- 21 Ocak 2010
- 72.822
- 51.244
- 5.003
Hocanın çalıştığı son birkaç sezon bu garantici topu kaybetmemeye dayalı pas oyunu içeren oyun anlayışına geçtiğini çoğunuz fark etmiştir.
Şimdi tabii ki kalkıp taa uefa dönemindeki üst düzey takımın oynadığı baskılı futbol ile kıyaslamayacağım.
Ancak bana gerçekten garip geliyor hocanın bu futbol anlayışı.
Hayır Ünal Aysal döneminde sözleşmesi fesih edilmeden önce de buna yakın bir futbol anlayışımız yoktu.
O sene hatırlarsanı şampiyon olduktan sonra yazın transfer dönemi başlamadan önce hoca demeç vermiş , mesela Burak'dan çok daha fazlasını bekliyorum.Daha fazla koşan bir Burak izleyeceğiz diyordu.Ben o dönem daha agresif daha fazla topu kapmaya ve direk golü düşünen bir takım yaratacağını hayal etmiştim.
Açıkçası o dönem takımdan ayrılmadan önce hocanın tam olarak istediği formasyonu uygulayabilen bir kadromuz da yoktu.Hatırlarsanız Hamit falan varken bazen mecburen kanatsız baklava sisteminde oynadık uzun süre.Bu konuda hocaya istediği kadro ve imkanlar sağlanmadı da diyemeyeceğim transfer listesini kendi hazırlıyordu ama birinci listedeki oyuncular elbette alınamamış olabilir.
Biz günümüze gelelim.Dikkat ederseniz son yaptığımız hazırlık maçında kasımpaşaya karşı ilk yarıda 3 lü baskı yapan ve topu kapıp rakip kaleye hızlı gitmeye çalışan bir takım izledik.Çok iyi bir takım görüntüsü olmasa da ortaya konmaya çalışan futbol anlayışı beni memnun etmişti ki ikinci yarı nerdeyse tamamen değişen takım sezon boyunca gördüğümüz kısır pasa dayalı rakip kaleye oldukça yavaş ilerleyen topu kaybetmemek adına yaratıcılıktan ödün veren bir anlayışla sahaya çıktı.
Ben önce futbolcularda suç aradım ama devre arası fatih hocanın deneyimli oyuncular ile yaptığı konuşmayı görünce afalladım.Hoca topu ne olursa olsun kaybetmemeleri gerektiğini söylüyordu.Bu diktasyonun ciddi bir kısıtlayıcı yanı var.Oyuncular risk almak ve hedef haline gelmek istemiyorlar.Markaj altında beklerken boş alana kaçıp kendini göstermek de istemiyor oyuncular.Yan paslarla oyunu çok yavaş bir şekilde rakip sahaya yıkmaya çalışan takımımız her ne kadar topun hakimi gibi görünse de yaratıcılıktan ve hızdan uzak bu futbol anlayışı ile ileri uç oyuncularını topla buluşturmayı başaramıyor.Çünkü rakibin dengesini bozamıyor.Ayrıca hücum setleri olmadığı için de tamamen rastgele ortalar ile pozisyon bulmaya çalışıyoruz , yay etrafından şut bile denemiyoruz.
Hoca neden iki yarıda tamamen farklı bir oyun anlayışı ile sahaya çıktı bu tesadüf müydü yoksa kıyaslamak mı istedi yoksa sahadaki oyuncuların yapısına göre mi böyle farklı bir tercih içerisindeydi bilemiyorum.Ama ben ilk yarıdaki gibi bir Galatasaray görmek istiyorum.Varsın top rakipte olsun , varsın daha fazla top kaybedelim ama 3.kısımda kaybederiz , eksik yakalanmayız kademede.Çünkü hızlı çıkmaya ve rakip kaleye gitmeye çalışan takımlar zaten max 3-4 oyuncu ile atağa kalkarlar geride hiçbir zaman açık vermezler.
Oysa yavaş yavaş oyunu rakip sahaya yıkan takımların defans çizgisi orta sahaya kadar gelir , rakip ceza sahası etrafında kısır paslarla defans hattını delmeye çalışırken kaybedilen bir top anında bizim sahamıza kontra atağa dönüşür ki nerdeyse geçen sene yediğimiz gollerin büyük bir kısmı bu şekilde geldi.
Dikkat ederseniz Beşiktaş da bu şekilde başarılı oldu bu sene, "rakip kaleye en hızlı en efektif nasıl giderim?" futbolun temel mottosu bu olmalı.Fatih Terim bu anlayışı dikte edecek tecrübe ve teknik kapasiteye sahip bir hoca.Umarım kısır pasa dayalı yavaş futbol anlayışından vazgeçer..
