İnsanlarda genel bir eğilim var o da şu, yüksek lider vasıfları gördükleri, bir zaman iyi şeyler yaptığına şahit oldukları, pr çalışmasını iyi yapan, laf sokan, dik ve genel tanımıyla "reis" modunda takılan kişilere sonsuz bir güven duyma ve kredi tanıma eğilimi bu. Yani insanlar her şartta bir sürüye ait olma ve o sürünün çobanına taparcasına bağlanma ihtiyacı hissediyor. Türkiye özelinde de değil bu durum. Mesela ben Manu'nun internetteki kalesi olan Red Cafe'yi takip ederim. Jose Mourinho geldiğinden beri doğru dürüst hiçbir başarı sağlayamadı United'da. Ama geçen Juve'yu inanılmaz şekilde yenince takımları, bir baktım hepsi Mourinho reis kafamızı keseriz havalarına girmişler. Çünkü adamın kariyerine güveniyorlar öncelikle, cool tavırlarına, rakipleri sinir eden kişiliğine vs. Futbol forumuna siyaset konusunu sokmayı sevmem, doğru da değil. Hepimizin kendince bazı görüşleri var ne de olsa. Ama konuyu vurgulamak için şöyle bir eşleme yapabiliriz diye düşünüyorum. Ülkemizde son dönemde ekonomi ne kadar kötüye giderse gitsin, ne kadar yanlış icraatlar yapılırsa yapılsın her koşulda ülkeyi yöneten insanın arkasında duran kitle ile son dönemde yaşanan bütün fiyaskolara rağmen Fatih Terim'e eleştiriyi yasaklayan, onun peşinden ayrılmayan kitleyi kısmen birbirine çok benzetiyorum. Çünkü bu iki kitle de lidere sonsuz güven ve sadakat duyuyor. Vardır bir bildiği, düzeltirse o düzeltir, asıl şimdi arkasında durup destek olmalıyız temalı yorum ve görüşler birbirine ne kadar da benziyor değil mi? Bardağın dolu tarafına bakmayı sevdiğimiz gibi boş tarafına bakmayı bilmiyoruz. Fatih Terim'in Galatasaray'da kazandığı şampiyonluklar üzerinden destanlar yazılırken onun Şampiyonlar Ligi'ndeki 7 denemesinde sadece 1 kere gruptan çıkabilmeyi başarabilmesi gerçeği de var görülmeyen ve maalasef Fatih Terim lobisinin yıllarca Galatasaray'da başka hiçbir hocaya hayat hakkı tanımadığını da söyleyebiliriz. Dikkat ettiniz mi sinyor dışında herhangi bir teknik direktörün iyi gittiği bir dönemin sonunda yaşanan ilk formsuz dönemde bileti kesildi. Skibbe, Riekerink, Tudor, Hamza, hepsi bu kaderi paylaştı. 17 maçta 36 puanla ilk yarıyı kapatan Galatasaray, 2.devrenin ilk haftalarında Karabük ve Kayseri'ye (hakemlerin bariz etkili olduğu maçlarla hem de) yenilir yenilmez gönderildi Riekerink. 9 maçta 23 puanlık hayvani bir başlangıç yapan Galatasaray, ilk yarı sonundaki zorlu fikstürde arka arkaya birkaç deplasman yenilgisi alınca kovuldu Tudor. 3 kupalı sezonun hemen ardından ligde zorlu deplasmanları birer birer geçen ve devler liginde de fena gitmeyen Galatasaray, bir Rize deplasmanını kaybedince kovuldu Hamza, İlk yarıyı liderin 1 puan gerisinde kapayan, Avrupa'da Benfica, Olympiakos, Hertha Berlin gibi takımlara karşı galibiyetleriyle parmak ısırtan Galatasaray, 2.yarıya biraz kötü başlayıp içeride Kocaeli'ne 5-2 yenilince kovuldu Skibbe. Dikkat edin hepsi 3-5 maçlık bir gerileme dönemiyle Terimist taraftarların da baskısıyla kelleleri alınarak gitti. Ben Fatih Terim'e karşı değilim, onun kötü ve menfaatperest bir insan olduğunu da düşünmüyorum. Ama tarihin en kolay Şampiyonlar Ligi gruplarından birinde 5 maçın 4'ünde gol atamamış, küme düşme hattındaki 2 takıma kısa aralıklarla 2-0'dan maç vermiş ve son 10 resmi maçından yalnızca 1 galibiyet çıkarabilmiş bir teknik direktörün dokunulmazlık zırhıyla koruma altına alınmasındaki çifte standardı da eleştirme hakkı olduğumu düşünüyorum. Hele de diğer hocalara yapılan muameleyi görünce. Saygılar iyi geceler