Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
mustafa cengizin rüyalarina giren forvet şambabanin kendisi mi yoksa baska bisey mi sizce? @Serkan Şafak @Mehmet Eroğlu @Melih Peker
1546377292490.webp
 
1933…

Atatürk’ün belki de en verimli, en hayalperest ve en üretici olduğu yıl olan 1933 yılı, Türkiye’de çok önemli dönüşümlerin yaşandığı bir yıldı. Başta üniversite reformu ile Tarih ve Güneş Dil Teorileri gibi iddialı büyük dönüşüm projelerini bu yıl yürürlüğe koymuştu. O güne değin eskinin tasfiyesi ile uğraşan cumhuriyet yönetimi 1933 yılından itibaren adeta ülkenin yeniden kültürel, siyasal ve toplumsal restorasyonuna girişmişti.

Spor alanı da bu restorasyondan payını almak üzereydi. Ama hangi kulüplerle? Eskyi taşıyan İstanbul kulüpleri mi? Yoksa yepyeni bir oluşumla mı?

Atatürk, eskiyi değil, tıpkı günümüzün “Başakşehir” projesi gibi yepyeni olanı seçti.

Bir restorasyon projesi olarak Güneş, tam da o yıl doğdu. Aslında çoğunlukla Galatasaray’dan ayrılanların kurmakta olduğu bu kulüp, yeni dönemdeki spor kulüplerinin nasıl olması gerektiği konusunda bir model olabilirdi. Bu sebeplerdir ki, kulübün adı Atatürk tarafından Güneş olarak belirlendi (İlk kuruluşta Ateş-Güneş’ti. Ancak bazı eleştiri ve yakıştırmalardan sonra değiştirildi) Kulübün başkanlığına da, Atatürk’ün en yakın dostu ve yaveri Cevat Abbas Gürer getirildi.

Kulüp bugüne değin nereden sağlandığı belgelere dayanılarak ispatlanamamış olsa da, o günlerde hiç bir kulübün sahip olmadığı maddi olanaklara sahipti.

Muhtemelen devlet tarafından sağlanmış olan bu büyük maddi kaynaklar ile Güneş kulübü Taksim’de beş katlı çok şık bir kulüp lokaline, yine Taksim’de tenis kortlarına ve İstinye’de su sporları tesislerine kavuştu.

Ayrıca yüksek transfer bedelleri ödenerek ya da o günlerde hiç bir kulübün bulunamayacağı vaatlerde bulunularak en iyi oyuncular transfer edildi.

Kısacası Güneş özel bir kulüptü. Belli ki kendisinden beklenen çok şey vardı.

Bu yüzden de usule aykırı bir şekilde birinci kümeye alındı.

Ligde oynadığı maçlarda belirli oranda kayırıldı.

1937 yılında averaj hesabı yapılması gerektiğinde yönetmelik Güneş’in lehine yeniden düzenlendi ve Güneş şampiyon ilan edildi.

Kısacası bu kulübün var olabilmesi, yaşayabilmesi ve Türk sporunda kendisine bir yer edinebilmesi için ne gerekiyorsa yapıldı.

Ama Güneş, söylediğimiz gibi esas anlamda sadece bir futbol kulübü değil, bir projeydi. “Yeni toplumun yeni kulübü”ydü…

Bu necenle, Güneş kulübü sportif etkinliklerin dışında sosyal, kültürel hatta siyasal bir çok etkinliğe de imza attı.

Konserler ve konferanslar düzenlendi. Bu etkinliklerin bazıları radyolardan canlı olarak tüm Türkiye’ye yayınlandı. Çocuklar için filmler çektirildi. Siyasal ve kültürel yayınlara destek olundu. Bir çok toplumsal etkinlikte Güneş kulübü öncülük yaptı.

Kısacası Güneş sadece bir spor kulübü olarak değil, o günlerde sosyal bir örgüt olarak da dikkatleri üzerine çekti.

Ve bu özelliğinden dolayı da Atatürk’ün sempatisini belirttiği tek kulüp oldu.

Atatürk’ün İstanbul’da olduğu dönemlerde değişik zamanlarda ziyaret edildi. Atatürk bazı önemli görüşmelerini bu kulüpte yaptı. Kulübün şeref defterini imzaladı ve bu durum kulüp yöneticileri tarafından “Güneşliler Bayramı” olarak ilan edildi. Kulübün bir çok etkinliği bizzat Atatürk tarafından gönderilen kutlama mesajlarıyla tebrik edildi.

Kısacası Güneş ile Atatürk arasındaki ilişki diğer kulüplerin hiç birisindekine benzemeyen farklı bir güzergahta yürüdü. Güneş, arkasına aldığı siyasal destekle bir dönem deyim yerinde ise fırtına gibi esti.

