Canan Hoca'dan Yeni Öneri: "Meyveyi kurtlu bulursanız yiyin"

ImpeccableGorgeousCaecilian-size_restricted.gif
46817,pestil-ve-orcikkopyajpg.png


Gif i görünce ve konu başlığıda meyvaya indirgenince bahsetmeden geçemedim.
DOĞRU ve TİCARİ KATKISIZ olarak yapıldığında, mevsimi dışında vitamin ve lezzetinden mahrum kalmamak için alternatifsiz bir saklama yöntemi ... Binlerce yıl evvel vardı binlerce yıl sonra gene olmaya devam edecek bir kaynak koruma sistemi..

Aşağıda yazacaklarımı özellikle spoiler için almak istemiyorum, çünkü her zaman herkese lazım olacak.......

Başlık aslında yapılan açıklamaya cazibe ve loy loy daveti katmak için mevzuya cımbız daldırmış gibi. Ama aslında farkında olmadan da yetersizkaynak veya hayatta kalabilmek için son protein kaynağı kalması durumunda oldukça sık ve hattaaskeri eğitimlerin uzunsüreli kırsal savaş eiğitimlerinin OLMAZSA OLMAZ ŞARTI sayılan meyve kurdu, salyangoz, karınca, yılan yada içi temizlenemeyecek kadar küçük kabuksuz sürüngelerin tamamına yakını marketlerden parayla alınan çiftlik besisi balık ve kırmızı/beyaz etlerdan protein yönünden çok çok daha zengin ve katkısızdır.
Fakat dinî değerler açısından zorunluluk yani hayattakalmak için son çare hallerinde kişinin ruhanî değerleri ile kıyaslama mücadelesi başllar.
Barış ve bolluk dönemlerinde erişilebilir kaynak sıkıntısı pek yaşanmadığındanprotein kaynağıı olarak standartdışı yöntemlere gerek duyulmamasını bunlar gıdadan sayılmayan insana zararlı diye yaftalamak pek mantıklı değil. Sadece alternatifsiz ihtiyaç halinde kullanılılabilir olması genelde atlanıp ezbercilik yada üzerinde kafa yormaya gerek olmayan bir konu muamelesi gördüğünden böyle arasıra hasbelkader karşımıza gelince ezbercilik ve hatta doğruları yanlış yapmaya çalışan dalgaya alma işide ön plana çıkıyor..

Benim şahsî fikrimi merak edip kaale alan olursa şayet, bu başlık ve konu metnini tam okuduktan sonra halen bu tavsiyeleri eleştirip, kendisi için hiçbir menfaati olmayan kendi alanında kardiyoloji ve kalp-damar hastalıkları ve aynı zamanda da dahiliye uzmanı doktorası yapmış kendi branşında duayen kabul edilen bir sağlık bilim otorite uzmanın sağlık/dinçlik önerilerini yanlış ve saçma olarak notlandırarak;
ve buna karşılk da sırf kendi malının üretim maliyetini düşürebilmek için binbir fırıldak peşinde koşan fabrikatörlerin kendi malına pazar payı kapma/artımaya çalışmak için aynı üretim fabrikasının üretim kapasitesi primi takviyeli maaşla çalışan sözde biyolog/doktor/laborant benzeri işinin gerçeklerini daha fazla kazanç için paraya çevirme derdindekilerin yalan pompalamalarından daha beş para etmeyen bir konuma indirenlerin,
hele birde katkı maddesi ve ziraî ilaçla özenle beslenmiş zekâ katsayısı ürünü ile aklısıra hakaret edenler hiç boşuna meyva falan yemeye çalışarak doğrularla yanlışları bilmekle kalmayıp bunlar arasında adaletli konumlandırma yaparak sağlıklı düşünme yetisini muhafaza edebilen kitlenin kaynaklarını boşuna israf etmesinler derim ŞAHSEN !...

