3 sezon önce, 2011-2012 sezonu başında, belki de yıllar sonra ilk kez şu takıma bir sağ bek alalım denildi ve Eboue alındı. İşte o gün şampiyonluk için umutlarım 10 kat artmıştı, çünkü biliyordum ki artık Sabri oynamayacaktı.
Ancak ligin ilk 7-8 haftasında Eboue sağ bek dışında her bölgede oynamış, Sabri de banko oyuncu olarak oynamaya devam etmişti. Ve bu süreçte takım o kadar derme çatma top oynadı ki, yine şampiyonluk kaf dağının ardında gibi gözükmeye başlamıştı. Ne olursa olsun Sabri'den vazgeçilemiyor, takım bir türlü rayına oturamıyordu. Ta ki, insani olarak şanssız ama Galatasaray için olağanüstü bir şans ortaya çıkana kadar. Bjk derbisinde Sabri sakatlanıyordu. Hem de uzun süreli bir sakatlıktı bu.
O sakatlığın ardından Eboue sağ beke kalıcı olarak yerleşiyor, Galatasarayımız Sabri'nin olmadığı 9 maçı üst üste kazanarak şampiyonluk yolunda dev bir adım atıyordu. Ve 9 haftanın sonunda Sabri sakatlıktan dönüyor, Eboue ise Afrika Kupası için Milli Takım'a gitmek zorunda kalıyordu. 9 maçlık serinin devamında ki ilk maç Samsunspor deplasmanıydı. Sabri de fırsattan istifade yine ilk 11'e dönüyordu. Ancak ilk 45 dakika da o 9 maçtır seriye bağlayan takım gitmiş, yerine Sabri'nin muazzam hatalarıyla 2-0 geriye düşmüş, sahada ne yaptığı belirsiz bir takım gelmişti. Nihayetinde 2.yarıda Sabri oyundan alınıyor ve Galatasarayımız yine gümbür gümbür oynayarak maçı 4-2'ye getiriyordu. Artık şampiyonluk şarkısı dillere daha fazla yerleşiyordu. Ama o gün belki de yıllardır süre gelen 2 ileri 1 geri şeklinde geçen ve en sonunda 8.lik ile son bulan dibe vurma sürecinde ki en önemli etkenin, Sabri'nin bu takımda banko oynaması olduğu bir kez daha net şekilde gözler önüne serilmiş oluyordu.
2 sezondur Sabri'nin adam akıllı forma bulamadığı süreçte, Galatasarayımız 2 STSL şampiyonluğu, 2 Süper Kupa kazanıyor, CL'de ise Çeyrek Final sevinci yaşıyordu. Artık tezler daha kuvvetliydi. Sabri'nin yokluğu eşittir Galatasaray'ın başarısıydı. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus şuydu ki, Çeyrek Final oynadığımız sezonda Schalke ile yapılan ve zor bela 1-1 berabere bitirilen maçta yine Eboue yedek Sabri ilk 11'deydi. Yani az daha bu Çeyrek Final de Sabri'ye kurban ediliyordu. Neyse ki 2.maçta yanlıştan dönülmüş, Eboue sağ beke yerleşmiş, takım da en azından ilk 45 dakika da derli toplu oynayarak istediğini alıyordu.
Geçtiğimiz sezon ise herkesin bildiği üzere çalkantılı geçen süreçlerin yaşandığı bir sezondu. Sene boyunca takım içinde ki sorunlar kadar yabancı kontenjanı ile de uğraşılmak zorunda kalınıyor, ve bu sınırın en başta ki kurbanlarından biri Eboue oluyordu. Takımın en iyi oynadığı maçlar olan 3-1'lik Kopenhag ve 6-0'lık Bursaspor maçlarının yıldızı olan Eboue, bir çok maçta tercih edilmiyor, yerine mümkün mertebe Sabri kullanılıyordu. Öyle ki; Galatasarayımız bu süreçte deplasmanlarda bir türlü maç kazanamıyor, teknik direktör Mancini ise Sabri'yi çözmeye çalışıyordu. En sonunda ise bu adamın sağ bekte bir türlü dikiş tutturamadığını fark etmiş olacak ki, kendisini belki de akla hayale gelmeyecek bir kararla sol bekte değerlendirmeye başlıyordu. Sabri ise takımda ki sol bek yokluğundan neredeyse o bölgede hiç sırıtmamış gibi görünüyordu. Ancak zaman içerisinde yine ilk 11'e bu vesileyle banko yerleşme fırsatı buluyor, ve Galatasarayımızın da şampiyonluk yoluna koyulmuş olan darbelerden biri olarak yeniden ön plana çıkıyordu. Ama esas darbeyi ise 1-1 sona eren Çaykur Rize maçında vuruyordu. Dakikalar 85'i gösterdiğinde teknik direktör Mancini ultra yanlış bir kararla Sneijder'i çıkarıyor, ve daha da ultra bir yanlış yaparak oyuna Sabri'yi alıyordu. Nitekim bu değişiklik 1-2 dakika içerisinde meyvesini vermişti! Galatasarayımız elinde ki maçı saçma sapan bir penaltıyla veriyor ve artık şampiyonluk yarışından belki de temelli kopmuş oluyordu. Aslında olayı böyle değerlendirmek saçma gibi görülebilirdi. Sabri'nin yenen gol ile ne alakası var denilebilirdi. Lakin Sneijder oyundan alındıktan sonra Sabri'nin oyuna alınışının topun ileride kalmasını imkansız haline getirmesinin yanı sıra, bu arkadaşın ne derece gudubet ve uğursuz bir oyuncu olduğu gerçeği bir kez daha tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyordu.
Sezon içerisinde bahsedilmesi gereken bir şey daha varsa o da Galatasarayımızın 9 yıl aradan sonra Türkiye Kupası'nı kazanmış olmasıdır. Ancak bu serüvenin başında ilk maçta Gaziantep Bld. karşısında penaltı atışlarına kalan maçta Sabri en kritik penaltıyı kaçırıyor ve neredeyse daha ilk maçtan elenmemize sebep oluyordu. Ancak neyse ki Ufuk penaltıyı kurtarıp takımımızı ayakta tutuyor, ve belki de kabus gibi geçen sezonu tek kupayla bitirmemize vesile oluyordu. Yani az daha Sabri yüzünden elde avuçta ki tek kupa hedefi de daha başlamadan bitmiş olacaktı.
Sonuca vardığımızda ise, bugün Galatasaray için bir uğursuzluğun, bir gudubetin son bulduğu, hizipçiliğin belli ölçüde kökünün kurutulduğu, ahbap-çavuş ilişkileri ve ben buranın çocuğuyum edebiyatıyla yıllardır iliğimizi kurutan bu kalitesizliğin sırra kadem bastığı gün olmuştur. En azından bugünden sonra başarılı olma ihtimalimiz yüzde 80 oranında artmıştır. Başarısız olma durumumuzda ise olayın artık teknik boyutlarla açıklanabileceği, metafizik saçmalıkların (her başarısızlıkta ortaya atılan yok takım ruhu, yok iman gücü vs.palavraların) bize vakit kaybettirmeyeceği dönem başlamıştır. Tüm Galatasaray ahalisine hayırlı uğurlu olmasını diler, hocamız Cesare Prandelli'ye ise bugünden itibaren kayıtsız şartsız destek olunması gerektiğini büyük bir hassasiyetle bildirmekten kıvanç duyarım.