Ve Güneş kulübü Atatürk’ün bu dünyadan ayrılmasıyla birlikte kaderi ona bağlıymışçasına sahneden çekildi
 
1933…

Atatürk’ün belki de en verimli, en hayalperest ve en üretici olduğu yıl olan 1933 yılı, Türkiye’de çok önemli dönüşümlerin yaşandığı bir yıldı. Başta üniversite reformu ile Tarih ve Güneş Dil Teorileri gibi iddialı büyük dönüşüm projelerini bu yıl yürürlüğe koymuştu. O güne değin eskinin tasfiyesi ile uğraşan cumhuriyet yönetimi 1933 yılından itibaren adeta ülkenin yeniden kültürel, siyasal ve toplumsal restorasyonuna girişmişti.

Spor alanı da bu restorasyondan payını almak üzereydi. Ama hangi kulüplerle? Eskyi taşıyan İstanbul kulüpleri mi? Yoksa yepyeni bir oluşumla mı?

Atatürk, eskiyi değil, tıpkı günümüzün “Başakşehir” projesi gibi yepyeni olanı seçti.

Bir restorasyon projesi olarak Güneş, tam da o yıl doğdu. Aslında çoğunlukla Galatasaray’dan ayrılanların kurmakta olduğu bu kulüp, yeni dönemdeki spor kulüplerinin nasıl olması gerektiği konusunda bir model olabilirdi. Bu sebeplerdir ki, kulübün adı Atatürk tarafından Güneş olarak belirlendi (İlk kuruluşta Ateş-Güneş’ti. Ancak bazı eleştiri ve yakıştırmalardan sonra değiştirildi) Kulübün başkanlığına da, Atatürk’ün en yakın dostu ve yaveri Cevat Abbas Gürer getirildi.

Kulüp bugüne değin nereden sağlandığı belgelere dayanılarak ispatlanamamış olsa da, o günlerde hiç bir kulübün sahip olmadığı maddi olanaklara sahipti.

Muhtemelen devlet tarafından sağlanmış olan bu büyük maddi kaynaklar ile Güneş kulübü Taksim’de beş katlı çok şık bir kulüp lokaline, yine Taksim’de tenis kortlarına ve İstinye’de su sporları tesislerine kavuştu.

Ayrıca yüksek transfer bedelleri ödenerek ya da o günlerde hiç bir kulübün bulunamayacağı vaatlerde bulunularak en iyi oyuncular transfer edildi.

Kısacası Güneş özel bir kulüptü. Belli ki kendisinden beklenen çok şey vardı.

Bu yüzden de usule aykırı bir şekilde birinci kümeye alındı.

Ligde oynadığı maçlarda belirli oranda kayırıldı.

1937 yılında averaj hesabı yapılması gerektiğinde yönetmelik Güneş’in lehine yeniden düzenlendi ve Güneş şampiyon ilan edildi.

Kısacası bu kulübün var olabilmesi, yaşayabilmesi ve Türk sporunda kendisine bir yer edinebilmesi için ne gerekiyorsa yapıldı.

Ama Güneş, söylediğimiz gibi esas anlamda sadece bir futbol kulübü değil, bir projeydi. “Yeni toplumun yeni kulübü”ydü…

Bu necenle, Güneş kulübü sportif etkinliklerin dışında sosyal, kültürel hatta siyasal bir çok etkinliğe de imza attı.

Konserler ve konferanslar düzenlendi. Bu etkinliklerin bazıları radyolardan canlı olarak tüm Türkiye’ye yayınlandı. Çocuklar için filmler çektirildi. Siyasal ve kültürel yayınlara destek olundu. Bir çok toplumsal etkinlikte Güneş kulübü öncülük yaptı.

Kısacası Güneş sadece bir spor kulübü olarak değil, o günlerde sosyal bir örgüt olarak da dikkatleri üzerine çekti.

Ve bu özelliğinden dolayı da Atatürk’ün sempatisini belirttiği tek kulüp oldu.

Atatürk’ün İstanbul’da olduğu dönemlerde değişik zamanlarda ziyaret edildi. Atatürk bazı önemli görüşmelerini bu kulüpte yaptı. Kulübün şeref defterini imzaladı ve bu durum kulüp yöneticileri tarafından “Güneşliler Bayramı” olarak ilan edildi. Kulübün bir çok etkinliği bizzat Atatürk tarafından gönderilen kutlama mesajlarıyla tebrik edildi.

Kısacası Güneş ile Atatürk arasındaki ilişki diğer kulüplerin hiç birisindekine benzemeyen farklı bir güzergahta yürüdü. Güneş, arkasına aldığı siyasal destekle bir dönem deyim yerinde ise fırtına gibi esti.

Ve Güneş kulübü Atatürk’ün bu dünyadan ayrılmasıyla birlikte kaderi ona bağlıymışçasına sahneden çekildi
Atatürkümüz ateşe güneşi bizden daha çok seviyodu sanırım.ikisi de Galatasaray takımı da işte niyeyse bir Galatasaray daha olmasına müsade etti...fenerden nefret ediyodu belliki:d
 
bu tarafel bize brezilyadan BIR tane topcu bulamamismi yaw.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri
Üst Alt