Sürekli olarak oyuncuları, yönetimi, basını sorumlu tutması oldukça trajik bir hal almaya başladı. Hocaya göre sürekli birileri suçlu, kendisini rahat bırakmıyor, üstüne geliyor, rahat çalışma imkanı bulamıyor... Her maçtan önce birilerine bileniyor, ''atarlanacağı'' merciler için önceden güzel bir maç sonu yazısı hazırlıyor. Konuşma içerisinde sürekli kişisel konular, hiddetlenmeler, şikayetler...
Son zamanlarda doğru düzgün taktik konuştuğuna dahi şahit olmadım hocanın. Oyun içerisinde şu olsaydı, penaltımız verilseydi, kırmızı kart çıksaydı, kafa kafaya oynadık ama olmadı gibi tamamen Anadolu takımı antrenörü niteliğinde sönük açıklamalar.
Yani meslek hayatında 40 yılı aşmış bir kişinin bu denli standart şeyleri söylemesinin tek nedeni olduğunu düşünüyorum, o da form ve gözlem yeteneğinin körelmeye yüz tutmasıdır. Hocanın en büyük artısı enerjisi ve kazanma arzusudur, bu herkesçe bilinen bir gerçek.
Şu güne baktığımızda hocanın oldukça demotive, enerjisinin büyük çoğunluğunu birilerine laf yetiştirmeye çabalayarak harcadığı açık. Bunun yanına birde Galatasaray düşmanı kişilere mesai harcayarak, egosunu perçinleme isteği eklenince iyice tükendi.
Beşiktaş maçında ne yapar, eder onu bilemeyiz; ama ortada bir gerçek var ki Fatih Terim sezon sonu Galatasaray'ın başında olmayacak. Şu anda camia olarak futbol takımını olabildiğince süratle uçuruma doğru sürüklüyoruz, Beşiktaş maçı uçurumdan önceki son dönemeç. Burada direksiyonu kırdık kırdık, kıramadık; işte o zaman çok daha baş ağrıtıcı ve 2010/11 tatsızlığında bir sezon bekliyor bizi.