- 4 Temmuz 2010
- 23.840
- 204
- 1.263
Tamamen subjektif, kendi kişisel his ve düşüncelerimi içermektedir.
Manisaspor’un bekinden Galatasaray’ı delik deşen eden çocuk için Galatasaray’dan kiralık dediğinde spiker he iyi gelecek sene oynar bu diyerek geçmiş, sonra unutmuş gitmiştik. Mlada Bloslav maçı ile de hem Türk hem de genç bir oyuncunun yetenekleri ve kafasını birleştirerek nasıl oynayabildiğini görmüştür. Ama en abartmayı seven ve çabuk gaza gelen taraftar bile La Liga kupasını kaldırdıktan sonra Şampiyonlar Ligi finaline çıkacağını tahmin edememişti.
Arda Turan, Galatasaray alt yapısından çıkan belki de en iyi oyuncu. Arda Turan diyince aklıma Jo’lu sezonda 1-1 biten Beşiktaş-Galatasaray maçında attığı gol geliyor ilk. Bahçelievler Beer Garden’da izlerken yanımdaki Beşiktaşlı arkadaşın yakasına yapışmış. Gol bee, kaptanıma bak bee diye bağırmıştım.
Rezil sezonumuzda, Arda sık sık sakatlanıyor, takımla birlikte olmuyordu. Yabancı futbolculara karşı tavrı olduğu konuşuluyordu. Medya hareketlerini mercek altına alıyor, spor programlarında çakma yorumcular hakkında densizce konuşmalar yapıyordu. Bu sarmal Arda’nın etrafını sarmışken, Arda’nın medyaya koz verdiği, Aziz Yıldırım’ın lanlı lunlu çıkışlarına sessiz kalarak imaj zedelediği, sürekli kilo alarak kendine bakmadığı ve sakat olmadığı halde kasıtlı olarak maçlara çıkmadığı taraftar arasında da dilden dile yayılıyor, Arda Turan’a karşı ufak tepkiler başlıyordu.
Ondan sonra malum maç geldi. Tribünler, bugün Arda’yı seven sevmeyen herkesin tiksinti ile hatırlayacağı, sinemalı, paralı, sizin gibi ruhsuz görmedik diye biten tezahüratını söylüyor. Zaten formsuz ve moralsiz futbolcular çöküyor, Arda ile kendisine az süre önce “Sıra geldi Paris Hilton’a” tezahüratı yapan tribünler arasında ilk çatlaklar oluşuyordu.
Bu tepkilere katılmasam da profesyonel bir oyuncu olarak Arda Turan’ın bunlara takılma şansı yoktu bana kalırsa. Öyle ya da böyle, sezon bitti. Ünal Aysal’la beraber yepyeni bir macera başlıyor, önce Fatih Terim ardından Selçuk İnan ile adeta Arda için olabilecek en mükemmel senaryo gerçekleşiyordu. Haziran ayının Galatasaray dergisinde Arda ve Selçuk beraber havuzda poz veriyor. Gelecek sene için taraftara heyecan veriyordu.
Ülkeyi 3 Temmuz soruşturması sarsarken ani bir karar ile ligler 1 ay erteleniyor. Tam sezon başlayacak derken verilen arada kulüp oyunculara kısa süreli izin veriyor. Arda izinden döndüğünde kendini bambaşka bir yola koymaya karar veriyordu. Galatasray tarihinin en yüksek bonservis ücretlerinden biri ile Atletico Madrid kulübüne gidiyordu.
Bu taraftar için bir yıkımdı. Yerli bir oyuncu, kaptan, takımın yıldızı, ligler başlamadan, takımı ona göre kuran, yönetime, teknik ekibe, takım arkadaşlarına ihanet ediyor. Adeta son saniyede kaçarak ortadan kayboluyordu.
Bu kaçış, “Bu ülkede kalmamalı, gitmeli” diyen beni de kızdırıyordu. Çünkü haziranda, temmuzda değil, son saniyede giderek takımı zor durumda bırakıyor, Galatasaray panik halinde Albert Riera’yı kadrosuna katıp beklediği katkıyı alamıyordu.