Bu arada bazı arkadaşlar da kavun karpuz olayına takılmışlar, işin aslı, protein ve doğal şeker tüketimi beden içinde ürik asit artığı bırakır, Aşırı tüketim bu ürik asit seviyesini epey yükseltip idrar ve terleme yoluyla dahi boşaltılamaz duruma gelir. Çok terleyen insanların istenmeyen ve hoş olmayan ağır beden kokusunun sebebi, bedenin hatalı veya abartılı beslenme ile çalışma sonucu olarak doğal ihtiyaç gereği ürik asit boşaltma ihtiyacının cilt üzerinde buharlaşma artığının kokusudur.. Bu nedenle ter kokusundan kurtulmanın en kestirme ve en sağlıklı yollarından birisi su tüketimini ( abartıya kaçıp böbrekleri zorlamamak kaydıyla ) artırarak vücutta biriken ürik asidi ter halinden evvel idrar yoluyla defetmeye çalışmaktır. Uzun süre hele de sıcak havalarda yeterince su içerek üretimi engelenemeyecek olan ürik asit birikiminin idra yoluyla temizlenmesini sağlayabiliseniz. bir süre sonra ter içindeki ürik asit seviyesi de minimum değerlere düşerek, ter buharlaştığında da geride kalan atık seviiyesi düşerekkokuda minimuma inecektir otomatikman..
Hazır konusu gelmişken onlarca yıldır ve özellikle de Cumhuriyetin ilanı ilanı ile başlayan batıya açılıp medenileşme çabaları ile önüne konulan herşeyi sorgulamadan doğru kabul ederek yaratılan inanılmaz bilgi kirliliğinden biriside GUT HASTALIĞI nın ET HASTALIĞI olarak akıllara fikirlere pompalanarak millete fazla et yemeyin yoksa gut hastası olursunuz gibi saçma bir BESLENME SABOTAJI uygulanmıştır.
Peki bu gut hastalığı tam olarak nedir, nasıl başlar/gelişir/ferkedilir/zararları nerelerde nasıl tahrifat yapar.
Yediklerimizden özellikle tam pişmemiş proteinler ve yüksek kalorili ve doğal şekerli yiyecekler önce kalori ve yeterince çalışmayan hareket etmeyen yaşam tarzı nedeniyle kullanılamadan fazlalıktan dolayı artan kalorinin, ileride gerkeli halde kullanılmak için yağ rezerv deposuna dahil edilme işlemleri sırasında süzülme ve evrimleşme artığı olarak ürik asit üretimi oluşur. Ürik asidin kimyasal açıdan özgül ağırlığı kanın özgül ağırlığında daha fazla, yani daha ağır bir materyal olduğu için kalbin kaını damarlardan kendine çektiği zaman ürik yerçekiminden daha daha fazla etkilenerek kan ile beraber değil daha yavaş olarak çekilir. Uzun zaman bu şekilde vcudun daha alt seviesinde kama mecburiyeti ile hareket eden ürük asit zaman içinde kollardan ellere, ve beden içinde de ayaklara doğru göllenme, yani birikme yapmak zorunda kalır. Kan ile beraberhücreiçine giripçıkmakta pek fazla sorun teşkil etmeyen ürik asit eklem dokusu sıklığından ve aşırı birimden dolayı eel, parmak, ayak, ayak parmağı eklemlerinde kalıcı yerleşim yerleri oluşturmay başlar. zamaniçinde de eklem içinde hacim kaplamaya ve eklem çalışmasında dengesizlik ve eksikliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Sonucunda ellerde ve özellikle de ayak başparmağı ilk ekleminde aşırı belirgin şişkinlikler oluşup el ayak kullanımın da,bilhassa da ayakta durmak ve yürümekde eklem hasasiyeti kaynaklı geri alınması çok zor ağrılıbir hayat standartına sahip olusunuz.

Farkedenleriniz olmuştur belki, şahsen yazarak verdiğim bütün sağlık tavsiyelerinde SU, SU, SU, SU, SU, ABARTMADAN BOL SU her zaman yeralmıştır. konusu açıldığı güzel oldu.
BU ZAMAN KADAR SU KONUSUNUN ÜZERİNE BU KADAR BASMAMIN SEBEBİ GUT BELASI, RİSKİ, TEHLİKESİDİR, ......

