Cevap: # 11 Abdul Kader Keita
Bir ayrı severim baba-oğul, abi-kardeş futbolcuları... Formun geçici, yeteneğin ebedi olduğunu kanıtladıklarından mı yoksa tarihte belli bir devamlılık sağlayarak futbolun mekanlar ve zamanlar üstü ölümsüzlüğünü vurguladıklarından mı bilemiyorum ama Laudrup'lardan Koeman'lara, Şota-Arçil Arveladze'lerden yeteneği kısıtlı ama forma aşkı efsane Neville'lara bayılırım iki kardeşin aynı takımda oynaması durumuna... Hele hele Gudjohnsen'ler ve Laudrup'larda söz konusu olduğu gibi baba oğulun yan yana oynaması bambaşka bir futbol tadıdır, ölümsüzlüğün, sportif ruhun katıksız uzantısı bayrak yarışının ta kendisidir...
Son yıllarda abi-kardeş akımının en parlak temsicileri garip bir şekilde hep Fildişi Sahili'nden çıktı. Bir ihtimal yıllardır Fransız emperyalizminin erozyona uğrattığı toplumsal değerlere karşı futbolun sosyalleştirici ekseninde geleneksel aile değerlerinin el üstünde tutulmasının sonucu olabilir bu durum. Yaya ve Kolo Toure, Arouna ve Bakary Kone (bir de Karamoko Kone var küçük kardeş Roda'da yedek), Bonaventure ve Solomon Kalou'lar...Galatasaray'ın yeni yıldızı Abdul Kader Keita da aslında en az onlar kadar hatta onlardan bile daha futbolcu bir aileden. Annesi Somalili olan Abdul Kader Keita'nın abisi Hamza Keita zamanında Fildişi Milli Takımı'nın önemli oyuncularından birisiydi. Hele baba Keita herhalde ailenin en büyük futbol delisi olacak ki iki oğlunu da futbolcu yapmasının yanı sıra Keita ailesinin yaşadığı Gagnoa ilçesinin futbol takımı Sporting Club de Gagnoa kulübünün de kurucusu.
Abdul Kader Keita, ailenin en büyük yıldızı kuşkusuz. 1980'lerde Cezayir, 1990'larda ise Kamerun ve Nijerya'nın estirdiği Afrika futbol rüzgarı ve Kara Kıta'nın futbol dünyasındaki rönesansı sürecinde Batılı beyaz adamların "Çok düşük maliyete süper yetenek" şiarıyla yaptığı Afrika ihracatının en bereketli dönemi olan 2000'lerin önemli bir yıldızı Keita.
Daha 17'sinde bir çocuk yıldız kıvamında İsveç'in Elfsborg takımına transfer olan Ağustos 1981 doğumlu süper yetenek, çok genç yaşta uluslararası şöhreti ve parayı bulmuş bir futbolcu. Elfsborg'de kısa bir süre kalan ve kaçınılmaz olarak uyum sorunu yaşayan (hayatı boyunca 30 derece sıcaklığı serin olarak değerlendirmiş bir gencin en sıcak havanın 20'yi bile geçmediği Avrupa'nın en medeni ülkesine gitmesinden bahsediyoruz!) Keita Fildişi'nin en başarılı takımı olan Africa Sports National'da asıl yıldızını parlattı. Africa Sports National, Kamerun'un efsanevi kalecisi Joseph Antoine Bell, Amokachi-Okacha'lı Nijerya'nın yıldızlarından Yekini ve Keshi'nin de zamanında formasını giydiği Afrika kıtasının bir nevi Porto'su, Rangers'ı, Celtic'i olan bu kulüpteki performansı Keita'yı daha çok genç yaşta Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi futbolcuların para bastığı liglere taşıdı.
Aslında bundan 8 yıl önce 9 milyona değil 9000 dolara Türkiye'de oynamaya başlayabilirdi Keita ancak adı lazım değil onu denemeye alan takımlarımızdan birisi kendisini beğenmeyerek bir haftada geri yollamayı başardı! Uzun vadede asıl kaybeden ise Keita'yı üç hafta deneyip imza attırmayan Paris Saint Germain olacaktı. Tunus'un efsanevi takımı Etoile Sahel'den sonra sırasıyla BAE'de Al Ayn ve Katar'da Batistuta ve Romario ile beraber Al Sadd formalarını giyen "Popito" lakaplı süper yetenek, Katar'dayken harika çalımları ve spektaküler hareketleriyle taraftarları kendisine ölümüne hayran bırakırken başına buyrukluğu ve disiplinsizliğiyle hocası Bora Milutinoviç'i çıldırtmayı başardı. Dünyanın dört bir yanında takım çalıştıran ve Irak'ı çalıştıracak kadar gözü kara bir futbol gönüllüsü olan Milutinoviç en sonunda yönetime şöyle buyuracaktı: "Ya ben, ya Keita. Hatta Keita kalırsa ben sadece takımı değil, futbolu da külliyen bırakıyorum!"
Söz konusu olan aslında Yattara, Okocha, Amokachivari bir vakadan daha fazlası değildi. Afrikalı yıldızların birçoğu gibi Keita'nın da yetenekleri takım disiplini kalıbına sığamayacak kadar coşkun ve sınırsızdı. Neyse ki kazanan Lille oldu. Fransa'nın Gençlerbirliği misali mütevazı takımı önce Keita'yı bu hengamede kapıp Claude Puel yönetiminde altın çağını yaşadı daha sonra da ele avuca sığmaz süper yeteneği 16+2 milyon euro'luk rekor bedelle Lyon'a sattı.
Sevgili Galatasaraylı kardeşlerim, abilerim, ablalarım "Bu adam Lyon'da topu ayağına sürmemiş, nasıl olacak bu iş; üstelik de çok disiplinsizmiş" diyerek hiç kaygılanmasınlar. Keita, Rijkaard futbolunun, sahanın maksimum kullanımına dayalı açık futbolun oyuncusu. Robben'den tek eksiği kurnaz olmaması. Eğer Keita, Ortega misali Lorant yönetimindeki bir takıma gelseydi bomba elde patlardı ama Rijkaard var, Neeskens var, oyuncularını konsantre etmek için onlara The Pixies, Nirvana, The Smiths dinleten bir total futbol dehası, Cruyff'un en başarılı mirasçılarından birisi var. Yani kısacası korkulacak bir sorun yok, bir Beşiktaşlı olarak arada Keita'yi izlemeye geleceğim, orada görüşürüz...
https://aliece.blogspot.com/