinlestirmeye calistiriyor, ve dinlemeyince kaptanlik pazubandini gösteriyor. Melo´da ters bir tepki veriyor. (Sabri´nin saha ici otorite sahbi olmadigini gösterdigi icin bu pozisyona aslinda sevinmistim) Bu aslinda Melo´nun hem Sabri´ye hemde onu kaptan olarak sahaya süren Teknik EKip´e yaptigi bir saygisizliktir. Sabri´nin karakteri kaptanliga zerre kadar uymuyor, ama sahanin icinde saygin olacak Teknik Direktör kararina.



Yabanci yildiz gelsin, baska liglerde gösterdigi profesyonelligin bir milimini bile Türkiye´de göstermesin, ama yinede her türlü poh pohlansin, el üstünde tutulsun. Bu mentalite yüzünden Türk futbolu bir gram ileri gitmedi. Feldkamp gibi eski alman disziplinini benimsemis, gencliginde kirbac ile yetistirilmis futbol adamlari böyle seylere prim vermedikleri icin basarili oldular iste bu Ülke´de... Ama bunu Türk insanimiz anlamiyor...

Futbol bir takim oyunu, ve sen "yetenkli-yeteneksiz" ayrimi yaptigin an, orada takim diye birsey kalmaz.





Edit:



Beni kimse Melo düsmani sanmasin. Bu takimda benim karakter olarak, ve performans olarak en cok begendigim oyuncu. Ve futbolda saha icinde böyle "bad-boy" tipli oyuncular önemlidir diye düsünüyorum. Ama böyle sacma yazilar, ne yazikki kafamin rayini attiriyor, degisik bir ruh haline bürünüyorum. Birazcik su gözlerimizi acalim arkadaslar, hersey bukadar basit, bukadar siyah beyaz degil bu dünyada.



Birdaha söylüyorum 2000 yillarindan sonra yabanci siniri 2´ye ve Türk futbolunda para en az bese katlandi. Tek sorun Türk oyuncular ve yabanci siniri ise, ozaman bu degisikliklerden sonra neden Türk futbolu ucus moduna degilde, inis moduna gecti ? Ne yazikki "real life" okadar basit bir olay degil...
 
en büyük nedeni yerlilerin cahilliği dil yok dil nasıl iletişim kurup samimi olacaklar heryere mertimi götürecekler ?
 
en büyük nedeni yerlilerin cahilliği dil yok dil nasıl iletişim kurup samimi olacaklar heryere mertimi götürecekler ?



Bunlar oyuncularin mi sucu, yoksa ülkedeki egitim sisteminin mi ? Ama esas sorun o degil aslinda. Türkiye´de top oynayan bir oyuncunun yabanci dil ögrenmesi gibi bir zorunlugu olamaz. Bunu kendiliginden yapar, ve helal olsun derim. Ama bu konuda esas mesele yabanci oyuncularin Türkce ögrenmesi. Ama bu konuda yabanci oyunculari suclayamam, bunu tesvik etmeyen, zorunlu hale getirmeyen yöneticilik anlayisini elestiririm.



Cünkü yabanci oyuncular belki günlük hayatlarinin 25%´ni futbol ile geciriyorlar Türkiye´de. Hem Ülke´de kendilerini daha rahat hissetmeleri icin, hemde adaptasyon sürecini kisaltmak icin, yabanci oyuncularin türkce ögrenmesi zorunlu olmasi gerekir. Türkiye´den baska, nerdeyse her büyük Lig´de bu bir tane zorunluluktur.



"Aman rahat etsinler", "Aman sikilmasinlar, " Aman huzurlari bozulmasin", "Aman ugrasmayalim" diye diye, ne yazikki hic öyle bir atilim yapamadik. Normalde transfer olan her yabanci oyuncu, alti ay sonra ilk Türkce reportajini verecek kadar dil ögrenmis olmasi gerekir.
 
[media]https://www.youtube.com/watch?v=twdkVrpL1Yw[/media]



Gladbach´tan Bayern Münih´e yeni transfer olduktan sonra bir tane Dante reportaji. Yani tam olarak 3 senedir Ülke´de ve tercumansiz rahat bir sekilde hic bir sorun yasamadan almanca konusuyor. Sivesi vardir, bazi kelimeleri yanlis telafüz edebilir, ama adam rahat rahat sohbet edecek düzeyde almanca ögrenmis.



Bu aslinda, yani normalde olmasi gerekendir. Yabanci oyunculara dil ögretmek, onlara aslinda bir hizmettir. Ama sen tesvik etmez isen, bunu hic kimse yapmaz. Adam´da kendini Ülke´de "bir yere kadar" rahat hisseder, bir yere kadar "evinde gibi" hisseder. Sen oyunculara yardimci olman lazim, sen yardimci olursan onlarda adaptasyon sürecini kolay atlatirlar.
 
[media]https://www.youtube.com/watch?v=twdkVrpL1Yw[/media]



Gladbach´tan Bayern Münih´e yeni transfer olduktan sonra bir tane Dante reportaji. Yani tam olarak 3 senedir Ülke´de ve tercumansiz rahat bir sekilde hic bir sorun yasamadan almanca konusuyor. Sivesi vardir, bazi kelimeleri yanlis telafüz edebilir, ama adam rahat rahat sohbet edecek düzeyde almanca ögrenmis.