Kısaca ÖZET gerekirse, Karatay Hoca nın hiçbir menfaati olmadan sağlıklı nesiller için BİLGİ ve TECRÜBE paylaşım ve tavsiyerini bu kadar ezmemek gerektiği kanaatindeyim..
Gene de herkes istediğini yiyip içmek, dilediğini düşünüp ona göre yaşamakta özgürdür...
Ama bir renkdaş, bir arkadaş olarak;
bişeyler yemeye çalıştığınızda ne yiyeceğinize karar verirken aslında bu hayatın çıkışı olduğu gibi birde inişi yani yaşlılık dönemi olduğunu unutmadan, bugün yediğinizin kalitesinin yaşlılıktaki sağlık durumuzun referansı olduğunu
UNUTMAMANIZI TAVSİYE EDERİM... ÇÜNKÜ O GÜNE GELİNCE; BU KADAR DİNÇ OLAMAYACAKSINIZ:....
 
Son düzenleme:
Kavun karpuz zararlı diyen insanı ciddiye almam. Yazıklar olsun.
 
Dedikleri dogru.

Bakın kiraz goruyorsunuz ya piril piril. Bu demektirki o kiraza bir dolu ilaç sıkılmış. Başka türlü inanın mümkün degil. Ben ilac sıkılan ve sıkılmayan kirazları yakindan biliyorum

O ilaclar yagmurla topraga iniyor ve topragi zehirliyor. O ilaclar da hepimizi zehirliyor aslinda. Butun vitaminleri de bitiriyor.

Ekşi elmaya kurt pek ugramaz ona da az ilaç atarlar. En iyisi odur. Aklinizda bulunsun.
 
Kavun karpuz zararlı diyen insanı ciddiye almam. Yazıklar olsun.
Olaylara ya siyah yada beyaz dır diye kesin çizgilerle ayırarak bakmak seni yanıltmakla kalnayıp kendi hayatın ve beslenme tarzı açısından bedenine hatalı yatırımlar yapmana neden olabilir. Yaşının gençliğine, gücünün dinçliğine fazla güvenipde ömrün boyunca sırtından inmeme ihtimali olan gereksiz risklerin altına girme. Bu gençlik, bu güçlülük halinin ebedi olmadığı gibi yarın bu saatlerde sende bu şekilde kalabileceği bile garanti olmadığının farkında olamayacak kadar bile ayakaların yere sağlam basmıyor intibasi veriyorsun yazdıklarınla...

Sana yeme diyen yok, yiyeceksen ayarında ve bilinçli olarak ye ki, arkasında bırakacağı zararlara bedeninde hasar bıraktırma...

Bu kafaya, bu düşünce tarzına ben şimdi desem ki BİR DOST OLARAK; internette birkaç yıldır kırsakallı bir ihtiyar fotosunun arakasına saklanarak aklısıra bişeyler anlatmaya çalışan birisinin tavsiyesine kıymet verme, nasıl olsa sen herkesten çok şey bilen bir muazzamî olarak verdiği tavsiyeler konusunda doktoralar vermiş bir duayeni de yeterli görme; ama hasta olmasa biile hastaymış gibi sıra numarası yada muayene randevusu almış masum bir hasta kimliğnde bir hastanenin endokronoloji servisie githastaların arasına otur, diyabet ve troid sorunlarının insana neler yaptığı, ne durumlara düşürüp hayat standartlarında nasıl kocaman kayıplara neden olduğu hakkında sohbetler edip; eşşekten düşenlerin halini uzaktan gülereke seyedenlerden değil, bizzat eşşşekten düşenlerin yaşadığı acı eşliğinde birinci elden dinle, O da olmadı Gastroenteroloji polikliniğine git, bana bişey olmaz diye yoksaydığı hatalı beslenmenin, o sarsılmaz gibi görünen bedenin gençlik gücüne aldananlara neler neler yapabildiğini sabahın köründe ikibüklüm hastane kuyruklarında sıra derdine düştüğü halleri kendi gözlerinle görüp HAYATIN GERÇEKLERİ BİZZAT TANIŞ.....
Daha bu kadar da değil o hastalar muyene olacakalr doktorları tıbbi cihaz tetkiz sonuçları isteyecek onlardan haftalar ötesine randevu alıpsonuç ve teşhis ve arkad-sında nasıl bir bedeli olacağı ortaya çıkacak olan tedavi süreci başlayacak.....
Ve ömrün geri kalanı bekide hep bu ve benzeri şartlarda geçecek...