Şimdi tabii ki kalkıp taa uefa dönemindeki üst düzey takımın oynadığı baskılı futbol ile kıyaslamayacağım.
Ancak bana gerçekten garip geliyor hocanın bu futbol anlayışı.
Hayır Ünal Aysal döneminde sözleşmesi fesih edilmeden önce de buna yakın bir futbol anlayışımız yoktu.
O sene hatırlarsanı şampiyon olduktan sonra yazın transfer dönemi başlamadan önce hoca demeç vermiş , mesela Burak'dan çok daha fazlasını bekliyorum.Daha fazla koşan bir Burak izleyeceğiz diyordu.Ben o dönem daha agresif daha fazla topu kapmaya ve direk golü düşünen bir takım yaratacağını hayal etmiştim.
Açıkçası o dönem takımdan ayrılmadan önce hocanın tam olarak istediği formasyonu uygulayabilen bir kadromuz da yoktu.Hatırlarsanız Hamit falan varken bazen mecburen kanatsız baklava sisteminde oynadık uzun süre.Bu konuda hocaya istediği kadro ve imkanlar sağlanmadı da diyemeyeceğim transfer listesini kendi hazırlıyordu ama birinci listedeki oyuncular elbette alınamamış olabilir.
Biz günümüze gelelim.Dikkat ederseniz son yaptığımız hazırlık maçında kasımpaşaya karşı ilk yarıda 3 lü baskı yapan ve topu kapıp rakip kaleye hızlı gitmeye çalışan bir takım izledik.Çok iyi bir takım görüntüsü olmasa da ortaya konmaya çalışan futbol anlayışı beni memnun etmişti ki ikinci yarı nerdeyse tamamen değişen takım sezon boyunca gördüğümüz kısır pasa dayalı rakip kaleye oldukça yavaş ilerleyen topu kaybetmemek adına yaratıcılıktan ödün veren bir anlayışla sahaya çıktı.
Ben önce futbolcularda suç aradım ama devre arası fatih hocanın deneyimli oyuncular ile yaptığı konuşmayı görünce afalladım.Hoca topu ne olursa olsun kaybetmemeleri gerektiğini söylüyordu.Bu diktasyonun ciddi bir kısıtlayıcı yanı var.Oyuncular risk almak ve hedef haline gelmek istemiyorlar.Markaj altında beklerken boş alana kaçıp kendini göstermek de istemiyor oyuncular.Yan paslarla oyunu çok yavaş bir şekilde rakip sahaya yıkmaya çalışan takımımız her ne kadar topun hakimi gibi görünse de yaratıcılıktan ve hızdan uzak bu futbol anlayışı ile ileri uç oyuncularını topla buluşturmayı başaramıyor.Çünkü rakibin dengesini bozamıyor.Ayrıca hücum setleri olmadığı için de tamamen rastgele ortalar ile pozisyon bulmaya çalışıyoruz , yay etrafından şut bile denemiyoruz.
Hoca neden iki yarıda tamamen farklı bir oyun anlayışı ile sahaya çıktı bu tesadüf müydü yoksa kıyaslamak mı istedi yoksa sahadaki oyuncuların yapısına göre mi böyle farklı bir tercih içerisindeydi bilemiyorum.Ama ben ilk yarıdaki gibi bir Galatasaray görmek istiyorum.Varsın top rakipte olsun , varsın daha fazla top kaybedelim ama 3.kısımda kaybederiz , eksik yakalanmayız kademede.Çünkü hızlı çıkmaya ve rakip kaleye gitmeye çalışan takımlar zaten max 3-4 oyuncu ile atağa kalkarlar geride hiçbir zaman açık vermezler.
Oysa yavaş yavaş oyunu rakip sahaya yıkan takımların defans çizgisi orta sahaya kadar gelir , rakip ceza sahası etrafında kısır paslarla defans hattını delmeye çalışırken kaybedilen bir top anında bizim sahamıza kontra atağa dönüşür ki nerdeyse geçen sene yediğimiz gollerin büyük bir kısmı bu şekilde geldi.
Dikkat ederseniz Beşiktaş da bu şekilde başarılı oldu bu sene, "rakip kaleye en hızlı en efektif nasıl giderim?" futbolun temel mottosu bu olmalı.Fatih Terim bu anlayışı dikte edecek tecrübe ve teknik kapasiteye sahip bir hoca.Umarım kısır pasa dayalı yavaş futbol anlayışından vazgeçer..