Bu aslinda, yani normalde olmasi gerekendir. Yabanci oyunculara dil ögretmek, onlara aslinda bir hizmettir. Ama sen tesvik etmez isen, bunu hic kimse yapmaz. Adam´da kendini Ülke´de "bir yere kadar" rahat hisseder, bir yere kadar "evinde gibi" hisseder. Sen oyunculara yardimci olman lazim, sen yardimci olursan onlarda adaptasyon sürecini kolay atlatirlar.

şikecilerde var sanırım türkçe dersleri :S
 
Bunlarin neyi gercek, neyi sahte ne yazikki belli degil. Bana bu kurslar göstermelik gibi geldi, Türkce reportaj veren bir yabanci daha görmedin onlarda. Ama yinede örnek tahsil ediyor, bunun biz üstüne koymamiz gerekiyor.

ama şimdi dante örneği verdinde almanca ingilizceden sonra gelir zorluk seviyesi olarak bizim türkçe sonlardadır birde öyle bir durum söz konusu ama
 
Yerlilerin kendi aralarında , yabancılar kendi aralarında foto çekinmesi bile en büyük kanıtı bence .



BtkpMo9IIAAu4Dc.jpg



Bu ne ya :D Bu adamlar kameramanı falan mı yiyecekler çekimden sonra Semih'in tipe bak :D Mancini'ye bak :D
 
ama şimdi dante örneği verdinde almanca ingilizceden sonra gelir zorluk seviyesi olarak bizim türkçe sonlardadır birde öyle bir durum söz konusu ama



Almanca söz hazinesi cok genis, cok zor bir dildir. Aslinda Türkce ögrenmek o yüzden daha kolay olmalidir. Bizimkisi gramer olarak cok daha basit bir dil. Kisa cümleler ile bir cok sey anlatabiliyorsun. Almanca öyle degil. Bunlar hep tesvik, insanlari tesvik edeceksin... Sen etmezsen ne olur ? Burda bizim 30-40 senedir yasayan akrabalarimiz var, bir kelime almanca konusamiyorlar. Cünkü hep vakitlerini Türk vatandaslar ile gecirmislerdir. Iste olsun, kahvede olsun, komsulukta olsun.

Devlet´de de suc var, cünkü alman devleti eski jenerasyonlari dil ögrenme konusunda hic bir tesvikte bulunmadi, bunlara yeni yeni projeler üreterek daha yeni basladilar. Cünkü bas agrisini cok cektiler.
 
Hagi bile az cok turkce konusurdu. hele meshur bir roportaji var hala gulesim geliyor :D





buydu galiba:



[media]https://www.youtube.com/watch?v=NH3Tkwgr_OQ[/media]
 
Gruplaşma diyince aklıma hep zabri mıhosu geliyor.Hangi beyinsiz şunun peşinden gider ki.?
 
Bunu cogu resimlerde görürüz zaten. Kamptan resimler olsun, antrenmanlardan resimler olsun. Mesela gecen sezon bir resim vardi. Yemekte cekilmis. Yerliler bi ayri oturuyordu, yabancilar bir ayri.





Ben bunu acikcasi normal karsiliyorum. Neden mi?



Nedenleri ortada. Ne bizim yerliler yeteri derece de ingilizce biliyor, NE DE gelen yabancilar bizim dilimizi ögrenmek icin yeterince caba sarf ediyor.



Mesela Bundesliga da yabancilar sezonun basinda belki kendi dilinde röpörtaj verir, ama sezon ilerledikce almancaya döner bu röpörtajlar, mac sonu sorulari. EPL de, Fransa da, Ispanya da da böyledir.





Bir tek bizim AVRUPANIN 6.BÜYÜK LIGINDE(!!!!) böyle degildir.
 
dante ornegi guzelde ama her yabanci oyuncunun turkce ogrenmesi gercekci degil acikcasi



ama bizim yerlilerin ingilizcelerini gelistirmesi cokta zor olmasa gerek hele yurtdisinda oynamak gibi bir hedefleri varsa
 
Genel kanı olarak olası gruplaşmanın nedeni dil sorunu olarak gösterilmiş. Ben buna katılmıyorum. Bir önceki sayfada paylaştığım yazıda olduğu gibi olayın altında birçok sosyolojik sebep var.



Ayrıca sabrinin geri geleceğini söylemiş bazı arkadaşlar. Böyle birşey takımın sezon başında ipini çekmek olur.





Sent from my iPhone5 using Tapatalk
 
Neyin gruplasmasını yapacaklar ? Sneijder su kadar alıyor, biz ise asgari ücret ile oynuyoruz mu diyor yerliler ? En dandik topcumuz bile Milyon kazanıyor. Veya;



Sneijder-Melo veya baska bir yabancı su kadar ilgi görüyor, biz fazla ilgi göremiyoruz mu diyorlar ? Adam gibi futbolunu oynayan kim olursa olsun taraftardan ilgiyi görür. Arda 19 yasında taraftarın gönlünde taht kurmustu, neden ? Adam takır takır topunu oynuyordu.
 
yılların konusu bu her yıl bir takımda bu konu çıkıyor bana göre saha dışında kimin kimle takıldığı hiç önemli değil herkes istediğiyle takılabilir kimse birşey diyemez ancak saha içinde böyle birşey olmamalı ama bizim ülkede nedense bu konuya çok takılıyor geçen yıl gol sevinçlerinde bile birşey arandı eğer takım kötü giderse her kötü şey aranır iyi giderse kimse grupmuş v.s kimse bakmaz bu yüzden biz takıma destek verelim.
 
[media]https://www.youtube.com/watch?v=eD5dkbcHBD0[/media]



Gruplaşma vb saçmalıklar konuşulunca hep bu video geliyor aklıma :)
 
Geri
Üst Alt