Bunlar neler olabileceğinin ufak tefek detayları sadece.... Gerisini de sen anlayabilirsin istersen....

İster anla ister anlam bu hayat senin abur cuburların anlık zevklerine kanıp hayatını rezil rüsvâ vaziyette geçirmekte sana kalmış, herşeyi kararında ve beraberinde gelecebilecek yan etkileri eritilmiş gerekli tedbirleri ile beraber yiyerek beslenmek de senin elinde...

Kendi hayatının kalitesine, sadece bugünü düşünerek değil, onlarca senenin planlarını yaparak kendin karar ver..
 
Son düzenleme:
Olaylara ya siyah yada beyaz dır diye kesin çizgilerle ayırarak bakmak seni yanıltmakla kalnayıp kendi hayatın ve beslenme tarzı açısından bedenine hatalı yatırımlar yapmana neden olabilir. Yaşının gençliğine, gücünün dinçliğine fazla güvenipde ömrün boyunca sırtından inmeme ihtimali olan gereksiz risklerin altına girme. Bu gençlik, bu güçlülük halinin ebedi olmadığı gibi yarın bu saatlerde sende bu şekilde kalabileceği bile garanti olmadığının farkında olamayacak kadar bile ayakaların yere sağlam basmıyor intibasi veriyorsun yazdıklarınla...

Sana yeme diyen yok, yiyeceksen ayarında ve bilinçli olarak ye ki, arkasında bırakacağı zararlara bedeninde hasar bıraktırma...

Bu kafaya, bu düşünce tarzına ben şimdi desem ki BİR DOST OLARAK; internette birkaç yıldır kırsakallı bir ihtiyar fotosunun arakasına saklanarak aklısıra bişeyler anlatmaya çalışan birisinin tavsiyesine kıymet verme, nasıl olsa sen herkesten çok şey bilen bir muazzamî olarak verdiği tavsiyeler konusunda doktoralar vermiş bir duayeni de yeterli görme; ama hasta olmasa biile hastaymış gibi sıra numarası yada muayene randevusu almış masum bir hasta kimliğnde bir hastanenin endokronoloji servisie githastaların arasına otur, diyabet ve troid sorunlarının insana neler yaptığı, ne durumlara düşürüp hayat standartlarında nasıl kocaman kayıplara neden olduğu hakkında sohbetler edip; eşşekten düşenlerin halini uzaktan gülereke seyedenlerden değil, bizzat eşşşekten düşenlerin yaşadığı acı eşliğinde birinci elden dinle, O da olmadı Gastroenteroloji polikliniğine git, bana bişey olmaz diye yoksaydığı hatalı beslenmenin, o sarsılmaz gibi görünen bedenin gençlik gücüne aldananlara neler neler yapabildiğini sabahın köründe ikibüklüm hastane kuyruklarında sıra derdine düştüğü halleri kendi gözlerinle görüp HAYATIN GERÇEKLERİ BİZZAT TANIŞ.....
Daha bu kadar da değil o hastalar muyene olacakalr doktorları tıbbi cihaz tetkiz sonuçları isteyecek onlardan haftalar ötesine randevu alıpsonuç ve teşhis ve arkad-sında nasıl bir bedeli olacağı ortaya çıkacak olan tedavi süreci başlayacak.....
Ve ömrün geri kalanı bekide hep bu ve benzeri şartlarda geçecek...

Bunlar neler olabileceğinin ufak tefek detayları sadece.... Gerisini de sen anlayabilirsin istersen....

İster anla ister anlam bu hayat senin abur cuburların anlık zevklerine kanıp hayatını rezil rüsvâ vaziyette geçirmekte sana kalmış, herşeyi kararında ve beraberinde gelecebilecek yan etkileri eritilmiş gerekli tedbirleri ile beraber yiyerek beslenmek de senin elinde...