Arda Turan’ın irite edici tavırları bununla da kalmıyordu. Gittiği yerden konuşuyor, beyanlar veriyor, Galatasaray’da geçirdiği zor zamanları anlatıyor ve helikopter muhabbeti ile belki hayatı boyunca üstüne yapışacak bir saçmalık ortaya koyuyor. Kendisine yönelen okların ucunu sivriltiyordu.
Daha önce Tuncay Şanlı ve Mehmet Topal örneklerinde gördüğümüz gibi, tombikleşen ve habire sakatlanan Arda’nın 1 seneye geri döneceğini düşünmüştüm. Terk edilen sevgili gibi, eninde sonunda bana döneceksin, kıymetimi anlayacaksın.
İki takım da kendi yoluna devam ediyor. Arda tek tük idare ederken, Galatasaray’ın dolu dizgin gidişi Arda’yı unutturuyordu.
Sonrası ilginç.
Arda her geçen gün üstüne koyarak her an daha gözde, daha büyük oyuncu haline geliyor. Galatasaray yönetimi bir çaba kendisini tekrar almaya çalışıp başarılı olamıyodu.
Ondan sonra Arda’nın dönemi başlayacaktı.
Kimsenin beklemediği biçimde Barcelona ve Real Madrid hegamonyası yerle bir edilip, Atletico şampiyonluğa yürüyerek, Arda La Liga’yı kaldırırken, UEFA kupasını kaldırmış Arda Turan bu kez de Şampiyonlar Ligi finaline hazırlanıyordu. Hem de yarı finalde attığı golle adını işletmiş olarak.
Peki hislerim mi neler?
Arda bizi bırakıp adeta kaçtı..
Arda bizde oynarken kendine bakmadı..
Arda taraftar tepkilerine bakarak, küçük bir gruba olan tepkisini tüm taraftara yansıttı..
Arda gittikten sonra saçma sapan konuştu..
Bize gelebilecekken gelmediği gibi sözleşme uzattı..
Arda bana, bize, sana, Aysal’a, Terim’e, Selçuk’a, Burak’a ihanet etti.
Eğer bana sorarsanız bu adamın dikiş tutturamamasını, kulübünden tepki görmesini, taraftarın onu sevmemesini isterim. Bize yanaşsın, biz istemeyelim. Tek şansı kalsın. Üstelik zaten tüm becerileri abartılıyor.
Gene, eski sevgilim benden sonra kötü şeyler yaşasın, yeni sevgilileri onu sevmesin, bana dönmek istesin, tek çaresi olayım, zaten güzel falan da değil dercesine.
Futbolcularla olan ilişkilerin, duygusal ilişkilere bu kadar benzemesi tuhaf mı? Olabilir.
Şimdi sen o Barcelona maçına çıktın ya, keşke Barcelona temiz bir yenseydi sizi, çimlere çöküp kalsaydın keşke Galatasaray’dan hiç ayrılmasaydım deseydin.
Bunlar geliyor aklıma.
Ama sonra maça bakıyorum, Atletico öne geçince inceden bir sevinç. Sonunda Arda ve kupa..Tüh yahu diyorum aldı gene, içten içe engelleyemediğim bir sevinç. Bir “aferin lan koca kafalı” ifadesi ile.
Şimdi sen Şampiyonlar Ligi finaline çıkacaksın ya.
(gerçi sakat olduğu için çıkamayacak galiba ama olsun)
Real o kupayı size bırakırsa yazıklar olsun onlara. Temiz bir fark atarlarsa Atletico muhabbeti biraz söner belki. Ya Arda’da da pek olay yokmuş derler. Üzülürsün falan, benim hoşuma gider.
Diyorum da gene engel olamadan içimden hadi be oğlum diyeceğim herhalde. Her zaman olduğu gibi.
Olum bana bak..
Biz seni çok seviyorduk lan, gerizekalı herif..Ne vardı durduk yerde gidecek.
Beter ol da çaresiz kal o final maçlarında inşallah.
Dön sonra.
Uzatma fazla arayı, olmuyor böyle.
