---
Bu yazı ne hocayla ilgilidir, ne yönetimle ilgilidir, ne herhangi bir oyuncuyla ilgilidir. Sadece büyük ve inançlı Galatasaray taraftarı içindir.
---
Neuchatel Xamax’a deplasmanda 3-0 yenilmiştik.
Kimse böyle bir skoru beklemiyordu.
Ama teknik direktör Mustafa Denizli maç sonu “Kimse merak etmesin biz İstanbul'da Neuchatel'i 5-0 yeneriz!” demişti.
İşte bu hocanın oyuncularına olan inancıydı.
Rövanş günü Neuchatel stada giderken yol kenarlarında bekleyen kalabalık taraftarlar, camdan kendilerine bakmakta olan oyunculara elleriyle “5” işareti yapıyorlardı, stad hıncahınç doluydu.
İşte bu taraftarın hocaya ve takıma olan inancıydı.
Halbuki teknik direktör daha çok yeniydi, çok tecrübesizdi. Ne kadar yardımcı hocalık yapmış olsa da, ilk teknik direktörlük deneyimi için Derwall’den koltuğu daha o sene almıştı.
Devraldığı Derwall 14 senelik Alman Milli Takımı tecrübesinin son 5 senesi teknik direktör olarak takımın patronuydu. Avrupa Şampiyonuydu, Dünya Kupası finalistiydi, büyük başarıları yaşamış bir futbol duayeniydi. Son senesinde Almanya gibi bir devi gruplardan çıkaramamıştı, Beckenbauer’e bırakmak zorunda kaldı. Kendisi için büyük hüsrandı, Bundesliga’dan gelen cazip teklifleri dahi reddederken ancak Galatasaray’ın yöneticileri “kendisini sadece teknik direktör olarak istemediklerini, Türkiye’de futbolun altyapısını gerçekleştirebilecek biri olduğu için istediklerini” söyleyince gelmeyi kabul edecekti.
Yaşadığı büyük hüsran Avrupa şampiyonluğuyla sonuçlanacak devrimimizin ilk tohumlarıydı. Bu hüsran milli takımı bırakıp Galatasaray’a gelmesine neden olacaktı. 12 yıldır şampiyon olamayan Galatasaray’a.
İlk senesinde 5. olacaktı ama ne kovuldu, ne tartışıldı. Bu yönetimin hocaya olan inancıydı.
Şimdiye kadar görülmemiş bir disiplin uyguluyordu. Koşan, kovalayan, ısıran, ısrar eden, yılmayan bir oyun oynatıyordu, toplu hücum toplu defans diyordu, ama 2. sezonunda da şampiyon olamadı. Bu sefer averajla kaçırmıştı ama 13 yıldır şampiyon olamayan kulüp kaynıyordu.
11 şampiyonluğa ulaşan ezeli rakip Fenerbahçe farkı 5’e çıkarmıştı, Trabzon yakalamıştı, Beşiktaş’ın yakalamasına 1 şampiyonluk kalmıştı. Galatasaray’ın bir daha hiç şampiyon olamayacağı konuşuluyordu, başkan Derwall’i gönderecekti. İnanç bitti derken bu sefer dönemin başbakanı inanmıştı, rica edecekti, 1 sene daha sabredin diyecekti.
Tribünler 14 senelik bu çile, bitsin artık bu sene diye feryat eden taraftarlarla hıncahınç doluydu. 14 yıl aradan sonra şampiyon olan Galatasaray’a hem modern futbolu hem kazanmayı öğretmişti. Herkes ağlıyordu. Bıraktığı mirasın ne denli büyük olduğu çok sonraları anlaşılacaktı, takip eden yıllarda şampiyonluklar, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final, Kupa Galipleri Kupası’nda çeyrek final ve daha birçok ilkler ve başarılar birbirini izleyecekti. Modern Türk Futbolunun Mimarı diyeceklerdi. O ise “Alman Milli Takımı’yla kazandığım şampiyonluktan daha değerli” diyecekti.
Tur için hiç ümit yoktu. 3 gol yediğin rakibe yemeden 4 gol atmak imkansız diyorlardı. Ama tribünler doluydu. Herkes 5 gol izlemeye gelmişti, taraftar inanıyordu, hoca inanıyordu, oyuncular inanıyordu.
O tarihten sonra Galatasaray taraftarı neye inanırsa tarih öyle yazdı, Galatasaray da tarihi yazdı.