Kendi hayatının kalitesine, sadece bugünü düşünerek değil, onlarca senenin planlarını yaparak kendin karar ver..
HÜRMETLER...
 
Yazının hepsini okudum fakat genel olarak meyve de yemeyin demiş resmen.
İyi de arkadaş, meyve yenmez mi?
Bence bu konular bu kadar abartılmamalı
Hele veteriner arkadaşlardan edindiğim bilgiye göre hormonlu sanıp 25 günde büyüyen tavukların "hormonlu" sanılmasın şehir efsanesi olduğunu öğrendikten sonra bunlara pek de katılmıyorum.
Her şeyin doğalına ulaşmak neredeyse imkansız hale geldi.
Olabildiğince dengeli beslenmek ve egzersize, dinlenmeye önem vermek, kötü alışkanlıklardan uzak durmak sağlıklı bir yaşam için yeterli gayet.
Bu hayatta insanın en büyük düşmanı strestir bana göre...
Üstelik hayat bir gün bitecek herkes için.
Bu vücut ve ruh eskimek zorunda, bitip gitmek zorunda.
Elbette kimse hasta olmak hatta ölmek bile istemez fakat ölümlü canlılarız.
İçtiğimiz suyun bile fazlası zarar, soluduğumuz havanın bile bizi yıpratma payı varken bu konulara böyle delicesine kafa yormak bana delice geliyor.
Abartmadan, geç saatlere bırakmadan yiyin meyvenizi, beni mantalitem bu yönde

F5121 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
 
O kurt böyle damağında hareket edecek falan
Hayatta imkanlar dahilinde tabii ki mümkün olduğunca KALİTELİ ve SAĞLIKLI besinleri ayarında tüketmek en mantıklısı. Fakat hayat her zaman balkondan sepet sarkıtarak, ya da telefonla canın ne çekerse ayağına getirtilecek kadar rahat ve kolay olmuyor ne yazık ki. Veya bazı insanlar aman oluversin işte mantığında değiller.. @Mustafa Kaya nın da bahsettiği gibi kurtlu veya kurt yürümüş bölümleri temizleyip gekeni yapabilmeyi akıledip becerebilenlere insan adı veriliyor.. Kaldı ki belgesellerde de hayvan diye aşağılanan ama zarurî ihtiiyaç gereği türüne göre gelişmiş düşünce yapısına sahip bazı gelişmiş canlıların da bunu akıledebilip sıklıkla ve rahatlıkla uyguladığını da izliyoruz belgellerimizde .

Hepimiz farkındayız ve biliyoruz ki burada kastedilen elmanın katkısız olduğunun ispatı olarak kurt içgüdüsü bir organiklik referans kaynağıdır denilmek isteniyor. ( Mesela ben bir incir ağacından incir koparıp yiyecek olduğumda sağlamını değil kuşların damaklezzeti ve kalte tercihi içgüdüsün peşinden giderek ucundan kenarından kuş divdiklenmiş olanınını seçerek temizleyip onu yemeyi tercih ediyorum şahsen... ) Ve hoca da bi hata edip bu konu açık açık söylenmediğinde anlamakta ve bu sonuca ulaşmakta zorluk yaşayabilecek veya çamur atamak ve hatta abalıya vurma fırsatı olarak değerlendirebilecek beyinleri yok sayarak gerçekten ÇOK BÜYÜK HATA ETMİŞ YANİ....
BU KADAR OKUMUŞLUKLA, BU KADAR BÜYÜK HATA ve DÜŞÜNCESİZLİK OLMAZ YANİ.... YAKIŞMADI BİR UZMAN DOKTORA....