Özlüyoruz.
Portal Konusu İçin Tıklayın
Manisaspor’un bekinden Galatasaray’ı delik deşen eden çocuk için Galatasaray’dan kiralık dediğinde spiker he iyi gelecek sene oynar bu diyerek geçmiş, sonra unutmuş gitmiştik. Mlada Bloslav maçı ile de hem Türk hem de genç bir oyuncunun yetenekleri ve kafasını birleştirerek nasıl oynayabildiğini görmüştür. Ama en abartmayı seven ve çabuk gaza gelen taraftar bile La Liga kupasını kaldırdıktan sonra Şampiyonlar Ligi finaline çıkacağını tahmin edememişti.
Arda Turan, Galatasaray alt yapısından çıkan belki de en iyi oyuncu. Arda Turan diyince aklıma Jo’lu sezonda 1-1 biten Beşiktaş-Galatasaray maçında attığı gol geliyor ilk. Bahçelievler Beer Garden’da izlerken yanımdaki Beşiktaşlı arkadaşın yakasına yapışmış. Gol bee, kaptanıma bak bee diye bağırmıştım.
Rezil sezonumuzda, Arda sık sık sakatlanıyor, takımla birlikte olmuyordu. Yabancı futbolculara karşı tavrı olduğu konuşuluyordu. Medya hareketlerini mercek altına alıyor, spor programlarında çakma yorumcular hakkında densizce konuşmalar yapıyordu. Bu sarmal Arda’nın etrafını sarmışken, Arda’nın medyaya koz verdiği, Aziz Yıldırım’ın lanlı lunlu çıkışlarına sessiz kalarak imaj zedelediği, sürekli kilo alarak kendine bakmadığı ve sakat olmadığı halde kasıtlı olarak maçlara çıkmadığı taraftar arasında da dilden dile yayılıyor, Arda Turan’a karşı ufak tepkiler başlıyordu.
Ondan sonra malum maç geldi. Tribünler, bugün Arda’yı seven sevmeyen herkesin tiksinti ile hatırlayacağı, sinemalı, paralı, sizin gibi ruhsuz görmedik diye biten tezahüratını söylüyor. Zaten formsuz ve moralsiz futbolcular çöküyor, Arda ile kendisine az süre önce “Sıra geldi Paris Hilton’a” tezahüratı yapan tribünler arasında ilk çatlaklar oluşuyordu.
Bu tepkilere katılmasam da profesyonel bir oyuncu olarak Arda Turan’ın bunlara takılma şansı yoktu bana kalırsa. Öyle ya da böyle, sezon bitti. Ünal Aysal’la beraber yepyeni bir macera başlıyor, önce Fatih Terim ardından Selçuk İnan ile adeta Arda için olabilecek en mükemmel senaryo gerçekleşiyordu. Haziran ayının Galatasaray dergisinde Arda ve Selçuk beraber havuzda poz veriyor. Gelecek sene için taraftara heyecan veriyordu.
Ülkeyi 3 Temmuz soruşturması sarsarken ani bir karar ile ligler 1 ay erteleniyor. Tam sezon başlayacak derken verilen arada kulüp oyunculara kısa süreli izin veriyor. Arda izinden döndüğünde kendini bambaşka bir yola koymaya karar veriyordu. Galatasray tarihinin en yüksek bonservis ücretlerinden biri ile Atletico Madrid kulübüne gidiyordu.
Bu taraftar için bir yıkımdı. Yerli bir oyuncu, kaptan, takımın yıldızı, ligler başlamadan, takımı ona göre kuran, yönetime, teknik ekibe, takım arkadaşlarına ihanet ediyor. Adeta son saniyede kaçarak ortadan kayboluyordu.
Bu kaçış, “Bu ülkede kalmamalı, gitmeli” diyen beni de kızdırıyordu. Çünkü haziranda, temmuzda değil, son saniyede giderek takımı zor durumda bırakıyor, Galatasaray panik halinde Albert Riera’yı kadrosuna katıp beklediği katkıyı alamıyordu.
