Evvela ana konu olan ilişkiler. Burada ana karakteri kadın kabul ediyorum. 3 ayrı hikayesi var. Onu üzen biri, üzdüğü biri ve finalde evlilik. Birini seversin ama o seni istemez, biri seni sever ama sen istemezsin, sonunda biri ile evlenirsin. Pek çok insanın aşina olduğu bir öykü. Bir defa yönetmen ilişki kavramını ego tatminine bağlıyor. Önce ilk ilişki, kadın seviyor adam uzak duruyor. Kadının egosu zarar görüyor ve karşı tarafın canını yakıyor. Biri sizi terk ettikten sonra geleneksel, zaten x'di tarzı suçlamalar ve onun acı çekmesini isteme kavramını izah ediyor. Evet kadına kızıyoruz ama eski erkek arkadaşını tecavüz ile suçlayıp hayatını karartması her ne kadar abartı olsa da özünde hepimizin kısmen yaptığı birşey. Canımız acıyınca karalamaya çalışmak. Gelelim ikinci ilişkiye. Adam çok seviyor, kendi sözü ile 20 yıl boyunca bekliyor. Bu adam son derece beyefendi, zengin, kibar, kültürlü. Ama kadın sevmiyor. Adam asla kadını zorlamadan ona hep yardımcı oluyor, hep el üstünde tutuyor. Kadın bunca süre mektuplarına cevap vererek, başı sıkışınca onu arayarak, kendine duyulan ilgili canlı tutuyor. Bu da bir nevi ego tatmini. Bugün internet aleminde friendzone olarak şakası yapılan durumu adama uyguluyor. Sadece arkadaş sınıfına koymuyor yani aynı zamanda inceden her zaman ateşi yanmaya hazır tutuyor. Ancak kadının gönlünün her zaman başkasında olması ve nihayetinde ona dönecek olması, bu adamı öldürüyor. Filmde kelime anlamı ile gerçekleşen bu durum, gerçek hayatta manevi olarak pek çok defa gerçekleşmiştir.
Ve ana mevzu evlilik. Evlilik, Her filmini yazarken de bahsettiğim gibi her çiftin, her ilişkinin kendini çok özel ve farklı sanması ancak özünde hepsinin birbirinin kopyası olma durumu var. Herşey yolundayken, diğerleri gibi olmayalım diye başlayan ilişki, çarpan her dalgada biraz daha parçalanıyor. Ancak evlilik sıradan bir birliktelik değil. Hani meşhur tabiri ile kutsal bir müessese. Öyle ha diyince dağılmaz. Bunun yerine her partner, karşıdaki partneri kendine göre yontmaya ve "eğitmeye" çalışır. Sonunda ortaya ilk günle alakasız 2 tip çıkar. Bu da aradaki sevgiyi bitirir. Filmde gördüğümüz durum bu. Filmin finalinin ise "havada kaldı" "belirsiz bitti" iddialarının tersine mükemmel olduğuna inanıyorum. Çünkü sevgi bitiyor, evlilikler alışkanlıklara ve daha önemlisi "elalem ne der" temalı toplumsal olarak belirlenmiş davranışlar bütününe dönüşüyor. Hatta öyle ki birbirlerinden nefret ettikleri anlarda bile evlilik ateşini tekrar yakmak için ufak bir kıvılcım arıyorlar ve kendilerini aşkın devam ettiğine inandırmaya çalışıyorlar. Kadının o kadar kaçtıktan sonra geri dönüşü bunu anlatıyor. Birbirlerini sevmiyorlar ama evlilik devam ediyor. Ekran başında mantıksız diye haykırıyoruz ancak biraz abartılı anlatılan bu durumun özünün çevredeki 10 çiftten 7'sinde var olduğunu biliyoruz.
Bazen el ele tutuşmalıyız diyor kadın. Sevdikleri için, içlerinden öyle geldiği için değil. Toplum öyle onları alkışlayacağı için.
Buradan geçelim toplum algısına. Geleneksel toplum algısı ve elalem ne der anlayışını yerden yere vurmuş yönetmen. Film boyunca, binbir sıkıntı çeken insanlar hemen hemen tüm davranışlarını "gören insanlar ne der" düşüncesi ile yapıyor. Olayın medyatik hale gelmesinde olay bu. Onlar ulusal, sıradan insanlar belki mahallede, iş yerinde. Ama tüm davranışlar sürekli başkalarının beğeneceği şekilde. Öyle ki eşinin nerede olduğunu bilmeyen ve cinayetle suçlanan bir adamın düştüğü durumlara iyi bakalım. Sadece insanlara iyi davranmak istediği için "karısını kaybeden adam böyle mi davranır" damgası yiyor. Ancak tam da toplumun istediği gibi davrandıktan sonra affediliyor. (o kadının programında) Kadın kaçtığına pişman olmasına rağmen geri dönmek istemiyor. Benden nefret ederler diyor ve döndükten sonra kocasını da aynı şekilde tehdit ediyor. Senden nefret ederler, komşuların hamile bir kadını terk ettin diye sana sırt döner. Yani hiç kimse içinden geleni, kendi sevdiğini yapmıyor. Başkalarının sevdiği, takdir edeceği şeyleri yaparak kendi mutluluğunu arıyor. Film baştan sonra sürekli bunlarla dolu zaten tüm örnekleri vermeye lüzum yok. Ama sen, kendi isteklerini değil toplumun isteklerini yapmak zorundasın. Üniversiteyi bitirmek, güzel bir işe girmek, sonra evlenmek, çocuk yapmak ve onları da kendi yaptıklarını tekrar yapmaya zorlamak. Bundan ne kadar mutsuz olduğunuz ise kendiniz dahil kimsenin umrunda değil.
Son kısım olan medya taşlaması ile zaten fazla klasik. Reyting çekmek ve ilgi görmek adına en ufak bir araştırma yapma gereği duymadan insanları karalamak, sonra aklamak. Normlara uyuyor diye kötüyü iyi, uymuyor diye iyiyi kötü göstermek. İşin rengi değişince en ufak bir utanma göstermeden, özür dahi dilemeden bu defa başkasına odaklanmak. Ve tüm bunları yaparken toplumun kesilmez dikkatini elinde tutmak. Bunca ilgiye ve etkileme gücüne sahipken bu gücü son derece biçimsiz ve özensiz kullanmak.
edit: sonradan aklıma geldi kadın cinselliğinin toplum üzerindeki etkisi üzerine de yazılabilir de işim var. Onu da başka zaman yazarız. Kadının, Amerikalılar hamile kadınlara bayılır, sanki bacaklarını açmak çok zor bir işmiş gibi sözünü baz alacaktım