Lüks ve refah hayatın şımarıklığı ile Survivor adı altında tahtalardan atlayıp çomaklara halkalar geçirmeyi eğlence niteliğine dönüştürülmüş bir hayatta kalma savaşı olarak sunan tv showlarının etkisinde bilgisayar başında elinde iki tane zeytin eksikliğinden şikayet edip canını sıktığı ve hatta kucağına düşen sucuk parçasını sırf elbisesinin üzerine düştüğü için çöpe atmaktan çekinmediği sipariş pizzasının kaşarını erimemiş yada tadını ve hatta markasının sahibine kılım gıcığım hazetmiyorum diye bolluktan çöp kutusuna silkeleyenlerin hayatta kalma savaşının gerçek yüzü hakkında ahkam kesenler acaba; Öyle bir durumda olanların ağzına atabilecekleri bir böcük sahibi olabildikleri için çok çok çok şanslı olup günü kurtardıklarına memnun mu olacaklar yoksa gerektiğinde uğruna savaşlar yaptıkları ağzında kıpırdayan bu şeylerden rahatsız mı olacaklar yoksa. Acaba birisi gelip ağzımdaki kımıldayan şeyi çalmak için beni öldürmeye kalmasınlar diye çiğnemeden mi yutacak...
Bu kadar extreme ihtimallere dalarak yazdığım için kimse kusura bakmasın. Extreme katmerli haksız eleştiriye denge sağlamak adına bu tip bi dil gerekiyo maalesef.....

Burdan itibaren biraz olsa da olur, olmasa da olur bölümü var.
Sıkıntıdan konuyla dolaylı yoldan alakalı olarak biraz yazıp kafa dağıtasım geldi ...
Keyfiniz bilir dostlar ...
İnsanlık açısından hayatta kalma savaşının en acı ve en ağır bedelli mücadelesini Avustralya Aborjinlerinin verdiğini sanırım bilmeyenimiz yoktur.
Aborjinlerin insanlık varolduğundan beri Avustralya kıta adasının yılın 8-9 ayı ot bitmeyen orta kesimlerinde onbinlerce yıldır hayatta kalabilmek için hayvanlar gibi yeşil olduğu dönemlerde ağaç yaprakları ve taze dallarıve belki arasıra meyveleri ile kuruduğu dönemlerde de toprak içinde suyu kurumamış ağaç kökleri beslenmeye çalıştılar. İçgüdüsel açıdan da protein olarak bildiğimiz eksiklik içinse ağaç tırtılı, kelebek larvası, karınca vs.. gibi kaynakları kullanmanın yanısıra kendi aralarında kabile olarak bile ilkellikten silah yapımındaki ve zayıflıktan peşinden koşup yetişemedikleri için avlamakta pek sık başarılı olamadıkları kanguru hayvanı yerine, taze kanguru dışkısı bol olan bölgelere besin kaynağı olarak sahip olabilme adına kabile/grup savaşları yapma pahasına hayat mücadelesini kazandılar. Buna da ne kadar hayat denirse tabii ki.
Zaman içinde yetersiz beslenme ve barınma şartlarından dolayı özellikle iskelet ve diş yapısı bozuklukları nedeniyle hayat daha da zorlaşmaya başlasada;
Aborigines_Full.jpg
weston+price.png