Arda Turan’ın irite edici tavırları bununla da kalmıyordu. Gittiği yerden konuşuyor, beyanlar veriyor, Galatasaray’da geçirdiği zor zamanları anlatıyor ve helikopter muhabbeti ile belki hayatı boyunca üstüne yapışacak bir saçmalık ortaya koyuyor. Kendisine yönelen okların ucunu sivriltiyordu.
Daha önce Tuncay Şanlı ve Mehmet Topal örneklerinde gördüğümüz gibi, tombikleşen ve habire sakatlanan Arda’nın 1 seneye geri döneceğini düşünmüştüm. Terk edilen sevgili gibi, eninde sonunda bana döneceksin, kıymetimi anlayacaksın.
İki takım da kendi yoluna devam ediyor. Arda tek tük idare ederken, Galatasaray’ın dolu dizgin gidişi Arda’yı unutturuyordu.
Sonrası ilginç.
Arda her geçen gün üstüne koyarak her an daha gözde, daha büyük oyuncu haline geliyor. Galatasaray yönetimi bir çaba kendisini tekrar almaya çalışıp başarılı olamıyodu.
Ondan sonra Arda’nın dönemi başlayacaktı.
Kimsenin beklemediği biçimde Barcelona ve Real Madrid hegamonyası yerle bir edilip, Atletico şampiyonluğa yürüyerek, Arda La Liga’yı kaldırırken, UEFA kupasını kaldırmış Arda Turan bu kez de Şampiyonlar Ligi finaline hazırlanıyordu. Hem de yarı finalde attığı golle adını işletmiş olarak.
Peki hislerim mi neler?
Arda bizi bırakıp adeta kaçtı..
Arda bizde oynarken kendine bakmadı..
Arda taraftar tepkilerine bakarak, küçük bir gruba olan tepkisini tüm taraftara yansıttı..
Arda gittikten sonra saçma sapan konuştu..
Bize gelebilecekken gelmediği gibi sözleşme uzattı..
Arda bana, bize, sana, Aysal’a, Terim’e, Selçuk’a, Burak’a ihanet etti.
Eğer bana sorarsanız bu adamın dikiş tutturamamasını, kulübünden tepki görmesini, taraftarın onu sevmemesini isterim. Bize yanaşsın, biz istemeyelim. Tek şansı kalsın. Üstelik zaten tüm becerileri abartılıyor.
Gene, eski sevgilim benden sonra kötü şeyler yaşasın, yeni sevgilileri onu sevmesin, bana dönmek istesin, tek çaresi olayım, zaten güzel falan da değil dercesine.
Futbolcularla olan ilişkilerin, duygusal ilişkilere bu kadar benzemesi tuhaf mı? Olabilir.
Şimdi sen o Barcelona maçına çıktın ya, keşke Barcelona temiz bir yenseydi sizi, çimlere çöküp kalsaydın keşke Galatasaray’dan hiç ayrılmasaydım deseydin.
Bunlar geliyor aklıma.
Ama sonra maça bakıyorum, Atletico öne geçince inceden bir sevinç. Sonunda Arda ve kupa..Tüh yahu diyorum aldı gene, içten içe engelleyemediğim bir sevinç. Bir “aferin lan koca kafalı” ifadesi ile.
Şimdi sen Şampiyonlar Ligi finaline çıkacaksın ya.
(gerçi sakat olduğu için çıkamayacak galiba ama olsun)
Real o kupayı size bırakırsa yazıklar olsun onlara. Temiz bir fark atarlarsa Atletico muhabbeti biraz söner belki. Ya Arda’da da pek olay yokmuş derler. Üzülürsün falan, benim hoşuma gider.
Diyorum da gene engel olamadan içimden hadi be oğlum diyeceğim herhalde. Her zaman olduğu gibi.
Olum bana bak..
Biz seni çok seviyorduk lan, gerizekalı herif..Ne vardı durduk yerde gidecek.
Beter ol da çaresiz kal o final maçlarında inşallah.
Dön sonra.
Uzatma fazla arayı, olmuyor böyle.
Özlüyoruz.
Özgür Kızılaslan
Portal Konusu İçin Tıklayın