Cevap: #6 Tobias Jan Hakan Linderoth
Peki, senimi kıracam. Yazayım hadi. Lincoln'den bahsetmişsin, oynadığı maçlar, deplasmanlar. Bende Linderoth'un geçmişinden söz edeyim.
21 Nisan 1979 Fransa doğumlu. 1.76 boyu var, defansif ön libero. Erkek. İnsan suratına bakınca bir soğukluk hissediyor. Buz adam diyorlar bu yüzden. Profesyonel anlamda futbola başladığı Elfsborg takımında 2 sezonda 57 maça çıkmış. Elfsborg'un bulunduğu ligde 16 takım mücadele ediyor. Buda iki sezonda 30 maç eder. Ama müzmin sakat denen Tobi, 57 maça çıkmış. İstikrar burdan geliyor. Daha sonra sırayla Stabæk, Everton ve Kopenhag takımlarının formasını giymiş. Bu 3 takımda toplam 190 maça çıkmış. Boru değil, 190 maç, üstelik Elfsborg'u saymıyorum. 2007 yılında Galatasaray'ı transferi gerçekleşti. Aynı yıl takıma dahil olan Lincoln'den vecih, Linderoth'un gelmesine daha çok sevindim öznel olarak. Çünkü tanıdığım bir oyuncuydu ve araştırmalarımı boşa çıkartmadı. İsveç gibi üst düzey uluslararası bir takımın kaptanlığını yaptı, belki sakatlık yaşamasa tekrar çağırılacak ve yine kaptan olacak. Burdan liderlik özelliği olduğunuda varyasayabiliriz. Onun dışında oyunu iyi okuması ve atakları olgunlaştırması, oyunu iki yönlü oynaması ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu gösterir. Kariyerine baktığınız zamanda ne kadar istikrarlı olduğunu görebilirsiniz.
İlk geldiği sene Feldkamp ile birlikte çok az resmi maç oynayabildi. Çünkü şansızdı Tobi. Şuan vücudunda hiç bir izin bulanmadığı o sakatlığın adı kemik büyümesiydi. Milyonda bir futbolcuda görülebilecek bir sakatlık. Bir sonraki sezon Florya'nın havasından mıdır suyundan mıdır yine bir türlü çıkamadı sakatlıktan. Bunda sağlık ekibinin ve Skibbe'nin büyük payı olduğunu düşünüyorum. Çünkü takım idman yapmıyordu ve güçsüzdü, sezonun genelinde sakat oyuncusu sayısı 3-4'ten aşağı düşmüyordu. Linderoth'ta bunlardan nasibini almıştı.
Bu sezona gelelim, takım Frank Rijkaard'ın ellerindeydi. Tobi eski sakatlığından kurtulmuşi, yepyeni beyaz bir sayfa açacaktıki, bu seferde menüsküse yakalandı. Bu sakatlığın eskisiyle hiç bir alakası yoktu. Ameliyat oldu ve döndü. Şuan kendisi takımla birlikte çalışmakta. Güçlenmesi için biraz daha zamana ihtiyacı var. Oynadığında ise bu takımın kilit adamlarında biri olacak.
Lincoln, Galatasaray'da 2 sezonda 41 maça çıkmış. 16 gol kaydetmiş. Kariyerine baktığında ise, Schalke formasıyla 3 sezonda 88 maça çıkmış. Yani Galatasaray'da bunun 4-2'sini bile başaramamış. İlk sezon Feldkamp ile çalıştı. Bilirsin, Almanlar ve disiplinli huyları. Kalli öyle bir adamdı işte. İlk sezon sadece 6 gol kaydedebildi. İstikrar yoktu, sürekli sakatlandı. İkinci sezon yine bir Alman, Micheal Skibbe. Ancak bu öyle böyle Alman değildi, yumuşak, nazik ve beyefendiydi. Lincoln ile DNA'ları tuttu, Skibbe Galatasaray takımını Lincoln yaptı. Yani Lincoln = Galatasaray oldu. Lincoln olmayınca Galatasaray koca bir 0'dı. Takım onun üzerine kurulmuştu. İlk yarıyı Lincoln'ün müthiş performansına rağmen 3. bitirdi Galatasaray. İkinci yarı ise koca bir handikaplarla başladı. Lincoln deplasmandaki Sivas maçına sakat bahanesiyle gitmedi. Tabi hocasıda Skibbe, kibar adam, bişey demedi. Sonra ortalardan kayboldu. Galatasaray hezimetler yaşadı, Kocaeli, Eskişehir vs. Skibbe kovuldu. Bülent Korkmaz geldi. Onunda bir manifestosu vardı; Disiplin. Yorumculuk hayatında Lincoln'den bahsediyordu, disiplinsiz bir oyuncu diyordu. Başka bir hoca yedek bırakınca kimse birşey demiyor, ama ben kulübeye gönderince Bülent Hoca niye böyle yaptı diyorlardı. Yine DNA'sı tutmadı Lincoln'ün, sezon bitmeden bir hafta önce yönetimden "Teyzemin dedesi hastalandı, babamın oğlu kaza geçirdi, kuzenimin ateşi çıktı" bahaneleriyle 20 bavulla ülkesine döndü. 2 sene boyunca tribünlerde gırtlak patlatan taraftarın elinde ise artık bir Lincoln yoktu. Kötü oynasada "Lincooooln Lincoooln" diye bağıramıyordu. Sinirlerini Sabri'den, Ayhan'dan, Skibbe'den Bülent Korkmaz'dan çıkarıyorlardı. Böylelikle Galatasaray tarihinin en sorunlu adamı oldu Lincoln, taraftarda yarattığı profil düşüncesi ise, Tanrı'nın onu olması gereken yere göndermesiydi, ya da Galatasaray taraftarının sözde (!) kalbinde olmasıydı.
Bir Galatasaray efsanesi; Gündüz Kılıç 1962-63 sezonu açılışında bütün takımı toplamış ve onlara bildiği, bilebildiği Galatasaraylılık’ı anlatmıştı. Hem takıma yeni katılanlara konuşmak istemişti Gündüz Kılıç, hem de eskilere başka bir Galatasaray vizyonu çizmek. Baba Gündüz’ün bu sözleri de unutulmaz replikler arasındadır Galatasaraylılık konusunda:
“Bilirsiniz ki her insanın ayrı bir huyu, ayrı bir karakteri olduğu gibi, her futbol takımının da kendine has bir karakteri vardır.Biz sizlere burada Galatasarayımız’ın huyunu suyunu açıkça ve iyice anlatabilirsek, onu adamakıllı tanıyıp, inşallah senelerce dost geçinirsiniz. Galatasaray bir his takımıdır. Renklerine aşık birbirlerine seven futbolcuların takımıdır. Galatasaray feragat (vazgeçiş) ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. Kısacası Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır.”
Ne güzel söylemişsin Gündüz baba.