Diş sararması çirkinliği ve tırnak kırılmasının psikolojik hayatı zindan edp sokağa çıkamama durumunun yanında bunlarda dert mi sanki ....
1400-1500 lü yıllarda deniz ticaret gemilerinin kıtalararası boyuta gelişmesi ile avrupalı istiilacılar ellerinde yağlı tavukları ile gelip; kendilerini dişlerine ve hayat şartlarındaki yetersizlikten yamuklaşan bedenleri nedeniyle yokedilmesi gereken ucubeler topluluğu olarak gerektiğinde çok çirkinleri güya insanlık ayıbı olarak öldürmeye, zincirler vurup tarla işçisi olarak kullanmaya başlamasıyla Özgür hayatlarında aç yatarken, Köle hayatlarında refah yüzü görmeye başladılar.o_O
Çünkü tarlalarda çiftliklerde çalışacak köleler ihtiyaçtı ve ihtiyaç devamlılığı içinde köleler hayatta kalmalıyıdı onun içinde iyi olmasada artıklarla az/çok beslenmelilerdi. Ayrıca ekmek denilen ve insani epeyce zaman tok tutabilen sihirli gıdaları da vardı. bu da yetmedi ticaret gemileri ile kaçak yolculuk yapan fareler de gelip avustralyada kısa zamanda üreyerek çoğalmaya ve hey yere yayılıp yeni bir gıda kapısı oldular üstelik kanguru gibi yakalaması çok zor bişey de değildi. Ve hatta bir fare haftalar boyunca gezerek toplanabilen iki avuç dolusu tırtıldan daha da büyük bi gıda kaynağı idi. Bu da yetmedi, fareler istila edip zarar vererek çiftçi zenginlerin parasına dokunmaya başlayınca farelerden kurtulmak için kedi adını verdikleri avcıları getirdiler. Kedileri tarlalara salıp aç bıraktılar farelerle karınını doyursunlar diye. Abojinler kedileri görünce gözleri iştahla yerinden fırlıyordu. Bir kedide bir hafta da avladıkları fareden daha fazla et besini vardı. Ama aradan fazla geçmeden kediler de fareler gibi anormal hızda çoğalıp fareleri tükettiler yada yeraltına inmeye zorladılar . Kedi bolluğunda abojin mideleri de gerçek etle tanışıp bayram etmeye başladı. tabii ki farelerin ortadan kalkması ile aç kalan kediler çiftçilerin tavuklarına besi hayvan yavrularına saldırıp öldürmeye ve evlerin mutfaklarına taciz ve tehdit unsuru olmaya başladılar. Kedilerin tamamını kendileri yakalayamayan çiftçiler bu işte de aborjin köleleri kullanmak için onlara kedi yakalamanın inceliklerini öğretip av malzemesi desteği verdiler.
Artık hayat aborjinler için köleliği yok sayabilecek kadar rahat bir duruma gelmişti nerdeyse. Fakat kediler avla avla bitmek bilmedi, yüzlercesini avlarken binlercesi doğmaya devam ediyor tehditde çiftçiler için büyürken aborjinler için bolluk dönemi daha da zenginleşiyordu. Kedi istilasından kurtulmak için avrupa sokaklarındaki başıboş ne kadar köpek varsa avustralyaya taşıyıp aç bırakarak kedileri avlamaya zorladılar. Al sana abojjinler için bir besin kaynağı daha.. Artık köle yapılamayıp kırsalda yaşayanlar için kanguru avlamaya çalışmak bi tarafa yolda karşılarına sakat yada koşamayacak kadar hasta/yaşlı kanguru denk gelmezse dönüp yüzüne bile bakan yoktu bolluktan.
Ama avrupadan getirilen köpekler tek değilde her ırk karışımı oldukalrı için kedi yakalayamadıkları zaman açlıktan birbirlerini yiyerek zayıf irkları otokontrol sistemi ile çok kısa zamanda devredışı bıraktılar . Geriye kalan baskın/dominant karakterli güçlü bedenlli köpeklerin vahşi doğada birbiri ile çifleşmesinden DİNGO adını verdikleri dominant karakterli hayatta kalabilmek için vahşi olmak öncelikli aşırı zekî karakterli yapısıyla yeni bir köpek ırkı meydana geldi.
Ve bu herşeyin değişmesine yol açtı.
Ev doğumlu olanlarda bile evcilleştirilmesi mümkünatı çok düşük aşırı vahşi bu ırk; kendisinden evvel tabiatta ne kadar et türü veya besin maddesi olarak ne varsa tüketip soyunu kurutma boyutuna getirdi. kırsallarda gruplar halinde köylere kabilelere sistemil saldırılara başladı. Kabileler köylerinin etrafını çevirip silahlanmaya başlayınca açlıktan çiftliklere, evlerdeki çocuklara kölelere ve kasaba insanlarına saldırmaya başladılar. Rastladıkları insan dahil potansiyel yiyecek ne varsa silip süpürmeye başladılar.
Artık ortada fark gözetmeden nesil değil soy tüketen insandan daha vahşi ve tehlikeli üstelikde sayısı hızla artmaya devam eden gerçek bir istila kabusu vardı. Avrupadan zenginlik hayali ile gelenlerin çogunluğu aile ve mal kayıplarına dayanamayıp geri döndüler. avrupayla olan ticaret durma noktasını aşıp sıfırı tüketmeyide aşarak ingiliz ekonomisine zarar yazma boyutuna geldi. Avustralya gibi sadece ekonomik değil ticaret yolları içinde stratejik bir nokta olan kıta adasını kaybetmeyi göze alamayan birleşik krallık ve çiftlik sahipleri, Amerika, ingitere ve avrupada ne kadar eli silah tutan gönüllü erkek kadın çocuk varsa parayla kiralayıp dingo avcısı olarak adaya gönderdi hayvan başına ciddi ödüller ödemeyi kabul etti. Onlarca yıl süren bu katliam; şehirleri, kasabaları, çiftlikleri, kısaca avrupalı insanın olduğu her yeri temizledi dingolardan. Sadece avcıların ulaşamadığı uzak kırsal bölgelerde ufak gruplar halinde yaşamaya tabiat hayvanları ile beslenmeye mecbur kaldılar. Zaman içinde besinsizlikten sayıları o kadar azaldı ki; bu ırkı yeniden canlandırıp vahşiliğini ticari amaç için kullanmak amacıyla senelerce arayıp bir tane bile canlı yakalamayı başaramadılar.
Dingolar ve avcıların canlı hayat bıraknadığı bozkırlarda aborjinler artık istalacılar gelmeden avlayamayıp, istilacılardan avlamayı öğrenerek avlamaya başladıkları bir tane kanguru için bile için bile günlerce yol yürümek zorunda kalıyolardı.
Gerçek hayatta kalma savaşı artık istilacı öncesinden daha zor durumdaydı. Tabiata salınan fareler kediler köpekler ve en son da dingolar ortalıkta yenilebilecek tırıtıl nesli bile bırakmadı hepsini, herşeyi kurutttular.
Hayatta kalabilmak için artık tek çare, kendilerinin bu duruma düşmesine sebep olup sonrada yok sayıp ölüme terkeden istilacıların hayvanlarını yalamak, çalmaktı. Ve onu yapmaya başladılar. Çalınan ihayvanların sorumluluğunu kölelere yükleyen çoğu çiftçi, kölelere işkence ve eziyet etmeye başalayınca köleler bu haksızlık için sistemsiz olarak kaçmaya veya isyan çıkarmaya başladılar. çiftliklerin zayıf noktalarını yabanıl aborjinlere deşifre ederek çiftçilerin zararının boyutunun katlanarak artmasına sebep oldular. Çİftçilerde buna karşılık, Dingoların neslini tükenme boyutuna getiren avcıları tekrar geri çağırıp bu seferde aborjin halkını avlamaya, katletmeye başladılar. Uysal köleler dışında bütün aborjin halkı katliamına ödüller vadettier. Gelirlerinden daha fazla ücretleri avcılara vermek zorunda kaldılar.. Avcıların yetersiz kaldığı durumlarda ingiliz ordusuna para yağdırdılar. Düzenli askeri birlikler aborjin avları başlatıp çiftlik sahibi zenginlerin koruması ve paralı askeri gibi davranarak ilave ödül peşine düştüler.

Taaki fotoğraf makinası ve gazete denilen kitlesel haber yazıp dağıtan şirketler jurulup, insanların bu insan kıyımını avrupa medaysında gündeme getirene kadar bu insan av partileri devam etti. Kamuoyu baskılarına ve insanların ürün boykotlarına dayanamayan ingiltere adasındaki DAHA ZENGİN FABRİKA şirketleri avustralyada ki olayların MECBUREN durdurulmasını sağladı..

Bu film Avustralyadaki Aborjin katliamının en yoğun yaşandığı zamanlarda aborjinlerin ve çiflik patronlarının ne durumda olduğuna dair bir fikir verebilir belki...
220px-Quigley_down_under.jpg


Mr Quigley l'Australien (1990) - IMDb

Zahmet edip okuyan olduysa .. Teşekkürler ...
 
Geri
Üst Alt